Türk dil kurumu sözlüğüne göre dilimiz günlük , teknik, bilimsel, edebi,argo olmak üzere toplam altmışbin kelimeye sahip . Bu kelimelerin yüzde yetmişbeşini türkçe yüzde yirmibeşini yabancı kökenli kelimeler oluşturuyor. 1998 yılına ait bu verilerin elbette günümüzde değişikliğe uğradığını söylemek mümkün ama dilimize yeni eklenen bu kelimlerin ne kadarının TDK sözlüğüne girecek kadar doğru ve anlamlı olduğu tartışılır.
Şimdi oturalım ve küçük bir hesap kitap yapalım. Çok zor değil sabah kalktığımızdan itibaren toplam kaç kelime kullandık. Bir kadın günde ortalama 30 bin kelime konuşur. Bir erkek ise bunun yarısı kadar yani yaklaşık 15 bin kelime. Bu kadar çok ağzımızı açıp kapatıyor , zaman ve kas kuvveti harcıyoruz . Yalnız kendi zamanımızdan değil dinleyicillerin zamanından da çalıyoruz. Ne için? Günlük dilimizde kullandığımız toplam beşyüz kelimeyi günde altmış kere tekrar etmek için. Bu ayda binsekizyüz yılda yirmibirbinaltıyüz tekrar eder. Bir insanın altmış yıl yaşadığını fazredersek ömrü boyunca birmilyonikiyüzdoksanaltıbin kere aynı kelimeyi söylüyor ve öz dilinde yer alan ellibeşbin kelimeyi unutup bir kenara atıyor.
Bir de sayısı binlerle ifade edilen bu kelimeciklerin anlamınıöğrenmek yerine yenilerini uyduruvermek kolaylığı var. Bu konuyu 'teoriken'* incelemek mümkün. Teoriken ne demek oluyorsa? Teori , kuram anlamına geliyor. Tükçe karşılığı olmasına rağmen dilimize girmeyi başarmış Fransızca bir kelime. -en eki ise arapçadan aldığımız bir takı. Hop diye fransızca arapça kırması Türkçe bir kelime 'teoriken'. Harika! hem de bilim adamlarının dilinde. Kuramsal demek varken.
21.yüzyılda hele de globelleşmeye! (küreselleşmeye) başladığımız şu günlerde bir yabancı dil bilmemek yüzkızartıcı. (Eyvah Türkçe'yi dahi bilmediğimizi unutmuşum!) Bir lisan bir insan , yüzyirmide bir lisan kaç insan?
Aslında AB sendromu ! (Down Sendromu gibi bir şey herhalde ne demekse) süreci içinde acaba biz bu Türkçeyi tamamen bıraksak da ingilizce falan mı konuşsak? Hazır adım başı elimize English Time broşürleri tutuşturulurken. mesela günlük bir gazeteyi elinize alın ve yüksek sesle olduğu okumaya başlayın. Duyduklarınıza kendiniz bile güleceksiniz. Tükçede özellikle zaman eki almış fillerin okunuşlarında ,halkın diline yerleşmiş yöresel olarak da farklılık gösteren biçimler vardır. -yapacağım kelimesinin okunuşu yazıldığı gibi değildir. Okunuşu -yapıcam şeklinde olmalıdır. (-yapçam değil ama!)
Dil gerçekten bir milletin kültürel zenginliği, kişliği , karakteridir. Dilden taviz vermek toplumca karaktersizleşmek anlamına gelir. Eğer beni okuyabiliyorsanız bir PC niz ya da NOTEBOOK unuz (bilgisayar harika bir kelime , şükür!) ve İNTERNET (ağ) bağlantınız mutlaka vardır. Çuvaldızı kendime kullandığımız beşyüz kelimeye günde iki yeni kelime eklemeye ne dersiniz? www.tdk.gov.tr ye tıklayın ve 'dağarcığınıza hergün iki söz' kapmanyasına katılın.
