....
"1976'da Ankara vilayeti kaymakam adayı olarak İçişleri Bakanlığı'nda göreve başladı. İznik ve Selçuk ilçelerinde kaymakam vekili olarak, Torul ve Delice ilçelerinde kaymakam olarak görev yaptı.
1980 Ocak ayında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdür Muavini,
1981 mayıs ayında Asayiş şube müdürü oldu.
1984-88 arasında Terör ve Asayişten sorumlu İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olarak çalıştı.
1988'de Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne
1990'da İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne,
1992'de Erzurum Valiliği'ne,
1993 Temmuzunda Emniyet Genel Müdürlüğüne, atandı.
1995'de Elazığ Milletvekili seçildi."
Bütün bunlar bir yanda dursun. Beni asıl heyecanlandıran şey, Sn. Ağar'ın son zamanlardaki açıklamaları ile, celadet susuzluğunda kıvranan ruhuma gelen sudur. "Asker ancak cephedeyken benimsenir" mealindeki sözler. Güney Doğu poltkalarında yıllarca söylenen siyasi çözüme yapılmış gerçekçi bir vurgu.
"Birilerinin harfini söylemekten korktuğu meseleleri konuşuyorum" diyor. Bu gerçekten de heyecan verici...
Açıkçası, devletin en alt kademelerinde bulunmuş bir kişi olması ve inançlı olması, ve bazı konularda cesur olması gerçekten de takdire değer. Biyografisinde okudum, Sn. Erbakan'ın Libya gezisine karşı çıkan, kabinedeki tek isim olmuş. Bilmiyorum sebebi neydi, belki devletin dengeleri açısından bu ikazı gerekli görmüştü. 28 Şubat'ın temellerinden birisine karşı çıkmak... Ve bunun sonucunda istifa etmek durumunda bırakılmış. "Benim zamanımda asker konuşamaz" dedi. Devletin -tabiri caizse- kılcallarında dolaşmış biri olmasından dolayı; askerin, kontragerillanın, derin devletin, cia'nın ve özel harp dairesinin konumuna ve bilgisine sahip biri olarak, Sn. Mehmet Ağar denenmelidir diyorum.
Ak Parti'nin ve özelde Sn. Başbakan'ın, siyasete bir seviye getirdiği, daha yalın ve daha sistematik bir anlayış kazandırdığı konusunda ben ve kendim hemfikiriz. Allah var, çok çalışıyorlar. Ama bazı noktalardaki teslimiyet ve iktidarsızlık, gerçekten de bazen beni yıldırıyor. Bu açıdan bakıldığında merkez sağın iki liderinden birisi, Sn. Erkan Mumcu'yu ve Sn. Mehmet Ağar'ı incelemek gerekir. Her ikisinin de duruşunu çok güzel buluyorum. Erkan Mumcu geniş kelime hazinesi ve vücud diliyle beni gerçekten etkiliyor. Ama binlerce yıllık devlet geleneğimize uygun olarak, halkıyla savaşan son yüz seneyi tekrar özüne döndürme amacına uygun olarak, her iki liderin de eşzamanlı bir şekilde farklı yerlerde vazife yapmaları çok faydalı olacaktır. Ama bu yazıda daha çok Mehmet Ağar üzerinde durmak istiyorum.
Amerika'ya rağmen Türkiye'ye hizmet etme noktasında sayın Özal ile sayın Erdoğan kıyaslanırken, şu mevzu gündeme getirilir ve sayın Özal'ın devlet tecrübesi sebebiyle, Erdoğan'ın tecrübesizliği sebebiyle başarılı olamayacağı üzerinde durulurdu. Milli Görüş de, AKP de askerden bahsederken hep "kahraman ordumuz, şanlı ordumuz" diye bahsederler. İyi de ortada bir sorun yok mu? Darbeyle yaptıkları anayasaya dayanarak vatandaşın canını çıkarmıyorlar mı? Silahlı kuvvetlerin, elinde silah tutanların bu ülkeye verdiği zararların da olabileceğini hiç duyduk mu müslümanların temsilcisi konumundakilerden? Şimdiki iktidarın da AB kapılarında sürünmesindeki en büyük sebep de içerideki meşruiyetsizlik ve darbe korkusu değil midir? Bu sebeplerden dolayı yazıyorum. İşte bu sebepten ben heyecanlandım. Askerin ses çıkarması karşısında geri adım atmayıp, daha da detaylı görüş bildiren bir adam olarak sayın Mehmet Ağar'ı tebrik ediyorum.
Sivil anayasa için, özgürlükler için, bağımsız bir dış politika için; zamanında, devletin kademelerinde yükselebilmek adına tavizler vermiş bürokratların ve bu tavizler sonucunda ruhundaki ve özbenliğindeki beyazlığı bozulmamış insanların da gözlerindeki parıltıları canlandıran liderlerden birisi olarak Tayyip Erdoğan gerçekten de başarılı bir sınav verememiştir. "Durun yeter, durum beter" sloganını bekletip durduğumuz bir Cumhurbaşkanlığı seçimi var. Bu iktidarın yaptığı çoğu işi başkaları yapsa, çoğu kez protestolarla alanlara iner ve çok sert tavırları benimserdik. Tölere edilebilecek noktaların da ötesindeyiz artık. Durup düşünmeye davet ediyorum. Çünkü çok güçlü alternatifler doğmaktadır.
Devletin derinlerindeki ağır dönüşümlerin, bütün insanlığın ve iyiliğin adına çevrilmeleri görmek ve sevinmek gerekir. Müslümanlar olarak, yeni vizyondaki olayları iyi değerlendirmeliyiz.
Yorumlar
İnce(e)lemek lazım
Paz, 29/10/2006 - 22:53 — Burak CEMİlk önce cemaat.com ekibine küçük bir eleştiri. bu yazı çok su götürür zannederim. ve de çok gıybet getirir. Yayınlanmasını garipsedim, her ne kadar "her yorum sahibini bağlar" gibi bir duruş gelme ihtimali olsa da..
Şimdi, yazıya geçelim. Mehmet Ağar, birçok kademede yer almış bir siyaset adamı. Elhak doğru. Rivayetlere göre derinleşme konusunda hayli tecrübeli olan devletimizin de, bu noktadaki önemli şahsiyetlerinden biri. Siyasetteki yükselişi de bu kademelerdeki görevlerine eş zamanlı olagelmiştir. "Asker ancak cephedeyken benimsenir" sözü kısmi olarak doğru bir söz. Ama ateşe hafif yollu benzin dökmek gibi.. Atlayarak gitmek zorundayım yorumun uzamaması için...
"Bazı noktalardaki teslimiyet... Sayın Erkan Mumcu ve Mehmet Ağar'ı incelemek gerekir" Doğru onları ince(e)lemek gerekir ama ne olup ne olmadıklarını daha iyi kavramak için. Tabii, bu söylemimden müsbet veya menfi bir anlam çıkarılmasın. Vurgulamak istediğim; belli noktalara gelmiş insanlara, birkaç yerde okunan bilgilerle teslim-i can edilmemesi. M.A. ve E.M gerçekten iyi birer siyasetçi olabilirler. Ama siyaset için çok mühim bir unsur var: Tribünlere oynamak. Bu iki siyasetçi oynuyorlar mıdır, ona zaten akl-ı selim olan herkes kendince karar verir. Ama gelin görün ki, top ayağa geçince herşey güzel de, iş gol atmaya gelince "yandı gülüm keten helva".
Galiba biraz saded dışı oldu. Şimdi toparlama sürecine gireyim. AKP lideri Erdoğan'ı öldürmeyip hakkını vermişsiniz. Fakat, askeriye karşısındaki "özgün ve harbi duruş" eksikliğinden bahsetmişsiniz Erdoğan'ın. Şahsımca, M.A -sağlam bir derin devlet geçmişi olmasına rağmen- R.T.E'den çok daha iyi bir grafik çizemeyecektir. Neden mi böyle diyorum? Çünkü, M.A'yı, R.T.E'yi değerlendirirken dikkate almadığınız birşey var: Medya. Her hükümet, yanında prensleri ile gelir! Bu ülkede darbe yapan asker gibi gözükse de, aslında darbede başat olan "medya"dır. Medya kazanı pişirir, asker de kazandakileri taksim eder... Neyse, efendim fazlaca uzun oldu ama yazı çok sığ bir yazı. Araştırmadan, yüzeysel bilgilerle, birkaç dökümanın etkisinde kalınarak yazıldığını düşünmekteyim. Rasgele...
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,/Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden. Yahya Kemal Beyatlı
Kullanılma ey müslüman!
Pzt, 30/10/2006 - 01:17 — Halil ErdemBu yazıyı başka bir sitede görsem hadi deyip geçerim.Ama cemaat.com'da görünce okuma gereği hissetim.Elbet farklı fikirler olacak ama birileri müslümanlar adına Mehmet Ağar'ı deneyin diye yol gösteriyor ve haksızca Milli Görüş'ü asker övgüsü yapan bir zihniyet olarak gösteriyorsa eleştiririm.
Allah aşkına arkadaşlar bırakın şahısları DYP zihniyetinin Demirel zihniyetinin bu ülkeye neler kaybettirdiğini,müslümanlara neler kaybettirdiğini görmedik mi?Mehmet Ağar'ı bir sözünden dolayı göklere çıkarıp bir de onu deneyelim demeye anlam verebilmiş değilim.
Mehmet Ağar'ın benim gözümde Demirel zihniyetinden farkı yoktur.Ve bu çürümüş ve köhnemiş sistemin devamından rahatsız olmayan biridir Ağar.Çünkü bilen bilir geçen aylarda bir resepsiyonda Omuzu kalabalık bir komutan Ağar'ın yanına gelip onu öven sözler söylemişti.
Şimdi Erkan Mumcu hakkında da yazmışsınız.Birkaç cümle de olsa övmüşsünüz.Erkan bey madem o kadar dik duruyordu 8 yıllık kesintisiz eğitime niye karşı çıkmadı?İHL lerin kapatılmasına neden ses çıkarmadı?Hatta başörtüsü zulmünün zirve yaptığı ANASOL-MHP hükümeti döneminde niye konuşmadı?Ya da niye istifa etmedi?
Sorular uzatılabilir.Kişileri bir sözleri ile değil Abdurrahman Dilipak abinin tabiri ile "yapması gerekirken yapmadıklarından" da sormalı,sorgulamalıyız.
Son olarak demek istediğim Müslümanlar siyasi şuur sahibi olmalıdır.Sağ ve sol siyasetin çarkları arasında gidip gelmeyi ve bu sığ politikaların başrol oyuncuları tarafından kullanılarak birer figürana dönmemelilerdir.
Milli Görüş siyasetini yerden yere vurmayı nedense bizim islami camiamız çok sever.Ama şu bir gerçek ki İslam dünyasının ayağa klakması için çabalayan,fikirler üreten hareketlerden biridir milli görüş.
