renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Derin İhtilal

27 Mayıs

İlk darbelerde yeniçeriler baş aktördü. Çorba kazanları Ocak avlularında devriliyor, "istemezük" naraları duyuluyordu. Naralardan kelleler titriyor, tahtları sallantı tutuyordu.

Çok çeşitli darbeler gördü bu topraklar. Ama herhalde en ilginci 23 Ocak 1913'te İttihad ve Terakki'nin yaptığı Bab-ı Âli baskınıdır. Başı Enver Paşa çekiyordu. Etrafında fedailer vardı. Yakup Cemil ve baskında maktul düşen Mustafa Necip gibi. Talat da gitmişti Sadarate kadar, hatta meşhur derviş filozof Ziya Gökalp de. Kapı da fiskos ederlerken silah sesleri duyulunca etraftakiler onlara gelip ne olduğunu sorduklarında Talat pişkin pişkin "millet idareye el koydu" diyecekti. Acaba filozof o anda ne düşünüyordu? Kim bilebilir.

Bab-ı Âli baskını, baskın meşrutiyetin, durulmayan sularının, gördüğü belki sadece biraz farklı bir fırtınaydı.

1980'e kadar ülkede resmi bayram olarak kutlanan 27 Mayıs 1960 ihtilali ise Cumhuriyet'in ilk askeri darbesidir.

27 Mayıs’ta insan biraz duraksar. Aslında bütün darbelerde duraksar. Çünkü sebepsizdirler. 12 Eylül. 12 Mart. 28 Şubat. 27 Nisan. v.s. hepsinde ortada ciddi, darbelik, işlerin o raddeye varmasını gerektirecek bir sebep yoktur. Ama yine de olmuşlardır. Niye? Hevesler mi? Kışkırtmalar mı?

27 Mayıs için internet ansiklopedisi vikipedi ilginç bir sebep öne sürüyor:"Bazı iddialara göre ihtilalin arkasında başta Amerika olmak üzere Batılı devletler vardır. Menderes, iktidarının son yıllarında artık Marshall Planı kapsamında Amerika'dan daha fazla kredi alamadığını görmüş ve Seydişehir Alüminyum ve İskenderun Demir-Çelik ve diğer sanayi projelerini kredilendirmek için Sovyetler Birliği ile yakınlaşmaya başlamıştı. Bu amaçla Rusya'ya üst düzey ziyaretler yapılıp, ülkedeki sanayinin gelişmesi için Rusya ile yatırım antlaşmaları imzalanma hazırlığı yapılmaktaydı.[2] Nitekim, Demokrat Parti'nin devamı olan Adalet Partisi, darbeden sonra yapılan serbest seçimlerde 1965 yılında tek başına iktidara geldiğinde, Adnan Menderes döneminde projesi yapılıp da kredi yokluğundan gerçekleştirilemeyen bu projeleri Sovyetler Birliğinden alınan proje kredileriyle bitirmiştir."

Bu iddia önemli... Çünkü Türkiye’de Amerika’ya rağmen kolay kolay darbe de olmaz, iktidar da olunmaz. Bu bir gerçeklik... Siyasiler boşuna Amerika’ya gidip gelmiyorlar.

12 Eylül’de ABD başkanının kulağına eğilen bir yetkilinin “bizim çocuklar yönetime el koydular” dediği rivayet edilir.

Refah-Yol döneminde kendisine darbe söylentileri aktarılan Tansu Çiller “olmaz öyle şey, her gün Amerika’yla konuşuyorum” cümleleriyle itiraz ediyormuş.

Vikipedi’nın 27 Mayıs'a gösterdiği mezkur nedene, İsmet İnönü, basın, üniversite v.s. diğer kurumların Demokrat Parti ve Menderes’e hırçın muhalefeti de eklenebilir.

Ansiklopedi'de ekonominin kötülüğünden ve enflasyonun yüksekliğinden de söz ediliyor ama o cümlelere katılmak mümkün değil. Şu rahatlıkla söylenebilir: Demokratların ekonomisi tek parti döneminden çok daha iyiydi. Seçimlerde genel belirleyicinin ekonomi olduğu göz önüne alınsa, milletin 1957 seçimlerinde Demokrat Parti'ye yüzde 47 oy vermesi de bunu gösteriyor.

Ayrıca Türkiye dünya ortalamasının üstünde bir kalkınma hızını ilk defa 1950-1960 arası dönemde yakalamıştı. (Taha Akyol)

Sonra meşhur Tahkikat Komisyonları… Meclisten çıkan bu komisyonların gazeteleri kapatma ve gazetecileri tutuklama yetkileri vardı.

