renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Dilimden Kelimeler

fotograf.net1.Unutulur muyum gerçekten?
1.1. İnsan da “unutmak” demek değil mi?
1.2. Keşke “insan” sözü olmasaydı dilimizde. Ne güzel olurdu birbirimize “unutan” diye seslenmek. “Unutanlar” diye başlasaydı “insanlar” diye hitaplarımız. Hiç şikayetimiz olmazdı belki, unutuldukta ve unuttukta birbirimizi.
1.3. Mazeret mi bu? Belki evet, belki hayır. Ama bütün yaşamlar bu kelimeyi yaşayarak tatmış tattırmış unutmayı kendilerine, diğerlerine. Unutarak geçiştiririz içimizi acıtan sözleri, unutarak gömeriz bütün değerleri. Unutarak saklarız bütün günahlarımızı ve unutarak susarız erdemi bulmuşçasına. Unutarak kısaltırız yaşamımızı. Unutarak sürdürürüz soyumuzu. Unutarak kapatırız umuda kapılarımızı.
1.4. Unutulurum! Biliyorum. Çünkü bende unutanlardan ve unutulanlardanım.

2. Konuşan kim?
2.1. Ben mi, dil mi?
2.3. En eski ağaçtır dil, meyvesi kelimeler. Her insan bu anlamda çiftçidir. Kelime diker diline, kelime temizler dilinden. Kelime yer, kelime kusar, kelime satar, kelime alır. Kelimelerle okşarız sevdiklerimizi, kelimelerle acıtırız kalplerimiz. Kelimelerle satarız kendimizi. Kelimelerle kurulur her ömür. İnsan doğmadan önce adı doğar. Adıyla doğar. Kelimelerle başlar tanışlıklar, kelimelerle son erir ilişkiler. Sevapta kelime, günahta.
2.4. Bir arkadaşım vardı, dilsizdi. En büyük isteğinin diliyle kelimeleri tatmak olduğunu söylerdi. “Konuşmadan ölmek istemiyorum” derdi, elleriyle kelimeleri avuçlarına hapis edercesine.
2.5. Bir rüya görmüştüm. Kaynar bir sahrada her kes kendi dilinin gölgesine sığınmıştı.
2.6. Konuşuyorum. Konuşarak koşuyorum susmaya doğru.

3. Nasılsınız?
3.1. Neden sorar insan nasıl olduğunu birbirine?
3.2. Birbirini nasıl diye merak eder insan. Birbirinin nasıl olduğunu görerek gelişir, genişler ve nesilleşir. Nasıla bağlı selamlarımızın gerisindeki yaşamlarımız. Nasıl üzerine kurulu hayatlarımız.
3.3. En kolay yanıtlarımızı bu soruya veririz. En uzun, nasıl diye sorulduğunda konuşuruz. Sevdiklerimizin bizim nasıl olduğumuzu ve nasıl biri olduğumuzu sormaları mutluluk veriri yüzümüze. Nasıllarla anlatırız aşklarımızı, acılarımızı. Her şeyin nasıl olduğunu öğreniriz. Nasıl olduğumuzla övünür, küçülürüz. Neyi nasıl yaptığımıza bağlı her şey. Nasıl yaşadığına ve öldüğüne bakarız sevdiklerimizin ve sevmediklerimizin.
3.4. Nasıl olduğumu bilmiyorum. Bilmediğimi susarak nasıl anlatacağımı biliyorum ama.

4. Nisan.
4.1. Ayların biyografisi var mıdır?
4.2. En çok Nisan’da ağlar doğa. Nisâ gibi ağlar. Tabiatın gözü yaşlı halidir Nisan. Her fasıl bir sonrakini doğurarak ölür. Bütün aylar yaşamaz doğayı. Bu yüzden en güzel takvim Hicri’dir. Ay ömrü yaşar dünya bu takvimle. Ramazanı kışta da bulursunuz yazda da, baharda da. Bu yüzden ayların fasıllara ilişkin hasreti sonsuz değildir Hicride.
4.3. Ama Nisan öyle mi? Çivilenmiş gibi demir atmış, göz yaşından deniz olmuş tabiatın koynuna. Belki de bundan ağlar. Gözlerinden akan yağmurun kar taneciklerine dönüşmediğine, buz tutmuş ellerini kaynar güneşte yakmadığına üzülür ve hüzünlenir. Nisan, tabiatın dua ayı. Doğa üç aylık orucunu Nisan’da bozar, ağlayarak. Her canlı kendi çocuğunu ağlayarak doğurur.
4.4. Nisan, kalbimin buzul çağının erdiği ay.

