renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Dersini Almış da...

2000-2002 Evin Art Galeri

-At şu can simidini, çabuk ol çabuk !...

Tekrar sulara gömüldüm, gözümü açmaya çalışıyorum ama ne mümkün. Denizin tuzlu suları ciğerlerime kadar doldu. Gözlerim yuvalarından fırlayacak; ne zor şey nefessiz kalmak. Ölüyorum artık. Son bir çırpınışla ellerimi aşağı ittim. Her çırpınış başarısızlıkla sonuçlandı...

Bu çırpınışlarla açtım gözlerimi. Kan ter içindeydim. Oturur vaziyete gelip rahat bir nefes aldım.

—Oh, dünya varmış!
—Aman Allah'ım, ne kötü rüya idi o!...

Göğüs kafesimdeki daralmanın sigaradan kaynaklandığını biliyordum.

—Allah'ım kurtar beni bu sigaradan!

Yine erken kalktım işte. Baharın o serin havasım nefeslenmek ve evin önündeki gülleri seyretmek için balkona çıktım. Son zamanlarda her gün bir iki yudum su ile boğazımın kuruluğunu alıp bu güzelliği seyrederken, ettiğim dualara rağmen sigara içiyorum. Havanın bulutlu ve güneşsiz oluşu kasvet verir birçok insana. Bende ise tamamen farklı duygular uyandırıyor o yağmur sonrası dinginlik, ıslaklık ve toprağın kokusu. Huzur doluyor içim. Ömrümce sevdim böyle havaları. Lisede, edebiyat derslerinde Nihat Sami Banarlı'nın hazırladığı kitabı okurduk. Divan edebiyatından alıntı yapılmış o meşhur parçalar üzerinde anlam çalışmaları yapardık. Önce bilinmeyen kelimeler:"ebr-i nisan", "gül", "gülzâr" . "çiğ"... İşte hepsi karşımda şu küçük bahçeyi anlatır gibi o güzel terkipler, mazmunlar...
"Sabah sabah nereden de geldi aklıma bunlar?"

Son bir nefes çekerek, izmariti sokağa doğru fırlatıp içeri girerken üşüdüğümün farkına vardım Üzerime bir yelek alıp, sabahın erken saatinde içtiğim sigaranın yol açacağı iştahsızlıktan dolayı büyük ihtimalle yiyemeyeceğim kahvaltıyı dostum için hazırlamaya koyuldum.
Annem, sevgili annem! Bir zamanlar hep sen hazırlardın kahvaltımızı. Yaşanmış onca beraberliklerimizde bir kerecik olsun erken davranıp ikramda bulunamadım sana. Yapacak olsam yaptırır mıydı? Ana yüreği işte. Sofrayı kaldırmama bile razı olmazdı. Eziktir Anadolu'da kadınlar. Köyünden, yaylağından başka mekân göremeden cennete göçer Anadolu'daki analar.Yoktur dünyadan bir beklentileri nefisleri adına. Evlatları güzel yaşasın, rahat etsin de gerisi mühim değildir. Tarlada ırgat, evde hizmetçi olmak işten bile değildir onlar için.

''Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var,
Çocuklar hıçkırır anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim !"

—Ah anacığım ah, sen de beni mi andın yoksa? Özledim şimdi!
İhsan seslendi:
—Anan duadadır; sen kahvaltıyı hazırladın mı ondan haber ver?
—Hazırladım, zıkkımlanacan mı? İhsan bu sözüme kahkahayla gülüyor.
—Gülersin tabi, buldun bir hizmetçi, oh ne âlâ...

Tüm bunları söylerken onun bu sözlerimden kırılıp darılmayacağım iyi biliyorum. Dost canlısı, toprak gibi bir insan İhsan. Böylesi birine bin yıl kahvaltı hazırlasam zor gelmez bana.

İhsan:

— Benim gömlekle pantolon ütülenecek. Salonda, somyanın üzerine bıraktım. Biraz daha uyuyacağım.
Mutfak kapısındaki görüntüsü kaybolmuştu.
—Tövbe tövbe...