18 Nisan 1960'ta bunları eleştirmek için İnönü Meclis kürsüsünde konuşur ve bugün de bilinen cümlesini söyler: "Böyle devam edersiniz ben de sizi kurtaramam." Bu cümle şu soruyu akla getiriyor: "İnönü'ün onları kurtarmak gibi bir meselesi oldu mu?"

Taha Akyol 27 Mayıs'la ilgili bir yazısında şöyle yazar: "27-Mayıs ihtilalinin en önemli gerekçesi Menderes iktidarının CHP hakkında “Tahkikat Komisyonu” kurarak muhalefeti yok edip diktatör olmak istediği iddiasıdır.

Tahkikat Komisyonu kurulması önerisini DP Meclis Grubu 12 Nisan 1960’da, Meclis ise 15 Nisan’da kabul etmişti. Halbuki Abdi İpekçi ve Metin Toker ordudaki darbe örgütlenmesinin 1950’lerin ortasında başladığını anlatırlar." (Milliyet 27 Mayıs 2008)

Sivil iktidarların velev ki diktatörlük gibi bir niyetleri olsa dahi askeri darbeyle indirilmeleri ne kadar meşru olur. Kaldı ki Demokrat iktidar için öyle bir sav kesinlikle öne sürülemez. Hem askeri yönetimler de diktatöryel değiller mi? Yoksa mesele "benim diktatörüm-senin diktatörün" mü?

27 Mayıs'ın esas sebep figürü herhalde İnönü'dür. Değişik bir zat İnönü... Menderes'te kaba tabirle "İnönü takıntısı" olduğu söylenilir. İnönü'nün "Bayar'ı istihfaf ettiği (küçümsediği)" rivayetler arasında.

Burada ilginç bir anekdot aktarmak istiyorum: Atatürk 1937'de sofradaki küçük bir karşı çıkıştan dolayı İnönü'yü başbakanlıktan alır. Bunu beraber trenle İstanbul'a giderlerken kısa bir görüşmede gerçekleştirir. Görüşmeden ilkin İnönü ayrılır. Simasında herhangi bir fevkaladelik yoktur. Sonra Atatürk gelir ve iki kelimeyle durumu anlatır: "Oldu, bitti."

İnönü'nün yerine Bayar atanır. Bayar sabık başbakanla görüşürlerken hafif onun gerisinde durur. Bunu Atatürk'ün yakınları yadırgar ve Bayar'ın uyarılmasını Atatürk'ten rica ederler. (Çankaya- Falih Rıfkı Atay)

Cemal Gürsel ihtilalden önce Kara Kuvvetler Komutanıdır. Görev süresinin sonuna doğru zamanın savunma bakanı Ethem Menderes'e bir mektup yazar, fikirlerini söyler. Mektuptan bir cümle dikkat çekicidir: "Bütün fenalıklara sebep bu zattır. (Yani Bayar)"

İnönü on yıllık Demokrat Parti iktidarına hırçın, yıpratıcı, uzlaşmadan uzak bir muhalefet yapmıştı. Buna somut misalleri yine Taha Akyol'un mezkur yazısından aktaralım: "Menderes’in 1954’te çıkardığı yabancı sermaye ve petrol kanunlarına karşı İnönü ünlü Uşak konuşmasıyla “Memleketi satıyorlar” kampanyasını açmış, ordudaki ihtilal örgütlenmesi o dönemde başlamıştır! Halbuki İnönü 27 Mayıs’tan sonra iktidara geldiğinde bu kanunları benimseyecekti! CHP’nin yıkıcı kampanyası “Menderes Kars ve Ardahan’ı Ruslara sattı, öldürttüğü gençlerin cesetlerini kıyma makinelerinde yok etti” propagandasına kadar varmıştır!"

Bunda İnönü'nün muhalefette olmayı içine sindirememesi etkiliydi. O, iktidara alışmıştı. 14 yıllık başbakanlık, sonra bir yıllık menkubiyet, ardından 12 senelik iktidarını temsil eden seneler; milli şeflik dönemi.

Sonra bir genç gelmiş ve onu devirmişti. İnönü bunu sineye çekemiyordu. Ve bir oyun oynadı. Menderes’i tuzağa çekti.

İnönü menderes'in sinirleriyle oynayarak onu hata yapmaya zorladı.

Tahkikat Komisyonları düşülen tuzaklardan biriydi ve Menderes'i haklı davasında haksız gibi gösterdi.

Bu ülkede en zor şeylerden biri medyayla uğraşmak. Çünkü onun alanı çok geniş, karşıtlarının çok dar.

Medyayı güçlü kılan önemli vasıflarından biri; onunla mücadelenin zorluğu...

Gücü sesi olan ve sesi her yerde olan bir kurumla baş etmek imkânsız gibidir.