"Hayat iman ve cihaddır."
ilginç
Pzt, 30/10/2006 - 12:48 — fatih burak cebrimehmet ağar`la asker farklı bir çizgide midir ki; asker o`nun zamanında konuşamasın. sağ bu ülkeye ne verdi? mehmet ağar ne verebilir?
erbakan askerden korkar demeye getirmişsiniz sözü. sorarım 28 şubat kime karşı yapıldı? 12 eylül kime karşı yapıldı? evet bir siyasetçi olarak sn erbakan`ın yanlışları olabilir. ancak o kendi değerlerimizden bahseden bir siyasetçi. hayatını islam birliğine adayan bir mücadeleci. kendi medeniyetimizden bahseden tek adam! kabül etsek de etmesek de.
o sadece bir siyasetçi değil, aynı zamanda bizlere ufuk veren bir fikir adamı.
birisini seveceksek eğer; o`nun yüzü doğuya dönük olmalı.
ve sevmediğimiz insanları denemeyiz!
Meğer ne kadar
Salı, 31/10/2006 - 12:33 — osman durmuşoğluMeğer ne kadar da hasretmişim yürekten bir “erbakan’ı seviyorum” cümlesine.
Yüreğimizin bir yerlerinde ona ayrılmış özel bir yer vardır muhakkak. Ama nedense hiç şöyle dolu dolu bir “Bende Milli Görüşçüyüm, Erbakan’ı Seviyorum” diyemeyiz. Bir “seni seviyoruz savunan adam” haykırışı hemencecik heyecanlandırır bizi. Bir an kollarımızı bir makas gibi açıp haykırmak gelir bütün yüreğimizle: “Seni Seviyoruz Savunan Adam!...” Ama hemen toparlanırız. “El alem ne der” putu devreye girer hemen, ve sevgimizi demir bir leblebi gibi yutarız.
Ve bize kalan Anadolu’nun ücra bir köyünde yağmurlu bir gün hüznüdür sadece.
ancak ve ancak yüzü doğuya [/doğana/güneşe/ışığa/Nura/vahye (İbrahim, 14/1)] dönükleri severiz. Açıkça yüzünü batıya (bunun zorunlu sonucu olarak da doğuya [doğana/…] sırtını) döndüğünü ilan edenlere ise adaletten başka bir borcumuz yok.
ve gale yevmün asibün
Bu yazıya dair...!
Pzt, 30/10/2006 - 13:54 — yusa ırmakEvvela cemaat yöneticilerini böyle bir gafa düştükleri için ayakta alkışlamak istiyorum. Yazan arkadaşın yazısı her ne kadar subjektif görünsede uslub olarak ise tam bir Mehmet Ağar hayranı gibi gözükmektedir. Ve dahi kafamda yerli yada yersiz hem cemaat yöneticileri hemde bu yazıyı politika köşesine iliştiren arkadaşın davranışına karşı bir şirin mi şirin "mı acaba" lar ağları ördü. Sizede ben sorayım sahi sen ey bu yazıyı buraya yazan yolcu sanki Memet Ağar'la kırk yıldır dost gibisin? Acaba ondan bir çıkarın mı var? Ya sana ne demeli cemaat böyle bir şeyi yayınlamak için ne düşündünüz siz açıklamayacaksınız biz şöyle düşüneceğiz cemaat burda nifak tohumları saçıyor çünkü bu yazının altına "Lan" cümleleriyle giriş yapan ve birbirine bağırıp çağıran abi ve hatırları kırılan ablaları seyredeceğiz yalan mı? Bence hiç hoş bir içerik değil ve kesinlikle politikayla ilgili bir yazı değil taraflı yazılmış bir yazı. Madem böyle yazıları alıp yayınlıyorsunuz o halde bende perinceki savunan ve onu güzel gösteren ve bildiğim bütün edatı, tümleci, vurkacı ve duvar pası ve plesa ile taçlandırıp önünüze sunayım bunuda yayınlamazsınız Memet Ağar'ın devletten alacağı tanıtım kampanyası parasını paylaştığınızı düşeneceğim....
Propaganda
Salı, 31/10/2006 - 00:12 — Hamit AkçayYazarının belki bir anlık hamaset anaforuna kapılıp yazdığı bu yazı cemaat com çerçevesinde oluşan fikir ve düşünce halkalarına hiç bir şey katmayıp muhtemelen bir dejenarasyonu tetikleyecek evsaftadır.Serkan Tekin yazıyı yazarken Mehmet Ağar propagandası yapmayı murat etmiş midir? Sanırım hayır.Ancak dışarıdan bakan çoğu göz bu yazıyı başka türlü anlamayacaktır.
Herhangi bir siyasal analiz içermeyen basit bir propaganda yazısı mahiyetindeki böyle bir yazının cemaatte yer alması yalnış olmuştur.
Bu imkan diğer parti mensup ve yoldaşlarına da sağlanacak mıdır?.
ağar değil, ağır...
Salı, 31/10/2006 - 00:38 — misafirdünyada denenmemiş bir düşünce-izm kalmadı...
türkiye'de de durum aynıdır... ağar'ı da gördük ve biliyoruz...
bu topuklara sert basıp ağır abi tavırlarıyla gemi yürümüyor...
hangi akıl bugün akp'nin başına gelenlere "benim gücüm var..." ütopyasıyla -amiyane bir ifadeyle- kafa tutacak ?
altı boş,
tamamen hayranlık ve heveskâr bir tutumun kaleme aldığı bir yazıdan öte geçmiyor... ali müfit gürtuna'nın partisine isim koyalım mantığıyla devam eden bir anlayışla, cemaat.com yönetiminden beklenen nitelikte bir hamle daha; şaşırmadım... ama biraz dikkat !
ez cümle,
sayın emniyetçi bürokratım; geçiniz, geçiniz !
sıradaki...
"cemaat com”..”akıllı bir taş atmıştır—kuyuya”..
Salı, 31/10/2006 - 12:04 — ibrahim maraşlıoğlu..yüksek perdeden okuma iyi ses kaliteli oktav gerektirir.. siyaset yüksek sesin üzerindeki bir sestir..yıllarını mikrofon önünde notalar içerisinde geçirmiş kocaman sanatçıların -siyasi sıralara gelerek eğildiği hepimizin malumudur- bu tarzı bir saygı ve hürmet nişanesi de görebiliriz o ayrı bir makam apayrı bir konu-..
"cemaat" com'u tebrik ediyorum önce.. saf yaptığı, saflar oluşturduğu, en azından belleğimizde, siyasi kulvarın dışına çıkarak selâmlama yaptığı için.. ve her şeye rağmen -bütün hız ve hıncıyla gelip arabalarını –binalarına çarpacağını bilmelerine rağmen- bu duruşu her ne ad altında olursa olsun sergiledikleri için.. bu ülkeye çalışan -bu ülkeye hizmet eden bütün insanlar bu ülkenin insanlarıdır.. tarihi ve ahlaki zaafları olmadığı müddetçe.. siyasi değerlendirmelerin özünde siyasi bulunmanın önemi çok büyüktür.. yani siz sahaya hiç inmeden "milli takımı"ın oyun düzenini eleştiriyorsanız adınız; çok bilmiş seyirciler grubuna ilişik yapılır ve kıymeti harbiyesi bir "oy"luk sürelik zamana duçardır. devlet işleyişini hiç bilmeden yüksek eleştiri getiren zihinleredir ifadelerim.. eleştiri yapmayalım gibi bir süfli düşünce değildir şüphesiz ve öyle de hiç anlaşılmamalıdır.. üsteki yazılar her-biri diğerinden kalite basan ifadeler gibi geldi bana.. akıl ve tecrübe dolu.. ama yeni bir tıklamayla gözden kaybolan bir işleve sahip sadece.. ama siyasiler hiç öyle değil.. onlar her an gözümüzün önünde, soframızda, kulaklarımızda ve hatta ruhumuzda dem çalıyorlar.. nihaiyi evetlersek; bu ince vuruşlar olmalıdır.. en azından bizi silkeler.. gözlerimizin biraz daha aralanmasını sağlar.. siyasi literatürümüze ek'ler yapar ve her şeyden önce bizden farklı duyanlar ve düşünenlerle aynı masa veya aynı safta nefes aldığımızın bilincini aşılar..
bu yüzdendir deyişim;
"cemaat com”..”akıllı bir taş atmıştır—kuyuya”..
bil-vesile selâm..
Bu Ülke Deneme Tahtası mıdır..?
Salı, 31/10/2006 - 13:36 — Ömer Akbaş" KORKAKLIKTA AR, İLERLEMEKTE ŞEREF VAR "
Öncelikle yazınızdaki hataları tek tek eleştirmeyeceğim, gerekte yok buna. Sadece genel olarak şunu söylemek istiyorum. Yazının objektif bir şekilde, birilerinin etkisinde, büyüsünde kalmadan, ele alındığında çelişkilerle dolu olduğu aşikar. Kurulan cümlenin iki üç cümle sonra kendi kendine çürütüldüğü de.
Benim anlamadığım iki nokta var:
1-Etkisinde kaldığınız bu şahsiyetin denenmesi gerektiğine inanıyorsanız destekleyin ve deneyin kendiniz. Niye bu kadar insana akıl vermeye çalışıyorsunuz?
2-Bu millet, bu ülke deneme tahtası mıdır? Onu deneyelim bunu deneyelim. Nereye kadar deneyeceğiz? Bunu da denedik diyelim; biteceğini, ardı arkasının kesileceğini mi zannediyorsunuz bu deneme fasıllarının? Hayır, yarın başka biri konulacak önümüze daha sonra bir başka biri daha. Bir millet, bir devlet yönetiminden bahsediyoruz burada bilimsel arıştırma yapmıyoruz ki deneme yanılma yoluyla sonuca gitmeye çalışalım. Kaldı ki birilerinin denenmesi gerekiyorsa bunun denenme yeri o koltuk olmamalıdır. O koltuğa oturacak zat, o güne kadar denenme sürecini başarıyla tamamlamış olması gerekir ki bir adım ileri gidebilelim.
" fe_eyne_tezhebuuun.."
Anlamak isteyenler anlıyor
Çar, 01/11/2006 - 10:06 — Şadan ErcanCemaat.com'da bu yazının ve Ali Müfit Gürtuna ile ilgili anketin aynı anda yayımda olması tamamen bir tevafuktur. Kaldı ki bir arada olmalarında bir mahsur da görülmemiştir.
Cemaat.com bir fikir platformudur, farklı düşünce ve seslere de kulak vermeyi önemser. Defalarca vurguladığımız gibi site yönetiminin herhangi bir partiyle organik bir ilişkisi yoktur.
Bu yazıya onay vermekle Doğruyol Partisi'nin propagandasını yapmak gibi bir düşüncemiz olamaz. Bunu iddia eden bazı arkadaşlar -cevaben- niçin Saadet Partisi propagandası yapıyorlar anlayamıyorum? Yazıyı ya da Mehmet Ağar'ı eleştirmek yerine başka bir partinin reklamını yapmak niye?
Farklı düşüncelere bu kadar tahammülsüzlük niye? Eleştirmek tabiki hakkınız, ama el-insaf !
Emre Şimşek!
"cemaat.com yönetiminden beklenen nitelikte bir hamle daha"
Bu ne demek Allah aşkına? Ağzınızdan çıkanları kulaklarınız duyuyor mu? Yoksa parmaklarınız aklınızdan bağımsız mı hareket ediyor? Cemaat.com niteliksiz bir yönetim anlayışında ise siz niye hala buradasınız? Yoksa eleştirileriniz ile bize nitelik mi katmaya çalışmaktasınız? Niteliksizliğimizle sizi anlayamıyoruz, lütfen açık konuşunuz.
