renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Dinlerarası Diyalog

Diyalog

İdeolojik kökeni daha eskilere dayanmakla birlikte “Dinlerarası diyalog” faaliyetleri özellikle son on yıldır ağırlığını hissettirmektedir. Yeniden şekillenen bir dünyada kendine oldukça fazla taraftar bulan dinler arası diyalog gerçekte nedir? Kulaklarımıza hoş gelen ince melodisi altında samimi bir güftesi var mıdır?

Farklı coğrafyalarda yaşayan, derin ve ezeli düşmanlıklar ve önyargılarla birbirine her zaman mesafeli durmayı tercih eden topluluklar arasında birbirini tanıma ve önyargıları giderme olarak özetleyebiliriz dinler arası diyalogu.

Elbette bu sadece sistemin afişi. Gerçekte dinler arası diyalog nedir?

İslam dini bu tür bir diyaloga hazır mı? Hangi ortak paydada buluşulması bekleniyor?
Vs… vs…

“ Dinlerarası diyalog, kilisenin bütün insanları kiliseye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır. Bu misyon aslında Mesih’i ve İncil’i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir.” (John Paul II Roma-Vatikan 1991)

Dinlerarası diyalog elbette barışa hasret dünya için elbette kulağa hoş gelen bir terim. Ancak büyük bir gönül rahatlığı ve kesinlik içinde söyleyebiliriz ki bu tarz bir diyalog mümkün değildir. Evvela dinlerin kendi içyapılarına da asla uymaz. Peki neden?

Cevabı çok basit. Dinlerarası diyalogla şekillendirilmek istenen dünya aslında dinler arası mücadele ve düşmanlıkla şekillenen dünyanın ta kendisidir.

Bu husumet ve ezeli önyargı salt mensup olunan dinlerle sınırlı değil, tüm sosyal departmanlarda kendini açıkça gösterir. Bilim, güzel sanatlar, mimari, edebiyat, askeri yapı, ticaret ve sosyal yaşama ait her kural kendine özgü ve “öteki”nden farklıdır.

Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar birbirlerinden sadece dinleriyle değil farklı kültür daireleriyle ve kesin duvarlarla ayrılmışlardır.

Şu halde siz bütün dinlerin tek ve ortak bir ilahtan geldiği düşüncesiyle bu dinleri kardeş olarak nitelendirseniz bile ( ki bu da mümkün değildir) bu adı geçen toplumları ortak bir paydada buluşturmaya yetmeyecektir.

Çok basit ve kaba bir örnekle konuyu şöyle bitireyim. Ateist bir İngiliz’le dindar bir İngiliz’in İslam coğrafyasına bakışı ufak farklılıklarla aynıdır.

Din üst-alt kimliğinin yanında bir millet kimliği ve ya bir kültür dairesi kimliği vardır ki bu da zaten mümkün olmayan diyalogu tamamıyla bir mit yapar.

Dinlerarası diyalog şiarıyla yola çıktık ve yukarıda değindiğim kültürel ve sosyal uyuşmazlık sorununu aştık diyelim. Fakat bu sefer de farklılığın tarihi ve siyasi yönüyle boğuşmak zorundasınız.

Yukarıda da belirttiğim gibi tarih (bütünüyle değilse bile) genel olarak farklı dinlerin mücadelesiyle şekillenmiştir. Dini amaçların ön planda tutulmadığı –ya da öyle zannedilmediği- savaşlarda bile din kavramı her zaman en ön saflarda olmuştur.

1995 yılında körfez savaşında önemli rol oynayan Binbaşı Hugh Shelton'ın “ Evet biz oraya maddi çıkarlar için gittik. Amerikan halkının menfaatleri neredeyse Birleşik Devletler Ordusu oradadır. Fakat Iraklı askerleri ve esirleri öldürmemiz için maddi bir nedene de gerek yoktu. Müslüman olmaları başlı başına bir neden değil mi?

Yahudilerin Filistin yerleşimlerinin üzerine attığı bombaların üzerine “Ramazan Şekeri” yazmaları da bir örnek olabilir, Bush’un Irak’ı işgalinin başladığı günlerde bir basın açıklaması düzenleyip yaptıklarının “Haçlı Seferleri” olduğunu beyan etmesi de.

Dinlerarası diyalog büyük ortadoğu projesiyle eş zamanlı bir uygulama. Her ikisinin de ortak noktası pilot bölge olan Türkiye üzerinden olması. Türkiye’nin tüm güney ve doğu sınırları ya işgal altında ya işgali tamamlanmış ya da işgal edilmeyi bekleyen Müslüman ülkelerle dolu.

Siyasi olarak evet belki üst düzey yetkililer nezdinde bu tür diyaloglar için şovlar düzenlenebilir. Fakat derin bir İslami kökten beslenen Müslüman Türk halkı için bu tür bir diyalog hiçbir anlam ifade etmiyor.

Yani dinlerarası diyalog şimdilik sadece -peygamber efendimize hakaret eden- papa efendiyle, diyanet işleri başkanımızın Ayasofya’da playback dualarından ileri gitmiyor.

İşin tarihi ve siyasi boyutu bundan ibaret. Batıya göre Müslüman eğer işbirlikçi değilse işgalci, barbar ya da teröristtir.

Bizim penceremizden de batıya bakışımızda bir farklılık yok. Gel de diyalog kur.

Elbette tarihi izdüşümleriyle içinde konuyu izaha çalışırken bir takım dini yakınlaşma, tanıma ve anlama faaliyetlerini de topyekûn inkâr etmiyoruz. Fakat bu münferit teşebbüsler genele tesir etmiyor.

Geldik en önemli yol ayrımına. Dinlerarası diyalog ve uzlaşı için mevcut tarihi ve siyasi ayrılıkların büyük engeller olduğunu söyledik. Peki dinlerin kendi içyapıları bu tür bir diyaloga açık mı?

Elbette hayır. Bir kere daha hayır, kocaman bir hayır.

Bir tarafta İslam dinini kabul bile etmeyen bir Hıristiyan inancı, bir tarafta kavmi bir din olmasıyla övünen ve islam’la münasebete son derece kapalı bir Musevilik, bir diğer tarafta son olması hasebiyle gelmiş tüm dinlerin hükmünü ortadan kaldıran İslamiyet.

İşin trajik yönü İslam dininin tüm hak dinlere ve bunların peygamberlerine olan sonsuz imanı ve saygısı yanında diğer dinlerde İslam dinine ve onun peygamberine karşı aynı saygının binde birinin olmaması. Bu şartlar altında nasıl bir diyalog kurabilirsiniz?

Haçlı seferleri sırasında dönemin papası Müslümanların kâfir olduğunu ve Müslüman öldürenlerin cennete gideceğini söyleyerek ordu için gerekli insan gücünü karşılama yoluna gitmişti.

Bizim için de durum farklı değil. İnsanlık onurunu en üst mertebe de tutan sevgi ve hoşgörü dini olan İslam’a göre de İslam dininden olmayan herkes kâfirdir. Bu sert ve kesin tanımında yoruma açık ya da esnetilecek bir yeri yoktur. Yani iyi bir insan ya da sadık ve insancıl bir Hıristiyan olmak kâfir sıfatından kurtarmaz kişiyi.

Gelin şimdi dinlerarası diyalogu İslam’ın kendisine soralım.

“ Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları kendinize dost edinmeyin. Onlar kendilerinin dostudurlar. Sizden kim onlarla dostluk ederse o, onlardandır.” (Mâide, 51)

“İnsanlar içinde Müslümanlara en şiddetli düşman Yahudileri bulursun” (Mâide, 81)

“Şüphesiz ki kafirler sizin en açık düşmanınızdır.” (Nisa, 101)

“Onların çoğunu görürsün ki kafirlere dostluk ederler. Ne de kötüdür nefislerinin, onlara hazırlayıp sunduğu şey; Allah'ın gazabına uğrayacaklardır ve azap içinde ebedi olarak kalacaklardır.” (Mâide 80)

“İşte siz öyle kimselersiniz ki onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında "İnandık" derler; kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: Kininizden (kahrolup) ölün! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir.” (Al-i İmran 119)

“Ey inananlar, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. İster misiniz kendi aleyhinizde Allah'a apaçık bir delil veresiniz?” (Nisa,144)

“Onların dinine uymadıkça ne Yahudiler senden razı olurlar, ne Nasraniler. De ki: Ancak Allah'ın hidayet yolu, doğru yoldur. Bilgi sahibi olduktan sonra da onların nefsani dileklerine uyarsan sana Allah'tan başka ne bir dost vardır artık, ne bir yardımcı” (Bakara 120)

“Onlar, mü'minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.” (Nisa 139)

“Ey Peygamber, kafirlerle ve münafıklarla savaş, onlara karşı şiddetli davran. Onların yurdu cehennemdir ve orası, ne de kötü dönülüp varılacak bir yerdir.” (Tevbe 73)

Şu halde açıkça görülüyor ki dinlerarası diyalog dinlerin kendi fıtratına aykırı bir oluşumdur. Hıristiyan kökenli bu kavram’da Hz. İsa sürekli yüceltilirken Hak peygamberinin ismi bile zikredilmemektedir.dinlerarası diyalog Post modern bir misyonerlik ve islam’ın doğal yapısını bozma maksatlı bir çalışmanın alt koludur. Dinlerarası diyalog Hıristiyanlık inancını sempatik gösterme ve İslam dünyasına yapılan askeri ve siyasi hücumu ikinci plana itmek amacıyla ortaya atılmış bir fikirdir.

İnananlarla inanmayanların kesin çizgilerle ayrıldığı İslam dini bu türlü bir diyaloga elbette izin vermez.

Selam…

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

küçük bir katkı

Dinler arası diyalog ve uzlaşma İbrahim as. öne sürülerek masum ve meşru gösterilmeye çalışılıyor . oysa rabbimiz İbrahim as. Yahudi yada Hıristiyan değil hanif bir Müslüman oyduğunu vahiy ediyor. Diyalog mevzunda doğrulu hiç bir şüphe olmayan açık kalp ve iyi niyetle kendine yaklaşanları Hidayete - hakka ulaştıran Kitabımızın ehli kitaba yönelik Bakara - 41 ayet "Ve beraberinizdekini tasdik edici olarak indirdiğim Kuran’a iman edin, O'na inanmayanların ilki siz olmayın, ayetlerimi de bir kaç paraya değiştirmeyin ve Benden sakının artık Benden!" ve biz Müslümanlara yönelik Bakara -42 "Hakkı batıla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin!" uyarıları üzerinde gereğince düşünmeliyiz.

Dindarlar Arası Diyalog

Kendi dinine hakkıyla güvenmeyen, dindaşlarının bağlılıklarına inanmayan, önünü arkasını bilmediği ve nüzul sebeplerini araştırmadan alıntıladığı ayetleri kendi fikrine göre tevil eden bu yazıya ve yazarına tavsiyem Hz. Peygamber'in hayatını bu açıdan incelemesidir.

Bu konuyu inceleyen Hayrettin Karaman Hoca'nın linkteki yazısını, yine hocanın Dinlerarası Diyalog Nedir? isimli kitabını, Doç. Dr. Davut Aydüz'ün Tarih Boyunca Dinlerarası Diyalog kitabını ve Ahmet Kurucan'ın Niçin Diyalog kitabının okunmasını da öneririm.

H. Çağrıoğlu

Halil Çağrıoğlu'na hürmetle...

Adı geçen husus üzerine bir takım polemikler içine girmek niyetinde olmasama da bir konuyu anlayamadım. Ben dindarlar arası diyalog karşıtı bir düşünce de değil tam tersine bunun en doğrusu olduğu düşüncesindeyim.
Ayrıca adı geçen ayetlerin nuzül sebepleriyle ilgili bilgilerinizi bizimle paylaşmanızı da memnuniyetle karşılarım.
Yine ayrıca Referans olarak verdiğiniz eserler hakkında malumatımız olmasa idi bu yazı kaleme alınmazdı.
Hümanizim avrupalının avrupalıyı hristiyanın hristıyanı sevmesiyse
Dinler arası diyalog da dinini hristiyanlara ve yahudilere peşkeş çekmektir. Bunun ucu da sonu da budur.Çünkü bu kavramla avrupalının yakalamaya çalıştığı hedef budur.
Bir diğer nokta da şu. Sevgili peygamberimizin hayatını okuyan kişi de dinler arası diyalogu teşvik edici bir çağrı mı vardır?Bu referansınızdan bir sonuç çıkaramadım.
dua ile

Cevaba Cevabımdır

Evvela bilinmesi gereken husus şudur: Dinler arası diyalogla kastedilen elbette ve elbette dindarlar arası diyalogdur. Ali Bulaç’ın basit ama net bir izahı var: Liseler arası futbol turnuvası denince nasıl liselerin binalarının turnuvası anlatılmıyorsa dinler arası diyalog kavramı da dindarlar arası diyalogu kastetmektedir.
Dinin hükümleri nettir. Diyalog faaliyetlerinde son ve hak din olan İslam’ın kurallarında, hükümlerinde, farzlarında vs. Hz. Muhammed (SAV)’in Allah’ın Rasulü olduğunda ve sair iman hakikatlerinde bir eğip bükme; tevil tefsir yoluyla yanıltmaya gitme; birilerine şirin görünmek için olmayan şeyleri varmış gibi gösterme gayreti katiyyen yoktur. Diyalog faaliyetleri yürüten hiçbir Müslümanın dininden memnun olmaması, kompleks duyması, diğer din mensuplarından geri durması ve verilen cevaptaki gibi –ifade size ait- dinini peşkeş çekmesi söz konusu değildir. Herkes göğsünü gere gere Müslüman olduğunu, Sonsuz Nur, İnsanlığın İftihar Tablosu Hz. Muhammed (SAV)’e inandığını söylemektedir.
Dinler arası diyalog, “Biraz o dinden, biraz bu dinden, az biraz da ötekinden koyalım da ortaya bir sentez çıkartalım.” düşüncesini şiddetle reddeder. Zaten böylesi bir gayretin insanı dinden çıkartacağı da açıktır. Zaten bunu savunan hiçbir Müslüman da yoktur.
Ayetlerle ilgili mevzuya gelirsek: Öncelikle “dost” ifadesi Kuran-ı Kerim’de “veli” kelimesine karşılık olarak verilmektedir. Veli kelimesinin manası: Hâmi, koruyucu, dost, yönetici, bir kimsenin işlerini yürüten, destekleyip yardım eden manasına gelmektedir. Dolayısıyla ayette yasaklanan dostluk, kafirlere gönülden bağlanmak, müminleri bırakıp onlara sevgi duymaktır. Bu Müslüman yöneticilerin diğerleriyle görüşmelerine, işbirliği yapmalarına mani değildir. Aynı şekilde diyalog faaliyetlerine de engel değildir. Diyalog faaliyetlerinin esası ne Müslüman olmayanları koruyup kollamak ne de Müslümanları bırakıp Hıristiyan, Yahudi vs.ye sevgi beslemektir. Bu ayeti İslam’ın aydınlık yüzünü tüm dünyaya karanlık göstermeye çalışan İslam düşmanları “Bakın İslam savaş dinidir, Hıristiyan ve Musevilerle dostluğu yasaklıyor.” diye kullanmaktadırlar. Halbuki yasaklanan ne diyalog ne de günlük manasıyla dostluk kavramıdır. Cihan devleti Osmanlı’da gayr-ı müslimlerin sadrazamlığa kadar yükseldiğini düşünürsek “veli” kavramının söz konusu yazıdaki gibi dostluk manasında kullanılmadığını anlayabiliriz.
Ayetleri rastgele yerlerden kesip gelişigüzel kullanmak çok yanlış bir davranıştır. Örneğini yine yazıda görebiliriz. Yazıda Maide Suresi 80. Ayetin meali verilmiş:“Onların çoğunu görürsün ki kafirlere dostluk ederler. Ne de kötüdür nefislerinin, onlara hazırlayıp sunduğu şey; Allah'ın gazabına uğrayacaklardır ve azap içinde ebedi olarak kalacaklardır.” Ancak burada onlar diye bahsedilen insanlar Müslümanlar değildir. Hele diyalogdan bahsedenler hiç değildir. Ayette onlar diye bahsedilen insanlar iki ayet öncesinden anlaşıldığı üzere İsrailoğullarından küfre düşen ve sürekli isyan edip haddi aşan kafirlerdir. Yani burada bahsedilen mevzu tamamen farklıdır. Ve bu ayet diyalog meselesi için kesinlikle kullanılamaz. Öncesine, sonrasına bakmadan aradan cımbızla çekilen ayetin ihtiva ettiği mana bambaşkadır. Ve bu tavır yine ayetle kınanmıştır.
Yine cımbızlama meselesine ibret verici bir örnek: (Yazıda Maide 81 denmiş ama 82 olacak.) Yahudilerle ilgili kısım alınmış. “İnsanlar içinde Müslümanlara en şiddetli düşman Yahudileri bulursun.” Evet bu bölüm ayette aynen böyle ancak ayetin devam eden ve de yazıya alınmayan cümlesi aynen şöyle: “Yine şurası da muhakkak ki, sevgi ve alaka bakımından iman edenlere en çok yakınlık duyanların ise ‘Biz Nasranileriz.’ diyenler olduğunu görürsün.” Yani ayette bir kıyaslama yapıyor. Yahudilerin iman edenlere tavrı kınanırken, Nasranilerin yani Hıristiyanların tavrı olumlu karşılanıyor. Ayet diyalog faaliyetlerini kınayanları haklı mı çıkarıyor haksız mı? Ayetin işine yarayan cümlesini alıp da hemen akabindeki kendini yalanlayan kısmı görmezden gelmek doğru bir tavır mıdır?
Sebeb-i Nüzul meselesine gelince, sebeb-i nüzul ya da nüzul sebebi ayetin iniş sebebi demektir. Yani ayet Efendiler Efendisi (SAV)’e inerken bir sebebe matuf iner. Belli bir gayesi vardır.
Diyalog faaliyetlerini olumsuzlayanların sıkça kullandığı ayet meallerinden biri de Al-i İmran Suresi 28. ayettir. Ayetin meali şöyle: “Müminler müminleri bırakıp, kafirleri veli edinmesinler.” Ayet Müslümanların o zamanki stratejik konumlarıyla ilgili önemli bir hususa işaret eder. Müslümanlar o zaman Kureyşlilerle savaş halinde idiler. Ve Yahudilerle barış anlaşması yaptılar. Ancak Yahudiler ne zaman Müslümanlar zor duruma düşse hemen anlaşmayı bozuyor ve Müslümanlara zarar veriyorlardı. Dolayısıyla Müslümanlar bu olaylardan sonra Yahudilerle de barış yapmadılar. Ancak Müslümanların içinden bazı kimseler gerek ticari gerek beşeri olarak Yahudilerle münasebetlere devam ediyordu. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. Ayet o kimselerin kafirlerle yaptıkları her türlü alışverişi yasaklıyordu. Şimdi bu ayetin nüzul sebebini öğrendikten sonra ayeti kolaylıkla diyalog faaliyetleri hakkında kullanmak doğru mudur?
Kuran’dan örnek verilecekse şu ayetler de örnek verilebilir:
“Dininizden ötürü sizinle savaşmayan, sizi yerinizden, yurdunuzdan etmeyen kafirlere gelince, Allah sizi, onlara iyilik etmeden, adalet ve insaf gözetmeden menetmez. Çünkü Allah adil olanı sever. (Mümtahine, 8)
Firavuna giden Hz. Musa’ya : “Ona yumuşak söz söyle, olur ki öğüt alır kendine gelir ve Allah’tan korkar.” (Taha, 44)
İman edenlere söyle: Allah’ın ceza günlerinin geleceğini ummayanları bağışlasınlar. Çünkü Allah her topluma yaptığının karşılığını verecektir.” (Casiye,14)
Hz. Peygamber’in hayatına gelince, Efendiler Efendisi’nin hayatı başlı başına örnektir. Kısa örnekler vermek gerekirse, Hudeydiye Barışı esnasında çadırda yaşanan hadise: Efendimiz (SAV) anlaşma metnini Hz. Ali’ye yazdırırken Bismillah diye başlatıyor. Allahın Rasulü Muhammed’le filanın arasında yapılan anlaşmadır.” diye yazdırırken müşrikleri temsilen gelen zat, itiraz ediyor ve Bismillah lafzı ve Allah’ın Rasulü ifadeleri metinden çıkartılıyor. Bu olay küçük bir örnek. Daha büyüğü ise Hudeybiyedir. Sahabe konuyu anlatırken “Siz fetih denince Mekke’nin fethini anlarsınız ama asıl fetih Hudeybiye’dir” der. Çünkü Hudeybiye ile oluşan barış ortamında (pekala diyalog da denebilir) Müslümanlık civar Arap kabileleri arasında hızla yayıldı. İslam’ın anlatılması için doğan diyalog fırsatı çok güzel değerlendirilmiş oldu.
Efendimiz (SAV), Ebu Cehil gibi cehaletin babası lakaplı, küfrün başının kapısına bile yüz kere gitmiş, ona kendisini anlatmak için fırsatlar aramıştır. Laftan anlamaz, küfür yobazının bile ayağına bu kadar gittiyse, bugün yapılan faaliyetler az bile kalır.
Efendiler Efendisi (SAV) Medine’de iken Yahudilerle belli zamanlarda ittifaklar yapmış. Hıristiyanlarla anlaşmalar yapmıştır. Farklı ülkelere elçiler göndermiş, müşrik kabilelerinin reislerinin kızlarıyla evlenmiştir. Bunların hepsini Müslüman olmayanlarla yapılmış diyalog faaliyeti olarak kabul etmek mümkündür. Hepsinde ortam yumuşamış ve düşmanlık günlerinde Müslüman olması söz konusu olmayan pek çok kişi sahabe olma mertebesine çıkmıştır.
Tüm bunlardan sonra günümüze dönecek olursak, dünya İslam’a muhtaçtır. Ancak dünyada İslam, müslümanlar denince pek çok ülkede hiç de iyi şeyler hatırlanmamaktadır. 11 Eylül sonrasında son ve hak din olan İslam’ın üzerine “İslam eşittir terörizm” yaftası kendine Müslüman diyen bir avuç neseb-i gayrı sahih tip ve onların yabancı yardakçıları tarafından vuruldu. Komplo teorileri üretenler zannediyorum bu El Kaide denilen insanların kim oldukları ve ne kadar Müslüman oldukları üzerine düşünmeliler.
Yabancıların, İslam düşmanlarının bir hesabı varsa Allah’ın da mutlaka bir hesabı vardır.
Diyalog ve hoşgörü diyenler ne BOP’un ne başka bir projenin parçasıdırlar. Onlar Efendiler Efendisi’nin “Kıyamet kopmadan benim nam-ı celilim, yüce ismim güneşin doğup battığı her yanda duyulacaktır.” müjdesine inanan ve bu gaye için gayret gösteren, ter ve gözyaşı döken insanlardır.
(Bu husus, cevabımla ilgili değil ve yazıyı yazan Serkan Serdar Bey’i kesinlikle muhatap almıyor.) Son söz olarak söylenecek bir şey var: Bu söylenenlere inananlar olduğu gibi cevap vermek, küçük düşürmek isteyenler de olacaktır. Onlarla bu konuda anlaşmamız zor görünüyor. Ama bir mesele var ki inanan herkese çok ağır gelir: Hoşgörü ve diyalog için gayret gösteren insanlara küfür isnad etmek ciddi bir vebaldir. Hadiste aynen şu ifade ediliyor: “Bir mümin, diğerine kafir derse ve o kişi gerçekte kafir değilse o sıfat döner dolaşır ve söyleyenin alnına yapışır.” Dolayısıyla beğenmiyor olabiliriz, zararlı da diyebilirsiniz ama lütfen küfür isnad etmeyiniz…
Her şeyi en doğrusuyla ancak Allah (CC) bilir ve gerçek ahiret gününde Onun huzurunda ortaya çıkacaktır...
Halil Çağrıoğlu