Daha ne söyleyeyim? Eğer hata ettiysen 'Dilim Seni Dilim Dilim Dileyim'
*Türk Dili Dergisi, Prof Hamza Zülfikar
Yorumlar
Galat-ı Meşhur
Pzt, 07/02/2005 - 15:12 — Kâni ÇınarTürkçe, bugün geniş bir coğrafyada konuşulmaktadır. Türkçe'de diğer dillerde olduğu gibi yabancı dillerden alınmış kelimeler bulunur. Buna mukabil Türkçe'nin diğer dillere ihracı olan kelimeleri vardır. Bu kelime ithali veya ihracını dilcilerimiz savaşlara, siyasi ve ekonomik bağlantılara, teknolojik alışverişlere bağlıyor. Türkçe'nin etkilediği ve etkilendiği diller zikredilirken Çince, Sankskritçe, Moğolca, Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca ve Almanca gibi diller sayılmaktadır. Buradaki mezkur diller ile ait oldukları milletlerin yaşadıkları coğrafya, siyasi ve ekonomik ilişkiler göz önüne alındığında etkileşimin kaçınılmazlığı da ortaya çıkmaktadır. Türkçemiz, yabancı dillerden aldığı pek çok kelimeyi kendi ses (fonetik) ve şekil (morfoloji) özelliklerine öylesine uydurmuştur ki bazen kelimelerin yabancı bir dilden alındığını anlamak, özel ihtisas gerektirmektedir. Türkçe şekil özelliklerine bakarak yabancı bir kelimeye Türkçe eklerin getirilmesi, kelimenin olduğu gibi alınması ve uzun zaman dilimi içerisinde Türkçeleşerek ictimai hayatımızda yer edinmesi, kelime alınırken küçük çaplı değişimlerle benimsenmesi her ne kadar "Öztürkçe"ci cereyanı rahatsız ediyorsa da dilin "canlı" oluşu ve yaşamını sürdürebilmesi için bütün bunlar zaruridir. Hakkını da teslim edelim: Türk Dil Kurumu'na ait web sitesinde "Yabancı Kelimelere Karşılık" bölümünde hangi kelimelerin nasıl ve niçin Türkçe karşılıklarının bulunduğu izah edilirken artık dile yerleşmiş kelime yerine zaten halkın da pek rağbet etmediği kelimelere Türkçe karşılık bulunduğu, örnekleriyle verilmiş ki bu çok sevindirici ve dilimizi zenginleştirici bir gelişmedir. Burada rahmetli F. Kadri Timurtaş hocayı ve "Türkçemiz ve Uydurmacılık" isimli eserini de yad ederek geçelim.
Bir dilin dış bünyesinde meydana gelen değişikliklerin o milletin sosyal (ictimai) hayatı ile doğrudan ilgili olduğu kabul edilir. Doğrusu da budur. Mesele Anadolu Türkçesi'nin 13. asırda Arapça ve Farsça ağırlıklı olarak yaşadığı değişimin geri planında Müslüman olan Ecdadımız ve onların meydana getirdiği edebiyat yer alır. Bir insanın 24 saatine hükmeden İslam ve İslami kelimeler nasıl etkili ve kalıcı olmuşsa Tanzimat dönemlerinde İngilizce ve Fransızca kelimelerin Türkçemize girmesi ve hayat alanı bulmasında da Batı Medeniyeti ve Batılılaşma ilkesinin benimsenmesi, kısaca yönümüzün Doğu'dan Batı'ya çevrilmesi etkili olmuştur. Türk dili içerisinde yer edinmiş ve Türkçeleşmiş kelimelerin pek çoğu Arapça ve Farsçadır. Elinize alıp bakacağınız detaylı bir sözlükte bunu rahatça görebilirsiniz. Cemil Meriç Üstadın sıkça dile getirip serzenişte bulunduğu bir alan olan "Sözlük" çalışmalarında her ne kadar İngilizce'ye, Fransızca'ya, Almanca'ya nazaran "nal topluyor" olsak da hadise aynıyla zahirdir, ayan - beyan ortadadır. Mektep görmüş ya da görmemiş birisine mesela kitap, akıl, mektep, rü'yâ, hadise, asır, mektup vs. gibi kelimelerin yabancı dillere ait olduğunu kabul ettiremezsiniz. Bunlar veya bunlara ilaveten binlerce kelime halkın dilinde kabul görüp yaşadıktan sonra tedavülden kaldırılabilmesi mümkün görülmemektedir.