5. Duvar.
5.1. Duvarsız mıdır duyarsızlarımız?
5.2. Duvarı olmayan her insan duyarsızdır. Tutarsızdır. Tıpkı ağaç diker gibi duvar diker insan kendine. Kendini kendinden korumak için.
5.3. Her şeyin bir sınırı vardır. Sınırsız olan bir sınır içine doğar. Duvar taş kalpli bir sınırdır. Kalbi olanın çektiği bir sınır. Kimi diliyle, kimi eliyle dizer tuğlaları birbirinin ardı sıra. Çatlak duvarlar çatlak beyinlerin eseridir. Fethedilemeyen kaleler kurmalı yazar kelimelerden. Sevenin kalesi gönlüdür, kapıları sonsuza açılır ancak. Duvar, yer yüzünün gökyüzüne dua için açılan elleridir.
5.4. Benim tuğlalarım kelimeler. Taşıyamayacağım kadar büyük ve ağır.

6. Son.
6.1. Her şeyin bir sonu olmalı mı?
6.2. Sonu olmayan tek şeyin sonsuzluk olduğu söylenilir. Ama bir şey söylendiği anda son bulur aynı zamanda. Sonsuzluk bir kelimenin içinde sonlanmışsa eger; bizde sonsuzluğu, sonu olanı yaşayarak buluruz. Sonu sonsuzlukla sonlandırarak tamamlarız hayatı.
6.3. Sonu gelmeden, neyin nasıl olduğuna karar verilmez. Her şeyin tartıldığı an sonun bittiği yerdir. Noktanın ağır bir kapı gibi kitabımızı yüzümüze kapattığı andır.

Önce “kelimeler” diktim dilime. Onları “Nisan”ın göz yaşlarıyla suladım ve korumak için bir “duvar” çektim. Sonra “nasıl” olsa “unutulacağım” deyip “sonu” sonsuzluğa açılması için beklemeye koyuldum.

Not: Bu yazı dolayısıyla sevgili Müslüman kardeşlerimin mübarek Ramazan ayının Allah'tan hayırlara vesile olmasını dilerim.

n_marmara

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Kuşatılmışlık

Kuşatılmışlık içerisinde, bir sağa bir sola koşuşutururken görmediğimiz, hissetmediğimiz "kendimiz"le konuşuyor yazar. Kendi duygularını, düşüncelerini, his dünyasını değil bizi de yazıyor aynı zamanda. Kendiyle Konuşmalar misali...

Nisan bölümü ayrıca meftun etti beni. Yürek bağım nisan. yazarın ifadesiyle: "Nisan, kalbimin buzul çağının erdiği ay."

acaba "eridiği mi" merak ettim...

Asri Cemil Meriç üslubuna teşekkürler ayrıca.

Yansımalar

Unutmak... ''İnsan nisyan ile malûldur'' iyi ki de böyle yoksa nasıl dayanırdık sevdiklerimizin dünyadan ayrılışının acısına,yediğimiz kazıkların öfkesine,işlediğimiz günahların nedametine...

Nasılsınız?... Cevabı genelde kuru bir iyiyimdir ,basit cevaplanır oysa bu soru çok ağırdır.Kişi senden sohbet bekler.Kişi seni düşünmekte , sen kişinin umrundasındır.

Nisan... Harflerle oynarsak insan çıkar ortaya...

Duvar...''Duvarı nem insanı gam yıkar''derler.İnsanla bir ilişkisi de bu olsa gerek duvarın.

Son...Aslında birçok şeyi değerli kılan sonlu olmasıdır.Sağlık,zindelik,gençlik hep özlemle doludur..Lakin sonlu olanın aşkı meftundur...

Güzel bir blogtu.Zevkle okudum..

Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...

Marmara klasiklerinin dışında bir yazı

n_marmara'nın bugüne kadarki seyrinin dışında kaleme alınmış bir yazı. Şaşırtıcı. O kahreden haklılığın arkasındaki Marmara kendini ele verdi. Buz gibi bir insanın içinde kaynayan bir volkandan artık haberdarız. Hep hararetin ortasında buz gibi kalabilen marmara şimdi kendi hararetinin ortasında okuru buz gibi bırakıyor.

Beğendim..

Ramazan tebriği için ise ayrıca teşekkürler. Bilmukabele..

Kış Geliyor Sayın Erva

Sayın Erva L. Rover, kış geliyor, yakında yine buz tutarım. Ayrıca benim yazlarım Ağustos böceği gibi kısa sürmektedir:))

Size ve diğer yorumculara ilgileri için teşekkür ediyorum.
Saygılarımla...