Farklılık

Öncelikle farked,yorum ki dinlerarası diyalog teriminden anladıklarımız birbirinden oldukça farklı. Ayetlerle vermek istediğim husus İslam dininin müsamaha duvarlarının yüksekliği ya da diğer dinlerle ilişkilere kapalı olması şeklinde yorumlanmamalı.
Benim yazımın ana karakteri dini olması değil siyasi olmasıdır.
Dinlerarası diyalo^gdan bizlerin anladıkları nedir? Bu projenin fikir babalarının elde etmek istedikleri sonuç nedir? Bence asıl tartışılması gereken budur.
Siz de takdir edersiniz ki yazımın içinde farklı dinlere mensup insanların arasında bir takım ilişkilerin kurulmasının gayet doğaş olduğu yer almaktadır.Ancak İslam hükümleri "Sizden olmayan" larla ilişkilerinizi sınırlandırmış ve şekillendirmiştir.
Dindarlar arası ilşki demişsiniz. Dindar bir müslüman mı? Dindar bir Hristiyan mı?Ya da Yahudi mi? bu konu bitaz muallakta kalmış.
İslam kendinden olmayanı inkar etmez. Mücadeleyi öğütler.
Gerçek manasıyla dindar bir kişi islam'ı seçebilecek zihinsel ve manevi sınavı geçmiş kişidir.Şu durumda başka dinlere mensup kişi dindar olduğu ölçüde islama uzak ve ona düşmandır sonucuna da ulaşabiliriz.
Osmanlı konusunda verdiğiniz örneğin çok doğru olmadığını düşünüyorum.Osmanlı yapısı itibariyle genel bir islam devleti değildir. Başka dinlere mansup kişilere müsahaması islami hoşgörü ve "dinde zorlama olmaması" kurallarına dayansa da Osmanlı kurumsal olarak roma ve bizans devlet sistemlerinden faydalanmış ve eyalet sistemini oturtabilmek amacıyla bu müsamaha yoluna gitmiştir.Fakat unutmayalım ki osmanlı devletinin geniş sınırlara ulaşmasının müsebbibi yine islami cihad anlayışıdır.Zulm ettiğiniz topraklarda barınamazsanız yapabileceğiniz şey müsamahadır. Osmanlının da yaptığı budur.
Yazınızın büyük bölümüne içtenl,kle katılıyorum.Ancak diyalog'a bakış açıöız çok farklı. bence diyalog yukarıda da belirttiğim gibi Batı medeniyetlerinin elimizde kalan son kalemiz olan islam'ın içine igönderdiği bir truva atıdır.Sizin istediklerinizi asla yapmayan ve size topyekün düşman olan -ayrıca bunu gizleme gereği bile duymayan- bir
Anti-İslam teşekkülünün sizden birtakım şeyler yapmılmasını istemesi.
Müslümanların -belirttiğiniz gibi- komplekslerden uzak olması gerekir. İslam coğrafyası denince geri kalmış barbarların coğrafyası akla geliyorsa bunu da bize vura vura öğreten yine batı ve hristiyan kulübüdür. Fakat dünyaya entegre olma kompleksimiz nereden gelitor? Bu da nihayet bir kompleks değil midir? İlla ki bir papaz ya da haham'la yan yana gelmekle mi entegre olunuyor dünyaya. Diyalogdan benim anladığım islam karşıtlarının aralarındaki diyalogtur.
Sınırlarımız içinde ve islam coğrafyasında akan kan, zulümler ve islam dünyasının sömürülmesi kimin tarafında yapıulıyor? Size diyalog çağrısında bulunanlarla.
Hoşgörü evet. Müsamaha ona da kabul. Ama sadece müslümana.

Replik Dilekçemdir

"Dinlerarası diyalog, 'Allah katında HAK DİN İSLAMDIR' ayetini yalanlamak için kurulmuş bir tuzaktır."
İSMET ÖZEL- Cuma Mektupları-8

Aslında, Dinlerarası Diyalog konusunda etrafımda çokça konuşma gerçekleştiği için-ki bu konuşmaların tam orta yerinde ben vardım.- bu konuyla ilgili birşey yazmak istememiştim. Sadece yazılanları takip ediyordum ve bu takipte de zaten benim söylemek istediklerimin bir çoğunun başka kardeşlerim tarafından söylendiğini görüp laf kalabalığı yapmak niyetinde değildim. Lakin bu tavrımı Halil Çağrıoğlu beyefendinin yazısını okuyana kadar sürdürebildim. Sayın Halil çağrıoğlu'nun yazısını okuduktan sonra zihnimde beliren soru işaretlerini de "neden kendisine sormuyorum" anlayışıyla kaleme alınmış bir yazıdır.

Halil bey yazısında-Ali Bulaç'tan alıntıyla- verdiği örneğinde; "Dinlerarası diyalog"un liseler arası bir turnuvaya benzetilmesi gerektiğini ve liseler arası turnuva denilince de okul binalarının arasındaki yarışmanın anlaşılmaması gerektiğini beyan etmişler. Bu örnekten sonra kendisine şunu sormak isterim; Liseler arası turnuvaya bir ortaokul takımı katılmak isterse sonuç nasıl olur? Boy ölçüşebilir mi? Sorunun altına gizlenmiş ve anlaşılmasını istediğim sonuç ise şu ki; diyalog için iki eşit taraf olmalı. Birinin boyu sizden uzunsa sizin aranızda yapacağınız diyalog olmaktan ziyade monolog dinlemek olur. Bu sözlerimden de şu çıkarsama yapılmasını elbette istemem-ki bu çıkarsama yapılarak yazılmamıştır.- "sen islam dinini diğer dinlere nazaran ortaokul sınıfı yani ikinci sınıf yani daha geride sınıf olarak mı görüyorsun?" Böyle düşünecek olanlara da yine bu yazının içerisinde cevap vermiş olayım. Kesinlikle böyle düşünmüyorum ve böyle düşünecek olmam tekrar kelime-i şehadet getirmemi gerektirebilir. Kastettiğim ise şudur; Küreselleşen dünya düzeninde bir yapılanlar vardır ve bir de yapılanların yansıtılması. Sizin ve dolayısıyla-müslüman olarak aynı çizgide buluşmamızdan mütevellit- bizim ülkemizdeki medya patronları dahi diğer dinleri hoşgörüyle göstermekte ve islam dininin hükümleri ile tabiri caizse istihza etmekte iken aynı boyda görünmeyi bekleyemeyiz. Eşit haklara sahip olmadığımız müddetçe eşit şeyler konuşulamaz. Kaldı ki, şahsi kanaatim olarak siz yeryüzündeki müslümanlarla bir diyalog içine girmeden önce müslümanları bırakıp diğer dinlerin mensuplarıyla diyalog kurma çabasına niçin giriyorsunuz? Akl-ı selim olarak düşünürsek öncelikle yeryüzündeki müslümanlarla bir birlik gerçekleştirmeden diğer dinlere mensup kişilerle bir diyalog kurma çabası ne kadar doğru?

Yazıma İsmet Özel'den alıntıyla başladım yine İsmet Özel'den bir anı ile bitireyim.
Bir konferans sonrasında İsmet Özel' şöyle bir soru yöneltiliyor:
-Avrupa Birliği'ne karşı mısınız?
İsmet Özel, "anlamadım neye karşı mıyım?" diyor
Adam soruyu tekrar edince, İsmet Özel'in cevabı çarpıcı; " Karşı mı...! Öyle bir şey yok. Ben Avrupa Birliği'nin düşmanıyım."
Dinlerarası Diyalog'a karşı mıyım?
Öyle bir şey yok.
Ben Dinlerarası Diyalog'un düşmanıyım...!

mevzu o kadar karıştı ki

mevzu okadar karıştı. kavramlar o kadar birbirine girdi ki... ben ismet özelin dediklerinden ziyade hayrettin karaman hocamın yazdığı yazıyı yeniden okuyacağım ve bu blok altına yazılanları artık okumayacağım....

benimle beraber yeniden okumak isteyenler buyursunlar....

dinlerarası diyalog

"eddai"

Bu yazıyı okumalısınız bence Ayşegül GENÇ

Yaklaşık 4 aydır bu siteye üyeyim ve dört ay boyunca yalnızca uzaktan seyrettim olan biteni. Bu süre zarfında, "bunun kalemini takip etmeliyim" dediğim kişilerin sayısı bir elin parmakları kadar ya vardı ya yoktu. Bu bir elin parmaklarından bir parmak da sizin kaleminiz-di- sizinle beraber ben de yeniden okumak istedim hayreddin karamanın yazısını.. Ama sadece bir yere kadar dayanabildim.

"Benim bizzat şahit olduğum gerçek odur ki, tertip heyeti her defasında şunu tekrarladı: "Biz başlattık; istedik ki, kavga yerine barış, kaos yerine düzen ve huzur, güvensizlik yerine güven, birbirini anlamamak ve dinlememek yerine anlamak ve dinlemek; paylaştığımız tek ülke ve tek dünyada bütün insanların zarar gördüğü olumsuzluklar yerine bazı olumlu gelişmeler.. olsun!"
Ne zaman ki okudum bu cümleyi yıkıldım o an. Ve devam dahi etmedim yazıya. Allah aşkına bu nasıl bir anlayış bu nasıl bir düşünüştür? Kavramakta gerçekten zorlanıyorum. Dünyada kaos olmasından hoşlanmayanlar bu kaosun gerçek sahipleri değil mi? Dünyada barış olmasını isteyenler bu barışın en büyük dinamitleri değil mi? Neye inanalım Allah aşkına? Eyleme mi yoksa söyleme mi? Bizim buralarda derler ki; "ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz." Hayrettin Karaman'ın bu cümlesi o kadar sinirime dokundu ki... Irak'ta öldürülen müslümanları, bu fikrinin neresine koyuyor acaba çok merak ediyorum. Ne dediniz yoksa çok mu şovanist oldum? Eğer bunları içimden geldiği gibi söylemk şovenlik olacaksa evet şovenistim.
Siz ve sizi takip edenler hayreddin Karaman'ın yazısını bir daha bir daha ve hatta bir kere daha okuyabilirsiniz ve ben de ismet özel okuyup; Dinlerarası diyalog mu? Karşı mı? Yok öyle bir şey ben dinlerarası diyalog'un düşmanıyım." diyeceğim. Biz dünyada barış istiyoruz, kaos istemiyoruz diyenlerin suratlarına çarparak ıraklı bir kadının cümlelerini kapıyı çekip gideceğim...

hep denedin.
hep yenildin.
olsun.
yine dene.
yine yenil.
daha iyi yenil

diyalog mu? o da ne ki?

Evet, değerli kardeşim! Akıl, insanlara verilen nimetler sıralamasında zirveyi zorlayacaklardandır. Ama çnce iman. "İman insanı insan eder, belki de sultan eder. Evet, hakiki imanı elde eden adam kainata meydan okuyabilir." Ne de güzel ifade kılıfına büründürmüş değil mi Bediüzzaman. Akıl... Tamam; ancak aklın ziyası ulum-u diniyedir. Hak din de ancak islamdı. Hak gelince batıl zail olur anlayışınca inanan bir mümin başkaları karşısında inanç boyutunda başkalarının inancını kendine cicili bicili göstermek zorunda değildir. Hakk'ın hatırı âlidir, başka hatırların hatırına bakılmaz. Allah ile diyalog kurmayanların başkalarıyla diyalog kurması ne de garip sayılmaz mı? Gerçi bu hamur çok su götürür. Hiç kimse bu konu üzerinde ortak kanaat ve kriter belli edemez.

Seninle Diyalog

Farklı düşünmek zenginliktir denir. Evet.Şu halde hangimiz istişarenin faydalarını inkara muktediriz?
Ancak takdir edersin ki iki sözün olduğu yerde iki doğru olmaz. Yani ya akıl, ya iman...Fakat bazen bu iki atom o kadar ilginç bir kimyayla birleşirler ki ortaya birini bile dehleyemeyeceğin şöyle bir durum çıkar.
İmanlı olmayanın aklı da kıymeti de yoktur.
aklı olmayanın imanı ancak olmayan aklı kadardır.
Üstelik konu da diyalog.Öyle analog'a monolog'a benzemiyor. Senden birşey almak için birbiriyle yarışanlar şimdi sana birşeyler vermek için sıradalar. Yanık kokular normal değil mi?
Allah ile diyalog kurmak demişsin,ne güzel demişsin.Bu öyle bir diyalogdur ki fısıldanan dualar bu tür mukeddes diyalogların aracısı olmaktan çok çok uzak.
Belki gönül titremesi, belki birkaç damla gözyaşı.Muhatabın sözlere ihtiyacı yok.
Eksik bilen farklı düşünen din kardeşimle diyalog ne ala.
Amma ve lakin insanlıktan nasipsiz kasaplarla diyalog kanımca kılıçladır.

Diyalog mu?

Bu konuyla alakalı eski bir blogta girdiğim yorumu, yine aynı konu hakkında aynı düşüncelere sahip oluşumun ifadesi olarak yeniden kopyalıyorum.

Diyalog safsatasını kendine itikad eyleyenler, İslam adına cinayet işleyen birer cani olmaktan öteye geçemiyor. İman ve küfür birbirinden ayrıdır, Hak ile batıl birbirinden bir daha birleşmeyecek kadar uzaklaştırılmıştır. Aradaki uçurum ne diyalogla ne hoşgörü ile doldurulamaz. Araya düşer boğulur, geberirsiniz. Esfelden olursunuz. Diyalog ancak kavl-i leyin ile tebliğ edilirse, yumuşak söz söyleyip hak beyan edilirse, gerekirse ısrarla beyan edilirse caiz ve makbul olur. “Rahman’a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir!” ayetinin muhatabı olan bunak bir papanın önünde iki büklüm olmakla değil. Ya da “siz ve bizim aramızda ortak bir kelimeye gelin” ayetini edebe aykırı, şatahatlı, meczubâne tefsir ederek, ille de küfür ile iman arasında orta bir yol bulmaya çalışan pis zihniyetle değil. Safınız belli olsun, Bedir’de, Uhud’da safları belli olanlar gibi. Nefsinize olan husumetinden dolayı kolunuzu kesen kafiri hoşgörün, affedin, ama dininize olan husumetinden dolayı kılınıza dokunanın kafasını kesin. Dilini de. Küfre rıza küfürdür, zulme rıza zulümdür, bundan korkun, titreyin. Ayete atıfta bulunmak gibi bir hakikat-perestliği, “ayeti cımbızlamak” olarak yorumlayan kafaların referans noktası nedir, bilmek bile istemem. Ve şimdi sizden delil bekliyorum, Allah Rasulu ve ashabının o iddia ettiğiniz hayatındaki diyalog delillerini bekliyorum, sizin anladığınız diyalogdan.

Bir de, öyle değil, Allah hepimize kalb-i selim ihsan etsin. Hani o ayette dediğinden : “O gün ne mal ne evlat fayda verir. Allah’a kalb-i selim ile gelenler müstesna”.

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

Bu mesele pek ılımlı bir mesele değil..!

Sözcüklere lügat manası dışında da anlamlar yüklenebildiğini biliyorsunuz. Lafzi anlamı dışında, mecazi, hükmi, zımmi anlamlamlar yüklenebileceği gibi bir olguyu bütünüyle ifade eden 'kavram' lar olarak da kullanılır kelimeler.

Örneğin "aslanım" sözcüğünün herkes tarafından kabul gören anlamı, güce, aselete vurgu yapan mecazi anlamıdır. Bu sözcük, bir anlam bütününü ifade eden kavram haline gelmişken; " yırtıcı vahşi bir hayva"na benzetme iddiasında bulunamazsınız.

Bu çerçevede, dinler arası diyalog, yada sadece diyalog dendiğinde ne anlıyorsunuz? Size neleri hatırlatıyor? Mesele fikhi bir meselemidir? Mesele, caiz midir değil midir ihtilafıyla sınırlı bir mesele midir? Meseleyi fikhi terimlerle tartışılabilir misiniz?

Birinci Dünya savaşının fiili sonucu, 1000 yıla yakın bir süre yeryüzünde hakim olan İSLAM medeniyetinin hakimiyetinin resmen sona ermesi idi. Savaşın galipleri (Batı) Kendi "medeniyeti"nin hakim olacağı bir dünya düzeni kurdu!