Ben ütüleyemem, kendin ütüle. Bir dostun gönlünü sıcacık etmek için o ütü işini yapacağım. Sesimi duyurabilmek için mutfağın kapısına doğru uzanarak:

—Cumartesi günü "Paşa" benim, ona göre...
—İyi. anladık; karşılıksız da iş yapmazsın hani!

Bu "Paşalık da aramızda küçük bir oyun. Hafta sonu güneşli sabahlarda, evin arkasındaki asmanın altında kahvaltı yaparız. Birimiz hizmetçi olur. birimiz "Paşa". Çay için demliği ocağa bırakıp salona ütü yapmaya geçtim. Ütü masamız yok. Bu iş için prizin altına bir battaniye seriyoruz, onun üzerine de seccademizi. Al sana ütü masası, hiç de fena olmuyor hani.

İhsan, kahvaltıdan hiç yemedi desem yeridir. İki üç lokma ve yarım bardak çay. "Geç kaldım" diyerek kalktı sofradan. Hazırlamasam diyorum şu kahvaltıyı, olmuyor. Hazırlasam, böyle yapıyor. Bugün de koşturarak gidecek servise İhsan. Son dakikalara kadar yataktan kaldırmak ne mümkün. Komşumuz Erhan Bey pencereyi açıp diyor ki:
—Hocam ne olur bir kere de şu servise sakin sakin gittiğini görelim.
—Neredeee!..

İhsan mı gidecek? Koşuşturmadan sakince bir işine, bir buluşmasına yetiştiğini gören olmamıştır.

Ben de hazırlanıp servisin yolunu tuttum. Yunus Emre caddesine çıkıştaki köşede bir Allah dostuna ait olduğu söylenen, adı sanı yok bir mezar var. Ona da her gün olduğu gibi bir selam verip geçtikten sonra servis durağına kadar okuyor ve dua ediyorum. İkinci sigaramı servis durağında yaktım. İşte başladı günün koşturmacası.
Yüzyıllarca bakir kalmış, kalmaya devam edecek gibi görünen Anadolu toprakları... Ereğli'den bu yana bir tespih tanesi gibi dizilmiş köyler: Türkmen, Çiller, Aşağı Göndelen, Yukarı Göndelen... Yeşilsiz, alabildiğine boz bir ova..."Allah'ım ne zaman Öğreteceğiz ağaç yetiştirmeyi bu insanlara !"

Anadolu'dan başka bir memlekette yaşasaydı "Uzun ince bir yoldayım " diye başlayan bir türkü yakabilir miydi Âşık Veysel diye düşünüyorum. Türküdeki gibi biz de her gün bu ovada kırk beş dakika yolculuk yapıyoruz uzun ve yorucu.

Okulu her görüşümde az da olsa bir heyecan yaşarım. Otobüsten inerken her birimize ayrı ayrı "günaydın" demek isteyen öğrenciler yine sıralanmış bizi bekliyorlar.

—Günaydın hocam.
—Günaydın öğretmenim
—Günaydın çocuklar günaydın.

Bu seremoni sanki görevmiş gibi her gün yaşanmalıydı onlar için.
Üçüncü dersin teneffüsünde sınıftan çıkmadım, masada oturup kaldım. Etrafımda beş altı öğrenci konuşuyoruz oradan buradan.

—Size bir şey diyebilir miyim
—De bakalım
—Ama kızmayacaksınız
—Neden kızayım ki?
—Kızmayacağınıza söz verin önce.
—Söz kızmayacağım.
—Çok kötü sigara kokuyorsunuz, size yakıştıramıyorum hocam!

Ateşe atıldım sanki, yamyordum. Kazan kazan kaynar sular boşalıyordu da bunalıyordum altında.
Utandım! Çok utandım!
Çocukluğum geldi aklıma. Babamı beklerdim sokak başında. Kucaklaşırdık hemen. Eve kadar kucağında giderdim. Giderdim gitmesine de, babamın sigara kokusu rahatsız ederdi beni. Çocuk aklı işte önemsemezdim. Büyükler sigara ile özdeşti benim için. Nasıl ekmek yeniliyor su içiliyorsa sigara da içilirdi. Büyük olmanın delili idi. Gel gör ki Sevgi doğru söylüyordu. Olmaması gereken bir kokuydu bu. Acizlikten mi desem, mahcubiyetten mi, yumruk gibi bir şey oturdu boğazıma. Yalnız olmayı o andan başka hiç bu kadar arzulamadım ömrümce ama yalnız değildim işte!

