renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Dikkat Papa Çıkabilir– I !!!

İşbu yazı Papa hazretlerinin Türkiye’ye gelişini ve öncesinde yaşananları, makale iddiası taşımadan mercek altına alacaktır.

P.G.Ö (Papa Gelmeden Önce)

XVI. Benedict Ratzinger’in Türkiye ziyareti, öncesinde yaşananlar ve sonrasında yaşanması muhtemel olaylarla (Nam-ı Diğer Papa) birçok gazete yazarının köşesine, ilim ve düşünce adamının sohbet mahfillerine, komplo teorisyenlerinin zihnine konuk oldu.

Papa gelmeden önce, global arenadaki en önemli olay, Danimarka menşeli gazete ve dergilerin bazılarında Peygamberimiz (a.s.m)’ın karikatürleri yayınlanmasıydı. Hiç şüphesiz ki, bu olay bilinçli ve art niyetli gerçekleştirilmişti. Dünya ve Türkiye basınında aylarca gündemde kaldı bu haddi aşan girişim. Sonrasında Türkiye’de ve İslam coğrafyasında yer alan ülkelerde, Danimarka aleyhinde onlarca gösteri düzenlendi, artniyet taşıyan zihniyetler lanetlendi ve bu ülke malları boykot edildi. Hâtta, dünya genelinde hızla artan İslam karşıtlığına binaen, İ.K.Ö (İslam Konferansı Örgütü) -Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nun da önemli girişimleriyle- gündemine, bizzat bu meseleyi alarak, bir toplantı gerçekleştirmişti hafızam beni yanıltmıyorsa.

Akabinde, New Version Papa’nın, Almanya’yı ziyareti sırasında yaptığı bir konuşmada Peygamber Efendimiz ve İslamiyet hakkında hakarete varan açıklamaları dünya ve ülkemiz basınının gündemine bomba gibi düştü. (Tabii, bazı yerel basında bomba tesirinden ziyade, bir silah sesi mesabesinde algılandı bu durum..!) Aylarca da bu mesele tartışıldı.

Papa, Diyanet İşleri Bakanlığımız tarafından yapılan açıklamalarda kınandı ve tekzip edildi. Yine dünyanın birçok müslüman ülkesinde ve müslümanların yoğun bulunduğu ülkelerin şehirlerinde Papa’nın bu haçlı zihniyetine karşı mitingler, gösteriler düzenlendi. Bu olay, Papa’nın şu günlerde gerçekleştirmekte olduğu Türkiye ziyaretini de çok önemli bir konuma getirdi.

Tabii, komşuda pişerken bize de birşeyler düştü.

Papa’nın gelişinden birkaç hafta evvel, Saadet Partisi tarafından cahil ve sinsi Papa’ya karşı (aslında hiç de cahil değil ama Papa’nın zikri ne ise..) Çağlayan meydanında büyük bir miting düzenleneceği afişe edildi İstanbul’un ve muhtemelen diğer şehirlerin en görünür yerlerinde. Ve, nihayet 26 Mayıs Pazar günü, birkaç bin Saadet Partili vatandaş, Çağlayan Meydanı’nda Papa’nın gelişini ve bizzat Papa’yı kınamak için toplandı, dövizler taşıdı, sloganlar attı.

Bu mitingi çok önemli yapan olaylardan biri de, belki de en önemlisi, sayın Erbakan’ın mitinge teşrif etmesi ve bir konuşma yapması oldu. Tam bu noktada, biraz duralım.

Saadet Partisi’nin Çağlayan mitingi, “Cahil ve sinsi Papa gelmesin” sloganıyla duyurulmuştu günler öncesinden. Oysa, sn. Erbakan ve zannederim sonrasında Recai Kutan konuşmaları sırasında AK Parti’ye yüklendiler. Herkes tarafından çok iyi biliniyordu ki; Papa Türkiye’ye AK Parti’nin ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın davetiyle değil, bizzat Cumhurbaşkanlığı’nın davetlisi olarak geliyordu. O kadar ki; Reis-i Cumhurumuz, Ankara’yı Papa’nın evi gibi hissetmesi için yapması gerekeni, yani elinden geleni ardına koymamıştır henüz Papa hazretleri teşrif etmemişken. Basın-yayın organlarında, Ankara’da bulunduğu süre içerisinde Papa’nın hükümet yetkililerini kabul edeceği şeklinde ifadeler kullanılıyordu. Garip doğrusu. Papa, ev sahibi rolünde..!