İkinci Dünya savaşı, batının kendi içinde ki ihtilaflar sonucu çıkmış, savaş sonunda galipler yeni dengeler üzerinde yeni bir dünya düzeni kurmuştur. 68 hareketleri olarak bilinen özgürlük hareketleri, emperyalist batının kurduğu düzeni tehlikeye sokacak boyutlara geldiğinde, batı "medeniyet" tasavvurunu yeniden gözden geçirip, dengeleri değiştirmeye başladı. 70 li yılların başından itibaren Türkiyede ve dünyada ki siyasi, iktisadi sosyal, askeri değişiklikleri bu çerçevenin dışında değerlendirmeye kalkarsanız; yaptığınız değerlendirmeler temelsiz kalmaya mahkumdur!

Yeni dünya düzeninin muhtemel muhalifleri, "Özgürlük talepleri" kontrolden çıkan, "sosyalizm" ile bir türlü "ehlileştirilemeyen" müslümanlardır! Batı "medeniyeti!" Özgürlük taleplerini, karşılayacak "düzenlemeleri" kendi içinde yaparak, sosyalızmi asimile ettikten sonra! bütün ağırlığını müslüman coğrafyalar, ve müslüman halklar üzerine yoğunlaştırmıştır!

Üçüncü Dünya savaşı, batının coğrafi sınırlarının mümkün olduğu kadar dışında tutularak DEVAM ediyor! Batı, savaşın kendi coğrafyasına vereceği muhtemel tahribatı asgari düzeye indirmek için, daha uzun süreli ve daha pahalı bir savaş planını yürürlüğe koymuştur. (Fnansmanını da müslümanlara sağlatıyorlar o da ayrı bir konu) Yeni dünya düzeni, bu savaşın TEK amacıdır.

"dinler arası diyalog" konusunu; bu savaşın TARAFLARI, bu savaşın NİTELİĞİ, bu savaşın AKTÖRLERİ, bu savaşın TAKTİKLERİ, ve bu savaşın nihai HEDEFLERİ ile ilişkilendirmeden tartışacaksanız, emekli bir vaizin 12 Eylül ihtilalinden sonra gerçekleşen "mücizevi yükselişini!" nin hikayesini dinlersiniz?

Her iki satır arasında "Kıskananlar çatlasın!" ilavesi ile. Şu kadar yıldır yüzlerce kere dinlediğimiz hikayeleri...!

Fethullah Gülen'in Papaya yazdığı mektubun ve Papayla görüşmesi esnasında söylediği sözlerin muhtevasında başka "hikayeler " gizli!

Onları yayınlayıp savunabileceğini söyleye/bile/n bir arkadaşımız varsa, buyursun tartışalım! Yoksa....canları sağolsun!

Linkleri okumanızı rica ediyorum

Diyalog konusunda yazılmış, çizilmiş, söylenmiş onca söz var..
Bende diyalog meselesini daha iyi algılayabildiğimi sandığım bi kaç kelamı burda sizlerle paylaşmak istiyorum..
Diyalog İslam dini literatüründe var mıdır? yok mudur?
Diyalog Yapılır mı? yapılmaz mı?
Kimlerle, Nasıl yapılır?
Hangi haliyle daha verimlidir ?
Hangi haliyle zararlıdır ?
bu ve bundan da öte sorular doğrultusunda incelendiğinde dengeli bir yol izelenecek karşıtlık ve taraftarlık durumumuz daha iyi şekillenip, çözümlenmiş olacaktır. Bu sebeple linkleri okumanızı rica ediyorum..

Dinlerarası Diyaloğa Evet! Ama Kiminle?

Diyalog Sünnet midir?

Ah Şu Linkler

"Bu bağlamda Filistin direnişinin İslami ve Mesihi tarafları’nın hatta Siyonizm karşıtı yahudilerin ortaya koydukları örneklik ve bu durumun geçtiğimiz günlerde İstanbul’daki “Kudüs Buluşması”na yansıyan görüntüleri, Emperyalizmin çıkarlarının aksine gelişen, Büyük Ortadoğu Projesine karşı direniş seçeneğinde buluşan bir diyaloğun mümkün olduğunu göstermiştir. "
Belirrtiğiniz linkte ilgili bölümleri okudum.yukarıdaki pasaj ne oluyor anlamadım.BOP ne karşı direniş mi? Kim? Yahudiler mi? Siyonizm karşıtları israil'de bizim kadın hakları derneklerimiz kadar etkili üstelik örgütsüz geneli gençlerden oluşan 21.yy ortadoğu hippilerinden oluşan bir zümre.İsrail halkı varlığını borçlu olduğu siyonizmin bir parçasıdır.En azından çoğunluğu bu kapsamdadır.Gayr-ı Müslimlerle iyi niyetli ilişkiler kurmak kişisel bir tercih ve insanlık namına bir fiildir.Saflığımız o derece büyük ki Bu toplaşmaya katılan ülkelerin BOP'a eyvallah çektiklerini, Mecburen sınırları değişecek Uzak-Yakın ve Orta doğu da mevcudiyetlerini korumak için küçük çocuk israil'e ve onun abileri ABD ve İngiltere'ye bağlilikları tartışılmaz birer "üs" olduklarını unutmamız. Bir hapaz tuzla koşmamız.
İslam için gerek olan evvela kendi içinde diyalogtur.Dini yayma çabaları bu tür bir diyalogla değil kurulan sağlam kişisel ve siyasal ilişkilerle mümkündür.
Bugün israil'de dinlerin kaynaşması amaçlı kurulan kaç dernek ya da kaç okul var?
Batı da ise başörtülü ya da ortadoğulu kimliğinizi saklayamıyorsanız potensiyel zanlısınız.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen ılımlı olmak şiarı dillerde.iyi de kime ılımlı olacağız?
Hristiyan kaynaklarını taramanızı tavsiye ederim.Oryantalistlerin islama bakışlarını da incelemeniz size bu konuda gerekli ipuçlarını verecektir.

muammer bey !

satırlarınız boyunca burnumuza lodosla hucum eden determinizm,ila-yı kelimetullah,tebliğ ve elbette hidayet gibi kavramlar için size cevap verebiliyor mu?

Dileyen, dilediğine dilediğini vermiş olamazmı?eğer dileyen Kudreti herşeye yeten ALLAH (C.C.)diye iman etmişsek!

hem bu "emekli vaiz",cümlesini kullanırkende hiç aklınıza gelmedimi? bu bakış nereye gider !

işte o emekli vaizden bir söz :

"Bilme sığlaşmaya sebep olmamalı;derinleşmenin yolunu açmalıdır."

Osman bey! Tartışılan konu SİYASİDİR.

Sevgili kardeşim, her şey bu kadar aşikar iken, yapılan edilen söylenen/söylenmeyen gün gibi meydanda iken; bilmediğimize, bize saklı olana meyledip, su-i zan'dan kaçınınarak hüsnü zan beslemek adına bu kadar "temkin"li olmanın da RİSK'i vardır! Dilerseniz bu yönde ki riskleri de tartışalım!

Biz, tartışmanın riskinden korkup dükkanı kapatmak yerine, "Ümmetimin ihtilafında RAHMET vardır" ruhsatına sığınıp "kurcalamaya" devam edeceğiz.

Mutlaka sizin de dikkatinizi çekmiştir. Tartışmaya neden olan konu insan ilişkileri açısından sosyoloj alanında tartışılacak bir konu değil. Müslümanların gayri müslimlerle ilişkilerinin dini açıdan ele alındığı (fıkhi) bir konu da değil! (Ne hikmetse sürekli buralarda dolaşılıyor!) Tartışma konusu SİYASİDİR!

Yazdığım her iki yorumda da meseleyi kendi zemininde, yani siyasi açıdan yorumlamaya çalıştım. "kör" gözlerin göremeyeceğini "sağır" kulakların duyamayacağını bildiğimden, yok sayılmasını, görmezden gelinmesini yadırgamıyorum.

Ancak; sizin, benim yaptığım "emekli vaiz" nitelemesine, konuyla ilgisi olmayan, benim kasdetmediğim anlamı yükleyerek (istihza amacıyla söylediğimi ima ederek) meseleyi ısrarla başka zemine taşıma gayretinizi yadırgadım! Sizin tarzınızı bilen ve samimiyetinizden kuşku duymamış birisi olarak yadırgadım!

Değerli kardeşim. Yazdığım yorumları tekrar tekrar okuyun! Niteleme ile kasdedilenin; meselenin, Fethullah Gülen hocayı çok aşan boyutlarına vurgu yapmak amacı taşıdığını göreceksiniz! Bu işler "emekli bir vaiz" in işi midir Allah aşkına! Yapmayın, kurban olayım....!

Bizim Fethullah hoca ile ne derdimiz olabilir? Yapmayın Allah aşkına! Ayıbı varsa bizim olsun da....günahımıza girmeyin!

Siyasidir

Sevgili Muammer Kardeşim ,
Ortada bir günah da yok vebal de. senin de belirttiğin üzre bu sadece siyasi platformda tartışılması gereken bir konu. Bende yazımı bu amaçla kaleme almıştımYanlış okuma yanlış anlama kaynaklı geçici sorunlar olabiliyor. Fakat sen de farkettin mi?Bir tartışma şevkidir almış gidiyor. Gerçi istişarede fayda vardır ama yanlış anlaşılmalara meydan bırakmadan.
Sen seni bilince sorun yok.Kalbini söylemek istediklerini Allah biliyor.
Selam ile.

siyasi olan da hikmetlidir...!

Muammer bey,kastınızı anladım.mesele uslup ile ilgili olabilir belki...
Hayat, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesi ile devam edip durmaktadır.
Stratejistlerin nal topladığını,amatörlerin ise "inayet" le yola devam ettiğini,edebileceğini söylemek istiyorum.
Hele birde,inayet yörüngeli,temkin titizi,ihlas risaleli,strateji çalışkanı yolcularda varsa,dengeler eşitsizlikte bile onlardan yanadır zannediyorum...
selam ve dua ile...

yok monolog

selam ve dua ile;
muhterem kardeşimiz Serkan Serdar'ın yazısından ve kimi yorumlarda belirttiği hususlardan benim anladığım "dindarlar arası diyalog"a karşı olmadığı, bir grubun yaptıklarının -sergiledikleri tavırdan ötürü- eleştirisi. ancak konu hiçbir akl-i selimin kabul etmeyeceği bir mecraya kaymak üzere.. gayr-i müslimlerle konuşmamak, onları görünce ya kovmak -mümkün değilse- ya da kaçıp gitmek gerektiği gibi anlamlara çekilecek tümceler kurulmakta. elhak birileri bir şeyi yanlış yapıyor ise o şeyi kökten yanlış saymak, imtina etmek yapıp edenlerin yapıp etmelerini sürdürmekten başka bir sonuca götürmez. siz doğrusunu yapacaksınız. yoksa müslümanlar bir araya gelip bir birlerine islamı mı anlatacak? şu ayeti
"3:64 De ki: "Ey geçmiş vahyin izleyicileri (ehl-i kitab)! Sizinle bizim aramızdaki şu ortak ilkeye gelin: Allah'tan başka kimseye kulluk etmeyeceğiz, O'ndan başka hiçbir şeye ilahlık yakıştırmayacağız ve Allah ile birlikte insanları rab edinmeyeceğiz." Ve eğer yüz çevirirlerse de ki: "Şahit olun ki biz kendimizi O'na teslim etmişiz!" ya da şu ayeti kerimeyi: ":47 Siz ey (geçmişte) kendilerine vahiy bahşedilmiş olanlar! (Şimdi), sahip olduğunuz (hakikati) tasdik edici olarak indirdiğimiz vahye inanın ki ümitlerinizi boşa çıkarmayalım ve onları sona erdirmeyelim, tıpkı Sebti ihlal eden o toplumu lânetlediğimiz gibi; zira Allahın irade ettiği şey mutlaka icra edilir."
bir birimize mi okuyacağız. ya da şunu: "5:15 Ey Kitâb-ı Mukaddesin izleyicileri! Şimdi size, (kendi kendinizden) gizlediğiniz Kitabın birçoğunu açıklamak ve bir kısmını da bağışlamak amacıyla Elçimiz gelmiştir. Şimdi Allahtan size bir ışık ve apaçık bir ilahî kelâm ulaşmıştır"
ilah.. ehl-i kitaba ve hiç bir şeye inanmayanlara islamı kim anlatacak? bu anlatma eylemini gerçekleştirirken "tiz imana gel bire kafir!" le mi başlanacak söze? bir iletişim kurulmayacak mı? ister bireysel ister tüzel kişilik bağlamında bir iletişim bir diyalog sağlanması gerekmiyor mu? ki zaten yazının sahibi arkadaşımız yazısının böyle bir şeyi amaçlamadığını "Ben dindarlar arası diyalog karşıtı bir düşüncede değil tam tersine bunun en doğru olduğu düşüncesindeyim" sözleriyle belirtmiş.. öyleyse kınayacaksak diyaloğu değil yapılış biçimlerini kınayalım ve belirtelim. hürmetler

c.ç

Yeni Başlayanlar İçin Diyalog

Diyalog kelimesini duydukça hafakanlar basıyor artık. Duymak istemiyorum. Bu konu hakkında herhangi bir eleştiride de bulunmak istemiyorum. Sadece, yeter artık diyorum. Yıllar yılı daracık bir kutuda yaşamak için birbirlerinin nefesini çalan kardeşler gibi davrandık. Kahve muhabbetlerinin vazgeçilmezi ne kadar futbolsa, iki din kardeşinin bir araya geldiğinde din üzerine yaptığı muhabbet de bir o kadar diyalog oldu. Sonuçta diyalog söylemini dile getirenler girmedik ülke bırakmadı. Türkiyeli Müslümanların mütebessim selamını bir şekilde o noktaya kadar ulaştırdı. Çünkü bir projeleri vardı. Projeleriyle birlikte cesaretleri vardı. Atacak bir adımları, atacak bin adımları vardı. Diyalogları sınır ötesiyle mi sınırlı kaldı peki? Hayır. Adamlar gittiler, Doğu Anadolu'daki muhtaç bölgelerde binlerce kurban kestiler. Sadece bu mu? Hayır. Adamlar Türkiye'deki Müslüman Medya algısına yeni bir soluk getirdiler. Bir tarafta, kurulurken karşıt oldukları çevrelere satılan yayın kuruluşları, diğer tarafta, magazin sayfası telaşesine düşen gazeteler ve en uçta, artık düğün salonunu andıran televizyoncuklara karşı Müslümanca bir meyda dili geliştirdiler. Yaptıkları her işi kaliteli bir şekilde gerçekleştirdiler.

İHH Afrika'daki bir kabileye yardım ulaştırdığında nasıl mutlu oluyorsam, bu kardeşlerimizin açtığı okullar ve yaptıkları faaliyetler de beni mutlu ediyor.

Ben diyorum ki; bu ülkede "Yeni Başlayanlar için Diyalog" tarzında çalışmalara başlasak ne iyi olur. İranla, Suriye ve diğer arap ülkeleriyle, Afrika ülkeleriyle, Latin Amerika'yla ve dahi ABD'de yaşayan Müslüman kardeşlerimizle son yıllarda artan yakınlaşmalarımızı Diyalog benzeri çalışmalarla hızlandırmak için bir adım atsak. Adım atanlar zaten var diyor olabilirsiniz. Fakat bu hareketi daha da büyütsek. Gerekirse Diyaloğu kendimize emsal alsak.

Hatta ne yapılabiliri tartışmasak, direk ben bunu yapacağım desek. Düşünceyi anında reaksiyona çevirsek. Düşünmesek, yapsak. En azından yapanlara dişimizle, tırnağımızla destek versek. Hatta bir sloganımız olsa, o sloganı yaygınlaştırsak Müslümanlar arasında. Herkes birbirine bu sloganı hatırlatsa. Beynimize kazınsa o slogan.
Çok mu zor bunlar? Ya da çok mu zorlaşık duruyor?

maksad.

selamdan sonra;

maksad üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olnuca bu tür şeyler çıkıyor işte ortaya... Selman Bey yorumlarınıza sonuna kadar katlıyorum. yıllar yılı tartışır dururuz da ne oldu? Farketmez değil mi; İHH, okullar, Yeryüzü Doktorları... aynı amaç uğruna yollara düşen bu yiğitlere selam olsun...
____________________________________________
"Allah varsa trajedi yoktur"

al sana diyalog

bazı cemaatlere önyargı ile bakılmasına, onların sanki başka bir dini yaşıyormuş gibi gösterilmesine, herkesin birilerini şamaroğlanı yapma yarışına girmesine en güzel örnektir.:

-abi bunlar fetullahçı, duada ellerini ters çeviriyorlar
-yok oğlum o belanın defi istenirken yapılır.. hallad bin said, efendimizin böyle yaptığını rivayet eder
-yaa efendimizde mi fetullahçıymış
-!!

"eddai"

Kainatla diyalog!

Bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah'a (c.c.)iman ettimse eğer,bilirim ki;eğer O' (c.c.),birşey yaratmışsa israf etmemiştir...
Madem ALLAH (c.c.) insanı yaratmıştır,hemde kendisi insanı muhatab almıştır,"ben" kimimki ! muhatab almayayım...(?!)

(ne garip!,kim nereden bakıyor?,nasıl görüyor?,ne düşünüyor?)
dezenformasyonlu kavramlar ...

Bu kadar ılımlılık?

Allah'a teslim olmak mı? Merhabadır.Baş üstünedir? Yaratılmışa bu denli teslim olmanın adı ılımlı olmak. Oldukça testral ve mithosçu.
İslam'ın değil de buda'nın takipçileri gibi.
İslam uyanıştır.

"peygamberimizin mezhebi şafiiydi"

esselamualeykum.

Güldüm.Teşekkürler Ayşegül Hanım;

Ayşegül Hanım'ın aktardığı traji-komik dialogun hatırlattığı mevzudur...

Bir gece körü Fatih'te misafir olduğum evden çıktık canı fena halde meyve çeken bir kardeşimle...
Bir bakkala uğradık dönüşte...
İki kişiyiz...Bakkalda İki kişiler...
İntisabları İ.A.C'ne...
Bir şekilde girdik bi konulara...
Biz ilmi seviyeyi(!) görünce durup "feyzlenmek" istedik...
Başardık!...

-Peygamberimizin de mezhebi Şafii idi!
-Aabi naptın o zamanlar mezhep yoktuki?!...
-Şafiiydi şafiiydi...
-kaynak ne abi?!...
-Kaynak benim.
-nası sensin ?
-Kaynak var güzel kardeşim sölediler bize sen boşver öleydi yani...
-?!...

:)

Böyleydi kısaca hatırladığım kadarıyla...
Kardeşler!
Mezhepsizlik dinsizliktir...
Tarikatsızlık nasipsizliktir...
Akaid ehl-i sünnet vel cemaat olmalıdır...
Dört hak mezhep vardır ama Şiiler bu dördünden de değildir...
Hepimiz din kardeşiyiz ama aynı tarikatte/cemaatte olanlar hani şöyle daha bir kardeştir...
...vs...
İyi okuyun bu satırları...
Sahih İslam geldiği zaman bulamayacaksınız...
Hiçbir yerde okuyamayacaksınız...
"İslam'ın ikinci kaynağı Sahih-i Buhari'yi veriyoruz" diyen Yenişafak nüshalarını arayın bulun mesela...
İleride bakıp iç geçirip güleceksiniz...
Allah'ın nuru orjinaldir.Tamamlanacak olan o orjinal nur o sahih dindir.
Laik darbe ürünü cunta icadı yan sanayi imitasyon din değil!!!.