Hamit Akçay !
Az da olsa beraber olduğumuz bir arkadaş olarak bu yorumu senin yazdığına inanmak istemiyorum. El-insaf ve'l hüsn-ü zan....
Ali Müfit Gürtuna'nın partisine isim koymak gibi bir derdimiz yok. Bu anket Ali Müfit Bey ve partisini tartışmaya açmak idi, anlamak isteyenler anladı !...
"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"
seni çok seviyorum
Çar, 01/11/2006 - 13:25 — celalmirzaşadan abi,
ben oyumu mehmet ağar'a vereceğim için hiç bir rahatsızlık duymadım. ayrıca siyasi propaganda koktuğu iddia edilen bu yazıya cevap veren milli görüşçü arkadaşları da yadırgamadım. ve bir de ben seni çok seviyorum:)
el cevap
Çar, 01/11/2006 - 13:37 — misafirşadan bey,
daha önce başıma gelen bazı haksızlıklardan dolayı biraz da kızgınlıkla bu ifadeyi gayrı ihtiyari kızgınlıkla söyledim...
neydi bu olaylar; tekrar açmak istemem...cemaat.com'un gözümde değeri olmasa "emre şimşek sizin ne işiniz var burada..." demeden giderdim...
sahih bir site; ama her yazı ve yorum işin bana göre'sidir; mehmet ağar yazısı da, o yazıya yorum yapanlar da...ama galiba derdimi anlatan ifade bu değildi;
özür dilerim...ama şunu bilesiniz; bu yazı altı boş bir yazıdır...mehmet ağar'ın nerden gelip nereye gittiğini az çok babası 30 yıllık siyasetçi olan birisi olarak biliyorum.;
..esip gürlemekten öteye geçmeyen lisanıyla; ağır abi tavırlarına sahip olmaktan öteye gitmeyen bir duruşa sahip, "den den"lerden bir tanesidir işte...
ali müfit gürtuna oylaması konusunda yaptığınız açıklamayı önce yapsaydınız ana sayfada bir yazı yayınlansaydı hem üzerinde tartışılacak hem de bir sonuç alınacaktı...ne oldu şimdi ?
herkes isim önerdi o kadar...zira bu bir oylama idi...yani tartışılacak zemin yoktu; ötesi de beklenemezdi yani...
önemli de değil;
A.M.Gürtuna'nın topluma vereceği fayda,
Ağar'ın vereceği fayda kadardır...
saygıyle...
Düplik
Çar, 01/11/2006 - 15:02 — Şadan ErcanEmre kardeş,
Size haksızlık yapmış olabiliriz, biz de neticede insanız, siz de bize haksızlık etmiş olabilirsiniz. Zira hak mefhumu çoğu zaman subjektif değerlendirmelerin sonucu ortaya çıkıyor. Varsa bizden yana hakkımız helaldir, siz de helal ediniz. Bir hata yapılmışsa da asla kötü niyetten değildir. Zira düşman bile olsa düsturumuz insanlara öncelikle adaletle muamele etmektir.
Mehmet Ağar'a gelince, benim kişisel düşüncelerim de sizinkiler gibi. Fazlası var eksiği yok.
esen kalınız
"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"
...
Çar, 01/11/2006 - 15:38 — misafirbenden yana da helaldir şadan hocam...
saygılarımla...
Emre Şimşek'e
Çar, 01/11/2006 - 15:05 — S.Setenay Özekbu konuda katılıyorum. Cemaat com bir fikir platformu ve farklı seslere, düşüncelere bu kadar saygılı olduğu için burda bulunuyorum kendi adıma. Ama bu siyasi tartışmalara zemin hazırlayan yazıların ve anketlerin bize zaman kaybettirmekten başka bir faydası olmayacağını da kabul etmeliyiz sanırım. En azından bu kadar sıklıkla olması rahatsız edici. Siz daha iyi bilirsiniz tabii. Selamlar.
...
Çar, 01/11/2006 - 15:39 — misafirteşekkür ederim...
saygılar
Üstadım Şadan Ercan / El İnsaf
Çar, 01/11/2006 - 15:48 — Hamit Akçayİçerik olarak yeterli olmadığını düşündüğüm , yazarının propaganda yapma amacı gütmediğine inandığımı belirtip, böyle algılanacağını ifade ettiğim ve bu minvalde yayınlanmasının yanlış olduğunu ifade ettiğim yorumumun neresi yalnıştır.Yalnış olduğunu düşündüğüm bir şeyi ifade etmem cemaat etiği açısından yalnış mı bulunmaktadır?.
Yazarın niyetini hüsnü zan ile yorumlamış iken sitenin yöneticilerine nasıl sui zan ile bakabilirim.En ufak bir ima bile yapmış değilim. Ancak böylesi yazılar hem gereksiz polemiklere sebebiyet vererek cemaat içerisindeki tarışma seviyesini indirger hem de siyasal olguları parti düzlemine indirgeyen kısır tartışmalara yol açar - ki yorumlarda bunu örnekleri mevcut-
Son söz:Siyasal analiz içeren her türlü yazı bu platforma değer katarken bir partinin denenmesini salık veren yazılar bu platformu yorar/ kişileri incitir kanaatindeyim.
Muhabbetlerimle
Bir başka Açı
Çar, 01/11/2006 - 15:10 — yunûs emrahBen de uzun zamandır bu tartışmaları izliyorum. gerek gazetelerdeki köşelerde, ki vakitten tutun tercümana gazetesine kadar bir olumlu ve fakat tedirgince bekleyiş var. Yani riskli bir durum. BAna en çarpıcı gelen yorumlardan birini sizinle paylaşmak isterim.
Ahmet Hakan yazmıştı.
Benim gözümde Ağar
"edep ya Hû"
Bilumum YÖNETENLERE!
Çar, 01/11/2006 - 16:35 — yusa ırmakÖncelikle sözüm odun gibi olsun. Ama hakikat olsun tek diyenlerdenim! Niye mi? Çünkü dil ve dil Gönül ve söz. Cevher ve araz. Ruh ve cesed. Birbirinin ikizi olması gereken bir ikili değil bunlar. Bunlar aynı şeyin iki ayrı şey olarak mevcudiyeti. Mana üryandır, görünmez; sadece varlığı kişinin bizatihi kendisi tarafından bilinir. Lafızla elbise giyer, görünür hale gelir, başkası tarafından. Üryan mananın ifadeye dökülmesi, ruhun cesed giymesi gibidir. Ölümle cesed toprağa girer, ruh alem-i ervaha yücelir...
Bazıları "halkoyununu"nu körebe ile karıştırıyor. Halk oyununda oynarsın herkes seni adam sanar! ama körebede körsündür. Arkanı döndüğün vakit hiç birşeyleri dahi göremezsin! Hatta oturduğun makamın bile farkında değilsindir... Halk oyunun bir ağırlığı var anadolu da, bu senin oyunun sadece kafamda "mı acaba" ları gizliyor. Kimi kör–ebe'ler yaptığının nasıl bir gerçeği sakladığını bilmiyor. Başkaları ise bildiği halde susuyor. Ya çıkar gereği... Ya da korkudan! Halkoyununda adam gibi oynarsan sana kimse ayağın topal demez! Adam gibi kıvırmadan oynarsan sana kimse şöyle böyle demez ya da bu benim kalbimde şöyle kötü bir iz bıraktı demez! Sen oyununu düzeltmezsen başkaları da sana her türlü gullapı takar... o halde solucan gibi kıvırma da söz söylenilmekten kurtul!
Hem ölümsüz işler çıkarıp birşeylere faydalı olmak istersen niyetli söylemekle değil, niyetli yaşamakla gerçekleştirebilirsin azizim. Söz söylemiş olmak için söylemekle değil yani... Söz için söyleyen, kaybeder. Öz için söyleyen kazanır. Şunu bunu yaptım size hayret ediyorum yakınımdasınız ma teesüf demenin hikmeti nedir ki? Eğri oturun doğru konuşun! Bunu buraya iliştirmeseydiniz çok sesliliğinize kıran mı girecekti? söyermisiniz? Ne olurdu cemaat in rütbesi mi düşerdi?
Adama uzaktan bakıldığında büyükler, devler olurmuş yakınında ise pumuk prensesin sinirlisi olurmuş: kimilerinide yakından tanıdıkça “Sen göründüğünün iki-üç kat büyüğünü saklıyormuşsun içinde.” dedirtiyorsunuz insana. Yazdıklarında ettiklerinde kendinden küçük "yönetici" sayısı o kadar çok ki... organizatörlüğü ve kelamı, gönlünden büyük olan nice minikler, öyle büyük kalpleri kırıyor ki... Kırın bakalım nereye kadar birde tarafsızız dersiniz... Yesinler fiyakanızı... Başımıza Ağar kesildiniz...
Rektörler Selâma Durmadı
Çar, 01/11/2006 - 23:45 — Serkan TekinYaşar Nuri Öztürk "bu ülkenin en büyük problemi zihniyet problemidir. Bir zihniyet devrimine ihtiyaç vardır" demişti. Bu sözün gerekliliğini iyice idrak etmeye başladım şimdi.
Bir Ahmet Kaya dedik; vay efendim bu yazıyı nasıl yazarmışım da, bu yazı burada nasıl yayımlanırmış da; estetikten, anlayıştan, saygıdan yoksun bir sürü muhalefet yorumları okuduk. Şimdi de Mehmet Ağar diyoruz. Yine aynı şey. Şadan Ercan'ın altını çizdiği gibi, muhalefet edenlerin çoğu, parti reklamı yapılıyor diyenlerin çoğu, Erbakan ve dolayısıya Saadet Partisi'nin vurgusunu yapıyorlar. Anlaşılan bu durumu "müslümanın doğal hâli" olarak niteliyorlar. Ahmet Kaya dinlenmez, Mehmet Ağar desteklenmez. At gözlüklerinden görünenler, yeşil pop, Saadet Partisi ya da Ak Parti -sanki müslüman adamın başka seçeneği yokmuş gibi-, yanlışları savunma pahasına koruma anlayışı...
Benim nasıl biri olduğum, nasıl bir temelden yetiştiğim Ahmet Kaya yazısında var. Bu süreçlerden geçmiş birisi olarak ve halen de islami hayatın/hareketin en diplerinde olarak (öyle olduğumu sanıyor da olabilirim) bir Mehmet Ağar yazısı yazdım. Bilgiye ve tecrübeye çok önem veriyorum. Yönetim kurulu üyeliğine doldurulan ilahiyat mezunları ile fabrikalar ne kadar yürüyebilir?!
Ben yazıma -eğer dikkat edildiyse- önemli bir tecrübe vurgusu ile başladım. Mehmet Ağar'ın 20 yaşından beri devlet mekanizmasının en diplerinden en yükseklerine kadar içinde çalıştığını yazdım...
İlk paragrafta vurguladıım şey ise, yazımın ana damarıydı. Biz ne adamlar biliyoruz, konferanslarında "be pezevenk adam, karını gönder" diye bağırıp da ardından "montaj, komplo" diyen. Mehmet Ağar'ın, askeri baskılara cevap veren ve geri adım atmayan bir profili var. Bu beni heyecanlandırmaya devam ediyor. Evet, Libya gezisine karşı duruşun da altını tekrar çizmek isterim. Hakan Albayrak da son kitabında, Meleklerle Omuz Omuza'da, "benim bir zamanlar adam sandığım Kaddafi" diye bahseder Libya liderinden.