İşte Türk Dil Kurumu'na ait resmi bilgi:
TÜRKÇE SÖZLÜK (1998)'TEKİ SÖZLERİN KÖKENLERİNE AİT SAYISAL DÖKÜM
Almanca 99 Arapça 6455 Arnavutça 1 Bulgarca 8 Ermenice 16 Farsça 1361 Fransızca 4702 İbranice 8 İngilizce 470 İspanyolca 38 İtalyanca 621 Japonca 2 Lâtince 91 Macarca 18 Moğolca 15 Norveççe 1 Osmanlı Türkçesi 43 Portekizce 3 Rusça 37 Slavca 21 Yunanca 382 Toplam 14.394
Türkçe 46.301
İlkokuldan üniversiteye kadar okullarımızda dil eğitimi verilmektedir. Bu dil eğitimi verilirken dilcilerimizin öncelikle kendi dillerine hakim olmaları, dillerinin yaşadığı macerayı ve geçirdiği evreleri çok iyi bilmeleri, eski ve yeni kelimelerin anlamlarının verilerek acayip ve gülünç hataların ortadan kaldırılması şarttır. Eğitim alan gençlerimiz şair ile ozanı, mânâ ile anlamı veya ihtimal ile olasılığı bir cümlede ve birbirinden ayrı anlamlar vererek kullanıyorsa ana dilimizde eğitim problemlerimiz var demektir. Ana dilimiz problemli iken yabacı dilde verdiğimiz eğitim muhakkak aksayacaktır. Dilimize yerleşmiş yabancı kelimelerden rü'yâyı - rüya, mısraı - mısrası yaparak kullanıyorsak alfabemizde olmayan harflerin veya ses türemelerinin (stop - istop gibi) yol açtığı aksaklıkları da belirtmemiz, öğrencileri bilgilendirmemiz gerekiyor. Bu iş ile uğraşan dilcilerimizin sayısının çok düşük olması, böylesi dil problemlerinin sadece okullarımızda Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenlerine havale edilmesi meselemizi daha da büyütmektedir. Gençlerimizin bir çoğu kendi isminin ne manaya geldiğini dahi merak edip araştırmıyor, dili umursamıyorlar. Öyle olunca ÖSS imtihanında Türkçe'den çıkan sadece okuyup anlamaya ve değerlendirmeye yönelik sorular dahi gerek kitap okuma alışkanlığının olmamasından gerekse bilgi seviyesinin giderek düşmesinden dolayı "çok zor" kabul ediliyor. Bunda sadece dilcilerin değil bütün kesimlerin mesuliyeti olsa gerektir. Dil ihmale gelmez. Bütün bireyleriyle o dili kullanan milletler, dillerine gereken önemi itina ile vermek mecburiyetindedirler. Gerek yazılı ve sözlü "medya"da, gerekse gündelik hayatımızda kullandığımız kelimeler belki günübirlik uygulamalarımız içinde önem arz etmeyebilir ama yarınlarımızı düşündüğümüz zaman yaptığımız ihmalin ve boş vermişliğin neticesinin, kelimenin tam anlamıyla bir yıkım olacağı aşikardır. Baki'yi, Şeyh Galib'i, Fuzuli'yi geçelim; M. Akif'in Safahat'ını, Halid Ziya'nın Aşk-ı Memnu'unu vs. kaçımız sadeleştirilmeden okuyup anlayabilir? Halbuki bu eserlerin üzerinden bir asırlık zaman dilimi dahi geçmemişti.
Bir hatırlama ve hatırlatma: "Dil kusurlu olursa, kelimeler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılamazsa yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir."
(Konfüçyüs)
Saplam samanı karıştırmayalım
Salı, 08/02/2005 - 17:57 — Mesut ErkanSinanoğlunun, bilim kariyerini tartışıcak durumda değilim. Ancak iş siyasi analize gelince "tüm dünyanın Türkiye'ye karşı olduğunu" söyleyecek kadar komplo teorilerine itibar eden, hatta bizzat komplo teorisi üreten, "Aydınlık dergisi"nde yazan, İşçi Partisi 22. Dönem İstanbul Milletvekili adayı şahıstır kendisi. Bilim adamlığı ile gönül adamlığı farklı şeylerdir nedimali. Senin gönlünü bilmem ama bunlar benim gönlümü bozar.
Bilim adamı önce dürüst olmalı
Salı, 08/02/2005 - 18:16 — FirAyE Eray28 yaşında (tam olarak 28 yıl 3 ay yaşamışken, temmuz 1963'te) profesör olmuş birinin kendini bütün dünyaya "26 yaşında profesör oldum" diye tanıtması, pazarlaması düpedüz bir yalandır. üstelik de bunu adının geçtiği her ortamda, çıktığı her televizyon programında, her tanıtımında tekrarlatıyor olması, olayın masum bir unutkanlıktan ziyade (oktay sinanoğlu herhalde hangi yılda profesör olduğunun farkındadır), bilinçli bir aldatmaca olduğunu göstermektedir, oktay sinanoğlu adına utanç vericidir. yale'de son yüzyılın en genç profesörü ünvanını almış birisinin, bununla yetinmeyip "son 300 yılın en yüksek bilimsel statüsüne ulaştım" gibi bir martaval uydurması da düpedüz yalancılıktır; bu şeylere pek kıymet vermiyorsa niçin her fırsatta bunları dile getir(ttir)ip, bunlarla övündüğü, bu yanlış bilgiyi niçin kitaplarında tekrarladığı, bu yanlış kanıyı niçin düzeltmeye tenezzül etmediği de anlaşılmaz bir muammadır.