"Dialogla ne alaka kardeşim?" diyen var mı?
Varsa haklı ama ne bileyim, tumatamadım kendimi...
Hani cemaati belli olmuşken mezhebini de bilelim istedim Resulullah'ın!...s.a.v
Birisi de tarikatını yazarsa...
Tamam demektir :)

türkiyede medya ve diyalog konusuna bir eklenti

Ben diyalog konusuna firmeyeceğim ama şu kadarını söyleyeyim; bugün atılan bu dinler arası diyalog kavramını samimi bulmuyorum ve zorla zihinlerimizde yer ettirilmeye çalışılan bir kavram olarak görüyorum.
Asıl mevzu, Selman Bey demiş ki, "Adamlar Türkiye'deki Müslüman Medya algısına yeni bir soluk getirdiler. " bu nasıl bir soluk getirmeymiş bir açıklar mısınız. kimmiş bu medya, adı neymiş? adı Star olan gazete ve tv ler ne yapıyor bugün hiç takip ediyor musunuz? magazin sayfası yok evet haklısınız müstakil magazin eki verdiği için ayrıca sayfaya ihtiyac duymuyor. iğrençleşiyor benim gözümde. hükümetin yalakalığını yapan gazeteler çoğaldı haklısınız. o gazetelere baksak sadece, değişik hiçbir şey okumasak türkiye refah içinde. ekonomi düzgün her şey bal tadında sanabiliriz. ama yanıltıyor işte. medya olacakya adı. allah hesap sorar beyler. gazete yazarları da genel yayın yönetmenleri de bize ABD yi sevdirmeye çalışanlar da Ö-LE-CEK . hepimiz öleceğiz. ama ben inşallah zihnimi satmadan ölürüm. hayat tasavvurumu iğdiş ettirmeden direnmeye devam edeceğim bu medyaya. sevmiyorum bu medyayı açıkçası. benim gözümde de islami medya değil bunlar. Bir insan ölüme gidiyor hayvanların eline düşüyor parçalıyor hayvanlar o insanı. starın başlığı o kadar insafsız ve uzak ki insanlığa : "Domuzlara kahvaltı oldu". kim kiminle kahvaltı yapıyor. insan hayatı burdaki taş kırmıyoruz balyozla. insaf. bize abd yi ve batı yı sevdirmeye çalışıyor bahsettiğiniz medya. yaptıkları katliamları, öldürdükleri çocukları, sömürdükleri petrolleri, madenleri, kanları kim gizleyecek. allah billiyor ya hepsini. kimden gizleyecekler. ben sevmeyeceğim abd yi ve batı yı bu haliyle. onlar diyalog derler kafanı koparırlar bir gün. emin ol. halklarının suçu ne diyeceksiniz şimdi. halklarını bilmem katlini ya da onların yüzüne tükürülmesini de önermiyorum. ben genbel bir zihniyetten, projeden bahsediyorum. belki bir ingiliz müslaman olur ( çok da hoş olur kendi açısından) ama ingiliz zihniyeti bizi mahvetmenin yollarını arar. bu böyledir. tarih boyunca değişmemiştir. bundan sonra da aynı olacaktır muhtemelen. diyeceğim o ki islami medyadan kastınız nedir anlaşılabilirse bu konuyu daha fazla deşelemem. ben ne anlarım islami medyadan onu da söyleyeyim. eğilip bükülmeden islami değerleri muhafaza için çalışan bir medya diyeyim kısaca. böyle bir medyayı kimler temsil ediyor. kanımca sayı az. bir tanesinin 12 ocak doğum yıl dönümü. zaman ve diğer gazete mevzularını ise aklımda tutuyorum. star yeterince bozdu sinirlerimi son zamanlarda.

Diyalog,diyalog,diyalog

İki dünya kardeşim, ne de güzel açıklamışsın. Fakat konu benim işaret ettiğim noktadan uzaklaşmaya ve farklı mecralara kaymaya başladı.
Evvela şunu belirtmek boynumuzun borcudur.
İslam olmayanı İslam'a davet etmekler diyalog konusu birbirinden tamamen farklı konulardır.Bu kurallarını tamamen sizin koyabildiğiniz ve uygulanma saha ve biçimi dini ve örfi kurallarınızla şeklillenmiş bir insiyatiftir.
Ama benim dikkat çekmek istediğim husus dinlerarası diyalog faaliyetlerininde insiyatifin sizde olmaması, bu projenin kökeninin -belli maksatlarla-size yabancı ve düşman kültür daireleri tarafından tertip edilmesidir.
Yoksa coğrafi ve örfi olarak ortadoğu ya da yakındoğu tabir edilen(yine batı medeniyetlerinin tasnifidir) bölge de farklı dinlerin mensupları isteseniz de istemeseniz de ilişki içindedir. Ama ilişki ticari,askeri,siyasidir.
Her iki kültür dairesi(doğu-batı) birbirinden dini,örfi,ticari vb departmanlarda kesin çizgilerle ayrıdır.Kaldı ki adı geçen münasebetler de dini farklılıklardan doğan merak ve gıdıklanma değil menfaat ön plandadır.Osmanlı'da da durum aynıdır. Diğer dinlere hoşgörülü davranılması siyasi nedenlerledir. Yoksa toplum içinde ermeni ermeni mahallesinde Müslüman müslüman mahallesinde yahudi de kendi mahallesinde oturur. Bu unsurla birbirlerinden kız almaz birbirlerine kız vermez. Ticari anlamda zorunluluk olmadığında da her departman ihtiyacını kendi içinde karşılamaya öncelik verir.
İkinci husus yazımda belli bir zümrenin faaliyetleri eleştiriliyormuş intibasının oluşması.Elbette bu konuda en biyik hata bu konuda daha açık yazmadığım için bendedir. İslam adına nerede ne iş yapılıyorsa altına imazamızı atarız. Fakat eleştirileri şahıslar bazında yapmamamın da bir nedeni olmalı ve okuyucu da bunu anlamalı. tek kişilik bir melodram yok ortada. Planlı bir çabanın 21. yy izdüşümüdür bu proje.
Bunu size dikte etmeye çalışanların sizin dininize ve yaşam hakkınıza saygısı ortadadır. şu halde polyanacılık içinde olan ve ılımlı olmayı islam kimliğinin üstünde tutan etiket müslümanlar hedefim olabilir.
Bir dininiz varsa ve bunu kaidelerine uyarak yaşamak niyetindeyseniz öncelikle onu dış tehditlerden korumalısınız. Bunu da başarmanız kendinizi korumanızdan geçer.
Müslüman olanın gayr-ı müslümle dini diyalog bağlamında paylaşacağı ne olabilir ki?
Başka dinin mensuplarının yaşam hakkı olmadığını elbette savunmam, savunamam.
Yani bu konu hakkında o kadar farklı yorum yapılabilir ki bütün yıl yazsanız bitmez. Ancak şaştığım şey şu dinlerarası diyaloğu islamı yayma çabası olarak gören safdillerin olması.
Yurt dışında İslami okulların kurulması mevcudiyetini bu türlü bir diyaloğa mı irşad ve cihad anlayışına mı borçlu. Cevabı beri gelsin.
Evet bir diyalog var oda mücadele.
Cemal kardeşimin temas ettiği nokta da ne diyebilirim ki. O söylemiş doğrusunu. Farklı ve yanlış kişiler elinde olması zaten temkinle yaklaştığımız bu diyalog bilmecesini iyi ce öcü yapıyor.
Biri peygamberine "çoban muhammed", terorist, diyen papa hazret, diğeri fetvaları beni bağlamayan 14 şubatlar da sevgililer günü hutbesi okutan diyanet işleri. Bunlar elbette olayın kolları....
Lendi dindaşıyla münasebet kuramayan sistem, kendinden olmayana halaluyalarla eyvallah diyor.
Allah ile diyalog kuramayan da aynen....

Selam ve Muhabbetle

dialog

Böyle mi yazılıyor bu kelime; kendisinde bile bir tiksinti duyduğum bu 'ecnebi' kelimenin adı altında,günümüzde bize dayatılan 'global dünyanın dini' çabalarına bir hizmettir yapılanlar.
Şartlı başlanılan bir dialog ta nasıl bir birleşme ümid edersiniz ki?
Sizin Peygamberinizi (SAV) kabul edip imana gelmelerini mi?
Bir gayri Müslim le komşuluk ve ticaret dışında (ehli kitap olmak şartıyla ,oda pek yok çoğu müşrik) ne ilişkim olabilir ki .
Ha evet bir de Karşı olanlarla savaş var.

Diyalog bu mudur?

Yani ben bu dunyanın her yerinde okul açma, insanları islamla tanıştırma gibi muhim davranışların, diyalog olarak adlandırılmasından rahatsızlık duyuyorum. Ya da bu ulvi davranışları yapan insanların neden diyalog kisvesi altına girdiklerini sorgulamayacak mıyım? Her şey bu kadar kusursuz mu?

Madem bunca güzel işe imza attılar ki Allah onlardan razı olsun, melhum bankalarının sistemlerini sorguluyorum. Başörtüsü yasağına bakışlarını da sorguluyorum. Gazetelerinde gayri islami kıyafetli kadınların bulundugu reklamların yayınlanmasını da eleştriyorum. Rahat durmuyorum. Yani eleştrirmeyelim mi? Sorgulamayalım mı? Ben bir hareketi bir cemaate değil, dinime yakıştırmıyorsam eleştririm. Hic gocunmam.

Ikına sıkına sahabe hayatından bulunan bir tane sözüm ona diyalog örneğini bas tacı yapıpta, Hayatüs Sahabe okuyarak edinemediğim bir tek diyalog delilini sorgulamayayım mı?

Yapmayalım mı? Görmeyelim mi?

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

Gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz Şule Hanım ?

Sorguluyor musunuz?
neden?
sorgulamanız mı gerekiyor?

"Yani eleştrirmeyelim mi? Sorgulamayalım mı? Ben bir hareketi bir cemaate değil, dinime yakıştırmıyorsam eleştiririm. Hic gocunmam."

"Yapmayalım mı? Görmeyelim mi?"

eleştirmek zorundamıyız? farz mı ?,sünnet mi?

nefsimizi sorgulamakla karıştırmış olmayalım !

Böyle düşünüyorum.

Normal karşılıyorum. Hemen hemen her cemaatten arkadaşım, tanıdığım oldu ve kendi cemaatlerine nesnel bir bakış açısıyla yaklaşabilen çok azını gördüm. Şu sorduğunuz sorularda sadece benim bakış açıma olan eleştrinizi ve benim nefsime olan husumetimi sorguluyorsunuz. Siz cemaatinize bakışla benim nefsime olan bakışımı aynı terazinin ayrı kefelerine koyarsınız, tartım işleminde en baştan yanlışı yapmaya başlarsınız.

Eleştrinin farz veya sunnet olmaması benim yapmamam gerektiği anlamına mı gelir. Otobuse binmek ne farz ne sunnet. Binmeyeyim mi? Peki ben de mukabilinde şu soruyu sorarım. Vatikan'a gitmek farz mıdır? Sünnet midir? Bu ziyaretin alem-i İslam'a olan faydalarını sıralayın. Ben size somut eleştriler sunuyorken, siz de somut eleştrilerle gelin.

Gururunda değilim hiç bir cemaatin içinde yer almamanın. Ama ben başıma elzem işler geldiğinde, ödediğimde bedellerini bazı şeylerin, ve ödediğimizde... etrafımızda kimseyi göremediğimizde, sorguladım çoğu şeyi, ümmet nasıl olunduğunu, sizlerin arasında olanların ve bizlerin... arasındaki farkları... İnsan yerine konmamak nedir ben ilk o zaman hissetim en basiti. Ama bunlar hep cemaatin menfaatlerinden daha küçük şeyler olarak gösterildi ve muthiş bir vicdan tatmini yaşandı o zaman. Biz o huzurdan uzaktaydık.

Şimdi kapalı kapalı konuşup açık ediyorken bunca şeyi, hala daha bir tek net ve açık cevap verebilene rastlamış değilim. Baksana eleştriler bile nefsimizin sucu oldu. Sanki ben eleştirmeyince beni terk ettiğim okullara alacak, büyük bankalarınızda çalıştıracak, çocuğumu kolejlerinizde bilim adamı yapacaksınız.

Yapmayın Allah aşkına. Allah'a layık bir kul olmaksa büyün murat, üzerlerinde çiğnenmiş ayetlerin hesabı sorulsun.

Yapmayalım mı? Endişe duymayalım mı?

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

Keşke,"O" cemaatte önden giden bir atlı olsaydım!

Keşke ! nidası esasen hoş bir nida değildir,müslüman = teslim olan için.Kader ile alakalı bu mevzuya girmeyerek o yiğitlere olan hüsn-i zannımı ifade sadedinde anlaşılmasını temenni ediyorum.

Giriştende anlaşılabildiği gibi biraz kendimden bahsedeceğim...kendimi ifade etmekten sana sığınırım Allah (c.c.)'ım diyerek.Ben,elhamdülillah müslümanım,fakat herhangi bir cemaate duhul etmiş biri değilim.ikincisini
üzülerek ifade ediyorum, Rabbim (c.c.) inşaallah bana da razı olduğu cemaatlerin içerisinde neferlerden bir nefer olmayı nasip eder.

Şule hanım,öncelikle ilk mesajımda "yanlış ifade etmişim düşüncemi "diyerek,özür diliyorum sizden.
yeniden meramımı anlatmaya çalışacağım.(düşüncelerimi ifade etmek konusunda sıkıntılarım var,mazur görmenizi rica edeceğim.)

Ben, tekil ya da çoğul fark etmez,kendisini müslüman olarak tanımlayan her fert veya cemaat için öncelikle "temkin" dusturunu işleterek düşünce sistematiğimi işletirim.Çünkü benim müslüman olmaktan ilk anladığım şey:Allah 'tan (c.c.) korkmaktır.

Allah(c.c.)’tan korkmak,Allah(c.c.)’a imanın tezahürüdür.Allah(c.c.)’a iman etmek,Allah(c.c.)’tan gayrı hiçbirşeye ehemmiyet vermemek demektir.Kısaca ihlas da denilebilir,malumunuz.Evet malumunuz,fakat sanki siz bilmiyormuşsunuz gibi yazmışım değilmi.Çünkü ben "Allah(c.c.)’tan korkmak"dediğimde karşımdaki muhatablarımın bu cümleyi böylesine irdeleyerek zihinlerinde mana haline getirmelerinin beklentisi içerisinde iken,çoğu zaman beklentim karşılığını bulmayacak,"okuyucu" bulunduğu atmosferin etkisi ile cümleyi karşılayacak,anlayacak,yorumlayacaktır.Sözün özü "Allah (c.c.)’tan ödüm kopuyor!" cümlesi,bir müslümanda,bir hristiyanda,bir musevide,bir sünnide,bir vahhabide,bir şii de,bir ateistte,bir deist te vs. oldukça farklı manalarda anlaşılabildiği gibi,5 vakit namaz kılan bir müslümanla bunun yanında teheccüdlerini kaçırmayan bir diğerinde bile daha başka başka anlamlar ifade edecek,içselleştirilecek,yorumlanacaktır.
Aşağıya yazacağım cümlelerin hüsnüzan tavan yapmış olarak yorumlanmasını dilerim Allah(c.c.)’tan...

DİNLER ARASI DİYALOG!

Birkere bu sözden benim anladığım şudur!:
İslam dini ile herhangi bir din yada başka bir din ile bir diğeri diyalog yapamaz,diyalog yapan insandır.
Öyle ise bu fiili gerçekleştirenlerin konuşmaları,çay içmeleri,tanışmaları vs. bir kültürün temsilcisi ile bir diğerinin temsilcisinin bir arada bulunması demektir.

Bir arada bulunan kişilerin baskın farklılık sıfatları dinleri olduğu için,dinler arası diyalog kavramı kullanılmış.
Mesela "tarikatlar arası diyalog" dediğimizde kadirilerin,nakşilerle arasında seyri-suluk da homojenleşme faaliyetlerini mi anlarız,yoksa tarikat temsilcilerinin bir araya gelmelerini mi?

Meselenin bir yönü bu diyerek bir diğer yönüne temas edeceğim.

Bu kavram,bu organizasyon kötü niyetli kişilerce hazırlanmış,arka planı kirli emellerle dolu bir planın parçası olsun.

Siz eğer müslümansanız,(işte bu cümle yukarıdaki gibi derinleştirilmesini umduğum bir cümledir.)zaten üstünsünüz demektir.Siz eğer müslüman ve aynı zamanda tüm dünyadaki insanların ahiretleri ile alakalı güvercin kalbi gibi tirtir titreyen bir kalbe sahipseniz dertlisiniz demektir.Siz eğer islam bayrağının zirvelerde dolaşmasını hayal dünyanızda istek ve arzularınızın hırs haline gelerek "onun delisi" olması gibi bir ruh haline girmişseniz hicrettesiniz demektir.Siz eğer Muhammed (s.a.v.) denildiğinde kalplerde ve zihinlerdeki tasavvurun O'nun (s.av.) şanına yakışır olmasını "anam,babam sana feda olsun ya resulallah (s.a.v.)" cümlesinin yukarıda belirttiğim derinleştirilmiş karşılığı şeklinde istiyorsanız o derece iştiyaklı iseniz cihaddasınız demektir.vs.

Böyle bir haleti ruhiye ile Allah(c.c.) tan korkan bir müslüman !,(Bu cümleyi derinleştirmeye çalışacağım:
Allah(c.c)’tan korkan O(c.c)’na iman etmiş O(c.c.)’ndan gayrı herşeye kapalı,hayır ve şerri O(c.c.)’ ndan bilen) iken,şu hikayenin kahramanı hakkında ne düşünürsünüz:

Pazar sabahı kiliseden çıkan papaz martin, kahvaltı için birşeyler almaya karar vererek caddenin karşısındaki markete doğru yöneldi.usul usul kaldırımda ilerlerken bugün bahsettiği vaazını düşündü.vaaz da zinanın kötülüklerinden bahsetmiş,Allah(c.c.)’ın yasakladığı bu çirkin işin akıbetinin tehlikeleri ile cemaatinin dikkatini çekmeye çalışmıştı.Kendiside yıllardır bu günah ile cebelleşip duruyordu,çarşı da pazarda aklının içinde dolaşıp duran kötü düşünceler artık iyice bunaltmıştı.Son zamanlarda hayallerindeki kurgulara engel olamıyor, zihninde bu günahı işleyip duruyordu.Vaaz nasılda denk gelmişti,oysa daha dün gece hiçte anlattığı şeylere uygun bir zihne sahip olmadığı gibi eğer fırsatı olsa bir saniye bile duraksamadan o mel'un fiili işleyebilirdi.

Kendi kendine tanrım sana şükürler olsun dedi.Karşı kaldırıma geçerek markete doğru ilerledi.Solundaki dar sokağın önünden geçerken birden bir ses duydu,peder martin!

Sesin geldiği yöne doğru döndü, tanımadığı biri idi,muhtemelen yabancıydı.Buyrun hanımefendi!
Peder biraz gelebilir misiniz?

Etrafta kimseler yoktu,ıssız dar bir sokaktı burası, araçların giremeyeceği kadar dar.İki tarafı apartman yangın merdivenleri ile süslü gri bir sokak.İlerledi sesin sahibi hanıma doğru,ilerlerken ona bakmayı ihmal etmeyerek.
(bu kısmı es geçiyorum,hanım çok güzeldi diyeyim.)

Buyrun hanımefendi.

Peder martin,adım Helen,yarın buradan taşınıyorum.sizi haftalardır penceremden takip ederim.Yalnızım ,burada kimsem yok.Ailem çok zengin, onların gönderdiği para ile tüm ülkeyi geziyorum işte.içeri gelip benimle şarap içermisiniz... (burada tüm cazibesini kullanarak diyelim ?!)

Peder martin bu davet karşısında duraksayarak,şaşırarak birdenbire aklına vaaz da bahsettiği Matta’nın ayeti gelerek düşündü... Usulca hanıma döndü,yüzünde tüm kalbinin itminan hisleri ile dolduğu gülümsemesinden anlaşılacak bir eda ile üzgünüm hanımefendi dedi... Size iyi yolculuklar dilerim...

Peder martin in itikattaki şirk dolu yanlışlıkları, sorgulamadığı bir dogmatik kuramdan ibaret iken,onun Allah (c.c.) ile irtibatı buradanda anlaşılacağı üzere oldukça kavi idi...zira şu hadisi kudside müjdelenen kişilerden biri olmuştu:

“Yabanci kadina sehvetle bakma şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim onu Benim (c.c.) korkumdan dolayı terk ederse, kalbine öyle bir iman neşvesi ve halâveti atarım ki, onun zevkini gönlünün derinliklerinde duyar.”