Şimdi ben sayın Başbakan'a haksızlık edemem. Adamlar çalışıyorlar. Çuvallar dolusu hatalarını da biliyorum. Demokratik bir Cumhuriyetimiz olsa, Ak Parti ilk seçimde düşerdi. Ama devletin çekirdeğinin laiklik-irtica çıkışları, benim gibi kopma noktasına gelmiş insanları da tekrar Tayyib'in yanına getiriyor.
...
Devlet tecrübesini, işin ehli olmayı, sivil anayasayı, daha doğrusu sivil olmayı önemsediğim için bir yazı yazdım. Bakın nasıl tepkiler geldi. Midem kaldırdığınca cevap vermeye çalışacağım..
"Araştırmadan, birkaç döküman okunarak yazılmış sığ bir yazı" demiş ilk yorumcu. Bu tür üst perde yorumlara bayılıyorum zaten. Yine de Burak Bey'in yorumu ehven-i şerdir. Halil Erdem'in yorumuna dokunayım biraz. "Müslümanlar adına Mehmet Ağar'ı deneyin" demek neye aykırıdır? Bilime mi, sanata mı, ayete mi, hadise mi? Neye?? Ben Mehmet Ağar'ı inceleyelim diyorum. Beyinlerimizi torbaya, sonra da birilerinin cebine koymayalım diyorum. İnsanlar neler anlıyorlar... Milli görüş siyasetini yerden yere vurmak ile, rektörlerin selam durmadığı başörtülü kızların, Erbakan'ın o göçebe çadırındaki haline acı duymaları gerçekten de farklı şeylerdir.
Fatih Burak Bey.. Asker ile Mehmet Ağar aynı yerde demişsiniz. Olabilir. Asker yüzde yüz doğrudur demiyoruz. Yüzde yüz yanlıştır da demiyoruz. Bunu kimse için diyemeyiz. Korkaklık bazen çok daha başka sonuçlara gider. MGK toplantılarının birinde, o zamanların Başbakanına omuz atan bir yüzbaşı vardı. Başbakan'a "pezevenk" diyenler de oldu. Neler yapıldı? Dünyanın zammı yapıldı maaşlarına ve "kahraman ordumuz, şanlı ordumuz" muhabbeti...
Gelelim en komedi olana..
Yusa Irmak neler yazmış... Bana ve cemaat yönetimine bir iftira var. Devlet yardımından nasiplenmeyi amaçlamak... Süper bir analiz.. Hamit Akçay ne der acaba bu güzel analize...
Hem, Doğu Perinçek ile ilgili keşke bir yazıyı yazabilecek duruma gelebilseniz de bizler de okuyabilsek...
Hamit Akçay'ı daha derin bilirdim ben. Basit bir propaganda yazısı değil bunlar. Sizin algılarınıza ne oldu? Analiz içermiyormuş. Bu üst perde entel-dantel yorumlara ne kadar da meraklıyız...
İbrahim Maraşlıoğlu'nun yorumu, işte adam gibi bir yorumdur. Kendisine teşekkür ediyorum. İdrak yörüngesi geniş olan insanların da olduğunu bilmek gerçekten de çok güzel.
Şadan Ercan'ın bu özgürlükçü duruşu, tavan olarak Cemaat'in erdemini yükseltirken, bazı değişik yorumların sahiplerinden dolayı bu seviye bazen anlaşılmaz bir şekilde düşmektedir. Yorumlama anlayışları açısından Ahmet Kaya yazsısının altına bir göz gezdirmeniz yeterlidir.
Bu ülkenin her adamına, her karesine sahip çıkıyoruz. Bazılarının bir Muhsin Yazıcoğlu yazısına bile tahammül edemeyeceğini düşünüyorum.. Ama vatan bizim, devlet bizim.. Bütün iyiler bizim.
Selamlar, saygılar....
"...şimdi tûfan başladı..."
Niyet Okuma
Per, 02/11/2006 - 10:49 — Hamit AkçaySatır aralarınından niyet okumanın kendim ve herkes adına yalnış olduğunu düşünüyor bu yalnışı işlememeye özen gösteriyorum. Yazmanın söylemek olmadığını ve bir ucunun ukalalığa yaslandığını düşünüyorum. Yazı cevap atışmalarında ifadeden şahsa ulaşan tümevarım yöntemli yargılarının sakıncalı olduğunu görüyor kimsenin bu yalnışa düşmemesini umuyorum.
Rektörün selamı, Müslümanların insafı kadardır!
Per, 02/11/2006 - 16:10 — Yusuf GençSevgili Serkan Tekin'in korkunç yazısı, yazmak için vazife duygusunu kamçıladı bende. Tuhaf olan şu; Sayın Tekin'in net bir cümlesi yok. Tarafı yok, anlaşılır bir yeri yok. Yukarı Batı illerinden yükselen hümanist çığlıkları hatırlattı bana ;"Aman canım, hepimiz kardeşiz"
Önümüzdeki yıllarda daha da yükseleceğini beklediğim, yüzyılımızın en hastalıklı halidir bu tutum. Rektör ve selam ilişkisi, hem saygısız bir ifadenin tezahürüdür hem de mütemadiyen bir alçaklığın... Rektör neden selam vermedi biliyor musunuz? Serkan Tekin ve gibileri ilk durakta "müsait bir yerde" dediler, ilk tehlikede şoförün değimesini talep ettiler, işte bunun için rektörler başörtülü kızlara[başörtüsünü emreden inanca] selam durmadı. bu tarz akıl yürütmeler de devam ettiği müddetçe bu selamsızlık bahsi devam edecektir.
Yazıyı da yazıya yazılan yorumları da okudum. Ve açıkçası şaşırmadım. uzun süredir gelmiyorum cemaat ortamına, yaklaşık bir yıldır bıraktığım zamanın ötesinde bir taş daha konulmamış.
geçelim, bir adam vardı ama canı sıkılmazdı. günün birinde recai kutan'la ilgili bir yazı yazmıştı. duyduk ki şimdilerde cemaatin sahipleri arasında geçiyormuş adı. bunlara sessiz mi kalıyor bilemiyoruz tabii.
neyse, zaman önemli şeydir tabi. ne derdi yunus adam; "bezirganım metaım çok/alana satmaya geldim" .
almayacaklar ilerlesinler lütfen...
Mehmet Ağar'ın Tanrısı ALLAH Değil mi?
Cum, 03/11/2006 - 00:52 — Serkan TekinYusuf'u kaybettim Kenân ilinde..
Sayın Yusuf Genç, Rekör-selam tesbiti için, "Mütemadiyen bir alçaklığın tezahürüdür" demişsiniz.. Bu sözünüz çarpıcı gerçekten de. Nihat Genç'in "nobele hayır" sloganı gibi. Coşkunç. Benim yazılarım korkunç, seninkiler coşkunç. Sert ve agresif cümleler kullanarak bir etki oluşturmak, en temelde sağlam bir temel gerektirir. Milli Görüşü ve lideri için "kim daha çok seviyor" yarışmasına katılmaya hiç niyetim yok. Ama "ilk durakta indiler" lafına ve mütemadiyen süregelen ukalalıklara cevaplarım var. İlk durakta inmedim. Saadetliler beni baydıği için... Bülent Arınç'a bile hain dedikleri için. (Ki çok sevdiğiniz Recai Kutan'ın oğlunu TBMM'de müşavir olarak işe başlatan da O'dur.) Yani bildiğim çoğu saadetçi ganimetten pay alamadıkları için cenazelerde bile bunların muhabbetini yapıyorlar. İhale alınca sesleri kesilyor. Milletvekillerine danışman olunca bir kardeşlik türküsü söyleniveriyor..
Mehmet Ağar gâvur mu, hain mi? Ermeni mi, müslüman değil mi? Nedir yani? Bu sayfalarıda yazanlar ve okuyanlar, entellektüel bir sinsilik ve şantajla ille de Erbakanist mi olmalılar? Tek yön bu mudur? Yani bu yazıyı, Recai Kutan ile ilgili yazı yazan adama mı şikayet ediyorsunuz? Çok şaşkın bir durum bu.
Tek lider, tek adam, tek duruş.. Erbakanizm. "Efendim ben Atatürk'ü değil, Atatürk'çüleri sevmiyorum. Adamdan da uzaklaştırıyorlar" diyen bir adamın; "efendim ben Erbakan'ı değil, Erbakan'cıları sevmiyorum. Adamdan da uzaklaştırıyorlar" diyen başka bir adamdan, tavır bakımından pek bir fark yoktur.
Bir de şöyle bir tutum var. "Uzun zamandır yazmıyordum/yazmama kararı almıştım/bir senedir yoktum/hiç gelişme olmamış" vs. gibi yine üst perdeden yorumlar. Çok sesliliğin bu kadarına da pes diyen ağlama yazıları. Jerfi Qazaq olsaydı " a kuzum, sizi burada zorla mı tutuyoruz; beğenmeyen okumasın, yazmayıversin" derdi onlara. Ben sadece konum(um) gereği cevaplamakla yetineceğim.
Yusa beyin gözyaşıyla ilgili olan yazısı benim gönlümde ona karşı ciddi bir muhabbet oluşturdu. İşte bu yazının sahibi olabilen kişi, neden bu kadar sert ve tahammülsüz olabiliyor da, yazıların içinde "kızım sana diyorum, gelinim sen anla" türü bir iletişim metodu/stratejisi aramıyor? Genel olarak benim yazdığım şeyler, Türk siyasetinin sivilleşmesine destek olmaya çalışan şeyler. Bir modeli öne çıkarıyoruz...
Halil Erdem beye de bir sorum olacak.. Mehmet Ağar'ı siz nereye koyuyorsunuz? Tağut mu? Bu kelimeleri biliyorum. Siz de dürüstçe cevap vermeye çalışın...
"...şimdi tûfan başladı..."
Kaybedilen Bu Ülkenin Düşünce Üslubudur!
Cum, 03/11/2006 - 15:30 — Yusuf GençKelimenin tam anlamıyla ilginç. Serkan Tekin, Jerfi Qazaq diye birinin -ki hiç duymadım- cümlesini söyleyemediği için hafıflanıyor olsa gerek. Serkan bey, siz küçükken ben bu sitede yazı yazıyordum. Sıkıntım, belirttiğim gibi yüzyılımızı içine alacak bir evrensel kandırmacadır. Düştüğünüz için, bunu kelimelerle tuzak haline getirdiğiniz için, dediğim gibi yazmak mecburi bir hal almıştı bende.
Tamam size katılabilirim, tek adam, tek lider olmasın iyi de ne olsun? Bunu anladık diyelim de "tek duruş" dan kastınız nedir? kötü bir şey midir bu? İstiklal Harbi tek duruş olmasaydı kazanılamazdı.
Çok seslilik, çağımızın en korkunç yalanı. Kim uydurmuş bilmiyorum. Demokrasi gibi, insan hakları gibi, barış gibi salakça bir kelime. Daha salakçası Müslümanların bu ipi yutması.