Buyrunuz siz de okuyunuz:
"Oktay Sinanoglu is a specialist on theoretical chemistry who became well known early in his career for his Many-Electron Theory of Atoms and Molecules. More recently, he received attention for a research system, dubbed "Sinanoglu Made Simple," that he derived from his own mathematical theories. The method, considered revolutionary, enables chemists to predict the ways in which chemicals combine in the laboratory and to solve other complex problems in chemistry using simple pictures and periodic tables. When it was announced in 1988, Professor Sinanoglu said it was easy enough for even a 12-year-old to understand, adding, "The pictorial rules turn chemistry into a fun game..." Professor Sinanoglu came to the United States from Turkey for his post-secondary education, earning a B.S. and Ph.D. from the University of California at Berkeley and a M.S. from the Massachusetts Institute of Technology. He joined the Yale faculty in 1960, and has since published many papers explaining his theories on chemistry. When he was named a professor in 1963 at the age of 28, he became the youngest person in the past century at Yale to attain status as a full professor. "
Bir de şuradanz bakınız.
Teşekkürler Elif Hanım..
Çar, 09/02/2005 - 10:25 — Selim SevkiogluO kadar yazdım yazdım.. onaylayınca hepsi silindi. Daha yazarsam namerdim. Özetlemeyle yetineyim bari.
Evvela, hanımları en azından bizim hanımı bu kampanyanın dışında tutun demiştim. Neden? Beş yüz kelime ile bu kadar çok konuşan, bin beş yüz kelimeyle ne yapar diye düşündüm sadece.
Efendim, latife bir yana bu mevzu bizce de son derece önemli. İslamcı söylemlerle bu hususu hafife almak, yine İslamcılığın kendisine zarar verir kanaatindeyim. Neden? çünkü Türkçemiz içinde barındırdığı Kuran diline (Arapçaya) ve Osmanlıca'ya ait kelimelerle hem dini hem de milli irfanımıza uzak değildir. Bu muhteviyata sahip olanlar, güncel dilde pek fazla kullanılmamaktadır sadece. Unutulmuş.. unutulmaya yüz tutmuştur. Tavsiye edilen ne? Her gün yeni kelimeler öğrenerek dilin neşv-u nema bulmasını sağlamak. Yani, çoğu milli irfanımızı belirlemede ziyadesi ile etkisi olan yine dinimize ait kelimeler. Bunu dileyen şovenist maksatla savunsun, dileyen hainliğinden.
Şimdi! Türkçe'yi korumazsak nolur? Belki keskin olacak amma, tabir-i amiyane ile gavurlaşırız. Zaten böyle olduk diyen olursa! Zararın neresinden dönülürse kardır dediği için pragmatist olmakla suçlanmam herhalde. Hayır pragmatist değilim. Bu gavurca bir kelime ve ucu faydayı kutsallaştırmaya dayanıyor. Biz ise sadece fayda güdüyoruz.. ona tapmıyoruz.
Nasıl mı gavurlaşırız? Tespit etmek için çevremize daha dikkatli bakmamız, görebilmemiz için yeterli değil mi? Çünkü insan kullandığı kelimelerle düşünür. Kelimeler, ait oldukları kültürlerin etkisi altındadır nitekim. Yabancı kelime ve kavramlarla düşünmek, yabancı bir algıya sahip olmamıza, yabancı algıya sahip olmak da yabancı sonuçlara varmamıza neden olur. Hayatımızı, algıladığımız şekilde tanzim ederiz. Ufkumuz ile kullandığımız kelimelerin (dilimizin), kelime haznemizin zenginliğinin ve ihtiva ettikleri manaların bire bir ilintisi vardır ayrıca. Dilimize aldığımızda göğsümüze inşirah verecek ya da bizi bir anda duygu ve mana tayflarının içine taşıyacak kelimelere sahip olduğumuzun farkında olmalıyız.
küçük bir sorum olacak
Per, 10/02/2005 - 13:51 — Yusuf ArmağanYaşadığımız süreçte karşılaşmış olduğumuz ya da karşılaşmamızın muhtemel olduğu nesnelerin, olayların, hareketlerin, adlandırılması aslında başlı başına bir problemdir. Bu problemi canlı bir varlık olarak kabul edilegelen dil ile aşabildiğimizi biliyoruz. Dilin ne olduğunu Türk Dil Kurumunun sözlüğünden yola çıkarak şu şekillerde tanımlama imkanına sahibiz :
"İnsanların düşündüklerini ve duyduklarını bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma, lisan."