Sevgi'nin söylediği o söz beni çok utandırmıştı. Allah'ım ne kadar yalın, ne kadar dürüst bir ifadeydi... Kendimi bir an önce toparlamam gerekiyordu. Bir şeyler söylemem gerekliydi:

— Sigara çok kötü bir illet değil mi arkadaşlar?

Gırtlağımda düğümlenen acıya rağmen çıkan bu ses çok cılız, güçsüz, aciz... Herkes, Sevgi'ye "Neden yaptın ?" der gibi bakıyor. Sevgi yaptığına pişman. Ağlamaklı olmuş; gülen yüzü solmuş, diline kahrediyor belki içinden. Ortamın gerginliğini almak için sorulara devam ediyorum: —Peki, bırakabilir miyim bu illeti sizce
—Bırakmalısınız hocam.

Hataya düşmek o kadar önemli değil, önemli olan ısrar etmemek. Allah (c.c.), helak olan kavimleri anlatırken; helak oluş sebeplerini hataya düşmelerinden değil de yanlış davranışlarında ısrarcı olmalarına bağlıyor. Ortada bir yanlış vardı ve bu yanlış benimdi. Sevgi, sadece gerçeği dillendirmişti. Bu yanlışın bir an önce düzeltilmesi gerektiğini düşünüyordum. ''Hoca öğretmez, yetiştirir. " diyor üstat Cemil Meriç. Yetiştirmeye çalıştığımız öğrenciler, bizi her halimizle sürekli izlemektedirler. Omzuma dokunan bir el dağıttı düşüncelerimi:

—Hocam yoklamayı alayım mı?

Sevgi soruyordu. Sormuyordu da özür diliyor "Affet, incitmek istemedim" diyordu sanki. Tüm bunlar yaşanırken zil çalmış, öğrenciler sınıfı doldurmuştu. Altıncı sınıf öğrencisi Sevgi, samimi ve dürüst ifadesi ile hayatımın en büyük dersini vermişti bana. Bugüne kadar dost diye bildiğim, candan sevdiğim hiçbir insan bana bu kadar etkili konuşmamıştı. İçten içe utancım devam ederken bir taraftan da seviniyordum bu duruma. Çünkü sigaraya karşı bir nefret uyanmıştı içimde. Bu iyiye işaretti. Sevgi'ye seslendim

—Kapımızı ört kızım.

Son birkaç öğrenci de sınıfa girdikten sonra teneffüste yaşananları ve hislerimi sınıfa anlattım. Sonra onlara en kısa zamanda bu bağımlılıktan kurtulacağıma dair söz verdim.

Sonraki günlerde kafamdaki tek düşünce sigarayı nasıl bırakacağımdı. Nihayet doğum günümü milat kabul ederek, 10 Mayıs tarihi için kendime söz verdim. Bir haftadan fazla bir süre vardı. Bu kararımı öğrencilerime de açıkladım ve çok sevindiler. İlginçtir, öğretmen arkadaşlarımın birçoğundan bu işi başaramayacağım yönünde telkinler alırken; onlar, o küçük görünümlü büyük insanlar hep destek oldular, güven verdiler bana.

9 Mayıs akşamı yatma vakti geldiğinde paketimde 3 adet sigara kalmıştı.Tiryakiler ondan ayrılmanın ne demek olduğunu bilirler. "Bunları da iç, bu son fırsat" diyen şeytanın sözüne uymadım.
10 Mayıs sabahı okula varınca giriş kapısında bir alkış tufanı koptu.6-A sınıfının hemen hepsi oradaydı ve beni alkışlıyorlardı. Öğretmen arkadaşlar, ne oluyor gibisinden şaşkın şaşkın bakıyorlar. Bugün sigarayı bıraktım dedim onlara. Dedim dememesine de arkadaşlar pek güven verici bakmadılar. Yarın yine başlarsın gibi bir tavır içindeler. Hatta ileri gidip bunu dillendirenler de oldu.