Gelelim cevap mahiyetindeki lafza:
Necmettin Erbakan beyefendi, bu milletin hafızasıdır, onurudur, namusudur. Bütün bunları görmezden gelebilmek için, oy'un aslında bir oyun olduğuna inanmanız gerekir. Ki bu Türkiye'deki İslamcılık düşüncesiyle çelişen bir yaklaşımdır. "Ya oy pusulaları ya namlular" diyor ya, biz oy pusulalarını tercih etmiş bir milletiz.
Saadetçileri savunma kampanyası başlatmış değilim. Lideri seviyorum, Saadet partililerin bir kısmına rağmen, senin gibi düşünce ürettiğini düşünen arka-daşlara rağmen seviyorum.
Çünkü bu topraklarda, çamur atmadan, oturduğu yerden "efendim şöyle olsun, böyle olsun" demeden, kitapların yüksek balkonlarından konuşmadan derdini çektiği milletle beraber hareket etti.
Serkan Tekin, sana tavsiyem git biraz Nurettin Topçu oku.
Çoğul Dünyalar Adına Genel İyilik Prensipleri
Cts, 04/11/2006 - 01:25 — Serkan TekinYusuf Genç'e..
İşin inâdî yanını da bir kenara bırakmadan biraz daha yazmak isterim. Hamit Akçay'la, Yuşa beyle bir noktada anlaşabildik.. Kimi insanlar "orijinal duruş budur/din budur/siyaset budur" diyerek kendi sistemlerini ön plana çıkarmakla yetinmeyip, doğru olanın da altını çizerler kendi sistemlerine atıf yaparlar. Bazıları da "bu da orijinal duruşlardandır/bu da dinîdir/bu da siyasîdir" diyerek ilgili alanı hem geniş tutarlar, hem de zenginleştirirler. Ben ikinci duruşu benimsedim. Ve bu duruşun insan fıtratına en uygun olduğunu düşünüyorum.
Sizin yazdıklarınıza sırayla cevap veriyorum. Ben küçükken burada yazıyor olmanızı araştırdım. Cemaat.com öyle biliyorum ki 2003 yılında açıldı ve ben o zaman bebek değildim. Sizin tek yazınız yok. Bu sitede yazıyordum demişsiniz. Buyrun isbat edin. Yoksa bu durum sizin karakteriniz midir? Sadece benim yazımın altında yorumunuz var. Qazaq'ı da hatırlayamadınız. Çok eski olduğunuzun isbatıdır bunlar. Ya da başka isimle yazıyordunuz. Bir vesileyle irtibatı kopardınız ama dayanamayarak geri geldiniz. Bunlar benim umurumda değil ama siz yazdınız diye mukabelede bulunuyorum. Ama madem Cemaat'in üzerine bir taş bile koyulmamış, siz bir yol haritası çıkarın da o zaman, biz ve yönetim ona uyalım!
İnsan hakları, demokrasi, çağcıllık, vs vs. İçeri(k)leri ancak Müslüman Türklerce doldurulduklarında anlamlıdır. Ki ben demokrat değilim, nicelik olarak çoğunluğun doğruluğuna inanmıyorum. Dinlemeyi ve hakaret etmemeyi tercih ederim ama. İstişarede hayat varsa, demek ki çok seslilik, çok salakça bir durum değildir.
Mücadile suresinin sebebi nuzulündeki kadın, Resulullah'ın "sen zıhar olmuşsun, yapacak birşey yok" demesine rağmen ısrarla bu adaletsiz durumun düzeltilmesini istedi. Ve "Allah'ım şu kuluna beni rahatlatacak bir ayet indir" diye dua etti. Sonra da ilgili sure indirildi. Beyni torbaya konmuş ve sımsıkı itaat kültürüyle beslenmiş bir kadın olsaydı, ikinci defa ısrar etmeden gitmesi gerekirdi. Ama ısrar etti.. İtiraz etti. Kime? Allah resulüne... Şimdi bu tavrın üstüne koskoca bir blog yazılabilir. Erbakanizm, Kemalizm, vs gibi görüşlere kendini kaptırmış insanlar da muhtemelen, bir adam bir şeylere itiraz etse Mücadile suresinin sebebi nuzulünde olduğu gibi, demek ki hiç hoş bakmayacaklar. Hatta dönek, mason, hain de diyebilecekler.
Gelelim Nurettin Topçu'ya.. Kıymetli bir hoca. Allah rahmet etsin. Sinerjim ve ihtiyaçlarım beni yönlendirirse okurum. Gelişmelerin ve yeni vizyonların son durağı yoktur. Ama bu tavsiyenin tarafıma başka bir beyinden gelmesini dilerdim. Kıymetli bir hazinenin tavsiyesini yapacak kişi, en azından o güzel erdemlerden birkaçını kendi özbenliğinde gerçekleştirebilmiş olmalıdır.
Genel iyilik prensiplerinden en temeli şudur: Hiçbir şey tek başına yalın bir şekilde kesin olarak dayatılamaz. Bunun içeriğinde, Hz. Ömer'in halifeliği dönemindeki bazı davranışları da koyabiliriz. Mübarek Abese suresi ile ikaz edilmiş bir Resulün ümmeti olmakla şereflendik. Allah'tan sonra gelen 2. otoritedir. Şimdi savunduğunuz kişiler/şeyler kaçıncı otoritedirler ki bize hiçbişey söyletmiyorsunuz?!
Ve son söz:
Mehmet Ağar. Müslüman. Devlet tecrübesi çok fazla. Yaşadıkları önemli. Cesur. Hiç de alışık olmadığımız şeyler söyledi. İlgilendim. Çünkü O da müslümanlardan. Değerlendirelim, ilgilenelim diyorum. Ve en önemlisi, kitapların yüksek balkonlarından konuşmuyor. Olay budur. Rüstem Budak kardeşimin blogu da bir açıdan benim tezimi destekliyor. Teşekkür ederim.
"...şimdi tûfan başladı..."
Ağar ve Sağcılık
Cts, 04/11/2006 - 19:08 — fatih burak cebrimehmet ağar müslümandır diyorsunuz. bunun aksini iddia eden yok ki. herkes müslüman. sorun; bu ülkenin geleceğinin nerelerde arandığıdır. bu toprakları ayağa kaldıracak şey müslümanlıktır. düşünce, ahlak, eylem olarak müslümanlığı benimseyemeyenlerden bir fayda gelmez.
aylar önce cemaat'ten bir kardeşimiz "sağcılık"tan bahsediyordu. mehmet ağar'ın yaptığı başka bir siyaset de biz mi bilmiyoruz? sağı toparlamaktan bahsedip durmuyor mu?
yusuf genç`in cemaat geçmişini bilmem ama; biz kendisinden esaslı cümleler okuyoruz milli gazete'de. bence tavsiyeleri dikkate değer.
bir de siz sıradan bir siyasetçinin ateşli bir savunucusu olabilirken; bizim erbakan`ı sevmemizi neden kabullenemiyorsunuz. kaldı ki bizim sevgimiz sadece erbakan'a değildir. aliya`yı da severiz; nasrallah`ı da, ahmedi necat`ı da, burhaneddin rabbani`yi de... bu gerekliliğine inanılan bir sevgidir...
ve coğrafyamızın çehresini değiştirecek sevgilerdendir.
vesselam
Partilerüstü Siyasettir, Kuşanmaktır İyiliği
Cts, 04/11/2006 - 19:49 — Serkan TekinAnlaşılAmama sorunum var sanırım.
Ben sayın Erbakan'ı çok sevdim, hâlen de çok seviyorum, değer veriyorum. Hem yaşına, hem ilmine, hem de gece namazlarına hürmetim vardır. Benim çocukluğum Mgv'de, gençliğim Refah-Fazilet'te geçti. Tabi şimdi Tayyip Bey'i destekliyorum. O saydığınız insanları da çok seviyor değer veriyorum..
Beni tam anlamamışsınız, yahut tam okumamışsınız. Sıradan bir siyasetçinin savunuculuğunu yapıp da sizin Erbakan'ı sevmenize tahammül edememek gibi bir melekem asla olamaz.. Ben bir sorgucu duruşun, değişik alternatiflerin izini sürüyorum. Saadet Partisi'nin Ak Parti'yi gizliden gizliye desteklediği de artık açıkça konuşulan derin siyasi analizlerden biridir.
Bir de sayın arkadaşlardan rica ediyorum, lüftfen bölücü olmayalım, birleştirici olalım. Ne Milli Görüşe hakaret edilsin, ne de birileri bu ülkeden gitsin. Eleştiriye evet, hakarete hayır. İnsanlar olalım ki müslümanlığımız muhkemleşsin. Yani benim üzerime bu kadar gelmeniz, adil düzeni gönüllerinde inşa etmiş olanlarda bir huzursuzluk oluşturdu. Bunun en düşsel örneği de kıymetli Rüştü kardeşimdir, ona teşekkür ediyorum adaletin tarafında olduğu için. Çünkü ben, sağıma soluma bakmadan el kaldırıyorum. Nicelikle hiç işim olmaz. Sebepler hükümsüzdür, hüküm Allah'ındır.
Yusuf Genç bir parti bülteninde yazıyor olduğu için, başka cümleler duymayı beklememeliydim. Mehmet Ağar da bizimdir, Erkan Mumcu da. Tayyip bey de. Bu bir sinerjidir ve devrim kaçınılmazdır..
"...şimdi tûfan başladı..."
Emin misiniz?
Cts, 04/11/2006 - 20:34 — Ali SadıkSaadet Partisi'nin AKP'yi desteklediğini nerden çıkardınız? Saadet Partisi için CHP ile AKP arasında hiçbir fark yoktur. Bunu Erbakan'ın konuşmalarından anlayamıyorsanız, yazıklar olsun size ki onu sevdiğinizi söylüyorsunuz.
Strateji mi, Anomali mi, Ganimet mi?
Cts, 04/11/2006 - 22:17 — Serkan TekinSaadet'in kongresini bekleyen milyonlarca kişiden biriydim. Recai amca tek aday olarak girdi. Bu "AKP'den kopmayın" mesajıydı bana göre. Mehmet Bekaroğlu da o kongreden sonra Gerçek Hayat dergisinde "Saadet'in kongresinden 2. AKP iktidadrı çıktı" diye bir yazı yazdı. Ben bu tezi destekliyorum. Şimdi Mehmet Bekaroğlu için de "hain, dönek, mason" diyenler olacaktır. Fanatik Saadetçi'lerden hızlı bir grup tabii ki kutsama-yerme hastalığının nadide örneklendirmelerini yapacaklar.. Ben bu anomaliyi artık garipsemiyorum, "klasik-fanatik saadet hastalığı" diyip geçiyorum...
Saadet'in AKP'yi gizliden (zımnen) desteklemesi bir iddiadan ziyade bir his veya tezdir. Bu tezi destekleyen çok şey bulabiliriz biraz düşünürsek.. Buna derin siyaset diyenler var. AKP'yi, zinde güçler nezdinde meşrulaştıracak bir karalama politikası, yani "asıl milli görüş biziz, onlar imf'ciler, liboşlar" diyerek, gerçekten de başarılı bir hamle yapılmıştır bana göre. Bu stratejiyi iyi düşünmek gerekir. Ben anlamlandırmakta zorlandığım bu düşmanlığa başka bir kılıf bulamıyorum açıkçası. Eğer bu oyun geçerli değilse, o zaman ganimet meselesi vardır.. Ben bu tezi desteklemeye başladığım ilk zamanlarda, yani 2 sene evvel çok az kişi dile getiriyordu bunu.. Ama şimdi öyle değil.