İşte peder martin e Allah(c.c.)’ ın nasıl bir muamelede bulunacağını bilemeyiz (belki bir şekilde hidayet nasip olabilir,müslüman olabilir) fakat,müslümanlığın nasıl bir din olduğunu,müslümanların nasıl insanlar olduğunu,müslümanların neyi nasıl neden yaptıklarını hiçbirzaman sorgulamamış hatta görmemiş,bilmeyen hangi dine mensup hiç farketmez ,nefes alan her insan için,acaba bizim vefasızlığımız,nasıl bir muameleyi hak etmektedir,bunuda bilemeyeceğim...

Hikaye ve yukarıda lafı çok uzatarak anlattığım şeylerden çıkarılmasını arzuladığım sonuç,
her insanın kıymetinin ancak Alim,Hakim,Kadir (c.c.) tarafından bilinebileceği ve müslümana düşenin sadece ve sadece rıza-ı ilahi istikametinde yaşamaya devam etmesi gerektiğidir.

Beklenti içerisinde fikir sahibi olmak,beklentilerimiz karşılığını alamadığında tehlikeli düşünce sistematiğine girmemize yol açar.

Örneğin biz hristiyanların Efendimize (s.a.v.) iman etmeleri beklentisi içindeyizdir.Fakat hristiyanlarla konuşmalarımız sonucu onlarda böyle bir uyanış gerçekleşmemiştir.Bu bizi ,"alayınız şerefsizsiniz,peygamberime (s.a.v.) iman etmeyenlerin Allah(c.c.)belasını versin" gibi bir sonuca götürebilir.

Fakat eğer beklentimiz sadece Allah(c.c.)’ın rızası ise , o taktirde beklentimizin gerçekleşmemesi bizde "acaba dinimi hakkı ile temsil edemiyormuyum" gibi bir iç muhasebeye, genelde ise "şüphesiz hidayet edici olan sensin Allah(c.c.)’ım ,dilediğine dilediğini verirsin,bize düşeni razı olduğun şekilde yapmamızı nasip et,bizi yolunda çalışanlardan eyle demektir...

Yine diyelimki, islami bir cemaatten beklentimiz hepsinin melek -misal insanlardan oluşması,tümünün nefislerine galip gelmeyi başarmış fertlerden oluştuğu ise,basit bir kusur gördüğümüzde bütün cemaati eleştirmek ,kınamak olabilir...

Oysa islami bir kişi ya da cemaatten beklentimiz yok ise,bizim beklentimiz yalnızca beklentilerimize cevap vermeye yegane kudreti olan yüce Allah(c.c.)’tan ise,şüphesiz bu din Sen (c.c.)’in,elbette bu dini koruyacak olanda Sen(c.c.)’sin der,Sen(c.c.) dilersen bu dini racul-ü facir ile de kuvvetlendirirsin,veya sevdiklerinlede diyerek hidayet isteriz...

Sözün özü, akıbetinden endişe duymak müslümanca bir tavır ,akıbetlerinden endişe duydukların için elinden geldiğince çalışmak ve dua etmek de "müslüman" kelimesinin içinde derinlerde bir yerdedir.

Fakat kınamak,hataları bağırmak,kusurları bir bir ortaya dökmek,hezeyanca sebep-sonuç mekanizmaları kurarak bir “emekli vaiz” bunları yapamaz demek, (hiç kimse yapamaz Allah(c.c.)’tan başka)bir takım kötülükleri size göre tescil edilmiş kişilerin, yakınında görünmesi veya içinde olması veya onlara karşı sevgi beslemesi yüzünden garip zanlarda bulunup bu zandan öte gidemeyen yorumları yayma,anti propagandaya alet olma vs. “temkinli bir müslüman” için risklidir…

İşte gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz? dan kasıt, “temkinli bir Müslüman” tamlamasının derinlerindedir…

lutfen bir "açıklama-tenvir-yorum-şerh"

selam ve dua ile;
muhterem kardeşim Osman Ulu: "Sözün özü "Allah (c.c.)’tan ödüm kopuyor!" cümlesi,bir müslümanda,bir hristiyanda,bir musevide,bir vahhabide,bir şii de,bir ateistte,bir deist te vs. oldukça farklı manalarda anlaşılabildiği gibi,5 vakit namaz kılan bir müslümanla bunun yanında teheccüdlerini kaçırmayan bir diğerinde bile daha başka başka anlamlar ifade edecek,içselleştirilecek,yorumlanacaktır." demişsiniz. ben vahhabi değilim.. caferiyim.. yani şii.. şimdi ben müslüman değil miyim? yukardaki ifadelerden o çıkmıyor mu? ben kelime-i şahadet getiren, beş vakit mekkeye-kabeye yönelip namaz kılan, otuz gün ramazanda oruç tutan, yüce Kur'anı eksiksiz bilen, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) efendimiz son peygamber tanıyan, dirilişe ve hesap gününe inanan, yüce Allah'ı her türlü noksanlıktan tenzih eden biri olarak ve dahi "ancak müminler kardeştir" buyruğunca size -ki kendinizi müslüman olarak tanıttığınız için- "kardeşim!" diye hitap eden ben ve bağlısı bulunduğum mezhep mensupları ne oluyor? bu mudur Allah korkusu? temkinli olmak böyle mi oluyor? sünni mezhep alimlerinden saltanat kölesi olmayan hakkaniyet sahiplerinin - Allah onlardan razı olsun, başta Ebu Hanife Hazretleri- caferi mezhebi mensupları hakkındaki hükümlerini bir araştırın ve "Kıble ehlini tekfir eden kendisi küfre gider." hükmünü bulup öylece hükümlerde sıralarmalarda bulunun. hürmetler..
not:
eğer "müslümanlar" demeyip "sünniler, vahhabiler, şiiler" gibi bir cümle kurmuş olsaydınız bu yoruma gerek duyulmayacağını belirtmek isterim.

c.ç

özür diliyorum Cemal bey;

Kesinlikle oraya sünniler diye eklenseydi bu mana çıkmazdı, tekrar özür diliyorum.
esasen, her inançtan hatta aynı inançtan olan her fert sayısınca farklı mana çıkabilir için, ayrıca çeşitli inanç ve mezheplerin kültürleri ilede farklılaşabilir gibi bir söz söylemek isterken bu cümleyi kurmuştum...
sanıyorum oraya "sünniler" de eklenince düzelecektir...
Kardeşim, ağabeyim affedin, hakkınızı helal ediniz...

helal olsun!

selam ve dua ile;
muhterem kardeşim Osman Ulu şahsım olarak helal olsun.. siz de hakkınızı helal edin.. hürmetler.
sanırım Fuzulî'nin şu dizeleri böylesi hatalar için bire birdir..
" Kalem olsun eli ol kâtibi bed-tahririn
Ki fesâd-i rakamı sûrumuzu şur eyler
Gâh bir harf sukûtiyle kılar nâdiri nâr
Gâh bir nokta kusuriyle gözü kûr eyler"

baki selamlar
c.ç

vealeykümselam...

Helal olsun Cemal bey,
Düşündüklerimi ifade etme sorunum var,yazma işini pek beceremiyorum.
Ben de hürmetlerimi sunarım.
Dua ile...

Tevbe Suresini Okuyup Tevbe Edelim!

Yazıyı da yazıya girilen yorumları da dikkatle okudum hatta Osman Ulu kişisinin yazısını daha fazla bir titizlikle okudum. Hamza Yoldaş kardeşin alıntısını tekrar da fayda var; İsmet Özel şunu diyor; Dinler arası diyalog "Allah katında hak din İslam'dır" ayetini yalanlamak için kurulmuş bir tuzaktır. Ayşegül Genç hanım oldukça komik, zira İsmet Özel'e karşı Hayrettin Karaman gibi bir aymazlığa düşmüş.

Hasılı uzun olmasın:

Birincisi; Hayrettin Karaman, Ali Bulaç, Cengiz Çandar, Tamer Korkmaz, Ali Bayramoğlu ve Mehmet Barlas'tan alıntılarla Müslümanların meselesini konuşmayalım.

İkincisi; şöyle salakça bir cümle kuruluyor: "Benim Dinlerarası diyalogtan anladığım şu..." kim sizin ne anladığınızı önemsiyor ki? Benim ne anladığım hiçbir şeyi değiştirmeyeceği gibi sizinki de değiştirmez. Amerika'nın anladığı Irak'a demokrasinin gittiğidir, ne olacak?

Osman Ulu arkadaşıma bir kaç şey söylemek istiyorum.

Birincisi; Matta ayeti olmaz. Olamaz. Olaya entelektüel bakış fırlatıp, soytarılıkla aman canım, onun anlamı delil demektir, saflığına düşmeyin. İslami terminolojiyi kundaklamayın. Al işte, diyalog denilen aldatmanın llk etkisi. Saflık.

İkincisi; Hıristiyan geleneğinin hikayelerini okuyarak, kutsi hadisi de onlara delilmiş gibi göstermek ahlaksızlıktır, haysiyetsizliktir.

Üçüncüsü; Temkinli Müslüman diye bir şeyden bahsetmişsiniz. Temkinli Müslüman, aptal müslümandır, eşini pazarlayan, haysiyeti olmayan, onur kelimesini bilmeyen ucubedir. Uyanık olun.

Dördüncüsü; İsmet Özel'in 90'lı yılların başından beri söylediği şeylerden birisi bu. Okumakta fayda var, Allah aşkına İsmet özel diyorum, bu toprakların en deli adamından bahsediyorum bir kulak verin, cemaat ortamı da kulak vermeyecekse kim dinleyecek üstadı?

"Fethullah yerinde toplanan saçma sapan adamlar, bir kelime söyleyemiyorlar, bıdı bıdı, ahlak yok haysiyet yok" diyor Nihat Genç, bakalım dinleyelim.

Bu yapılan kişiler arası diyalogtur diye salakça bir cümle daha geçti yorumların birinde, o zaman adına neden dinler arası diyorsunuz, fethullah'ın adamları ve yahudi hahamlar arası deyin tam olsun.

Neyse öfkeliyim yazamıyorum, çok sinirlendim. Osman Ulu'nun anlattığı dini bütün Hıristıyan hikayesi çok komikti. Bilmiyorum, İsmail Kılıçarslan! abi konuşmalısın, Hakan Arslanbenzer konuşmalı, şimdi değilse ne zaman?

Osman Ulu'ya tavsiyemdir son olarak; hıristiyan hikayelerinden kafasını kaldırdığı bir anda Tevbe suresini okumasını salık veririm. Şiddetle kardeşçe.

bitti, bittim.

"Ey İman edenler iman edin"

Sevgili Musab Onat

Yazınızı okurken duygulandım,dertlendim.Öyle ya dedim,burada kin kusacak adamın işi ne?Rahat rahat yaz osman!Yine öyle düşünüyorum,sanıyorum düşüncelerimi ifade sorunum yüzünden böyle oldu.
Öncelikle haklısınız demek gerek size...
Öyle bir başlık ile başlamışsınızki yazıya,haksızsınız diyemem...
Birde, benim yazmaya çalıştığım "bakış açısı" çok mu problemli?böyle bakma müslümana yakışmazmı? gibi soru doğurmuş olsanızda, fazlaca üzerinde durmadım...
şimdi yazdığınız maddelere tek tek birincisi ,ikincisi vs. diye cevap yazmam gerekebilir fakat şahsım adına böyle maddeleyerek ,maddeleme yapamıyorum,bilmiyorum, mazur görmenizi rica edeceğim.
Bakın ısrarla üzerinde durduğum nokta şudur ki!
Kendisini müslüman olarak tanımlamış kişilerle alakalı konuşmalar "temkin" ile yapılmalıdır...
Şimdi bu "diyalog" ile alakalı bir takım fikirlere sahip olabilirsiniz,size göre bu iş belirttiğiniz gibi yamuk yumuk kelimelerden başka bişey haketmeyebilir,hakaret edip rahatlama sağlanılabilecek bir mecra olabilir,olabilirde olabilir,bunları yapabilirsiniz...sizi engelleyen bişey olmayabilir...
Fakat yukarıdaki yazımın anafikrinde olduğu gibi ,"temkin" li olursak,öncelikle kendimizi tehlikeye atmamış oluruz...sonrasında saygılı olmanın, bu alemdeki somut karşılığı, saygı ile mukabelede bulunulan,ikna edici ,sözüne ehemmiyet verilen,ciddi ve vakar sahibi bir pozisyona girebiliriz...
Yazım aslında koruyucu hekimlik yazısı olarak düşünüledebilir di!Olası tehlikeli cümleleri asgariye indirme çabası !... Fakat siz hiç affetmediniz!
selam ve dua ile...

Not:
Temkinli müslüman:güzel bir tanıma sahiptir.aslında çok derin ve ulvi manalarla anlaşılmalıdır.
Ayrıca yazımdaki hikaye ,o yazıyı yazarken aklıma gelen uydurma bir hikayedir,bişey anlatmak için bir bakış açısı gösterebilmek içindir.hikayemdeki peder martin in durumu ile kudsi hadis arasında paralellik aslında ilgi çekmesi içindir,mesele kimin son nefese kadar nerden hidayete ereceğini yada devrilip gideceğini bilemeyeceğimizdir...Yazımın bütünü ve içeriği asla bir ictihad yazısı değildir.Bakış açısı tasviridir..Şimdi tekrar okudum,yine aynı bakmaktayım...

Diyalog

Kanaatim odur ki bu diyalog olayını fazla kaşımamak lazım.Bu zamanda sadece diyalogdan değil üzerinde anlaşamadığımız tüm konulardan uzak durmak gerektir.Zaten bir çok ayrılık var.Dindar insanlar arasına husumet girmiş.Cemaatler hayırda yarışmıyor sadece tarafgirane bir rekabet var.Bunları aşmaya çalışmak lazım.Bugün el oğlu aleviyle iftar yapıyor.Onunla diyalogda.Biz hala birbirimizin iftar sofrasına oturmuyoruz.Gerçi artık pek oruç tutanımızda yok.O yüzden ilk diyalogu nefsimizle yapmamız lazım sanırım.Bence bu zamanda İslam'a en güzel hizmet uhuvveti canlandırmak.Sevgiyi aşılamak.Etrafıma bakıyorumda kardeşim diyeceğim çok az insan var.Oysa bu ülkenin %99'unun kardeşim olduğu söyleniyor.Ama nerede?Demek ki bende de sorun var.Önce yanımdakini kardeşim görmeliyim.O sebeple bu tür ayrılıkların üzerinde az durup ortaklarımızı görmeye çalışmalıyım.
Videolarım

Fethullah Gülen ve cemaati..!

Bir insanın, ya da bir grubun, veya cemaatin, kendisini değerlendirmesi muhasebeye tabi tutması şüphesiz gereklidir. Ancak kendisi ile ilgili değerlendirmelerinin objektif olduğunu (öyle olsa bile) iddia edip, kendisi dışındakilerin bu değerlendirmeleri doğru kabul etmesini istemek/beklemek; hem haklı bir talep değildir; hem de gerçekçi değildir.

Eleştiriler karşısında ki aşırı tepkinin, her eleştiriyi suçlama olarak algılamanın ardında hangi sebeplerin yattığı da ayrıca tartışılabilir.

Aynı konuları tekrar tekrar tartışmanın bir sakıncası yok elbette. Tartışalım diye yeni promlemler çıkaracak değiliz! Ancak aynı konuları, hep aynı açıdan bakarak, hep aynı boyutunu, hep aynı üslupla tekrarlamak mı gerekiyor?

Cemaat mensuplarının, tartışılan konuları belli çerçeveye sokma gayreti kendi açılarından makul ve tutarlı görülebilir. İzninizle ben de, meselenın bütünü içinde tartışılması gerektiğinde ısrar edeceğim.

Cemaatin, yabancı ülkelerde ki okul ve ticari faaliyetlerine devlet desteğinin hikmeti nedir? Ziyaret edenlerin ve okulları kuranların ifadeleri ve kamu oyuna yansıyanları değerlendirerek cevaplamak gerekirse, bu okulların misyonu nedir? Devlet, başka cemaatlerin okul açmasına yardımı bırakın, engel olurken bu cemaate neden yardım ediyor?

12 Eylül 1980 darbesinden sonra, İslami hareketlerin seyrini incelerseniz, sorulanların yanında sorulmayan soruların cevaplarını da bulursunuz. Cemaatlerin holdingleşmelerini (sermayeyi nasıl doğrultmuşlar sa!) inceleyin mesela! Mütedeyyin televizyon kanallarının "irşad !" faaliyetlerini inceleyin mesela! 12 Eylül 1980 sonrasında, İslami kesim, yapılan irşad! sonucu para ve "tasavvuf"u nasıl keşfetti ? İnceleyin mesela! Bence hepsinden önce 12 Eylül darbesini inceleyin.

Bu günlere gökden zenbille gelinmedi. 12 Eylül 1980 de Fethullah Gülen mütevazi bir vaiz'di. Menzil neresidir bilen yoktu. Enver Ören, cami önlerinde trajı (1000) adet olan gazetesini satıyordu! "

Fethullah Gülen olayını bu noktadan itibaren ve bütünü içinde tartışmaya ne dersiniz! Elbette kişiselleştirmeden, itham etmeden, yalnızca anlama çabasıyla.... Olmaz mı?!

Diyalog meselesine tamamen hristiyanlar açısından bakalım mesela. Empati mi deniyor? Papalık (Vatikan)veya patrikhane dünya da bu kadar halkı müslüman olan ülke varken, ve o ülkelerde bu kadar İslami cemaatler varken, Ve Türkiyede bu kadar İslami cemaatler ve ilim adamı varken neden sadece başkaları değilde Fethullah gülen ve cemaatine sevgi ve muhabbet duyuyor? Madem dinler arası diyaloğa önem veriyorlar neden Mısırdaki ihvanla diyalog kurmuyorlar. Neden Vatikan Türkiye temsilcisi, Fethullah Gülen cemaatinden başka diğer cemaatlerle iyi ilşkiler kurmak için diyaloğa geçmiyor? Ayni şekilde Rum patriği, aynı şekilde Ermeni patriği neden sadece Gülen cemaati ile "diyalog" kurma ihiyacı içindeler, veya neden böyle bir tercihte bulunuyorlar?

Bakın meselenin bütünü içinde cevabı aranacak ne kadar soru var!

12 Eylül darbesi ve cuntanın başı Kenan Evrenin "himmetleri" ile palazlanıp holdingleşen cemaatlerin, müslümanlara verdiği zararların en büyüğü en "masumane" görünenleridir! Daha önce başka bir konu ile ilgili olarak; Modernitenin sunduğu, "kurgulanmış hayatın" örnek modellerine dikkat çekmiştim. Cemaat televizyonları aracılığı ile sunulan "din" ve "müslüman" modelleri dikkatle inceleyin! Orada, pagan kültürün bütün ritüellerini göreceksiniz! Orada, tapınak kültürünün "aziz" ve "azize" lerine tekabül eden "akaid'in" toplumun bilincine nasıl sinsice yerleştirildiğini göreceksiniz!

Hz. Ali (r.a) nin bir sözünü burada tekrar hatırlatmakta fayda umuyorum. "Zahiri olanı (İslam ahkamı) bilmeden batıni olana (tasavvuf) yönelen oradan zındık olarak çıkar." İslam ahkamını (zahiri hükümleri) içselleştirmeden, müteşabihlere dalarak dervişliğe soyunmak (itikadi açıdan) tehlikelidir. Hele bir de, 'Hakikat'e dair iddialı imalarda bulunmak daha da tehlikelidir. Bu konuda, Kur'anın açık hükümleri de vardır. Uyarmış olayım!

Bulduğu her mezarı "türbe" yapıp tapınak haline getirecek kadar! En önemli fıkıh meselesi, "sakız çiğnemenin orucu bozup bozmaması!" olacak kadar, Din' i bilgilerden yoksun bir topluma; "din" diye sunulanlar masumane! gayretler değildir. Meselenin bu yönleri ile çok fazla ilgilenilmese de, parçalar birleştirildiğinde ortaya çıkan tablonun, vehametinin anlaşılması gerektiğine inanıyorum.