Günler geçtikçe sigara içme isteğim azalıyor, kendimi bu konuda daha güçlü hissediyordum. Ne zaman canım istese su içerek ve kendime telkinler vererek her şeyden önemlisi Sevgi'nin sözlerim hatırlayarak bu alışkanlığımdan uzak kalmayı başarıyordum.
Birkaç hafta sonra bir Cumartesi günü arkadaşlarla pikniğe gittik. Yemekten sonra birer bardak kola doldurup sigara paketlerini çıkardılar. Bir an büyük bir pişmanlık duydum. İçimden bir ses "Neden bıraktın ki ?" dedi. O kadar canım istemişti ki... Sigara bırakma konusunda verdiğim söze üzülmüştüm. Sevgi'nin gülücükler saçan yüzü gelmese gözümün önüne, sonra yalvarırcasına bakışı "içme" diye, uyacaktım arkadaşlara.

Hemen sofradan kalkıp kısa bir gezintiye çıktım. Ağlamak geliyordu içimden. Gözlerim yaşla doldu. Bir acı çöktü içime, bir kere daha kahrettim sigaraya. O anda akılıma çok güzel bir fikir geldi. Bir söğüt dalı kestim sigara büyüklüğünde ve kalınlığında. Kabuğunu soyunca renk olarak da sigaraya benzemişti. O söğüt dalını bir süre yanımda taşıdım. Aklıma sigara geldikçe onunla meşgul oldum. El alışkanlıklarımı onunla gidermeye çalıştım. Birkaç hafta sonunda o küçük dal parçasından da kurtulmuştum. Daha sonraki günlerde Internet’te gezinirken sigara bırakma konulu bir makalede: "Sabah kalkar kalkmaz sigara içme isteği duyanların hu işi mutlaka doktor kontrolünde yapmaları gerektiğini" okudum ve güldüm. Benim için bu kural geçerli değildi artık.

Sonraki günlerde öyle bir şey öğrendim ki aklıma geldikçe hâlâ ağlarım için için... O örülü saçları iki yana omuzlarından salınmış, kömür karası gözleriyle dünyaya her şeye rağmen sıcacık bakan ve gül yüzünden gülücükler eksik olmayan küçük kızın babası akciğer kanseri idi. Sigaranın kokusunu hatırlatmakla belki de benim utanmamı, mahcup olmamı istedi. Kim bilir... 10 Mayısta hediye ettiği kravatı da hâlâ takarım ve her takmamda da bir acı düğümlenir şurama, yüreğimin tam ortasına.

Babasız şimdi Sevgi, yetim!

O tarihten bu yana geçen yıllarda hep daha rahat koştum halı sahalarda. Daha güzel sabahlarda ciğerlerim acımadan seyrettim kan kırmızı güllerimi ve bir başka sevdim dünyayı. Verdiğin kravatı hâlâ takıyor ve her seferinde sana ve babana dualar ediyorum

—Sana minnettarım. Sağ ol Sevgi !...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

DİKKAT:Sigarayı Bırakmak İsteyen Bu Yazıyı Okusun!

Selamlarım,
Kardeşlerim huzurunuzda Ahmet Cirit kardeşime teşekkür ediyor, Allah razı kalsın diyorum! Sayesinde sigarayı bıraktım, darısı içenlere...
Saygılarım...
vesSELAM

"Dersini almış da..."

"Dersini almış da..." hikâyesinde yaşanmışlık ön planda duruyor.Bu yönüyle anı özelliği taşımaktadır.Yalın bir anlatımı var.İnsanı güzelliğe, iyiliğe taşıyan bir olay örgüsü...

Devam inşâallah !

sigara

kardeş,
sevgi kardeşimden allah razı ola, sana vesile olmasından dolayı, şunu demek istiyorum BİR MUSİBET BİN NASİHATTEN HAYIRLIDIR. Mevla kardeşimin babasına rahmet eyleye,kendisinide islama hayırlı kıla

:)))SEVGİ herşeyin üstesinden gelir!!!

Zaten herkes öğrenci ve herkes öğretmen değil midir hayatta her an!!
Tebrik ederim...Sevgi'yi...Öğrettiği için...
Ve yazarı...Bunu yazarak paylaştığı için...