Hem bana neden yazıklar olsun ki?
Ben size n'aptım?
Bana yazık değil mi?
"...şimdi tûfan başladı..."
Ne Diyelim ki ...
Salı, 07/11/2006 - 01:21 — Ali SadıkEy iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. (Hucurat 12)
Bu yüzden...
Bilgiyle değil zanla hareket ettiğiniz için ...
derdimiz bölmek değil
Cts, 04/11/2006 - 21:01 — fatih burak cebribu tartışma uzayıp gidecek belli ki.
başka cevap yazmayacağımı peşinen belirttikten son derim ki: serdar tekin bey, mgv'li olduğunuzu söylüyorsunuz ama sıradan bir vatandaş gibi laflar ediyorsunuz. sokakta her gün sizin gibi eleştiriler yöneltiliyor bize. yanlış anlaşılmasın eleştirlerinize kızıyor değilim.
ama milli gazete sadece bir parti bülteni midir Allah aşkına? ismet özel, sezai karakoç milli gazetede yazmadılar mı? şevket eygi, ali haydar haksal, ibrahim tenekeci hala hangi gazetede yazıyor? bize el insaf diyorsunuz. biz ne diyeceğiz. diyecek bir şey yok! konuşmak fayda etmiyorsa susmak gerekir.
bunları buraya yazarken hiçkimsenin düşüncelerini değiştirmesini beklemiyorum. biz de varız! erbakan`ı sevmekten yorulmayan, ömer karaoğlu'nu sadece odada değil stadda dinlemeyi seven, fetih şöleni yapan, başka yerlerden icazet almadan siyaset yapmayı önemseyen ve sadece şiir okumayı değil slogan atmayı da önemseyen... sonra dirilişi önemseyen, yerliliği önemseyen, islam medeniyetinden bahseden, d-8`lerin hayaliyle yaşayan vs.
özür dilerim. susmam gerekiyordu.
selamün aleykum
Parti Bülteni Değil, Tarafını Belli Etmek!
Çar, 08/11/2006 - 14:42 — Yusuf GençKonuşma yanlış mecralara doğru seyrü sefer etmektedir. Değişir, ben buna tartışma demeyi tercih ederim. Serkan Bey'in bir derinliği olduğunu düşünmüştüm, yoksa cevap vermezdim, ama ne yazık ki artık yanıldığımın farkına varmış bulunuyorum.
"Yusuf Genç bir parti bülteninde yazıyor olduğu için başka cümleler duymayı beklememeliydim" ifadesi, ilk yazımda belirttiğim süregelen alçaklığın devam etmesidir. Milli Gazete'yi tartışacak ya da savunacak falan değilim.
İçinde yaşadığımız çağ, beyinlerin iğfal edildiği bir çağdır. Türk topraklarında bile bir müslümanın ağzından çıkan cümlenin aynısını, yukarı Frenk illerinde bir 'gavur'un ağzından duyabiliyoruz. Bilmeyenler için bir şey ifade etmez bu, ne demek olduğunu bilenler kahrolma aşamasındadırlar.
Serkan Tekin, Erbakan'ı sevdiğini söyleyerek "aman canım hepimiz müslümanız" demeye getiriyor sanırım. Bunun mübarek bir kavga olduğunu anlatmalı mıyım bilmiyorum.
Aslında uzun söze hacet yok, Serkan Tekin kimi istiyorsa alsın, Erkan Mumcu da, Tayyip de, Ağar da onun olsun. Hatta Muhsin Yazıcıoğlu da, Haydar Baş da, Gürtuna da, Hasan Celal Güzel de ve hatta Cem Uzan da... Bir dakika ya MHP, devletin başına gelecek olan devlet adam? Bence Serkan Tekin önümüzdeki seçimlerde MHP'yi desteklesin. Hepimiz bu toprakların çocuklarıyız yahu. Hatta Ecevit bile dürüst adamdı, emaneti olan parti de bizim partimizdir. Serkan Tekin biraz daha sıkarsa kendini, Deniz Baykal bile onun olabilir :) Böylelikle bir milletin beyinleri nasıl iğfal edilir görmüş olacağız. "Yedek lastik" olayını yıllar önce birisinden işitmiştim. Aynı anlamdaki sözler; Alen Makovsky'nin "Erbakan'ın üstesinden gelmek" adlı makalesinde var, okuyun ondan sonra konuşalım. Söylediğiniz şeylerin nasıl korkunç şeyler olduğunu görmek için...
'Parti bülteni' küçümsemeyi mi barındırıyor? Zan yapmayayım. Hayaline dahi getiremeyeceğin adamlar yazdı Milli Görüş'ün gazetelerinde, Cemil Meriç'ten tut, Necip Fazıl'a, Sezai Karakoç'dan İsmet Özel'e kadar...
Aslında bu daha çok, tarafını belli etmekle ilgili bir şey, o da erkekliktir, delikanlılıktır. Bugün niyeyse havamda değilim, daha iyi şeyler yazmak isterdim.
Neyse, bu satırları yazmak yerine gidip, Mehmet Ağar'ı dinlemeyi tercih ederim. En azından ileriki dönemlerde türk milletinin nasıl kandırılacağını anlamış olurum. Milliyetçiliği bile sulandıracaklar, neoulusalcı diyelim bunlara, [bak bu ifadeyi ilk ben kullandım] tabi biraz da muhafazakarlık dökülecek içine ki Serkan Tekin ve gibilerinin oy'u (ç)alınabilsin.
Arif anı şimdi seyreyler.
Milli Gazete Neden Bir Parti Bültenidir?
Per, 09/11/2006 - 13:24 — Serkan TekinBendenizin bir derinliği olduğunu düşündüğünüz için daha önce bir cevap vermişsiniz. Şimdi bu fikirde değilmişsiniz.. (Cümleleriniz devam ettiğine göre bir paradoksun içinde olabilir misiniz acaba?)
Süregelen bir alçaklığın müdavimi olmakla nitelenen ben, bu durumu bütün alemlerde takip edeceğim. Öyle biliyorum ki bu işe Allah karışmıyor. Kul ile kul arasında.
"Benden sonrası felaket" anlayışının genişletilmiş bir baskısıdır bu. Milli dava ve milli duruşun belli kanallardan başka biryerde aranmamasına dair bir vurgu. Milli Gazete'ye en çok destek veren 'Fatih Çarşamba' grubunu da biliyorum. İslam budur diye sunuyorlar söylediklerini. Siz de kurtuluş budur, siyaset budur diye sunuyorsunuz..
Ve 20 bin tirajlı bir parti bültenine yapılan erkeklik, delikanlılık vurgusu.. Ben Vakit alıyorum, bazen Zaman-Yenişafak da alıyorum. Şimdi ne oldum peki? Chp-Kanaltürk-Cumhuriyet arasındaki bağ, SP-TV5-Milli Gazete arasında da vardır. Hem de birebir. SP'nin düşünce gündeminde çıkamazsınız ve büyüklerin duruşuna aykırı birşeyler yazamazsınız. İçinde SP gündemi olmayan yazılardan zorlayarak da olsa okumaya gayret ettiğim yazılar oldu. İşyerine gazete geliyor ve ben karıştırıyorum. Okumaya çalışıyorum.
Hakan Albarak gibi genç yazarları okuyorum. Hakan Albayrak Yeniçağ gazetesinde yazsa da okurum. Bu İsmet Özel için de böyledir. Nerede yazdığından çok, ne yazdığına bakıyorum. (Acaba bu dediklerim, itikadi açıdan suç mudur?) Zorlama savunmalara çokça şahit olmuşumdur. Binbir dereden su getirilerek desteklenmeye çalışılan görüşler. Çoğunlukla anlama odaklı değil, anlatma odaklıdır saadetli kardeşler. Bizi kurtarmaya çalışırlar. Yıllar evvel bir şiir denememde "kurtarıcılar, kurtarmaktan, kurtulmaya fırsat bulamıyordu" diye bir giriş yapmıştım. Sayenizde o şiiri tamamlayacak gibi duruyorum.
Benim Erbakan'ı sevmem zorunuza mı gidiyor? Erbakan'ı seven, sayan bir adam aynı zamanda Tayyip Bey'i de sevemez mi? Diğer Müslüman-Türk'leri beğenemez mi? Susayan adam, ille de sizin pınarınızdan mı su içecek? Bu ne kadar ilkel bir duruş. Ülkücü de 'İslami'dir. İslamcı da. İslamî kimliği ön plana çıkmış, saygıdeğer bir yazar, Nizam-ı Alemocaklarına düzenli ders vermeye gitse, bu nasıl birşey olur? Yazar onları kurtarmaya mı çalışıyordur? Mesela aynı yazar neden Anadolu Gençlik'e ders vermiyordur? 'Anadolu Gençlik' kurtulduğu için mi?
İşte yazımın anahtar cümlesi:
Vahiyle doğrultulmayan herkes yanılır.
Not: Ayrıca Milli Gazete'de yazıyor olmanız, aksi düşünceleri söyleyenlerin durumunu "alçaklık" diye nitelemenizi meşrulaştırmaz....
"...şimdi tûfan başladı..."
Vahiyle Doğrultulmayan Herkes Yanılır
Per, 09/11/2006 - 22:15 — osman durmuşoğluBu cümleyi yazınızın anahtar cümlesi olarak vermişsiniz, ama ben yazıda buna ilişkin en ufak bir ipucu dahi bulamadım..
Tıpkı "bu ülkenin en büyük problemi zihniyet problemi. Bir zihniyet devrimine ihtiyaç var.” deyip konu hakkında hiç bir şey söyle(ye)mediğiniz gibi.
Anlaşılan iyi bir ezbercisiniz.
ve gale yevmün asibün
Ezber Risalesi
Per, 09/11/2006 - 23:04 — Serkan TekinAlıntıladığım Yaşar Nuri Öztürk'ün "zihniyet devrimi" önermesine ilişkin en iyi örneği sizinle benim aramdaki yazışmalar sunuyor..
Sizinle yazışığımız konuların aksine buraya, yani Y.Genç'e verdiğim cevaba ilişkin birşeyler yazmışsınız. Problem ve Çözüm yorumundaki soruları da es geçmişsiniz. Hiç yalın bir duruş değil.. Sayın Y.Genç ile süregelen yorumlaşmalardaki asil konum ve vurgum, sizin de başlık yaptığınız gibi vahiyle doğrultulmak meselesidir.. Size sorduğum şeyler ise ilgili linktedir.
Zihniyet devrimi önermesi ve vahiyle doğrulma meselesi çok açık ve berrak bir şekilde önümüzde duruyor iken, siz, size sorulan sorulara cevap vermeyi es geçerek, konuya başka yerden yaklaşmışsınız. Bu da elinizde başka birşey olmadığını gösterebilir mi acaba?
Ezbere gelince. Dücane Cündioğlu'nun eğitimde/öğretimde ezberin önemine vurgu yapan güzel bir çalışması vardı, ki ben çok etkilenerek okumuştum.. Linki size vermek isterdim ama, bulamadım.. Ama muhakkak vereceğiniz cevaplarınız vardır diye düşünüyorum...