Derin güçlerin ilk direniş ve ittifakları da Demokrat Parti iktidarında oluştu denebilir. Seçkin geçinenler altlarındaki zayıf zemini hızla kaybettiklerini görünce ittifakın zaruretine inandılar ve gereğini yerine getirdiler. CHP, medya, üniversite, sivil ve sivil olmayan toplum kuruluşlarının ittifakları o günden başladı.

27 Mayıs’tan önceki Nisan’da Kızılay’da öğrenciler gösteri yaparlarken Menderes oradan geçer. Olayı görünce arabadan iner ve aralarına girip ne istediklerini sorar. Yakasına yapışan bir öğrenci -meşhur rivayete göre bu öğrenci Deniz Baykal’dır, söylentiye göre ise Vedat Dalokay- "hürriyet istiyoruz" cevabını verir. Bunun üzerine Menderes "bir başvekilin yakasını tutmuşsun, bundan ala hürriyet mi olur" tarihi cümlesini söyler.

27 Mayıs'ın en önemli sebebi neydi? Galiba şu: Derin kesimin ülkeyi Menderes'in yönetmesine tahammül etmemesi. Bunu içine sindirememesi ve kabullenememesi…

Buna İnönü’nün iktidar hırsı için denediği taktiklerle, 60’larda dünya ordularını tutmuş olan darbe yapma modası da eklendi ve bu bir kaç menfi rüzgâr birleşerek halkın seçtiği bir başvekili darağacına götürdü.

Menderes’in de şüphesiz hataları vardı ama aks-ül amel nevidendiler. Çoğu üzerine gidildiğinden verdiği tepkilerden oluşuyordu.

Bugünkü sistemin temeli 27 Mayıs'tan sonra hazırlanan 61 anayasasıyla atıldı. Davut Dursun 61 anayasasının mahiyetini şu cümlelerle çok güzel analiz etmiş: "...bu anayasanın siyaset ile idare arasındaki dengeyi iyice sorunsallaştırdığı, demokratikleşme hususunda hâlâ sorun haline gelen bürokrasinin siyasi tutum ve eylemlerine kullanılabilir bir zemin oluşturduğu, siyaseti marjinalleştirip şekilsel hale getirdiği de unutulmamalıdır." (29 Mayıs 2008)

Anayasa Hazırlama Komisyonu Başkanı Sıddık Sami Onaran'dı. İstanbul Üniversitesi Rektörü. Hukukçuydu. Teziç kadar. İhtilale fetva veriyordu. Bir özelliği vardı. Sistemin hangi emniyet supaplarına gereksinim duyduğunu iyi biliyordu ve elindeki yetkiyi bunun için sonuna kadar kullandı.

61'de kurulan sistemin bariz özelliklerinden biri şu: Rejim kurumlarca -Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay gibi- halka karşı korumaya alındı Bugün şahidi olduğumuz mücadele oluşturulan bu savunma güçleriyle halkın doğal kuvvetleri arasında geçiyor. İkinciler o bentleri yıkmak, halkın taleplerini idareye aksettirmek istiyor. Halk kobaycıları ise buna yol vermemek için çabalıyor.

Askeri vesayet bu ihtilalle bir nevi kurumlaştı.

Bütün darbelerin ortak bir özellikleri var. Sistemin oturmasını geciktirmişler. Normal seyirde darbeler şeklinde anormal kırılmalar olmasaydı, bugün çok daha sağlıklı bir yönetimimiz olurdu.

Bugün bazıları mevcut iktidarı tehdit için 27 Mayıs'ı hatırlatıyor. Onu imalarında kullanıyorlar. Son yıldönümünde bunun artması üzerine Fehmi Koru konuyla ilgili yazdığı yazıda şu cümlelere yer verdi:

"Biliyorsunuz, bir yüksek yargı kurumun başsavcısı, ortada fol yok yumurta yokken, üç askerî darbeye sözü getirip 27 Mayıs övgüsü yapmıştı;

...Bu sözleri benimsemeyen bazı hukukçuların suç duyuruları yargı tarafından reddedildi.

Tablo ortada: Darbe övgüsü ve siyaseten katl uygulamasına çıkılan destek cezasız kaldı...

...27 Mayıs bir darbeydi ve ona yöneltilen övgü de TCK'ya göre suç; suç, ama suçu işleyen kişi yargı tarafından cezalandırılmıyor...

...Suç işlendiği, suçun nasıl cezalandırılacağına dair yasa da var olduğu halde, zanlının peşinin bırakılması başkalarını da suç işlemeye teşvik ediyor işte.
Acaba bunun da sebebi, Türkiye'de siyaset yapanların, demokrasiyi kesintiye uğratmaktan çekinmeyen darbecilerle yıllar sonra bile hesaplaşmayı göze alamamış olmaları mıdır? Herhalde öyle.