Sayın Erbakan ise bu durumu çok iyi bilmesine rağmen, konuşması sırasında AK Parti’ye yüklenmeyi tercih etti. Pek tabii, bu durum gayri ihtiyari gerçekleşmiş bir durum değildi. Sapla samanı karıştırmak gibi geldi bana böylesi bir tutum. Oraya, o kitle Peygamber Efendimiz ve İslam’ın hamiliğinin ve savunuculuğunun (sınırlı anlamda) yapılması amacıyla ve ümidiyle gelmişti (en azından ben öyle biliyor-d-um) Konuşmanın arasına siyasetin katılması çok nahoş bir durumdu. Her ne kadar, mitinge katılanların büyük bir çoğunluğunu (belki de tamamını) Saadet Partililer teşkil etse de, orada böylesi bir konuşma yapılmamalıydı. Tamamen dini eksenli ve İslamiyet’in güzelliğini ortaya koyucu ve Papa’yı yerin dibine batırıcı bir konuşma yapılması en güzel davranış biçimi olurdu.

Herkes çok iyi biliyor ki, Papa Türkiye’ye köşkün davetlisi olarak geldiği için, buna AK Parti müdahale edemezdi; bir müdahaleye kalkışsa bile, bu en açık tabirle “ahmakça” olurdu ve yangına körükle gitmek olurdu. Böylesi bir engellemenin Reis-i Cumhurumuz A.Necdet Sezer nezdinde nasıl makes bulacağı herkesin malumu olsa gerektir.

Dolayısıyla, tekrar ifade etmek gerekirse; Saadet Partisi’nin düzenlemiş olduğu mitingde, Erbakan’ın AK Parti’ye yüklenmesi, hiç de tasvip edilebilecek bir davranış değildir ve uygun düşmemiştir zannımca.

Tekrar mitinge dönecek olursak; miting beklenen ilgiyi görmemiş(bir milyon katılımcı rakamı telaffuz ediliyordu). Lakin, önemli olan kemmiyet değil, keyfiyet olduğundan, mitinge katılan grup, üzerine düşeni hakkıyla eda edebilmişse, mitingin amacı hasıl olmuştur zannederim. Tabii, buna mitinge katılanlar ve Saadet Partisi teşkilatı en iyi biçimde karar verecektir.

Ayrıca, mitinge katılan grubun, sorunsuz bir şekilde dağılmasını tebrik etmek gerekir; böylesi önemli bir mitinge parti dışından, amacı tamamen provakasyon olabilecek kişilerin katılabilme ve ortalığı karıştırma ihtimali doğabileceğinden ötürü. Çok şükür ki, böyle birşey vuku bulmadı.

Düzenlenen bu mitingin haricinde yazılı ve görsel basında da onlarca şey yazıldı, çizildi. Bazı köşe yazarları, Papa’nın geliş sebebiyle alakalı tahminler içeren yazılar yazdı ve çeşitli iddialar ortaya attı. Bu iddialardan en önemlisi, Papa’nın Türkiye’ye, dinler arası iletişimi ve diyalogu geliştirmek ve yaptığı hatanın negatif yansımalarını azaltmak için değil, Hristiyan dünyasını birleştirmek yönünde adımlar atmak için geleceğiydi. Buna uygun olarak da, Türkiye’ye gelişinden birkaç gün önce, Dışişleri Bakanı sayın Gül’ün, kendisine İstanbul’da bir kahvaltı verme teklifini “dünyevi” olur gerekçesiyle reddetti (İstanbul’da Ayasofya’yı ziyaret edecek, İzhak Haleva, Barthelemous gibi dini liderlerle bir araya gelecekti. Papa, Vatikan’da “alemci” olarak mı yaşıyor acaba..!? Ya da, orada da kahvaltısını birkaç bisküvi ile geçiştiriyor herhalde. Öyle ya, iyi bir kahvaltı keşiş hayatı yaşayan bir Papa’ya zarar verir her halükarda).

Papa’nın (şu anda gerçekleşmiş, ve büyük ihtimalle de sona ermiş olan) ziyaretinden önce, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Papa ziyareti hakkındaki görüşlerini hatırlamakta fayda var. Prof. Dr. Bardakoğlu, Papa’nın ziyaretinin kabul edilmesinin, Peygamberimiz ve İslam dini hakkındaki görüşlerinin kabul edildiği anlamı taşımadığını defalarca yineledi. Ama, her ne olursa olsun, kendisinin iyi bir şekilde ağırlanacağını da ifade etti. Fakat, sn. Bardakoğlu, Papa’nın gelişinden evvel bir diplomatik zafer kazandı. Aksiyon dergisinin haberine göre, Papa 16. Benedict’in, Diyanet İşleri Başkanı’nı Cumhurbaşkanlığı konutunda, veya bir otelde kabul etmek isteyişi Bardakoğlu tarafından reddedilmiş. Türk Dışişlerinin bu konudaki tavsiyelerine rağmen Bardakoğlu görüşmenin kendi makamında yapılmasında diretmiş ve sonuçta mezkur diplomatik zaferi kazanmış.