"...şimdi tûfan başladı..."
Detay
Cum, 17/11/2006 - 09:21 — Serkan TekinUfak bir ayrıntı. Milli Gazete'nin televizyon sayfasında sadece TV5 var. Evet öyle. Hilâl TV bile yok. Çok basit bir durum bu. TV5'den başka TV bilmemek...
"...şimdi tûfan başladı..."
Kişi sevdiğiyle beraberdir!
Per, 02/11/2006 - 17:02 — Halil ErdemSerkan Tekin bey siz oyunuzu verin Ağar'a. Ahirette de liderim diyerek beraber olursunuz. OY VERMEK ONAY VERMEKTİR. Eğer sizin lugatınızda tağutun, şeriatın, şirkin, tevhidin anlamı varsa ne demek istediğimi anlarsınız.
Dayanacak bir davası olmayanlar bu köhnemiş sistemi savunan partilerin oyuncağı olmaya devam mı etsinler?
"Hayat iman ve cihaddır."
Mehmet Ağar'ın Tanrısı
Cum, 03/11/2006 - 13:05 — Halil ErdemMehmet Ağar'ın tanrısı Allah değil mi diyorsunuz, gidin kendine sorun. Ben şunu biliyorum ki Ebu Cehil de Allah'a iman ediyordu.
Mehmet Ağar tağut mu sorusuna Allah'ın hükmünün hakim olması için çalışmayan ve ya bu yola gönül vermeyen her insan tağuti güçlere hizmet ediyor demektir.
Ağar şimdiye kadar ne yapmıştır müslümanlar için? Serkan Bey siz sistemin sıkıntılarını müslüman siyasetçiler çözemedi diyerek Ağar gibi zaten bu çarkın bir dişlisi olan ve Demirelvari bir siyasetten hiçbir noksanı olmayan bir adamı övüyorsunuz.
Sizin tavrınız inananları daha da oyuncak haline getirmekten başka bir işe yaramaz. Tam Yeni Asya grubunun Risale-i Nurları yorumlama zihniyeti gibi. Yıllarca Nurlu Süleyman deyip o kadar inançlı insanı onun peşinden koşturtup daha sonra hata ettiklerini anlamaları gibi. Anladılarsa tabi...
Tekin Bey...
Cum, 03/11/2006 - 18:59 — yusa ırmakÖncelikle siyaset benim ilgi alanım değil... Siyasi içerikli yazıları okumuyorum ekseriyet. Çünkü midem kanamaya meyyal, sıkıntı ettiğim zaman kendimi ve beynimi kontrol edemiyorum. O anki ruh haletim ne ise ona göre yazıyorum siz bana değil beni söyletine yakın olun... Hem size niye siyaset ya da politika yazıyorsunuz azizim diye bir eleştiri ile gelmiyoruz ki sadece yazılarınızdaki "uslup" yönlendirmeye açık diyoruz! Lütfen böyle yazmamaya özen gösterelim desem bu ziyadesiyle hafif bir uslup olacağından size çok romantik bir iddia gibi gelmiş olacak. Bunu bildiğim için yere batasıca enem ile yazıyorum. Sizde bilirsiniz ki her cümlenin her kelimenin ve her konuştuğunuz eylemin ahirette bir mizan içinde hesabının var olduğunu... Yazdıklarınızdan etkilenip kafasına takılan her insanın vebalini de üstünüze almış olursunuz... Bu işin hesabından, vebalinden korkmuyorsanız dilediğinizi yaza bilirsiniz biz de işimize geleni okur işimize gelmeyini okumayız. Hem politik bir yazı yazılacaksa yönsüz olunmalı. Tarafsız olunmalı bu, etik olanıdır. Bir siyasi partinin liderini sizin gibi anlatırlarsa hafizanAllah o oluşumun içindeki ferdler dahi size ne der? Bu tür işlerin fikri beyan edilirken kullundığınız üslup çok önemlidir. Bu yazınızdaki ile karşınızda alıcı konumunda olan bir ferde hitap ederseniz o kişiye zulum etmiş olursunuz çünkü neticede herkesin gönlünde bir aslan yatar bilmem anlatabiliyor muyum? Çünkü bu siyaset illeti manyak bir bataklıktır içine girmesem de gelir uzaktaki çamuru beni bulur. Hem sizde takdir edersiniz ki kısa bir ömürde, az bir lezzet için; ebedi, daimi hayatını ve saadet-i ebediyesini berbad etmek, ehl-i aklın karı değildir. Bizce İslamiyet'in ve dinimizin menşei, ilim; esası, akıl iledir. İlim esaslı akıl endeksli fikir ve beyanlarınızı her daim okumaya ve nefsimize dinlettirmeye hazır bir alıcımız vardır göndereceğiniz mesajın hakkı anlatması dileklerimle...
Bu Ülkenin En Büyük Problemi
Cts, 04/11/2006 - 01:17 — osman durmuşoğlu"Bu ülkenin en büyük problemi zihniyet problemi. Bir zihniyet devrimine ihtiyaç var." tespiti her şeyi ile doğru bir tespit. Müslümanca düşünememe: Müslümanların en büyük sorunu. Modern dünyada her şeyi ile zihinleri işgal üzerine kurulu. Haber programları, Reklamlar, sinema filmleri, dizi filmler, gazeteler, internet... hepsi zihinleri işgal için var. Bu yoğun bombardımandan kurtulmak imkansız (mı?). belki işte bunun içindir ki Said Nursi bu çağda ictihat kapısının açılmasını mahzurlu görmüştür.
Evet ne yazik ki müslümanca düşünemiyoruz. Düşündük sanıyoruz ama düşünemiyoruz. 200 yıldır aydın bildiğimiz, kanaat önderi bildiğimiz insanlar hep önümüze belli hedefler koyup durdular. Biz daha hedefe tam kilitlemeden o hedeflerin modasının geçtiğini ilan ediverdiler.
Ahmet bin Hanbel “Kur’an Yaratılmıştır” demedi asla. Zamanının siyasi iktidarının bütün işkencelerine direndi. Ama dudakları arasından o kelam çıkmadı. Çünkü o ona göre bir kale idi. Ve o kale düşerse diğer kaleler de bir bir düşerdi. O kale onun sayesinde düşmedi. Ve Ehl-i Sünnet inancı ayakta kaldı.
200 yıldır o kadar çok kalemizi kaybettik ki.
Bu ülke insanı halifeliğin modasının geçtiğini ilan eden müderris efendiler gördü. Halifeliğin modası geçer mi? İttihad-ı İslam’ın modası geçer mi? Medreselerin modası geçer mi? Tekke ve zaviyelerin modası geçer mi? Gazali’nin modası geçer mi?
Allah aşkına 'İslam Devleti'nin modası nasıl geçer yahu? Adam çıkıyor, “İslam’ın bir devlet talebi yok” diyor. "Bir zamanlar bende öyle düşünüyordum. Ama Öyle bi şey yokmuş. Ben artık geliştim" diyor. Kendini bir üst basamağa çıkmış olarak gördüğü için de laf anlamıyor. Bu adamlar hiç Kur’an okumuyor mu? Bu öyle büyük bir zoka ki nelerine sığdırdılar anlayamıyorum.
Ayasofya’nın cami olmasını savunmanın modası geçti diyorlar. Bu nasıl tarih bilinci yahu. Orayı kıyamate kadar cami ilan eden dedemiz Fatih’in bedduası ne olacak peki? Fatih’in bedduasını alan bir millet nasıl ayağa kalkar?
(Bunlar artık ne kadar komik geliyor değil mi? Evet ne acıdır ki komik geliyor.)
Kesinlikle ve kesinlikle müslümanca düşünemiyoruz. Zihinlerimiz işgal altında. Ukalayız. Malumatfuruşluk diz boyu. Bilgi kırıntılarımız bizi ukalalaştırıyor. Gerçekten bilsek susacağız esasında. Ama bilmemek konuşturuyor işte. Ukalalaştırıyor. Bir hadis (mesala başınızdaki emir kolları budanmış siyahi bir köle olsa dahi on itaat edin) her şeyi değiştirmeli esasında. Ama hadis sözlerden bir söz hükmü kadar bir değere sahip değil belki de içimizde.. Herkes kendi kalbini bilir. Bir batılı fiozofun sözü mü daha çakalı kalbimizde yoksa takvim yaprağında okuduğumuz bir hadis mi?
Serkan Bey'in mantığı nedense bana hiç yabancı gelmiyor. Sulandırılmış İslamcı-liberal akıl. Kendilerine üstten bakılmasını istemezler ama “bir zamanlar ben de sizin gibi düşünüyordum. Ama sonra fark ettim ki olaylara at gözlüğü ile bakıyormuşum. Beynimi torbaya koyup birilerine pazarlıyormuşum. Ve birilerinin cebi doluyormuş, ben hiç fark etmiyormuşum. Titreyin ve kendinize gelin. Gelişin. Bak ben geliştim. Bir zamanlar bende ömer karaoğlu dinliyordum. Ama şimdi ne güzel "Ahmet Kaya" dinliyorum işte. Ne güzel değil mi? Müslüman adamın başka seçeneği yok mu ki?” diyerek hep üstten baktıklarını göremezler.
ve gale yevmün asibün
Düzeltme ve Sorguçluk
Cts, 04/11/2006 - 02:39 — Serkan TekinYeni sulara yelken açabileceğimiz yorumunuzdan dolayı teşekkkür ederim öncelikle sayın Osman Durmuşoğlu..
İlgiyle takip ettiğim, dinamiklerim(iz)den birisi olan kıymetli Mustafa İslamoğlu tefsir derslerinin birisinde, ismi aklıma gelmeyen bir adamın, zamanında, insanları İslam'a yaklaştırmak için 500 tane hadis uydurduğunu itiraf ettiğini anlattı. Ben hadislere, özellikle takvim yaprağı arkalarındaki hadislere hiç de balıklama atlamıyorum. Genel uygunluk, Kur'an mantığı, fıtrata uygunluk açısından değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. "Çoğul Dünyalılar" yorumumda da nasıl bir sorgulama mantığının olması gerektiğini, bunun zorunluluğunu anlatmaya çalıştım.
İçtihat meselesine gelelim.. Said Nursi (Kürdi) yanlış yapamaz mı? Yanlış veya zaman aşımına uğramış veya hükmü kalkmış olan bir öneride bulunmuş olamaz mı? Erbakanizmden sonra Nursizm mi? O zamanlar öyle düşünülüyordu. Çok şeyler hızla değişmektedir. İçtihat kapısını kapatıp da düşüncelerimizi tarihe gömmek de sebeplerinden bir sebep olarak yerini almalıdır geri kalmışlığımızın. İçtihat kapısını kapatmak, bir tarih beyannamesine dönüştürür itikadımızın temellerini... Türkiye'nin şu durumu bile, içtihadın ne kadar da zaruri olduğunu ispatlamıyor mu?
Hamiş: Ahmet Kaya dinlemelerimden çok çok çok sonra Ömer Karaoğlu dinlemeye başladım. (Çok sık da dinledğim söylenemez...)
"...şimdi tûfan başladı..."