"Düşünce ve duyguları bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım aracı"
"Bir çağa, bir gruba, bir yazara özgü söz dağarcığı ve söz dizimi"
"Anahtar"
"Sorguya çekilmek için yakalanan tutsak":)
Bütün bu tanımlarda karşımıza çıkan tablo uzun dönemler sonucunda oluşan bir yapıyı ifade etmektedir. Duygularımızı, düşüncelerimizi ve tanımlamalarımızı ifade etmekte kullandığımız söz dizinlerinin kökleri aynı zamanda oldukça eski birikimlere de dayanmaktadır. Mesela ekmek kelimesinde olduğu gibi. Ancak özellikle teknolojide ve yeni şahit olduğumuz yabancı kavramların zihnimizde bulması gereken karşılıklarında aynı şansa sahip değiliz. Buna örnek olarak internet ve manipülasyon kelimesini verebiliriz. Her iki kelimede günümüzde sıkça kullandığımız yabancı kelimelerdir.
Bir nesnenin kendisinde zaten haiz olan anlamı mevcuttur. Bu anlamı bir söz dizini halinde ifade etmek ikinci aşamadır. Oluşturulan söz dizininin oluşturduğu soyut anlam ise üçüncü aşamayı oluşturacaktır. Bu üç aşamanın herhangi birisinde yaşanacak bir anlam kırılması dil problemini doğuracaktır. Bir misal ile sormaya niyetlendiğim soruya doğru yöneleyim Baz alacağımız nesne internet olsun. İnternet malum olduğu üzere yabancı bir kelimedir. Bunu bir söz dizini ile dilimizi konuşan insanların anlayabileceği şekilde ifade etmeye çalışalım. Diyelim ki TDK'nun bulduğu "ağ" kelimesi ile internetin kendisinde haiz anlamı adlandırmaya çalışalım. Ağ dediğimizde acaba insanların zihninde bizim internete verdiğimiz anlam soyut olarak canlanabilecek midir? Oluşturmuş olduğumuz bu anahtar -TDK'nun tanımıyla- bir başka zihindeki kilidi açmaya yetecek midir? Anlam bütünlüğü dediğimiz şey yakalanabilecek midir?
Maçı bitirdi hakem
Per, 10/02/2005 - 14:29 — Kâni ÇınarBir kelime (sözcük mü desem, yok yok kelime bende çok daha farklı manalar uyandırıyor öyle kalsın)ortya çıktığı dilde genellikle ilk manası ile anılır, zamanla anlam genişlemesi, daralması vs. gibi etkenlerle farklı anlamlara (mana tabi) da ulaşabilir. Bu, o dilin zenginliği, kullanım sahaları, yazarları... ile doğrudan alakalıdır.
Yabancı bir dilden dilimize geçmiş kelimeler için de durum buna yakın. İlk kullanımda hangi anlamlara yönelikse genellikle öyle kalıyor. Lamba, otomobil, kamera, mektup, kalem... TDK bir zamanlar dilimize yerleşmiş yabancı kelimeler için Türkçe karşılıklar bulma (uydurma) faaliyeti içerisine girdi, çıkamadı. Çünkü batılı kelimelerden ziyade doğulu kelimeler hedefleriydi ve bu kelimelere yaptıkları (akıl - us, ihtimal - olasılık...) bir nevi kendi sonlarını getirdi. Sevgili Yusuf'un sorusuna dönecek olursak:
internet Türkiye'ye girdiğinden beri hangi anlamda kullanılıyorsa o anlam yerleşti çünkü "ağ" daha tedavülde değildi. Şimdi bu alanı zorlayıp "ağ"ı kullanmaya kalkmak ıstıraplı bir sonuç verir çünkü internet golu atıp maçı kazanmıştır. Esas olan gerek teknoloji gerekse sair yollarla dile girecek kelimeye daha ilk baştan Türkçe karşılık bulmak ve suya bu meyanda yol vermektir.
Derim.
Dil ve Etkileşim
Per, 10/02/2005 - 15:20 — Şadan ErcanBen de bu yazı vesilesiyle "akültürasyon" konusuna temas etmek istiyorum. Malum olduğu üzere dil, kültür ve medeniyetin(*) ayrılmaz bir parçasıdır. Bugün dünya üzerinde ciddi anlamda 5-6 kültürden bahsedebiliriz. Bunlardan biri de Türk kültürüdür. Türk kültürüyle de çok ciddi bir etkileşim yaşamış olan Çin kültürü var. Kuzeyde Slav kültürü var, bugün ciddi manada varlığını koruyor. Yine batıda bir Germen kültüründen bahsedebiliriz. Onun yanı sıra bir Anglo-Amerikan diyebileceğimiz, onun dışında da bir Latin kültür çevresi var. Kültür kavramının sınırlarını çizerken hiç bir kültürün de tek başına soyut bir şekilde yaşamadığını da belirtmek gerek.
