renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Diriliş Aydınlığında

İstanbul’da ikindi suları…
Şehrin dinmeyen uğultusu, caddelerde pür telaş.
Nedir bu hız ?

Namazdan sonra Kadıköy iskelesine yöneldi.
Ak düşmüş saçlarına, alnı genişçe, yüzünde hüzün izleri, kalın çerçeveli gözlüğün ardında ışıltılı bakış, orta boyda…
Hemen her gün Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçer.
Yayınevi ikinci adresi dense yeridir.
Yıllar yılı bu böyle.

Yazdığı eserlerde cümle cümle baharı duyurdu.
Güle çağırdı insanlığı.
Yaşadığımız meseleleri sınır taşlarını aşan bir bakış ile yorumladı.
Yol gösterdi bir ömür.
Başımıza gelen sıkıntıların, yıkımların nedenleri, niçinleri üzerinde durdu.
Bu ülkede bütün çabası köklü, derin bir tefekkürün oluşması için.
Umudu yoldaş bilip yürüdü.

Ardında siyah dumanlar bırakan vapur Kadıköy iskelesine doğru ağır ağır yaklaşıyor.
Deniz sakin bugün.
Küçük işyerleri iskeleye yakın sıralanmış.
Denize nazır çay ocaklarında gazete-dergi okuyanlar, sohbet edenler göze çarpıyor.
İlkbahar günleri…

Rıhtımda bekleyen kalabalık vapurun iskeleye yanaşmasıyla birlikte hareketlendi.
Vapurdaki yolcular indikten sonra bekleyenlere yol verildi.
Martılar uçuşuyor.
Yiyecek aramaktan yorgun gibiler.
Denize teğet geçişleri bir balık için.
Kıyıya vurmuş pet şişeler, gazeteler, poşetler…

Vapur büyük bir gürültüyle hareket edip karşı kıyıya yöneldi.
Denizi yara yara yol almakta.
Çevresi köpükler içinde şimdi.
Arada gezinenler var.
Güvertede yer bulan sevinir elbet.

-Çaylar sıcak, tavşan kanı çaylar !
-Var mı simit isteyen ?
Vapur içi bir âlem; insan sıcaklığı taşır.

Pencereye yakın bir koltuğa yavaşça oturdu.
Çantasını dizinin üzerine aldı.
Denize bakıyor.
Nazlı dalgaların seyrinde geçmiş günlere gidiyor.
Bu kaçıncı bahar ?
Hatıralar sökün etmekte şimdi.

Çocukluğu, gençlik günleri, üniversite yılları, mesleğe geçişi, dostları, dergi yayımlama çabası, yaşanan sıkıntılar, yazılan kitaplar…

Eminönü iskelesine yanaştı vapur.
Oturduğu yerden kalkıp denize bir daha baktı.
Sonra çıkışa doğru yürüdü.
Çoğalıyor gürültü.

Bab-ı Âli yokuşuna yöneldi.
Memleketin nabzı bir zamanlar burada atardı.
Kimler geldi, kimler geçti ?
Kağıt ve mürekkep kokardı buralar.
Şehrin yaşadığı değişimleri düşündü bir ân.
Soluklanıp yürümeye devam etti.
Adımları bir kararlılığın ifadesiydi.
İman ile aşk ile sabır ile yürüyüş.

Diriliş aydınlığında…

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Güzel İnsanlar

Güzel insanlar güzel insanları düşünür. Dostların yanında olmak gerekmiyor, yüreğinde de hissedebiliyor dost sıcaklığını insan. Aynı düşünüyorsan aynı inanıyorsan seviyorsun. Sevmiyorsan da tam iman etmiş olmuyorsun zaten.

Sevmek güzel şey,sevilmek hepten!..

"Sultandır O, evini koruyandır"

Bugün Üstadın çok önemli bir eserini, "İslamın Dirilişi"ni bir genç dostuma ödünç verdim de vermeden önce otobüste yine bir göz gezdirdiydim.
Onu özlediğimi farketmiş, bu bayram ziyaretine de gidemediğimi hatırlayıp üzülmüştüm. Şimdi bu yazıyı görünce büsbütün içlendim, içim İstanbul ve Üstadla tutuşur oldu adeta. Necat Çavuş'un "Sultandır O, evini koruyandır" mısraını andım.
Artık Kadıköy'de oturmuyor, birkaç yıl oldu Fındıkzade'ye taşınalı.
Diriliş Dergisi'nin Cağaloğlu'ndaki bürosuna hergün düzenli olarak öğleden sonra gelir, yurdun ve hatta dünyanın dört bir yanından ziyaretine gelen aydınlar, bilimadamları, genç "Diriliş Erleri", misafirleriyle sohbet eder.
Kandillerde ve üçayların çoğunda oruçludur, ama misafirlerine ikramı sever.
Üstadı ziyaret etmenin yazılı olmayan, kimsece ifade de edilmemiş, ama herkesçe bilinen -bilinip uyulması gereken- bir nezaket şartı vardır: Bütün eserlerini özenle okumuş, Diriliş davasını iyice kavramış olmak!
Eline sağlık Murat Soyak.