Bu Yazı Silsilesini Okuyup
Cts, 04/11/2006 - 13:17 — Ayşegül Gençbu yazı silsilesini okuyup geçenlerdenim... bir yorum da ben yazmalıyım diye asla düşünmedim önce çünkü siyasetle alakası futbolla alakası kadar olan bir bayanım ben... aciz ve sıradan... kalabalık içine karışmış, karman çorman olmuş, neye ağlayacağı neye güleceği önceden tespit edilmiş yığınların arasındayım... ki o yığınların içinde insanın el kol hareketleri ve dahi dil dönmeleri farkedilmez olur....
ama dedim sonra ben halkım ya o zaman en yalın haliyle yazmalıyım izlenimlerimi;
kardeşim bu mehmet ağar var ya....(!),(?),(!)
........
yazamıyorum işte....
kırk tane şey yazdım kırkını da sildim.... siyaset duygu adamının işi değil ....
cemaat.com'u destekliyorum (yazı ve yorumların özgürlüğü için)... benim gibi asla bir mitinge katılmayacak olan, asla siyasi bir araştırma yapmayacak olan, asla siyasi bir platformda aktif olmayacak olan, siyasi tartışmaları çekirdek çıtlatarak izleyen....vs.... işte benim gibi siyaset özürlüleri de hasbelkader fikir sahibi yaptığı için....
"eddai"
Her Durumda Haklı Olmak!
Cts, 04/11/2006 - 13:22 — rüştü hacıoğluBu ancak herşeyin bizim keyfiyetimizle belirlenebildiği bir dünya varsa orada mümkündür. Var mı? Oysa biz insanlar hatalarla, düşe kalka yol yordam bulmaya çalışan zavallı yardıma muhtaç mahluklarız. Her durumda haklı olabilecek bir mükemmelliğe sahip olamadığımız için Rahman'ın hitabıyla yol yordam bulma işini sıkı bir gayretle ortaya koyma çabasındayız. Ozaman Hak'tan yana olmakla, hep haklı olmak arasında belirgin bir fark var: hatalarımız. Hatalı olmak tek başına suç değil; asıl suç hatada bile bile ısrarcı olmaktır : '' hata yaptım! '' diyememek, eksikliği kibrimize yakıştıramamaktır. Olmaz değildir ki hata yapmış olmamız; aksine en kolay en mümkün durumdur. Demem o ki, insaflı olmak, karşımızdakine anlama payı bırakmak, en az kendimiz için beklediğimiz kadar. Hz. İsa'ya atfen bir mesel vardır bilirsiniz ama bilmeyen vardır diye tekrarlamış olayım ( O söylememişse bile insaf çağrısına güzel bir örnek ) Bir suçluyu taşlamak için toplanmış insanlarla dolu meydana girince : '' ilk taşı günahsız olan atsın bari '' der...
Üst perdeden konuşan bir abi edasına bürünmek istemem ama bunu söylemekle buna kısmen bürünmüş olduğumunda farkındayım ve bilin ki en çok günahlılardan biriyim, taşı atamayacağım. Sadece Serkan'ın sesine de yer verelim cemaat'te varsın o da hata hakkını telaffuz etsin ve varalım bizde hatalı itirazlar yöneltelim ama dönüp hepimiz insafımızı kuşanalım birbirimize, dolayısıyla kendimize karşı. Düşünelim! Bu karmaşıklığın sorumlusu sadece serkan yada biz değiliz; lakin, düğümü çözme basiretini göstermesi, çözmesi ve kardeşçe hedefe yönelmesi gereken bizler, hepimiziz. Cemaate yazanlar, cemaate yazanlardan başkası olmayacaktır; kalitemiz de, hatalarımızı deklare ettiğimiz yazılarımıza, yorumlarımıza kardeşliğin gerektirdiği kardeşçe uyarılarla yol katedebilecektir. Çekip gitmek çok kolay, kovup göndermekte. Ondan sonra ne olacak peki? Neyi umuyoruz, başka bir yerde mükemmel adamlardan müteşekkil, olmuş, aklı başında, gelişmiş, bizi anlayan vs. vs. cennet adamları mı var? Ya da, bir gün cemaat'e mehdi gelip tüm gündemimizi en doğru biçimde belirleyip kalitemizi mi yükseltecek? Her zaman haklı olmayabiliriz kabulünü kaybetmeden, daha iyi daha doğru olabilmek için İlahi Hitab'a muhatab olmalıyız, ve bu, '' olmalıyız '' demekle olamayacağımızı, hitabın bize öğrettiği usül dairesinde davranmayı kuşanarak, '' olmaya '' adım atacağımızı bilmeyi zorunlu kılar. Hamit Akçay'ın, yüzyüze konuşmakla, burdan konuşmak arasındaki farka yaptığı vurguya ve cemaat'te daha evvel sıkça yapılış bu uyarıya sahip çıkmak bizim zorunluluğumuzdur kardeşlerim! Yoksa sayfalar dolusu hatayı sayfalar dolusu hatayla karşılayıp, körler-sağırlar diyaloğunu kemikleştirip kendimize yazık etmekten öte yol kat edemeyiz. Bazılarımız için burası çokta önemsenmeyecek sanal bir ortam olabilir ama bu kardeşlerimiz bilmeliler ki : önemsememeyi edinmek heryere taşınabilir bir virüs edinmekten farksızdır; sonucu, kendini yiyip bitiren önemsiz bir bencil olmayı göze almaktır.
Burada yazan herkes kendince küçük bir dünyayı içinde barındıran, sevilmek, saygı görmek, önemsenmek isteyen; dertleri olup paylaşmak isteyen, hatalarından kurtulmak için çaba gösteren senin benim gibi zavallı, sığınacak saçak arayan insanlar. Ortalama insandan azıcık farklı olarak birşeyin farkına varmış insanlar: bir sorumlulukları var onların yaradana karşı ve bunu nasıl gerçekleştirebileceklerini arıyorlar. Bu tek başına saygıya haiz bir neden değil mi kardeşlerim?
Bu bir itirafname değildir. Bu, daha önce sitede yayınlanmış Kırık Cam Teorisi yazısında anlamış bulunduğum bir gerçeğin, Serkan Tekin yazılarında '' vurun abalıya '' biçimiyle tezahürünü gördüğümün ifadesidir. Bu, benimde sıkça dahil olduğum linç psikolojisinin cemaatte Serkan Tekin yazılarında karşılığını bulduğunu sandığım ve bundan vazgeçelimin çağrısıdır. Bu aynı zamanda Serkan Tekin savunması olmayıp, her söylediğine katıldığım anlamı içermiyor fakat, Serkan Tekin ' in arama çabası, hemde kırılmış camına rağmen pes etmemesi takdirimi ve hoş görme nedenlerimi arttırıyor.
Serkan Tekin'e;
Bir ara benden '' sistem çökertmeme dair 10 madde '' istemiştiniz; buyurun madde 1.
Tüm kardeşlerime en içten saygılarımı ifade edip,
selamünaleyküm
Takvim Yaprakları
Paz, 05/11/2006 - 01:27 — osman durmuşoğluBen takvim yapraklarındaki hadislere balıklama atlayalım demiyorum. Benim dediğim şu: “Bir batılı fiozofun sözü mü daha çakalı kalbimizde yoksa takvim yaprağında okuduğumuz bir hadis mi?” Gerçekten Müslümanca düşünebiliyor muyuz? Test mi etmek istiyoruz? Elimize bir takvim yaprağı alalım. Oradan bir cümle okuyalım. Ama altında hadis yazsın.heyecanlandık mı? Evetse ne mutlu! Hayırsa yazık ki ne yazık. Biz kendimizi ne sanırsak sanalım gerçekte zihnimiz işgal altında demektir. [Onlar bu elçiye indirileni anlamaya başladıklarında gözlerinden yaşların boşaldığını görürsün, (maide, 5/83)]
“Hadislere, özellikle takvim yaprağı arkalarındaki hadislere hiçte balıklama atlamıyorum. Genel uygunluk, Kur’an mantığı, fıtrata uygunluk açısından değerlendirmek…”
Bu cümleler o kadar masum duruyor ki. Sanki hakikatin ta kendisi, ama bence oryantalizmin çaktırmadan beynimize kazıdığı o cafcaflı ezber cümlelerden bir cümle sadece
Genel uygunluk, Kur’an mantığı, Fıtrata uygunluk. Sahih bir hadis bu üç özelliği taşır. Doğrudur. Tamam bunları bir yere koyalım. Ama sıradan insanlar için bunlar ne ifade eder ki! Böyle diyen biri “ben Kur’ana hakimim, bir hadisi; hadis, tefsir .kelam, vs vs. gibi islami ilimlere, bunların da ötesinde İnsan fıtratına genel uygunluğu açısından değerlendirebiliyorum ve bunun zorunlu sonucu olarak da hadislere, özellikle takvim yaprağı arkalarındaki hadislere hiçte balıklama atlamıyorum..” demiş olmuyor mu? Peki bu mümkün mü? Hele bizim gibi sıradan ukalalar için bu mümkün mü?
“Said Nursi yanlış yapamaz mı? Yanlış ya da zaman aşımına uğramış veya hükmü kalkmış olan bir öneride bulunmuş olamaz mı?.. O zamanlar öyle düşünülüyordu. Çok şeyler hızla değişti.”
Yine oryantalizmin çaktırmadan beynimize kazıdığı o cafcaflı ezber cümlelerden bir demet...
Modernizm elini attığı her şeyi parçaladı. Aklımızı da, zihnimizi de, zihniyetimize de.
Mesela“bu ülkenin en büyük problemi zihniyet problemi. Bir zihniyet devrimine ihtiyaç var (Yaşar Nuri)” tespiti ile; “nasıl ki kışta, fırtınaların şiddetli olduğu bir vakitte (yani toptan bütün ümmeti Muhammed’in zihinlerinin yoğun bir psikolojik harbe maruz kaldığı şu fırtınalı günlerde), dar delikler dahi kapatılır. O fırtınalı günlerde yeni kapılar açmak hiçbir surette akıl karı değildir. Hem nasıl ki büyük bir selin hücumunda tamir için duvarlara delik açmak boğulmaya sebeptir. Öyle de şu münkerat zamanında ve batı kültürünün istilası anında ve bidatlerin kesreti vaktinde ve dalaletin tahribatı hengâmında, kasrı islamiyetten yeni kapılar açıp, duvarlarından muhariplerin girmesine sebep olacak yeni delikler açmak, ilmiyete cinayettir...(S. Nursi)” tespitini parçalı zihnimizde uyuşturamaz olduk.
Bunlar farklı şeyleri mi sahi. Said Nursi de yukarda bir zihniyet probleminden bahsetmiyor mu? Ve zamanının bütün İslamcı aydınlarının oryantalizmin etkisiyle “Aç! Aç! Aç!” diye koro halinde tezahüratta bulunduğu bir zamanda Said Nursi’nin bu sağlıklı, derinlikli ve en önemlisi kaygılı duruşuna hayranlıkla bakıp takdir etmek gerekirken “Said Nursi yanlış yapamaz mı? Yanlış ya da zaman aşımına uğramış veya hükmü kalkmış olan bir öneride bulunmuş olamaz mı?.. O zamanlar öyle düşünülüyordu. Çok şey