Dünyadaki bütün kültürler arasında karşılıklı olarak alış veriş söz konusudur. Akültürasyon, kültürleşme tabir edilen bu etkileşim her kültür için söz konusudur. Hiç bir kültür sadece kendi ürettiği kavramlarla ayakta duramaz. Maddi kültür unsurlarıyla da ayakta duramaz. Türk dili de bir çok kültür ve medeniyeti etkilemiş ve birçok Türkçe kelime yabancı dillere girmiştir. Bu konuda bir çok makale yazılmış, özellikle Prof. Dr. Günay Karaağaç'ın Türkçenin Dünya Dilleri'ne Etkisi" başlıklı makalesini okumanızı tavsiye ederim.
Türkçe artık gittikçe teknoloji ağırlıklı bir etkileşim yaşıyor. Teknoloji üreten ülkelerin ürettiği kavramlar da teknoloji ithali sayesinde dilimize girmiş oluyor. Maddi anlamda gelişmiş ülkelerin egemen kültürleri, kültür ithali sayesinde az gelişmiş ülkeleri etkisi altına alıyor. Özellikle de kültür ve medniyetine sahip çıkmayan ülkelerde ve sömürge ülkelerinde bu etki çok daha fazla görülüyor.
Kültür kavramının en temelde tarih, soy ve dil unsurlarıyla sınırlanan, ama her kültürün kendi içinde de aile, inanç, ekonomi, eğitim gibi kurumlara sahip ve bu kurumlar arası etkileşme ile meydana gelmiş bir bütün olduğunu göz önünde bulundurmak ve bu çerçevede ulusça kapsamlı sistematik bir çalışma içerisine girmek gerekir.
-------
(*)-Medeniyet kavramı burada "bir ülkenin, bir toplumun, maddî ve manevî varlıklarının, fikir, sanat çalışmalarıyla ilgili niteliklerinin tümü, uygarlık" anlamında kullanılmıştır.
mecburen Sinanoğlu
Per, 10/02/2005 - 18:52 — Elif ŞahinDile yerleşmiş kelimeleri sonradan değştirmek zordur. İnternet örneğindeki gibi. Şu ana kadar binlerce kez internet demiş biri ağ kelimesini kullandığında iğreti durur cümleleri. Teknolojik terimlere bulunan ve dilimize güzel oturan en iyi örnek 'Bilgisayar'kelimesidir. Kimse bunun yerine computer demeyi yakıştıramaz.
Yazı içeriğinde Oktay Sinanoğlu'na değinmedim ama tartışmalar daha çok bu isim üzerinde yoğunlaşmış. Sinanoğlu'nun Türk Anştaynını okudum.Uzun bir süre sitesine üyeydim. Diyeceğim şudur ki, ister
26 yaşında ister 28 yaşında olsun genç yaşta prof. olmuş ve , dünya çapında çalışmaları var ve den den den yani öyle bir kalemde silinip atılacak biri değil. Biz maalesef toplumca nötr olamama gibi bir zaafımız var. İlla asidik oluruz ve beğenmediğimiz herşeyle reaksyona gireriz. Sinanoğlu'nun savunduğu herşey yanlış bile olsa , Türk Dili adına bir mücadele veriyor ve sesini duyuruyor. Öncelikle size uysun ya da uymasın, beğenin ya da beğenmeyin bir kere kitabını okuyun .Bugün bütün dünya Hitlerin Kavgam'ını okuyor. Kendinize uygun olanı, doğru bulduğunuzu alın kullanın uygulayın. Gerisini göz ardı edin. Ben bugün Oktay Sinanoğlu seviyorum diye gidip Aydınlık almıyorum ya da Bilmem ne partisine oy vermiyorum. Demogojik yaklaşımlardan uzak duruyorum.
Yazı asıl amacından uzaklaşmış görünüyor.
Soruyorum kaç kişi TDK kapmanyasına katıldı?
Saygılar...
"Gül sunan elde daima bir miktar "Gül sunan elde daima bir miktar gül kokusu kalır"
kampanya : kumar ebesi / tezgaha düşmeyeceğim
Per, 10/02/2005 - 19:05 — Yusuf ArmağanElif Hanım yazınızdan hemen sonra TDK'nun sitesinde ilgili bölüme girerek üye oldum. Ve dün ilk mesaj geldi. İlk sözcük Türkçe Sözlükten hakim kelimesinin anlamına yönelikti. İkinci sözcük ise kumarhanede oyun görevlisi anlamına gelen krupiye sözcüğüne alternatif olarak üretilen kumar ebesi sözcüğünün tanıtımına yönelikti. Hakim sözcüğü hadi neyse de şu kumar ebesi söz dizisine biraz güldüm doğrusu:)
Oktay Sinanoğlu meselesinde ise herhangi bir şey söyleme niyetinde değilim:) Tezgaha düşmeyeceğim ben.:)
Vesselam
niye güldünüz ki?