Bir yerden başlayarak bu tabloyu tersine çevirmek şart."
(Fehmi Koru- Yeni Şafak 29 Mayıs 2008)

Siyasetin ülkemizde normalleşmesi hatta sadece siyasetin değil ülkenin tümüyle normalleşmesi için "demoklesin kılıçlarından" kurtulmamız gerekiyor.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

ilk darbe (mi?)

ellerine sağlık Resul;

"şimdilik" az ekle yetiniyorum ve umarım üstüne düşünülür ve konuşabiliriz de hatta...

"...27 Mayıs 1960 ihtilali ise Cumhuriyet'in ilk askeri darbesidir. "

Bu doğru.
ama zihnimizin bize oynadığı bir oyun var.görmek gerek. ne o?
evet bu darbe Cumhuriyet'in ilk darbesidir.
Ama Cumhuriyeti kuranların ilk darbesi değildir...
Birinci meclisten ikinci meclise geçişi iyi okumak gerek. Esas darbe Lousanne'daki Muvazaa'yı kabul edecek meclisin teşekkülüdür.

Hani şu süngü sırtına dayanmışken ismi kendisine jandarma tarafından okunan ama aslında hiç tanımadığı adama mecburen kelimesinin karşılamaya takat yettiremeyeceği kadar eşşek gibi oy veren dedelerimizin vesile olduğu darbe...

Gümüşhaneli Zeki Bey'in hikayesini okuduğunuzda istisnada saklı trajediyi anlayacaksınız. Sayısız kitap var ama ilk aklıma gelen Ahmet Cemil Ertunç(Celalettin Vatandaş) Cumhuriyetin Tarihi oldu...

Eskişehir'de alındı menderes biliyorsun.ve konusmasının muhtevasında seçimi haber vereceği söylenir.fırsat bırakılmadan alınır ve derdest edilir.sonrası dram-trajedi.

ellerine defalarca sigara basılır...
aynı sigaralar bir teğmen tarafından ise dönemlerinin genelkurmaybaşkanlıklarını yapmış iki komutanın yüzüne basılacaktır.hatta yüzüne sigara basılan genelkurmaybaşkanı " baban eşek de olsaydı bunu yapmazdı" der...
en dik duran fatin rüştü zorlu olur...
asla taviz vermez ezilmez...
menderes için adnanı getirin diye hitap eden hakime çıkışır ve tersler hatta...
ertesi günü gözü dışarıdadır ama...patlatmışlar ve simsiyah yapmışlardır yani...
menderes aşırı naziktir...
polatkan ise tırnak içinde ezik...
son gün neredeyse idam sehpasına götürülemeyecek kadar üzgündür...
o günü çok düşünmüşümdür...
idam anını...
menderesi asılmış gördüğümde ne ağlamıştım belgeselde resul...
dedemin çok yakın arkadaşıydı...resimleri hala mevcut ve bizde...
teyzemin said nursiyle alakalı hatırası da öyle...
evimize gelir said nursi dedemle görüşmek için...
ilk defa haremlik selamlık yapıldı der teyzem o günü anlatırken...
çok karizma bir adamdı diyor said nursi için :)
yanındakiler de traşlı üniversite talebesi gibi tiplerdi demekte nur talebeleri için seküler ve gurbetçi teyzem:)
neyse...
ellerine sağlık tekrar resul.
hayrlara vesile olsun.

darbe

yazının bazı noktalarında ihtilal kelimesini kullanmanız, asla tasvip edilemez bir darbeye halk desteği ithaf etmek anlamına gelir veya işmam eder. 27 mayıs bu ülkeye yapılan en büyük fenalıktır. gözle görülen ziyanlarının yanında; her katilin günahını yüklenen kabil hesabı, her darbe de, hükümranlık haklarını meclis eliyle sağlayan millete her sekte vurulduğun da onların hesabı vardır.
elinize sağlık...

Çıbanımız çok derin, işlemez yakılar
Nerde bizim şarkımız, nerde öbür şarkılar

Seydişehir Alüminyum ve...

"Seydişehir Alüminyum ve İskenderun Demir-Çelik ve diğer sanayi projelerini kredilendirmek için Sovyetler Birliği ile yakınlaşmaya başlamıştı."

Bu cümleyi işgalsiz alan hakimiyetleri manasında haklı buluyorum.Bu bir sebep olabilir.
Bu sebebe birazda içerdeki hegomonyacıların istekleri dahil olunca darbe kaçınılmaz oluyor hala.

Teşekkür ederiz.