Bir de, bir radyodaki haber programı sırasında yakaladığım, “tarihçilerin kutbu” Halil İnalcık’ın Papa’nın Türkiye’yi ziyareti hakkında görüşleri dikkat çekiciydi. Halil İnalcık Hoca, Papa’nın ‘şizma’(kilise ayrılığı) için Türkiye’ye geldiğini ifade ediyordu. İnalcık’ın ifade ettiği bu hususun, çok yeni bir söylem olmasa da, dikkate değer bir tespit olduğunu düşünüyorum. Benzeri konularda birçok köşe yazarı da düşüncelerini ifade etti.

Papa’nın Türkiye ziyaretinden önce yaşananlar kabataslak olarak böyleydi. Biraz da, Papa’nın Türkiye ziyareti esnasında ne tür bir davranış içerisinde bulunduğuna bakalım.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Papa gelir hoş gelir

Papa’nın ziyareti nihayet gerçekleşti. Ben bu vesile ile Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nu tebrik ve takdir ediyorum; gerek kabul sırasında gösterdiği onurlu duruş gerekse yapmış olduğu konuşma nedeniyle...

Sorun papa’dan ziyade onun söylemiş olduklarıydı. Yoksa kimsenin kendi şahsıyla alakalı biz husumetimiz yok. Kur’an bize şunu dememizi önerir; “Sizin dininiz size, bizim dinimiz bize…” Bu öğüt İslam’daki zorlama yoktur esasının da temelidir. Ama iman sahibi her insan, kendi inancına hakaret edilirse gerekli refleksi gösterir tabi ki.

İşte bu noktada kendimizi yoklamalıydık. Peygamberimiz(sav) “Bir kötülüğü elinizle o da olmazsa dilinizle engelleyiniz ya da o kötülüğe karşı durunuz. O ikisi de olmazsa kalbiniz ile buğz ediniz ki o da en alt derecesidir” buyururken iman sahibinin durumuna göre tepki seviyelerini ortaya koyuyordu galiba.

Papanın o sözleri söylediği halde söylememiş gibi farzederek, gelişi esnasında bazı Müslümanların tepkilerinin neredeyse hiçbir şey yokmuş gibi olması ise bizi daha fazla üzdü. Papa gelsin bizden hoşgörü öğrensin, İslam’ı Müslümanları tanısın düşüncesi elbette hoş ama olayın ondan öncesi ve sonrası var.

Öncesini zaten belirtmiştik. Peygamberimiz için olmadık hakaretler eden biriydi gelecek olan. Özür dilemedi, sözlerini geri almadı, aksine bir mesaj vermedi. Bundan dolayı ‘gelecekse özür dileyip gelsin’ istedi Müslümanlar. Olmadı ne yazık ki. Müslümanlar olarak dağınık ve aciz halimiz bizden gayrısının dünyada istediği gibi at oynatmasına müsaade ediyor.

Olayın sonrası dediğim de işte burada başlıyor. Papa geldi de bizde Müslümanlığımı gördü! Ona toplum olarak ne kadar İslam’ı tanıtabildik? Ne kadar İslamı yaşıyoruz ki neresini tanıtalım? Önce Müslümanlar olarak biz adam olalım ki bizden gerçekten öğrensinler hoşgörüyü, adaleti, sevgiyi, saygıyı… vb. Ama maalesef bizim eksiklerimiz o kadar çok ki! İşte bu eksiklikleri birileri gelip yarım yamalak dolduruyor. Sonra da diyoruz “bırakın yapsınlar, doğrusunu nasıl olsa bizden öğrenirler” İyi de doğrusunu bilsek kendimiz yapardık. Yapamıyoruz işte. Kendimizi doğrultmadan nasıl başkalarını doğrultmayı düşünebiliriz ki!

Dünyanın çoğu aklını, ruhunu ve midesini yaratılışa uygun olmayan şeylerle doldurduğu için ne hakkı görebiliyor ne de yanlışı doğrudan ayırabiliyor. Bu dünya hengâmesinde Müslümanlar olarak emrolunduğumuz gibi dosdoğru iman edip dosdoğru yaşamanın güçlüğüne katlanmamız lazım. Yoksa bizden gayrısı çıkıp hakkı batılmış gibi göstermekte oldukça hünerli oluyor. Ondan sonrada dövünmesi ya da atlıların ardından şaşakalıp bakması bizlere kalıyor.

Değil bir papa binler papa İslam’a hakaret etse eğer ki biz İslam'ı adam gibi yaşıyor isek asla zarar veremez. Papa’nın sözlerinden ziyade bizim bu batı ve İslam kültürü arasında kalmış olan yaşantımızın çelişkili tavır ve hareketlerimiz ne yazık ki İslam’ın dünyada yanlış anlaşılmasına en büyük sebeptir.

Papaya verilecek en büyük ve en güzel tepkilerden biri de bizim aslımıza dönüp peygamber ahlakına sımsıkı sarılmak olmalıdır. Ancak bu şekilde kendimizi ve Dünya’mızı kurtarırız.

Kınayıcının kınamasına aldırmayıp Allah’ın dosdoğru yolunda koşanlardan olmamız duasıyla…