İsterseniz cemaati yargılamak gibi algılanacak genellemeleri bırakıp, her konuyu ayrı ayrı da tartışabiliriz. Diyalog konusu örneğin. Sözün te'vili vardır! Dolayısı ile söylenen sözlere anlam yükleyip yorumlamak mümkün olsa da; ben, somut faaliyetler üzerinden tartışılmasının yararlı olacağını düşünüyorum. Özellikle bahse konu cemaate mensubiyeti olmayan bir müslüman olarak, bütün müslümanları ilgilendiren "diyalog" konusunda.

Diyalog meselesi, en hafif ifade ile baştan sona fiyaskodur. İçerik bir yana, şekil şartları itibari ile de tam bir fiyasko! "Dinler arası diyalog"....Siz kimsiniz? Toplumlar arası ilşkilerde mütekabiliyet esastır! Bir müslümanla bir gayri müslim diyalog kurabilir elbette. Tartışma konusu bile olmaz. Ancak Müslümanlarla hristiyanlar arasında diyalogdan söz ediyorsanız, karşınızda, yeryüzünde ki bütün katoliklerin ruhani lideri, Vatikanın devlet başkanı olan papa var! Siz kimsiniz? Sizi kim görevlendirdi !? Ya da karşınızda, ortadoks dünyanın ruhani lideri ve "ekümenlik" iddiasında ki patrik duruyor! Siz kimsiniz?

Sizin iddianız nedir? Bu diyalog'da, Müslümanları, hristıyanların devlet başkanı karşısında "emekli bir vaiz" mi temsil ediyor? Sizi kim görevlendirdi?! Bu soruları sormaya senin hakkın yok diyecek birisi var mı?

Diyalog taraflar arasında gerçekleşir. İki taraf ! olmadığı aşikar. Sadece bir tarafın taleblerinin ve önerilerinin görüşüldüğüde aşikar! "bizim diyalogcuların" söz ve davranışları ile, karşı tarafın söz! ve davranışlarını! kıyasladığınızda, bu tespitleri tartışmaya gerek olmadığı da aşikar! Karşınızdakiler, amaçlarını, tekliflerini, taleplerini daha Fethullah Gülen doğmadan belirlemiş! Könsüllerde alınan kararlar ortada! Sizinkiler nerede? Onların amaçlarına uygun icraatları da ortada! Sizinkiler nerede!?

12 Eylüle dikkat edin ! Kenan Evren sevgisinin tohumları, hangi arazide atılmış görürsünüz! Tıpkı ihlaslı! Enver Ören gibi. Her iki gpubunda, "Sırlar dünyasını, Evliya menkıbelerini" Televizyonlarda döndürüp döndürüp neden yayınladıklarını hiç düşündünüz mü? Allah bilir. Sizin "ılımlı İslam"dan da haberiniz yoktur! Gökten zenbille soframıza inmiş bir nimet midir yoksa? Kimin "keramet"idir?

Yaptıklarından ve savunduklarından emin olanlar tartışmaktan korkmaz; aksine memnun olurlar. Sizi ürküten nedir?

Kafirler bizi neden sevmiyor diye, bütün müslümanlar sizi kıskanıyordur! Öyle zannediyorsunuz değil mi? Papa bizi neden öpmüyor? Patrik bizi neden kucaklamıyor diye orta yerimizden ÇATLIYORUZ!

bir katkı

selam ve dua ile;
muhterem kardeşim Muammer Derin'in 12 Eylüle dikkat çekmesi gözardı edilmesin. ve o dönem -özellikle Özal iktidarı ile birlikte- ABD'de 90'lara doğru yapılan seri toplantılarda toplantıya katılanların -Graham Fuller, cia türkiye masası şefi ve benzerlerinin- adlandırmasıyla "Radikal İslam"ın önünün nasıl kesileceğine dair sempozyumlara ülkemizden kimlerin katıldığı araştırılır ise bugün yapılıp edilenlerin daha iyi okunacağını umuyorum.
c.ç

Diyalog hakkında..

Evvela diyalog meselesini bir Müslüman yapacaksa,belirli bir muktesebata sahip olması gerekir..Ülkemizde ve dünyada bu işi yapanlar hamdolsun kendilerini her an yetiştiren ve sürekli kendilerine bir şeyler kazandıran insanlardır..Bu insanların diyalogdan kazanımları peygamberâne dinlerini yaşamaya gayret göstermeleri ve yaşarkende,yaşayışlarıyla dinlerini temsil ediyor olmalarıdır..
Hakiki mânâda İslama inanan birinin,dinlerarası diyalogtan kaybedeceği hiç bir şey yoktur...
Dostunu o kadar ölçülü sev ki, bir gün düşmanın olabilir; düşmanına o kadar ölçülü husumet besle ki, bir gün dostun olabilir!
Hadis-i Şerif

El Sual

selamlar
Hakiki manada islam inanan birinin dinlerarası diyalogdan kazancı nedir?

Cevap

İslamiyeti başkalarına tanıtma ve belki de onları da İslamiyete sokma sevabından sebeplenme istekleridir..

Bu ılımlılık sonumuz olacak.

Cok sevdigim tarikat ve tasavvuf ehli bir hocanın şu sözleriyle son fikirlerimi de sunayım. Şöyle diyordu "Allah ondan razı olsun"


"İslamdan başka din mi vardır ki aralarında diyalog olsun, Başka medeniyet mi vardır ki aralarında ittifak olsun?"

Allah'ın nehyettiği dinle diyalog kuracaksınız hala...Pes doğrusu.

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

Diyaloglasak da mı saptırsak, yoksa...

Diyalogdan düğüne

Ehl-i kitapla amentüde ittifakımız var!

Bu iki linke bakmak dahi akıl sahiplerine, diyaloğu bir çırpıda anlatmak için yeterlidir...

önce bombaları sustursunlar

önce bombaları sustursunlar, sonra diyalog yaparız....

dinler arası diyaloga, medeniyetler ittifakına, ılımlı islama karşıyım... tabiki mevcut şekliyle yapılana: yenilmişlik psikolojisiyle yapılana... "paramız yok ki, kardeşim nasıl karşı koyalım bombalara" düşüncesiyle girişilen her faaliyetin karşısındayım...

kurban mevzuunda da ihh yı ve cansuyunu kendime daha yakın buluyorum. pakistan`a giden arkadaşlar anlatmıştı: pakistanda kurban kesen hizmet mensupları kestikleri kurbanları polise veriyormuş... doğrusu beni hiç şaşırtmadı bu olay... azerbeycanda yayın yapan stv`de bir haber geçmişti... halkı kırıp geçiren ilham aliyev`in ne kadar demokratik birisi olduğunu anlatıyordu.

ecevit`i desteklemek de hizmet aşkından mıdır acaba? bunu bilemiyorum.... kuzey ırak da yeni bir dünya kuruldu biz de yerimizi alalım diyerek oralara kolej açmanın mantığını da anlayabilmiş değilim doğrusu... 2006 yazında israil lübnan`a bombalar yağdırırken abant toplantısı mısır`da yapıldı. "ortadoğuda barış" ı konuştular. sonuç bildirgesi beni şaşırtmadı, öfkelendirdi sadece: israil namına tek kelime geçmedi....

bu sıraladığım konularda kimse bana bir izahta bulunmaya çalışmasın...

bombalar sussun sonra konuşuruz....

vesselam

birbirlerine karşı merhametli

Selam ve dua ile;

Yorumları okudukça hayretten küçük değil büyük dilimi yutuyorum. Aşağılamalar, hakaretler
- örneğin yorumun birinde aynen şöyle geçiyor “salakça ifadeler”- almış başını gidiyor. Ve bunlar da Kur’anı azimüşşanı kendine rehber edindikleri savında bulunanların yine kendilerini “Müslüman” diye tanımlayanlara yani yine kendilerine Kur’anı azimüşşanı rehber edindiklerini söyleyenlere karşı yöneltiliyor.
Madem her iki grup ta kendine Kur’anı rehber edinmiştir öyleyse gelin Kur’anın şu hitabına, emrine kulak verelim:
“Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler..” (Fetih: 29)

Şimdi hakarete ve aşağılamaya kadar giden arkadaşlara dostlara soruyorum kafirlere karşı şiddetli kendi aralarında merhametli olmamızın anlamı nedir? Senin pencerenden ben yanlıştayım eyvallah. Benim yanlışımı hakaret ederek mi düzelteceksin? Beni aşağılayarak mı “emri bilmaruf nehyi enilmünker” yapıyorsun? Karşında kafir yok. Senin pencerenden ben hatalıyım eyvallah. İsabetli hükümde bulunana iki yanlış hükümde bulunana bir sevap –ehl-i sünnetin şeri hükümlerdeki ölçütü, örnek eğer kan çıkmasıyla abdest bozuluyor ise İmam Ebu Hanife iki sevap, yok köpeğe temas ile abdest kaçıyor ise İmam Şafi iki sevap, değillerse birer sevap hanelerine yazılır hükmü- gereğince benim yanlışımı değerlendirmenizi beklemiyorum. Hiç değilse sözün en güzeliyle mukabele et. Sözün en güzelini söylemez isen ben hatamı nasıl göreceğim?
Herkese tepeden bakmayı kendine şiar edinmiş birinin ya da sabah akşam “satılmış, aldatılmış, onun kölesi bunun uşağı.. bilmem kimin p.. leri” gibi ağzından küfürden başka bir şey çıkmayan birilerinin rehberliğiyle mi doğru yolu bulacağız?
Bakın size iki müminin kendilerini “fırka-i Naciye” den sayan, dolayısıyla birinden birinin yanlışlığı birbirlerince kesin olan iki müminin yazışmalarından bir örnek sunayım. Bu bize rehber olsun. Yukarıdaki ayet bağlamında bunu düstur edinelim. Böylece bir birimizin yanlışını gerçekten düzeltmiş oluruz. Hakikat aşığı kişinin, kişilerin ölçüsü budur. meramı üzüm yemek olanların tutacakları yol budur.

AŞAĞIDAKİ YAZIŞMA 1911 YILINDA İKİ AYRI MEZBEB ALİMİNİN BİRBİRLERİYLE YAZIŞMALARIDIR. BU YAZIŞMALAR “El Müracaat” adıyla kitaplaştırılmıştır. Alıntıda mezhepleri “x ve y” olarak adlandırdım, başka bir tartışmaya çekilmesin diye.
“MÜNAZARACIDAN İZİN İSTEME
Büyük alim Abdül Hüseyin Şerefuddin el-Musevi hazretlerine: Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Geçmiş günlerimde, ne “X” Mektebi ile tanışmış, ne de onların ahlakını denemiştim. Zira meclislerinde bulunmamış, onlarla hiç bir konuda fikir tartışması yapmamıştım. Oysa onların görüşlerini, meyillerini çok merak ediyor, yakından tanımayı çok arzuluyordum. Bu arzum ancak, kader beni, okyanusunuzun sahiline sürükleyip şifa dolu kadehinizi sunduğunuz zaman tatmin olmuş, susuzluğum ancak o zaman geçmeğe başlamıştır.
İnanın ki, hayatımda ne böyle şifalı bir şarap dudağıma değmiş, ne de bu kadar saf ve berrak Kevser'i tatmışımdır.
Daha önceleri, “X” mensuplarının “Y” mensubu kardeşleriyle bir araya gelmekten kaçındıklarını, onlardan uzak kalmayı tercih ettiklerini, yalnızlığı sevdiklerini duyardım da duyardım... Oysa ben sizi, söyleşide dakik, muaşerette sevimli,. tartışmada güçlü ve onurlu, sohbette hoş bir şahıs olarak gördüm. Meğer ki “X” mezhebini seçen biri, hoş sohbeti ve onunla oturmak her yazarın ideali imiş.
Şimdi denizinizin sahilinde durmuş, incilerinden mümkün olduğu kadar toplamak amacıyla ummana dalmak için izninizi bekliyorum. İzin verirseniz, uzun zamandan beri kalbimde saklı ve sabitleşmiş bazı meselelerin derinliğine iner ve beraberce tetkik ederiz. Yoksa siz bilirsiniz... Ben bu girişimimle, ne bir hata aramaya, ne de gizli kalmış bir ayıbı ortaya çıkarma gayreti içindeyim. Ben sadece aradığını bulmaya çalışan, aradığı da "hakikat" olan biriyim. Eğer hak meydana çıkıp, haklı olan belli olursa ala, yoksa ikimiz de şairin aşağıda söylediği gibi kalmaya mahkumuz:
"Biz, bizdeki ile kaniyiz; siz de, size ait olanlara razısınız; ama fikirlerimiz ayrı ayrıdır..."

“MÜNAZARACIYA CEVAP
- Efendimiz Şeyh'ul İslam hazretlerine Allah'tan selam, rahmet ve bereket.
Kıymetli mektubunuzla bana lütfettiğiniz nimet ve minnetin, hak ettiği teşekkürü sunmaktan dilim acizdir.
Bana karşı göstermiş olduğunuz güvene aslında siz daha layıksınız. Zaten buna inandığım için, Suriye illerinden kalkıp, ümit gemisine binerek, ilminizin meyvelerinden, ihsanınızın rahmetinden faydalanmaya gelmiş bulunuyorum. Sizden ayrılır ken dipdiri ümitlerle, sapasağlam emellerle döneceğime eminim.
Emir ve yasak size ait olduğu halde benden izin istiyorsunuz. Arzu ettiğiniz her hususta bana sorular yöneltebilirsiniz. Adaletli hüküm ve hakkı batıldan ayıran söz size aittir. Allah'ın selamı üzerinize”

Fazla söze hacet yok. Sanırım budur “.. bir birlerine karşı merhametlidirler.” hükmüne uymanın gereği. Hürmetlerimle.

c.ç

Tartışma Ahlakı...?

Bazı şeyleri, antipatik olmak, tepki çekmek pahasına söylemek gerekiyor. "Tartışma aklakı"nı soyut temennilerle geçiştirmek yerine, somut örneklerle değerlendirmek gerekiyor. Bunu bir "tartışma kültürü" oluşturma açısından önemsiyorum.

Her hangi bir konuda görüş bildirmekle bir kunuyu tartışmak, birbirinden tamamen farklı iki ayrı eylemdir. Önce bunun farkında olmak gerekir. Örneğin hukuki bir konu tartışılırken, yasa hükmünün karşısına, bir yönetmelik maddesini karine olarak çıkarmak, cehaletin izharından öte bir anlam ifade etmez! Görüş bildirmek için gerekmeyen birikim ve donanım TARTIŞMAK için gereklidir!

Bir başka örnek: Bir konuyu DİNİ açıdan ele alıyorsanız; önce Kur'anın hükmünü arayacaksınız, konu hakkında Kur'anın açık hükmü varsa, TARTIŞMA bitmiştir! Yoksa, sahih sünnete bakarsınız. Hz. Peygamberin uygulamalarında, konu ile ilgili açık bir örnek yoksa, benzer bir konuyla ilgili hükümle KIYASLARSINIZ. (Kıyas yapmanın şartlarını bilmek koşulu ile) Kıyas yapacağınız bir hüküm de yoksa, İCMA dediğimiz, kabul görmüş GENEL görüşe uyarsınız. İcma oluşmamışsa kendi reyinizle hareket edersiniz. Bunlar temel USÜL kurallarıdır. Bu temel bilgilerden yoksunsanız ne yaparsınız biliyor musunuz? Herşeyi birbirine karıştırıp, Kur'anın açık hükmüyle "kavga" edersiniz ancak.

Bir müslüman böyle bir "tartışmaya" (daha doğrusu cedelleşmeye) TARAF olmalı mı? Tekrar vurgulamak isterim. Her konuda GÖRÜŞLERİMİZİ açıklarız. Tartışmalara zemin hazırlaması açısından yararlı ve gereklidir. Ancak tartışmak; Farklı bir eylemdir.

Felsefede, Şeylerin fıtratı (Eşyanın Tabiatı) diye bir kavram vardır. İnsan inandığını savunur, düşündüğünü söyler. Dolayısı ile, dünyanın her yerinde tarihin her döneminde SİYASİ ve DİNİ tartışmalar sert usluplar kullanılarak yapılmış, yapılmaktadır. Bunda yadırganacak bir şey görmüyorum!

Sakıncalı olan tartışmaların ÇATIŞMAYA dönmesidir! Çatışma nedeni, İnsanların inandığını savunması, düşündüğünü söylemesi (Tavizsiz ve ısrarlı bir uslüpla yapılsa dahi) değil! Muhatabına, kendi inanç ve düşüncelerini, HAKİKAT iddiası değil, Hakikatın İLANI olarak sunmasıdır!

Ben doğru söylüyorum diyebilirsiniz! Ancak, doğru benim söylediklerimdir derseniz, Hakikat iddiası yerine hakikat İLANI yapmış olursunuz. Bu noktada tartışma biter, mesele iman meselesi haline döner! Size inananlar ile inanmayanların ÇATIŞMASI kaçınılmazdır artık!

Bu tür çatışmalara, hem siyasi, hem dini, hem de olabildiğince objektif değerlendirilmesi gereken tarihi konularda sık sık rastlıyoruz.

Ben çözümün şu noktada olduğuna inanıyorum; İMAN konusunu TARTIŞILIR yapmamak! Tartışılması gereken konuları İMAN meselesi haline getirmemek.

Hakaretten, aşağılamalardan, efelenmelerden söz etmiyorum. Onlar tartışma dışıdır!

"Kültürler arası DİYALOG..!" Ya da; Silifkenin yoğurdu..!

Türkçe olimpiyatları! Ne olimpiyatları? Olimpiyat!; Türkçe mi?! Tiyatro buralardan başlıyor! Salondakiler trans halindeler. Sahnede Vietnamlı çocuklar, "ham çökelek" söyleyip oynuyor....bizimkiler hüngür hüngür ağlıyor!

Toplu hipnoz seansı! Efendim insanlar duygulanmasın mı?Duygulansınlar da... araya onuncu yıl marşını da sıkıştırsaydınız daha duygulu olmaz mıydı?

Türkiye de konuşul/a/mayan Türkçeyi! Vietnamlı, Kazakistanlı, Afrikalı çocuklara öğretip gururlanıyor hazretler! Gel de "ham çökelek" dinleyip ağlama hadi!

Neden öğretiyorsunuz Vietnamlıya Türkçeyi ? "Türk kültürünü dünyaya tanıtmak için!" Bu ülkenin gençlerine öğretilen "kültürü" mü dünyaya yaymaya çalışıyorsunuz? Dünyanın başında bunca dert varken...!

Haaa! Diyorsanız ki; biz, unutulmaya yüz tutmuş kültürümüzü tanıtmayı amaçlıyoruz! Yemezler! Bu milletin 1000 yıllık tarihine, kültürüne damgasını vurmuş bir İSLAM MEDENİYETİ var! Ben o salonun hiç bir yerinde, İslam medeniyetinden bir İZ görmedim.

Davetlilerin çoğu magazin dünyasından! Dernek başkanı Nurettin de oradaymış! Aynı davetliler, Mustafa Erdoğanın sahnelediği "Dansın Sultanları" nı izlerken de aynı coşkuyu yaşamışlardı! Üstelik, bence bu organizasyondan çok daha başarılıydı "Dansın Sultanları" ! Çağdaş sanatlarından motifler de kullanılmıştı....bale male! Arada ki fark; Türkçe olimpiyatlarını izleyenler, horon tepilirken AĞLAMIŞLAR!

Eleştirmeye kalksak bu organizasyonu yapanları tefe koyarızda!.....Ben şeye takıldım! Horon tepilirken, ham çökelek söylenip, silifkenin yoğurdu oynanırken insanlar neden ağlar?

Hipnoza girmiş insanların, "Annen çok hasta! Bu komik olaya gülmen lazım!" telkiniyle kahkahalar attığını izledim televizyonlarda! da....Silifkenin yoğurduna ağlandığını daha önce görmemiş; hiç duymamıştım!

Silifkenin yoğurdu / Ah seni kimler doğurdu /
Seni doğuran ana / Bal ilen mi yoğurdu ?

Cık cık cık! Ağlıyamıyorum ya hu! Ben de bir problem var! Var! Var! Var da, nedir benim problemim? Hipnoz olamamam mıdır?