Per, 10/02/2005 - 19:30 — Elif ŞahinBence kurpiye yi zaten hiç kullanmayın, kullanırsanızda kumar ebesi hiç de fena değil. Laf ebesi sözcüğünün anlamı ile paralel düşünürseniz mantıklı:)
"Gül sunan elde daima bir miktar gül kokusu kalır"
Bir yol daha var..
Cum, 11/02/2005 - 07:02 — Selim SevkiogluBu kampanyaya katılmak pratik (bu kelime de yabancı değil mi! ne diyeceğiz yerine? uygulaması kolay) bir yol olmasına karşın istifade ve verimlilik açısından pek müsait olmayabilir. Ivır zıvır kelimeler yerine daha seçici davranabiliriz. Özenle hazırlanmış Büyük Türkçe sözlükler var. Bir tane edinmek suretiyle, bu sözlüklerden kelimeler seçilebilir. Açıkçası benim uyguladığım yol da bu.
Elif Hanım'ın teklifinden müşteki olmuş değiliz. Bilakis memnun olduk. Yusuf Bey'in dikkate değer yorumundan sonra, şahsen uyguladığım ve istifade ettiğim bir metodu ilgilerinize sunmak istedim.
kampanya
Cum, 11/02/2005 - 16:45 — Melike IşıklarElif Hanım'ın sorusu üzerine ben de katıldığımı belirtmek isterim, tdk.gov.tr adresini sıkça kullanırdım ama böyle bir kampanyayı farketmemiştim ayrıca teşekkürler.
Cemaline çevir yüzümü Başkasına rağbet ettirme kalbimi.
kampanya
Cts, 12/02/2005 - 14:05 — gülsüm yıldızoktay sinaoğlu ile ilgili görüşlerinize katılıyorum. ben de kampanyaya katılandardanım... bilgilendirdiğiniz için müteşekkirim.
selam ile.
Güzel Dil
Cum, 11/02/2005 - 20:15 — Nuh A. TUNAGeçenlerde bir arkadaşımın yanında 'nezaketinize müteşşekirim' ifadesini kullandım..O da ne demek dedi ...
Daha ne diyebilirim ki...Ne kadar güzel bir dilimiz var...Zengin ırmakların döküldüğü bir deniz gibi..Ama anlayana işte..Velhasılı arkadaşımla aramızda dil üzerine bir tartışma başladı..Beni eski dili kullanmakla ve böyle konuşursam çevremdekiler tarafından anlaşımayacağıma inandırmaya çalıştı..O'na kendisiyle hemfikir olmadığımı; bir duyguyu anlatmanın birden fazla yolu olduğunu ve bunun da dile hakim olmakla beraber geniş bir kelime dağarcığına sahip olup bunu kullanabilmekten geçtiğini söylemekle yetindim..
İnsanın hep bildiği/anladığı kelimelerle doğru orantılı hatta artan oranlı düşündüğüne inanmışımdır.Eleştirmek,tenkit etmek,yermek,küfretmek kelimelerinin farkını bilmeyen bir yazarın tepkisi haksızdır örneğin...Övmek/pohpohlamak/yalakalık yapmak /methetmek sözcüklerinin ne manaya geldiğini bilmeyen bir okurun da ne kadar anladığı meçhuldür...
Bizzat yaşadığım ve üzerine düşündüğüm bir hatıramı anlatmak istiyorum....Yerel bir kanal üniversitelerin açılışı hasebiyle programlarını sınıfımızda gerçekleştirdi..
''Hocanız-o vakit sınıfta bulunan- hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Sorusuna öğrenci arkadaşlarımın verdiği cevaplar şunlardı...
A: ''Hoca çok komiktir''
B: ''Hoca hepimizi güldürür''
C:''Hoca bize gülünç şeyler söyler''
D:''Hoca bize şakalar yapar''
Vs vs. vs.
Tabi bu sözler söylenirken hoca renkten renge giriyor,karizmayı sıfırladık mesajını hal diliyle uydu üzerinden tüm seyircilere aktarıyordu.. ...Sorun nerede miydi?
Sorun şuradaydı, hiçbir arkadaşım hocamız mizahı çok iyi yapar..Kaliteli esprilerle dersleri bize çekilir/çekici kılar veya hocamız mizahperverdir diyemedi.. Sanki bir palyaço ya da şaklabanı tasvir ediyorlardı.
