İslamlar güzel ve harikulade bir şevket yaşadılar. Medeniyet kurdular. İlimde öncü oldular. Zarafeti yaşantılarına aktardılar. Hayalleri gerçekleştirdiler.
Sonra; sonra mukadder olan gerçekleşti. Zirveden sonra inhitat başladı. Yollar ufuklara darıldı. Bu da normal... Çünkü sunnetullah tüm yaratılmışlarda aynı. Doğum-büyüme-ve ölüm. Sonra yine doğum ve diğer merhaleler.
İslamların handikabı şu: Yeni bir doğum göremediler. Ölüm öylece kaldı diyarlarında.
Neden. Bu sorunun cevabına tüm mülk verilse yeğdir.
Dirilememiz; canı yanlış yerde aramamızla ilgili. Hatta ondan kaçmamızla… Yanlışımız şu:
Simyacı olmuşuz. Garb'ın lâşesinden kendimize bir can oluşturmak istiyoruz. O ise ancak bize zehr olabilir.
Aradığımız ufuklarda değil, seraplarda değil, çirkef ve yalancı Atlantis'te değil. Çevremizde ve bizi ihata etmiş. Yalnız biraz tozlanmış. Görülmüyor. Yapmamız gereken ilimden bir rüzgâr estirmek ve onu aleniyete kavuşturmak.
İslam topraklarında bir zihniyet ihtilaline muhtacız.
Uyuşukluk yerini azme bırakmadıkça, önlenebilir acılar tatmaya devam edeceğiz.
Simurglaşmalıyız. Küllerimizden dirilebilmeliyiz.
İlim bizi terkedince kudret de onun ardısıra gitti.
Kılıçlar kalemleşti. Savaş meydanlarında gürleyenler artık kalemler.
Kendi topraklarımız bize geniş gelirken Garb'a dünya dar geliyor.
Tek dişi kalmış medeniyetin o paslı dişini insaniyetin bağrından biz çekip alabiliriz ancak ama biz de cehlin zincirleriyle esiriz.
* * *
Moğollar İslamlara büyük ve meşum bir darbe vurdular. Yalnız mecruh ondan sonra kendini toparlar gibi oldu. Osmanlı ile ilmi olmasa da askeri bir üstünlük elde etmeyi başardı ve bunu uzun süre korudu da.
Osmanlı'nın bir hatası oldu. İslamların -deyim yerindeyse- tüm yumurtalarını bir sepete koydu Devlet-i Aliye. Tekleşti İslamlar ve bundan dolayı onun mağlubiyeti İslamların mağlubiyeti oldu. Memluklar olsaydı başka bir cephe olurdu. Veya Safeviler. Gerçi Safevilerin çöküşünde Osmanlı tek etken değil ama burada şunları yazmadan geçmek aldırmazlık olur.
Osmanlılarla Safeviler birbirlerini o kadar gereksiz yıpratmışlar ki esef etmemek elde değil.
Osmanlı Safevi savaşları tarihimizin hazin sayfalarıdır. Tebriz kanlı savaşlar görmüştür. Bağdat savaş meydanı olmuştur uzun zaman. Anadolu Şahkulu gibi Celalilerin çilesini çekmiştir.
Bunların tümünün en önemli sebebi denebilir ki cehalet.
Siyasi Kızılbaş propagandaları sadece kinleri bilemiş. Şia'nın haklılık ve mazlumiyet inancı sürekli onları aktivist etmiş. Osmanlı Anadolu'dan hep korkmuş. Şia hep ona göz dikmiş.
İttifakla elde edilebilecek can ve kudretin yerini ihtilaftan dolayı ölüm, zaaf ve zillet almış.
Allah'a şükür ki bu kandan sayfa erkence bitirebilinmiş. 1639 Kasr-ı Şirin antlaşmasıyla İran'la savaşlar sona ermiş. Çok övündüğümüz gibi İran'la bugünkü sınırlarımız çizilmiş.