Yardımcı olabilecek arkadaşlarla diyaloğa girmeye hazırım. Bütün samimiyetimle.

Muammer Bey'e Cevaben: Silifke'nin Yoğurdu'nu Yiyelim Efendim.

"Son Samurai" filmini izlemişsindir muhakkak. Orada bir replik vardı.Eski kültür temsilcisi Katsumoto ile amerikan yanlısı Japon bakan arasında. Şöyle:

-"Lütfen toplantıya kılıcınızla girmeyiniz Katsumoto. Buna gerek yok.Biz kibar ve uygar bir toplumuz."
Katsumoto cevaben:
-"Biz kendisini satan fahişeler toplumuyuz."

Yazınızdan benim çıkardığım bu.sanırım ortak ıstıraplarımızın kaynağında da bu kısa repliğin"ana düşüncesi" yatmakta.

Dinler arası diyalog saçmalığı konusunda toplumumuzun genel ve tutarlı bir fikir sahibi olduğunu sanmıyorum.
Kültürler arası diyalog mu? Tam anlamıyla çuvalladığımız bir alan.

Edebiyat öğretmeni kimliğimle baktığım zaman Türkçe'nin ne kadar boş ve kof bir dil olduğunu öğrencilerime anlatamamanın acısı yetmıyormuş gibi, bir kültür ve sanat dili olduğu yalanına da empoze etmek gibi içler acısı bir misyonla ıstırabımı katlamaktayım.

Elbette bunda suçlu Türkçe'nin kendisi değil onu yolup Çıplak tavuğa çevirenlerde.Ancak anladığım kadarıyla Türkçe olimpiyatları düzenleyip "goygoy"culuk yapanlarla, dış ülkelerde temsilin kanlı canlı Top Modellerlle yapılacağına inan et beyinlerin düşüncelerindeki dayanak noktası aynı.

Çıplaklığı,birlikte yaşamayı, mümkün olduğunca fazla aldatıp Bonus Boynuz kazanmayı batılı ve uygar değer addeden kokuşmuş entelektüel zümremiz, satılık kalemşörlerle çevrili medya, diziler ve yarışmalarla uyutulan bir toplumla ancak bu kadar oluyor kültürel reform.

Sağ ve sol yönlerini bilmeyen veya karıştıran öğretmenler tanıdım askerde. Yaşaması tesadüflere bağlı bu zümreden de yeni kuşaklar yetiştirilmesi bekleniyor. Komediye gel!

Hacı Bektaş-ı Veli'yi alevi kesimin Mevlana'yı da İslami(genel-geçer) sahiplendiği bir kavram kargaşasında gerçeklereden ve İslamiyetin ana unsurlarından bihaber yaşayıp gidiyoruz.

Anladığım kadarıyla da Hipnoz sorununuz var. Ben de aynı dertten mustaribim.

Silifke'nin Yoğurdu'na ağlayamıyorsanız da ağlar gibi yapın. Sonuçta gerçek birşerler yapmaktansa "-gibi yapmaklar " daha değerli kılar sizi. ve daha uygar.

Türkçe'nin sağlam bir dil olması için en az 200 yıl,
bizim bize ait değerleri bizim diye sahiplenmemiz için öngörü yapamayacağım kadar uzun yıllar,
hipnoz olabilmemiz için de 1 eurovision daha kazanmamız gerekecektir.

Seçen değil maruz kalan bir toplum olduğumuz sürece önümüzden yemeye devam edeceğiz.

dinler(!)arası diyalog

Allah katında HAK DİN İSLAMDIR.(ALİ İMRAN SURESİ)
Ben bu Ayet-i Kerimeden şunu anlıyorum:
din İslamsa diğerleri din olamaz yani onlara din bile diyemeyiz ki mensuplarına din adamı diyelim..
hem hangi hoşgörü Allah aşkına ben Peygamber Efendimize hakaret edenle aynı masaya dahi oturmam ki kaldıki diyaloğa gireyim....

Hayrettin Karaman`dan Hocaefendi`ye tokat

Yukarilarda bir yerde Hayrettin KARAMAN`in bir yazisi tavsiye ediliyor ve Ismet OZEL`den ise Hayrettin KARAMAN`a kulak verilmesi isteniyordu.

Biliyorum, bu is SIYASI bir konu ve hani cumlelerle cozmeye calismanin hicbir anlami yoktur. Kimse kimseyi ikna edemez burada, biliyorum.

Kimse kimseye de hak vermez, bunu da biliyorum.

Ama hani ozellikle diyalog yanlisi arkadaslar bu yaziyi tavsiye ettigi icin bende o yazidan bir alinti yapayim istedim.

Müslümanlar, "Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere" diyaloga girmezler, kendi davalarının şuurlu bir "misyoneri: davetçisi, tarafı" olarak diyaloga girerler.

Hayrettin KARAMAN noktayi koymus aslinda.

Bugun dinlerarasi diyalog diye yakalarini pacalarini yirtan STV-ZAMAN duzlemi ise bastan yanlis girismistir. Olay artik dugumlenmistir ve tek cozum Vatikan`dan gelecektir. Olayi nasil baslattiysalar sanirim ogle sonlandiracaklar.

Kimbilir o zaman belki ZAMAN eskisi gibi misyonerlik ustune, kiliseler ustune, Bagdat ustune, Islam Cografyasi ustune ve tum zulumler ustune yeniden cumleler kurmaya baslar.

Kimbilir...

Teblig ve diyalog

Esselamu Aleykum Ve Rahmetullahi Ve Barakatuhu,

Degerli Arkadaslar,

Serdar Beyin yazisini ve buradaki yorumlari okuduktan sonra ben de acizane birseyler yazayim istedim.

Bundan yaklasik 1 yil once babamin verdigi Ahmet Tekin imzali Hak Din Islam ve Diyalogculara Kur'an Dersi adli kitaplari okudum ve bu konuda fikir sahibi olabildim.

Oncelikle sunu ozellikle belirtmek isterim ki, (bunu arkadaslarimla gunluk konusmalarimizda da yasadim) diyalog ile tebligin birbirine kesinlikle karistirilmamasi gerekiyor. Yani ben diyalog hakkinda yorum yapiyorsam, benim yorumlari olumlu ya da olumsuz teblig muessesini baglamaz.

Simdi, Ahmet Tekin hocanin kitabindan bazi anekdotlar aktarmak istiyorum sizlere.

1. Hepinizin de malumu oldugu gibi Allah katinda hak din Islam 'dir. Yani Islam 'dan baska din bulunmamaktadir. Allah (C.C.) Hz. Adem A.S. 'dan Hz. Muhammed S.A.V. 'ye kadar gonderdigi hep ayniydi ve butun peygamberler ummetlerine Islam dinine girerek musluman olmayi ogutluyordu. Kur'an-i Kerim 'de hristiyanlik ve yahudilik kelimeleri gecmemekte ve bu kelimeler insanoglu tarafindan uretilmistir. Yuce kitabimizda gecen hristiyan ve yahudi kelimelerini ise, Allah vakiayi tesbit nazarinda kullanmistir. Olaya sosyolojik manada bakildiginda 140 tane din bulunmaktadir. Bu sebeple DINLER ARASI DIYALOG dedigimiz zaman da aslinda kelime hatasi yapmis bulunuyoruz. Islam 'dan baska din yokken nasil dinler arasi diyalog kavramindan bahsedilebilir ki?

2. 1962 - 1964 yillarinda Vatikan 'da toplanan ikinci konsil, ozellikle Islam ulkelerinde misyonerlik yaparak basarisizliga ugramis tecrubeli papaz-misyonerlerin teklifiyle diyalog karari aldi. Ellerindeki Incil 'in acik hukmu olmasina ragmen, diyalog kararina hristiyanlik misyonunu yaymayi, cagdas misyonerligi de eklediler. Tecrubeli misyonerleri ve papazlari eliyle diyalog sekretaryasi kurdular.

Dinler Arasi Diyalog formuluyle Allah 'in Kur'an 'da din saymadigi Antakyali Pavlos 'un icadi olan, Hz. Isa A.S. ile hic ilgisi olmayan duzenlemeler, hristiyanlik, din sinifindan sayilmaya baslandi. Hem Dinler Arasi Diyalog basligiyla, hem de 3 semavi din, 3 hak din, 3 Ibrahimi din soylemleriyle (sanki Hz. Ibrahim A.S. birden fazla dine mensupmus gibi) hristiyanlik ilahi din sayiliyordu.

Vatikan 'in karariyla diyalogu baslattilar. 1980 'li yillardan itibaren de calismalarini yogunlastirdilar. Her diyalog toplantisindan sonra, diyalog bildirilerinde, hristiyanligin da, hak din oldugunu, Ibrahimi din oldugunu, ilahi din oldugunu, ders kitaplarinda, kutsal kitaplarin tahrifatiyla ilgili konan ifadelerin (sacmaliklarin!) kaldirilmasi gerektigini, bunlarin hukumetlere tavsiye edilmesini, musluman ilim adamlarinin imzasiyla da karar altina aliyorlardi.

3. Hal boyleyken yani kim tarafindan tezgahlanip ne maksatlarla onumuze konuldugu belliyken biz muslumanlarin uyanik ve dikkatli olmasi gerektigi kanisindayim. Cunku adamlar ciddi ciddi kendi uydurduklari inanc sistemlerini sanki dinmis gibi bize kabul ettirmeye calisiyorlar. Sonucta biz imanin esaslarini ogrenip ogrettigimiz zaman diyoruz ki;

Allah 'a
Meleklerine
Kitaplarina
Peygamberlerine
Ahiret Gunune
Kaza ve Kaderin Allah 'dan olduguna

IMAN ederiz. Bu sebeple biz zaten ehli kitabin ve daha onceki ummetlere gonderilen peygamber ve kitaplarina iman etmekle mukellefiz. Ancak su anda kutsal kitap diyerek onune koyup okuduklari tahrif olmamis Incil ve Tevrat degildir. Hem oyle olsa bile, Allah 'in gonderdigi her bir peygamber bir oncekinin seriatini ortadan kaldirir ve her gelen kitap da bir oncekinin hukmunu iptal eder.

Peygamber efendimiz SAV haricinde butun peygamberler Ey Ummetim diye hitap ederken, Peygamberimiz SAV butun insanliga gonderildigi icin Ey Insanlar hitabini kullanmistir. Yani insanligin Hz. Muhammed 'in ekseni altinda toplanmasi gerekmektedir. Diyalogcu hristiyanlarin belirttigi gibi Hz. Isa 'nin degil.

Son bir sey olarak da, muslumanlar gayri muslimlere saygi duymazlar, tahammul gosterirler. Cunku saygi duymak demek karsindakinin anlattigini kabul etmek demektir. Eger biz mesela hristiyanlara saygi gosterecek olursak ve aslinda temelde inandigimiz taptigimiz ayni dersek hasa dinden cikariz ki teslis inancini kabul etmis oluruz. Kaldi ki, ehli kitabin tanri inanciyla, Islam dinindeki tanri inanci arasinda daglar kadar fark oldugunu hristiyanlarin kendisi itiraf etmektedir. (Ben isim geregi ingilizceyi kullandigimdan oturu her zaman Allah kelimesini kullaniyorum. Hatta musluman bir musterim God kelimesi kullaninca uyariyorum. Cunku sizin de bildiginiz gibi hersey tanri olabilir, agac, gunes, tas, kus, vs. Ancak Allah 'dan baska hicbir sey Allah olamaz. Allah ozel bir isimdir, cins isim degil.)

Hasili teblig uzerimize dusen bir gorev ise ne yapmaliyiz? Oncelikle ozellikle diyalog konusundaki ana tema oldugu icin ehli kitabin inanc sistemlerini din olarak kabul etmemeli ve hatta hak din ya da semavi din sifatina sokmamaliyiz. Hakikatleri oldugu gibi anlatabilmeli ve temel kaidelerimizden bir an bile olsun ayrilmamaliyiz.

Kisaca size yabanci bir musterimle aramda gecen kisa bir konusmayi aktarmak istiyorum. Birgun bu musterimle fuar dolayisiyla gittigimiz Almanya 'da konusurken kendisi bana aslinda inandigimizin hep ayni seyler oldugunu soyleyince kendisine soyle bir cevap verdim.

Bizim inandigimiz sey ayni degil. Ben Allah 'a, O 'nun bir ve tek olduguna iman ediyorken sen teslis inancini benimsiyorsun. Hz. Isa ve tahrif olmamis haliyle indirilen Incil haktir ve biz bu sekilde iman ederiz. Ancak, zaman icerisinde Hz. Isa 'nin seriati ve Incil tahrif edilmistir. O yuzden ayni olmalarindan bahsetmek soz konusu degildir.

En basta da belirttigim gibi ben teblig yapilmasina degil onumuze konulan ve masumane gosterilmeye calisilan tezgaha karsiyim. Tabii ki dilim dondugunce elimden geldigince teblig edecem ve Allah 'in dinini anlatmaya calisacagim. Bunu en iyi sekilde ifa edebilmek icin de once Kur'an 'i ve sunneti iyice anlayacagim ve bilgimi ilmimi gelistirmeye bakacagim.

Sonuc olarak bizim komplekse girmeye ihtiyacimiz yok. Bir baska musterimle konusurken bana El-Kaide 'den bahsedince, bizler onlarin musluman olduklarini dusunmuyoruz cunku Kur'an 'da ve sunnette anlatilan ile onlarin uygulamalari ayni eksende degildir diyince adam benim anlattiklarimi dinlemeye basladi.

Bizim dinimizi teblig edebilmemiz icin onu en iyi sekilde ogrenmeye calismali ve onderimiz olan Peygamber Efendimiz SAV in uygulamalarini dikkatle incelemeliyiz.

Ben bahsi gecen Ahmet Tekin 'in kitaplarini okuyup bu isin temelini iyice ogrendikten sonra daha iyi anladim ki, aslinda bizim dustugumuz yanlis tebligin sanki diyalog kelimesinin tercumesiymis gibi alginlanmasini saglayan bazi guclerin oldugunu farkedememektir. Onun disinda teblige karsiyim gibi bir sozu sarfetme luksu hic bir muminde yoktur olamaz da.

Selam ve dua ile, cumaniz mubarek olsun insAllah.

Dengesiz bir peygamber Tasavvuru

Diyalog ve hoşgörü konusunda hangi münazarayı işittimse karşı taraf adledilen tenkidçileri onların ameli yaşantıları ile, ibadet ve imanlarını sorgulayan diyalogçu ve hoşgörücü zancı kardeşlerimizle karşılaştım..Sen meleksen bizi eleştirebilirsin yanılgısı benliğini sarmış ne çok taraftarı var bu güruhun yahu..
"Siz önce kendi nefsinize bakın! sataşmaları
Biz geceleri namaz kılar gözyaşı akıtırız siz bunu yaparmısınız? sualleri
yapmadıysanız ne hakla bizi eleştiriyorsunuz gibi tavırları hoşgörmek elimde değil sadece TAHAMMÜL edebiliyorum...

Ayrıca bu dengesiz peygamber tasavvurundan da bıktım..
bu sadece ve sadece hoşgörü abidesi, iyilik timsali,hiç kızmaz öfkelenmez, lanetlemez, sürekli affeder farizaları ile beşer olmaktan ziyade bir resul algısı hangi peygamberden söz ediyor Allah aşkına..Benim tabi olduğum peygamber böyle dengesiz değil, olamaz..

Burda benim tabi olduğum peygamberi ibrahim küçük anlatsın size;

Bu günlerde öyle garip peygamber tariflerine şahit olduk ki; (Haşa ve Kella!) Noel Baba kimliğine sokulmak istenen bir peygamber tanıtımını andıran sahneler vizyona girdi. Sanki herkese mavi boncuk dağıtan, herkesle iyi geçinen, kimseyi kırmayan bir peygamber! Bu gerçekten böylemidir? Neyi ispat etmeye çalışıyorlar? Hadi Resulullah(s.a.v)'in iyi bir insan olduğunu ispatladınız ki bundan kimsenin şüphesi yoktur sonrası ne olacak? İnsan peygamberi anlattınız, peki Bedir'in komutanı Hz. Muhammed(s.a.v)'i ne yapacaksınız. Taifte, kendisine zulmedenlere dua eden Resulullah'ı anlattınız, Hendek'te, savaş meşakkatinden dolayı namazını kazaya bırakmak zorunda kalıpta bu ızdıraptan dolayı kâfirlere beddua eden "Ya Rabbi onların evlerini ateşle doldur, onların evlerini başlarına yık" diyen peygamber nasıl izah edilecek. Yahudiyle münafığın mahkemesinde yahudinin lehine hükmeden Kadı Muhammed(s.a.v)'i kolayca anlatıyorken hain Medine yahudilerini muhasara edip yahudi erkeklerin tümünün boynunu vurdurtan peygamber nasıl anlatılacak veyahut mü'min kadının tesettürüne el uzatılmasını savaş sebebi sayan Devlet Reisi Peygamber nasıl izah edilecek. İslam'ın ilk emri "Oku" gerekçesi ile olmadık şeylere fetva verenler. Kimseyi kırmadan iyi adam olma bahanesi ile sözde peygamber varisi olanlar, acaba, kızını zifaf odasına perukla gönderip göndermeyeceğini soran anneye "peruk takanda, taktıranda melundur." deyip kadının değil dışarıda, kocasının yanında dahi perukla durmasına fetva vermeyen Müftü Muhammed(s.a.v)'i nasıl izah edecek. Allahu Teâlâ'nın hukuku karşısında "Hırsızlık yapan kızım Fatıma da olsa elini keserim" diyen Resulullah(s.a.v) nasıl izah edilecek.

Mutlak tanımlamasıyla Resulullah(s.a.v)'i anlatmayanlar hem Resulullah(s.a.v)'e iftira atmıştır hem de kendisini dinleyen insanları kandırmıştır."Temizlik imandandır" diyen Muhammed(s.a.v)'i temizlik sağlamak için, çimleri çiğnetmemek için kullananlar bilsin ki Resulullah(s.a.v) sadece belediyecilik için gelmemiştir. Yetimin başını okşayan Hz. Muhammed (s.a.v) yetimin hakkını yiyeninde başını almıştır.

Ayrıca objektif bir bakışaçısı ile Diyarbakır da düzenlenen Fethullah Gülen Hareketi ve Genel Özellikleri" konulu Özgür-der konferansına ait notlarıda burda paylaşalım faydalanan olacaktır muhakkak..
buyrunuz;

birkaç söz..

3 tanrıya inanan bir papazla tek tanrıya iman eden bir imamın biraraya gelip de nerede buluşacaklarını -yani itikat bazında-, ne konuşacaklarını çok merak ediyorum. elbette ki hoşgörü bunlardan ayrı. herkes neye inanmak isterse inanır. bizim görevimiz islamı hakkıyla anlatmaktır. bunu anlatırken karşı tarafa zarar vermemektir. ama benim inanç kaidelerimle senin inanç kaidelerini birleştirmek gibi bir zorumuz neden olsun? maksat islamın zedelenen imajını düzeltmekse bu dinlerarası diyalogla değil, islamı doğru yaşayıp doğru anlatmakla olabilecek birşeydir. kimseye yaranmak zorunda değiliz.

"Diyalog" cu kardeşlerime bu başlıkta son sözüm..!

Mümtehine suresinin 8. Ayeti: "Allah sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah âdil davrananları sever."

Bu ayeti kerime, müslümanların gayri müslimlerle İNSANİ ilşkiler kurmasına cevaz veren hükmü ilahidir. Tekrar ediyorum İNSANİ İLİŞKİLER!

Asıl olan, kafirler Allah ve Resülüne düşmandır. Mü'minlere düşmandır. Dolayısıyla, münasebetler bu ESAS üzerine düzenlenmiştir.

Bir istisna var! "Allah sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah âdil davrananları sever."

Hollandada, Almanyada, İstanbulda, Ankarada ki müslüman olmayan komşularınızla kuracağınız diyalog, iyi komşuluk elbette bu ayeti kerimenin kapsamında olan İNSANİ ilişkilerdir. Allah (c.c) onlara iyilik etmekten, adil davranmaktan müslümanları men etmiyor!