Diğer bir olayda hükumet ve mütevazı kelimerini kullanmam üzerineydi..Doğrusu hükümet ve mütevazi diye çıkıştılar..'Hayır, değil' deyince çemkirmeye başladılar....Evinizde Lugat veya Sözlük var mı? Dedim..'Yok' dediler..Peki bu kelimelerin sizin kullanığınız şeklinin doğru olduğunu nereden biliyorsunuz;?'dedim..'Hepimiz yanlış da sen mi'doğrusun!'' dediler..Bir gün sonra tostlarını ve çaylarını içtim..Bayağı da tatlı geldi...(Benim açımdan)
Kelimelerin dili işte...Ve bunlar üniversite öğrencileriydi bilmem kaç kelimeyle konuşan...
Erciyes Üniversitesi öğretim üyelerinden Tuncer Gülensoy'un yağtığı araştırmanın verileri kitle iletişim araçlarıyla dilin ilişkisini çarğıcı bir açıdan ele alıyor:'Yaptığımız ineclemeler sonucu,özel radyo ve televizyon yayınlarının ulaşamadığı,yaşnızca TRT yayınlarının izlebdiği Doğu ve Güneydoğu'nun kırsal alanlarında çocuklar çok güzel İstanbul Türkçesi kullanırken,çok sayıda özel radyo ve TV'nin yayın yaptığı büyük şehirlerimizdeki çocuklarda Türkçenin bozulduğunu görüyoruz.''Beslenme kaynaklarını büyük ölçüde reklamlar,şarkı sözleri,mizah dergilerinin oluşrduğu büyük kent çocuklarının önemli bir kısmı ,derin bir dil ve ifade yoksulluğu yaşıyor.Kendi dilini üç yüz sözcükle konuşan bu çocuklar,büyüklerin yolunda 'kimliksiz değişimin'in tehlikeli kıyılarında dolaşıyor.(1)
Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum.
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlanmıştı
"Bu günden sonra, divanda, dergâhta bârgâhta, mecliste, meydanda
Türkçe'den başka dil konuşulmaya"
diye hatırlayanınız var mı?
Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri, fermana uyanınız var mı?
Nutkum tutuldu, şaşırdım merak ettim,
Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,
Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?
Tanıtımın demo, sunucunun spiker,
Gösteri adamının showmen, radyo sunucusunun diskjokey,
Hanım ağanın, firstlady olduğuna şaşıranınız var mı?
Dükkanın store, bakkalın market, torbanın poşet,
Mağazanın süper, hiper, gross market,
Ucuzluğun, damping olduğuna kananınız var mı?
Ilan tahtasının billboard, sayı tablosunun skorboard,
Bilgi alışının brifing, bildirgenin deklarasyon,
Merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?
Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,
Beldelerin girişinde welcome, çıkışında goodbye okuyanınız var mı?
Korumanın, muhafızın, body guard,
Sanat ve meslek pirlerinin duayen,
İtibarın, saygınlığın, prestij olduğunu bileniniz var mı?
Sekinin, alanın platform, merkezin center,
Büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final,
Özlemin hasretin, nostalji olduğunu öğreneniz var mı?
İş hanımızın plaza, bedestenimizin galeria,
Sergi yerlerimizi, center room, show room,
Büyük şehirlerimizi, mega kent diye gezeniniz var mı?
Yol üstü lokantamızın fast food,
Yemek çeşitlerimizin menü,
Hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı?
İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks,
Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,
Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?
Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,
Vurguncunun spekülatör, eşkıyanın mafya,
Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa, sponsorluk diyeniniz var mı?
Mesireyi, kır gezisini picnic,
Bilgisayarı computer, hava yastığını air bag,
Eh pek olasıcalar, oluru, pekalayı, okey diye konuşanınız var mı?
Çarpıcı önemli haberler, flash haber,
Yaşa, varol sevinçleri, oley oley,
Yıldızları, star diye seyredeniniz var mı?
Virvirik dağının tepesindeki köyde,
Cafe show levhasının altında,
Acının da acısı kahve içeniniz var mı?
Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı çaldırmayalım derken,
Dilimizin çalındığını, talan edildiğini,
Özün el diline özendiğine, içi yananınız var mı?
Masallarımızı, tekerlemelerimizi, ata sözlerimizi unuttuk,
Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik,
Türkçe'miz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?
Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum,
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı .
Hayal meyal hatırlayıp da, sahip çıkanınız var mı?
Gerçekten önemli bir konuya temas etmişsiniz Elif Hanım..
ama sizin de bu konudaki düşüncelerinizi almak isterdik..
Kaynakça
(1)Akbayır,Sıddık,Dil ve Diksiyon,2. baskı,sy.8
''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı her şey''