Şia'yla savaşımız durdu yalnız ittifakımız oluşmadı. Hala bazı cahil doğu medreselilerin ağzında "bir beşinci mezhep" teranesi sürüp gider. Onlara göre dört hak mezhep vardır; gerisi batıl. Bu basit bazı gerçeklerden habersizlik; başka bir şey değil. Bir ara İslamlar arasında mezhep sayısı yüzü aşmıştı. Mesela Meşhur mutasavvıf âlim Süfyan Sevri'nin bir mezhebi vardı. Ve daha onun gibi onlarcasının.
Bugüne ulaşmış olan mezhepler bunu biraz da sonradan gelen büyük âlimlerin himmetlerine muhtaçlar. İmam Nevevi olmasaydı, Şafii Mezhebi bugünkü kadar inkişaf edebilir miydi? Veya İbn-i Hacer. İbn-i Abidin'nin Hanefi mezhebine katkılarını kim inkâr edebilir.
* * *
İslamların yaşadıkları fikri ricat dehşetengizdir. Aristo'nun kâşifleri sonradan nasıl tefekkür çölüne düştüler, araştırılması gereken bir meseledir. Kimisi bunda Gazzali'yi suçlar. Bir seli Gazzali durdurabilmişse orda sükût etmek gerekli. Gazzali'den başka bir şey olmalı.
İslam Medemiyeti Hz. İsa'ya benzer biraz. Beşikte konuşmuştur adeta. Doğumuyla zirveye ulaşması arasında uzun bir zaman geçmemiştir. Ve öyle müthiş zafer yılları yaşamıştır ki harikuladedir. Işıklı bir lalezar gibidir. Tahayyülü bile ruha sürur verir.
Belki de başları döndü İslamların bu pür-bülend zirve-i mümtazeden. Belki kudretleriyle şımardılar. Bilinmez ama başları mesabesinde olan Bağdat paslı bir kılıçla yere düşünce Dicle ağladı hüzünden mavi gözyaşlarıyla.
* * *
Ve İslamlar o darbe-i menfureden sonra eski şevketlerine ulaşamadılar.
Hazindir halimiz. Var olmanın bütün şartlarını taşımamıza rağmen yok gibiyiz. Neden. Sırrı ne bunun. Bir silkinmek çok mu zor... Hayat diyarı niçin nazarlarımızı kendine çekmez.
Ölüm diyarından can diliyoruz. Yanlış yola düşmüşüz. Sarıldığımız çare yanlış. Batılılaşmayla dirilemeyiz. Ancak marazımız artar.
Ruhumuz küllerimizde. Kudreti aslımıza dönersek elde edeceğiz. Bünyemize dıştan gelecek aykırı zararlılar bizi beter etmekten başka bir netice vermez.
Çareyi gömdüğümüz yerden çıkarmalıyız.
Yapılması gereken cehlin üstümüzdeki zincirlerini kırmak…
Zira bu ilim çağında ilimsizler ezilmekten başka bir şey görmezler.
Kılıç zamanlarında var olmamıza rağmen kitap çağında esarete düşmemiz bir şey anlatmıyor mu?
İlim kuşandığımız gün zırhlanacağız. Vücudumuz darbelerden etkilenmez hale gelecek.
Hurafelerin, yanlış fikirlerin, mezelletin başını imanlı bilimin aydınlık kılıcıyla vurmalıyız.
İlk ayet-i kerimenin "oku" olması cehl gecelerimize bir güneş gibi doğmalıydı. Ama yanlışla bağlıyız.
2 asır hatta 3 asır bizim batılılaşmanın çare olmayacağını anlamamız için yetmeyecek mi. Deva olsaydı kendini rakibine benzetmek biz şimdi bin can kazanmıştık.
Çocuklarınca bu kadar nefrete uğrayan bir medeniyeti yeryüzü tanımadı hala.
Güneşten kaçan sözde ışık âşıkları körlere, geceler bile hayret ediyorlardır.
Yorumlar
Elbet dirileceğiz...
Per, 20/11/2008 - 17:27 — yavuz akenginElbet dirileceğiz... Yetti bunca karanlık rüya!
Hayali...