Arkadaşlar! Tartıştığımız konu bu D-E-Ğ-İ-L..!!!

Biz, Tarih boyunca ve halen, müslümanlarla Din konusunda savaşmış (ve halen SAVAŞAN!) tarih boyunca müslümanları yurtlarından çıkarmış (Ve halen aynı amaçla uluslararası boyutta entrikalar peşinde olan!) bir kurumun (PAPALIĞIN) müslümanlar aleyhine planlayıp uyguladığı (uzun yıllara yayılan) bir SİYASİ projeyi T-A-R-T-I-Ş-I-Y-O-R-U-Z...! Ve bu projede kendilerine verilen "görevleri" yerine getirerek projeye "hizmet" eden müslümanları eleştirerek uyarıyoruz!

Bize diyalogun faziletlerini anlatmak yerine, tartışma konusunun hangi "DİYALOG" olduğunu anlamaya da biraz gayret edemez misiniz?

Önce meseleyi anlamanız gerekiyor. Siz hangi diyaloğun hangi faziletlerinden bahsediyorsunuz!? Nakledilen hadislerle "Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog" a destek aramak gaflet değilse, hıyanettir.

"Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik."

"İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam’ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır."

Alın size de "Diyalog"

Biz bu "DİYALOG"u tartışıyoruz, eleştiriyoruz, reddediyoruz. Siz savunuyorsanız Allah ıslah etsin, ne diyelim!

Sorduğum onlarca sorudan hiç birine cevap yok! Yazdığım şu kadar sayfalık düşüncelerimle ilgili bir tek soru yok!

Her söyleneni huşu içinde "hıım hııım!" çekerek dinlemeye hazır "cemaat" için hazırlanmış "metinleri" yayınlayın istediğiniz kadar! "İhvan" ikna olmaya dünden hazır!

Ama bahsettiğim gibi benim hipnoz olamamak gibi bir problemim var! Benim gibiler için "ZAMAN"ınızı harcamayın! Vesselam.

daha ne kadar?

selam ve dua ile;
bu konunun pehlivan tefrikası gibi uzadıkça uzayacağı aşikâr.. bir aşikâr olan da aslında kimsenin kimseyi dinlemediği ve dinlemeyeceği..
"Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik."
İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam’ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır."

bu ifadeleri hangi akl-i selim "evet doğrudur! böyle olmuştur!" diye sahiplenebilir? yani papalık islamla bu yüzyılda mı tanıştı? ta miladi 900 yüzlü yıllarda karşılaşmadı mı? Peygamberi Ekremden papalık mektup almadı mı? haçlı seferleri sırasında ve osmanlının son demlerinde işgal ettiği islam ülkelerinde müslümanları görmedi mi? gırnataya hangi yanlış anlama sonucuyla girip yerle bir etti? bir tek müslüman bırakmadı? yoksa o zamanda mı bugünkü gibi bedeninden başka silahı olmadığı için şehadet eylemleriyle mazlum sivil hırıstiyanlar(!) hedef alındı da tanıma fırsatları olmadı?
demek papalık islam ahlakı bilgisinden mahrum öyle mi? müslümanların fethettiği ülkelerde yaşayan hırıstiyanlar ve bu hırıstiyanların müdavimi oldukları kiliselerin yöneticileri bunları hiç bir zaman görmedi şimdi biz göstereceğiz papaya öyle mi? "papanın külahından ise müslüman sarığı"nı yeğleyen hırıstiyanlar neyin bilgisinden ve görgüsünden mahrumdular ki biz onlara o bilgi ve görgüyü göstereceğiz? Neccar müslüman olurken papalık o gün islamı merak etmedi de birden bire bu yüzyılda mı islamı tanıma merakına düştü? demek islamı doğru anlasalar bugün bütün problem bitecek? ve kelime-i şahadeti getirip imana girecek papa öyle mi? papalık kendini lağvedecek yani? papazdan müslüman olur, hahamdan müslüman olur ama artık şunu da görün ki "hahamlık kurumu" "papalık kurumu"nu bugüne kadar kabul etmedi, islamı da kabul etmedi, "papalık kurumu" da "hahamlık kurumu"nun temsil ettiği düşünceyi sapık ve Rab oğulun(!) katili olarak görmektedir. islamı da "sahte peygamber"in(!) uydurması olarak görmektedir, görecektir. aksi taktirde varlıkları için bir gerekçe bulamayacaklardır.
bu böyle iken ne olacaktır? insanlar arası iletişim, diyalog rafa mı kalkacaktır? böyle birşey kuşkusuz eşyanın taibatına aykırıdır. dün böyle birşey olmamıştır, bugün olmuyor, yarın da olmayacaktır. hürmetler..

c.ç

Sizi diyaloga davet ediyorum Fatih Bey…

Fatih bey ;

Serkan Serdar Beyefendi’nin Dinlerarası Diyalog Yazısı ve altındaki yorumlaşmalar sitede bir haftadır takip ediliyor.

An itibariyle (19.01.2008 00:37) 1205 okuma bilgisi veriliyor.

Son zamanlarda sitede paylaşılanların sayısı, nitelikleri, konuları artmaya başladı.

Bu “Diyalog” meselesi önemli.

Çok çok eski değil…

Ama çok dallandı, budaklandı, çok somut anlatılmadı, anlaşılmadı, farklı şekillerde anlaşıldı ve yorumlandı…

Siz ;

Bu diyalog meselesinin bir fedaisi olarak düşüncelerinizi anlatıyorsunuz .

Sorular soruyorsunuz, cevaplar veriyorsunuz…

Düşüncelerinizi ayetlerle, hadislerle, nakillerle, alıntılarla daha iyi ifade etmeye çalışıyorsunuz…

Size karşıt yorum yazanlar da yorum yazarken o kaynaklara başvuruyorlar.

Siz bu önemli meselenin bir tarafındasınız…

Sizin gibi düşünmeyenler de farklı bir tarafında…

Bir de bizim gibi bu alengirli konuya fazla bulaşmayan bir taraf var…

Sanırım biz daha fazlayız…

Ve bu meselenin nasıl bir nihayete ereceğini görmek istiyoruz…

Tıpkı şu “organ bağışı” meselesinin bir nihayete ermesini beklediğimiz gibi…

Burası (www.cemaat.com) her şeyden önce bir sosyal ortam.

Neden son yazı ?

Size bir bakış açısı sunuyorum ;

İmanın şartları var.

İslamın şartları var…

Şeriatın hükümleri var.

Siz demişsiniz ki ;

“Sizler PAPA nin iman etmedigini nereden biliyorsunuz peki?varmi elinizde somut delil?”

Ben de size soruyorum o zaman;

Siz Katolik Devlet Vatikan Papa’sının iman ettiğini nereden biliyorsunuz. Elinizde somut bir delil, alemet var mı ?

Velev ki (son günlerin moda kelimesi ) iman etmiş olsun ve bizler de Sizin Müslüman Kardeşleriniz olarak ona suizan etmiş olalım….

Ne olur ki ?

Siz bizden buna inanmamızı istiyorsunuz…

Ama sizin gibi düşünmeyenlere takındığınız tavra bakın !

Sizin gibi düşünmeyenlere tahammül edemeyip küsüp gidiyorsunuz…

Bu olur mu ?

Buyurun tartışın….

Bizler de izleyelim…

Bu son yazınız olmasın lütfen .

Ben diyalog hakkında hiç yazı yazmamıştım.

Bu ilk olsun !

Sizi diyaloga davet ediyorum Fatih Bey…

Cemaat’te muhabbet vardır…

Selam olsun…

Mahkeme-i Kübra

Baran kardeş O size cevap veremez. Malesef kendisi aramızdan ayrıldı. Yorumlarının da silinmesini istedi. Prensip olarak bunu yapmıyoruz. Zira bu durum bağlı yorumların da silinmesine sebep oluyor. O silinmesinde ısrarcı oldu, biz silinmesin diye ısrarcı olduk. Konu diyalogtu. Kendisi sıkı bir diyalog(!) taraftarıydı. Hatta müslüman olmayanlara da hoşgörüyü savunuyordu. Görüşlerine eleştiriler de oldu, biz de bunları yayımladık.

Ama, "insanlıktan çıkmayın", "hesabı mahkeme-i kübraya bırakmayın" gibi bize çok ağır gelen nasihatlar yapınca biz de mecbur kaldık isteğini yapmaya, yorumlarını ve bu yorumlara verilen cevapları silmeye. Bu nedenle de yorumları silinen kardeşlerimizden helallik istiyoruz.

Lütfen bizimle olan hesabı mahkeme-i kübraya bırakmayınız. Olabilir bizim de hatalarımız. Siz hoşgörülü olunuz. Diyaloğu kesmeyiniz. Zira bizler Allah'ın nimeti sayesinde kardeş olmuşuz. "Allah'ın ipine sımsıkı sarılınız sakın ayrılığa düşmeyiniz" emrine muhatap olarak lütfen ellerimizi bırakmayınız.

"Düşman iken kalplerimizi uzlaştırana hamdolsun..."

selametle

"Tedip: Edep merkezli eğitim"

Helal olsun...

Benim bir yorumum silinmiş sanırım. Şadan abi. Mahkemei Kübrada sorarım... Ne olacak şimdi?
Silmezseniz diyalog taraftarı arkadaş mahkemi kübrada hesap soracak silerseniz-ki sildiniz- ben soracağım diyalog düşmanı olarak. Siz ne yapacaksınız peki?
Rabbim yardımcınız olsun. :)
Helal edilecek bir hak geçmişse benden yana helal olsun.

İSLAM'sız SAADET olmaz...

Ilımlı İslamî Müslüman Ağı

içime sinmeyen bir hareket... Allah bu yolda çalışan samimi kardeşlerimize yardım; samimiyetlerine binaen şerrleri khayr, son nefeste de iman ile göçmelerini nasib eylesin. amin.

ama ülkesine muhammed isimli ufacık çocuğu sokmayan abd, kendi ülkesinde 8 yıllık eğitimle islama darbe vurmaya çalışan laikler destekliyorsa bu işin içinde ne var diye sormak lazım.

diyoloğa açık eleştiriye kapalı kardeşimiz, ehl-i kitabtan kız aldığımızı söylemişti. tamam ama kız vermiyoruz. ki onların kontrolündeki bu diyalog çalışmaları da bence onlara kız vermek gibi bir şey. yoksa kimse onlardan kız alınmaz, onlarla insanî ilişkiler kurmayalım demiyor.

fakat ben tüm bu olumsuzluklara rağmen bir yerde insan varsa orada herşeyi bekleyebilirsiniz diyorum. belki onların dümen kontrolünde devam ediyor ama içlerindeki samimi kardeşlerimizin çabaları belki olumlu bir şeylere vesile olabilir ki zaman zaman da olabiliyorlar. ama büyük amacı görmezden gelip de küçük amortilerle avunmak da ne kadar akıl kârı ona da siz karar verin.

belki duymuşsunuzdur; Rand Corporation adlı düşünce kuruluşunun 26 Mart 2007 tarihli, 217 sayfalık son raporu "Ilımlı İslamî Müslüman Ağı Oluşturmak =Building Moderate Muslim Networks" başlığını taşıyor.

Raporun İngilizcesi için; http://www.rand.org/pubs/monographs/2007/RAND_MG574.pdf

"Rand Corporation’un hazırladığı 2007 tarihli raporun başlığı ne garip ki;
”Ilımlı Müslüman Ağlar Oluşturmak”
CIA ve Amerikan yönetimine sunulan Raporda, Ilımlı Müslüman Ağ’ın oluşturulması için desteklenmesi gereken gruplar bakın nasıl sıralanmış:
*Liberal ve laik Müslüman entelektüeller!
*Genç ve Ilımlı Din Bilginleri!
*Ilımlı Toplumsal Liderler!
*Cinsiyet Eşitliğini Savunan Kadın Grupları!
*Ilımlı gazeteci ve yazarlar!
Bu bölümde en ilginç önerilerden biri de şu, rapordan aynen alıyoruz:
“ABD bu grup (ya da kişilerin) resmi ziyaretlere katılımlarını sağlayarak, kendi kamuoylarında ve siyaset çevrelerinde daha iyi tanınmalarını sağlamalı.”
Son dönemde birdenbire popüler olan entelektüelleri, ılımlı din bilginlerini, dernekleri, gazeteci ve yazarları şimdi bir kere daha düşünün. Ya da Amerikan karşıtı iken, Bilderberg toplantılarına katılacak kadar ılımlılaşıveren siyasi, akademisyen ve yazarları…Karşınıza bambaşka bir pencere açılacaktır."

aynı kuruluş soğuk savaş sırasında sovyetler yönelik de çalışmalarda bulunmuş. sonuç ortada; yıkılan bir devlet...

bir yazar iki link daha vereyim;

ılımlı islam1
ılımlı islam2

bu bilgiler ışığında akparti ve fethullah gülen cemaati yakınlaşmasını daha bir anlamlı buluyorum.

Rabbimiz şerrleri def eylesin, hepimize feraset ve basiret versin.amin
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

İslam yeterlidir,sıfatlarla kafa karışmasın!

Sevgili abilerim,kardeşlerim...
İçtenlikle söylüyorumki,samimiyetle reaksiyon gösteren "endişeli" mü'minleri anlıyorum.
Bir kere, bu konu samimi kardeşler arasında değerlendirildiğinde,müsbet bir anlayışla idrak edilecektir,edilmemesi problemdir,diye düşünüyorum.
Müsbete tekamul etmemesinin, büyük sorun teşkil edeceği, islamı,nefsinden önde değerlendiren bu sitenin sakinleri tarafından anlaşılıyordur,tahmin ediyorum...
Dikkat ederseniz konunun boyutları;öncelikle islamın prensipleri açısından, iki görüşün, sanki çelişen bir durummuş gibi düşünmesi ve sonrasında ise dünyadaki dengeler,siyasi ve küresel stratejiler açısından, yüklenilen misyonun,düşman hattında değerlendirilmesi, şeklinde görünüyor...
Örneğin, Efendimizin(s.a.v.) insanlara olan merhameti gibi keremi vb.gibi sıfatları bir tarafta,islam düşmanlarına olan şecaati,fütüvveti vb.gibi sıfatlarıda diğer tarafta baskın farkındalık olarak ortaya çıkmakta.
Keza Kur'an-ı kerim den de buna benzer bir anlayış farklılığı ısrarla sav olarak seslendirilmekte...
Oysa iki tarafda Kur'an ve Efendimiz (s.a.v.) de çelişki olmayacağına,Hak olanın onlar olduğuna iman etmiş ve gerçekten iman etmek içinde birbirini sevmek zorunda olan müslümanlardır...

Sanıyorum çelişkili gibi görünen, mü'minin,günümüzdeki hadiselerde hangi durumlarda hangi sıfatlarla davranış gerçekleştirmesi gerektiğinde uzlaşılamaması...

Çünkü bir taraf "diyalog" ve bunun gibi çalışmaları,reaksiyon gösterilmesi gerekli düşman manevraları olarak algılıyor ve buna karşı hilm ve merhamet olmaz diyorken, diğeri, dünyayı çözümleme biçimi olarak merkezine "islamın aydınlık çehresinin kararmış olduğu" hatta,müslümanların bir takım düşmanca sebepler ve kendi hataları ile,yüce dinlerini yanlış lanse ederek,HAK olanın "çekim merkezi" olması gerekirken,cazibesinin kaybettirildiği teşhisi ile yaklaşıyor ve bunu gidermek için düşman görmek değil,müslümanı yani gerçek müslümanı gösterebilmeliyiz diye aksiyoner bir çalışmaya giriyor...

Kısaca problem, iki tarafın dünyayı çözümleme biçiminin farklılığıdır.

Yoksa iki tarafın müslümanlarıda insanlara karşı merhametli,cömert vs. ,aynı zamanda zalimlere karşıda cesaretli ve korkusuzdur vs.Olmak zorundadır.
Çünkü Efendimiz (S.A.V.) öyledir.Bizlerde O (s.a.v.)'nun kadar bu işi zirvelerde temsil edemesekte,O(s.a.v.)'nun kadar denge insanı olamasakta, O (s.a.v.)'nun gibi yapmaya ve yaşamaya çalışmakla emrolunduğumuzun bilincindeyiz...

Bir tarafta, tek suçu müslüman olmak olan halkları,tüm kaynaklarını kurutarak aç bıraktıkları fakir milletleri,ve daha nice mazlumları ,asla rahat bırakmayacağı aşikar olan zalim yönetimler,kişiler,sermayeler ve ideolojiler varken,diğer tarafta tüm bu vahşiliğin,kan emiciliğin kendilerine allanıp-pullanarak servis edildiği, sorumluyu "eyvah müslüman! "diye nükteleyen milyarlar adedince insan var.

Kimimiz bu zulme dur diyebilmek için "zalimler için yaşasın cehennem" derken,ve cihad meydanlarında baş verirken, bu söylediği ve fiiliyatı yine allanıp-pullanarak milyarlar adedince insana, müslümanlar kendilerinden başka hiç kimseye tahammül etmez,öfke-savaş-kan öğütleyen inanışları ile çok büyük tehditlerdir(haşa!), diye ulaştırılıyor...
Kimimizde bu zulme dur diyebilmek için "islamın cazibedarlığının, bir mıknatıs gibi çekiciliğinin,zerafetinin,lezzetinin,insana verdiği değerin,milyarlarca insana gösterilmesi gerektiğini" söyleyerek,buna gayret ediyor iken, bu hareketde allanıp/pullanarak "ılımlı islam!" diye komik bir kavramla, kardeşlerinin hedefi yapılmaya çalışılıyor,dünya nüfusuna,sanki stratejistlerin/gizli örgütlerin bir oyunu gibi gösterilmeye uğraşılıyor...(Çünkü, başka bir kirletici malzeme bulamıyorlar.)Bu harekete açıktan düşman görünmek zor...(burayı hüsnüzanlarla değerlendirmelerinize sunuyorum)

islam islamdır!... ılımlısı ılımsızı olmaz!... Bu tuzağa düşmeyelim... yukarıdaki fikirlerime katılmasanızda lütfen bu "ılımlı islam" tabirinden uzak duralım...

--Musab Onat arkadaşımız gibi "tezcanlı" mukabelede bulunulmadığı sürece,düşünerek,hüsnüzanla bakarak değerlendirdiğimizde,daha iyi anlaşılabileceğimizi düşünüyorum,inşaallah--

ılımlı islam başörtüsünü atar mı?

başörtüsünü şekilciliğin içine çekmeyi fehmi koru da yapınca ürpermiştim. sabah gazetesineydi galiba röportaj vermişti, bıyığı kesik haliyle. olabilir, keser, sakalsız da olabilir ama başörtüsünü sakalın ve bıyığın yanında aynı cümlede kullanıp islamda şekilsizliği savununca dedim ki noluyor? tam da bayan gül'ün köşke çıkınca başını açıp açmamasının tartışıldığı günlerdi.

şimdi de hüseyin gülerce... bakın ne demiş; "Mesela Fethullah Gülen başörtüsü füruattır dedi. Yani, dinin öncelikli meselesi değildir dedi. Diyelim ki başörtüsüyle kalp kırıyorsunuz. Ben kalp kırmamanızı tercih ederim demektir bu." bu kıyası nerden yapıyorlar bilmiyorum ama!

bir de ılımlı islam konusundaki sözleri; "...İslamın yumuşak yüzünü, özündekini söylemek istiyoruz. ‘Sövene dilsiz,dövene elsiz olmak lazım’, ‘insanları kırmamak lazım’, ‘Bir gönül kırmak kabahattir’, Kim olursan o yine gel… ‘ bunları söylüyoruz. Eğer bunun adına ılımlı Müslümanlık deniyorsa, bu bizim topraklarımızda yaşanan Müslümanlıktır."

kimin adına konuşuluyor ki? bu ülkede yaşanan islama neden ılımlı islam densin? islam hep pasifliği mi öngörür? nerde had cezaları, nerde islama hakaret edilince ona misliyle karşılık verme? Rabbimizden daha -haşa- merhametli olmaya çalışma gibi gaflet neyin nesidir?

ilginç, çok ilginç...


yazının tamamı için

_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...