renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Doğu Konferansları Üzerine Gecikmiş Bir Yazı

galen-frysinger.comYıllardır kültürel ve siyasi kuşatma -sömürge- altında bulunan Irak'a yönelik son saldırılar Doğu'nun zihninde bir soru işareti bıraktı. Bildiğiniz gibi 11 Eylül'de meydana gelen gelişmeler dünya coğrafyasında bir hayli sorgulandı, sorgulanıyor. Kendisini özgürlükler ülkesi olarak tanımlayan ABD şimdilerde özgürlük, demokrasi, güvenlik gibi kavramları öne sürerek haklılaştırmaya çalıştığı bir dizi eylemlerin peşinde. Sosyolog Yasin Aktay'ın deyimiyle "Gücün, çok iyi tanıdığımız meşruiyet-ötesi şımarıklığıdır bu." Gelişmekte olan olaylar sadece dünyanın son derece belirsiz ve karanlık bir geleceğe gittiğini ortaya koymuyor; dünya coğrafyasında Doğu-Batı gibi coğrafik yada İslam-Diğer Dinler gibi ideolojik bir ayrıma "öteki" sıfatının yapıştırılmasını da ortaya koyuyordu. İngiliz Şair/Yazar Rudyard Kipling "East is east and West is west, never the twine shall meet" demiş. Yani "Doğu doğudur, Batı batı; asla bir araya gelmezler."

Hiç kuşku yok ki dünya coğrafyasında Doğu üzerinde bir tahakküm süreci var. Doğu insanı da "yıllardır süren sömürgeleştirme ve yozlaştırma sonucu" kendi inisiyatifine sahip değildir. Saadet Partisi eski milletvekili Mehmet Bekaroğlu'nun başkanlık ettiği bir grup aydın, Türkiyeli aydın inisiyatifi olarak Doğu Konferansları'na başladılar. (Önce Şam'a sonra İran'a gittiler.)

Bizim insan olarak tarihten öğrendiğimiz çeşitli dersler vardır. Tarihi, bir süreç ve olaylar zinciri olarak düşündüğümüzde her medeniyetin oluşma sürecinde bir başka medeniyetin istifade ettiğini görürüz. Bugün dünyada söz sahibi olan Batı medeniyeti ise kaynağını her ne kadar aydınlanma felsefesinden alıyor görünse de Batı'nın tarihsel geçmişine baktığımızda İslam medeniyetinden ne kadar istifade ettiğini görmüş oluruz. Örnek vermek gerekirse Batı, Antik Yunan düşüncesiyle ancak İslam filozofları yoluyla yeniden irtibat kurabilmiştir.

Batı insanı peki neden Doğu'yu geçmiştir?

Yine tarih bilgilerimizi sorguladığımızda Batı toplumunun, inisiyatifi kilisenin elinden alıp rasyonel düşünceye önem vermesinde görürüz. Ortaçağ Avrupası, skolastik düşüncenin içerisine hapsolmuş kendi medeniyet tasavvurlarını oluşturamayan bir toplum üretiyordu. Özellikle XI. Yüzyıldan kiliselerin egemenliğinin gittikçe zayıflaması kilise inisiyatifi yerine sivil inisiyatifi getirmiştir. Daha sonra meydana gelen reform ve rönesans hareketleri Batı düşünce tarzını çabuk değişim şeklinde yeniden düzenlemiştir. Özellikle kapitalizmin emrettiği "Düşenleri kaldırma, çünkü hayat çok hızlı!" jeneriğiyle söze devam edecek olursak XVIII. Ve XIX. Yüzyıllarda bir çok akım ve bir çok rejim sistemini Batı yaşamıştır. Böylece Batı toplumu değişime açık hale gelmiştir.

Doğu toplumlarını ele aldığımızda ise şunu görürüz. Doğu toplumları bir fikir donukluğu yaşamaktadırlar. Bunun da değişik sebepleri var. Doğu toplumları genellikle tek Tanrılı dinlere inandıkları için ve bu dinlerde ki ilahi güce kayıtsız şartsız teslim olma eylemi bu toplumlarda ki yozlaşmanın taşıyıcısı durumuna gelmişlerdir. Batı hızlı bir zihinsel değişim yaşarken Doğu ise durağanlaşmıştır.

endthewar.orgJeopolitik açıdan Doğu'ya baktığımızda özellikle stratejik açıdan önemli bir Arap Yarımadası portresi görüyoruz. Gerçi Arap yarımadasının hakimi konumundaki Suudi Arabistan esprili bir şekilde ise Suudi Arap America, ABD'nin kontrolü daha doğrusu güdümü altındadır. Dünya deniz yollarını ve ticaret yollarının güzergahını elinde bulunduran Doğu, dünya devletlerinin iştahını kabartıyor. Dünya enerjisinin %70'i bu coğrafyada. Ancak Doğu hala güvenlik bakımında yetersiz ya da yetersizleştiriliyor. Doğu devletlerinin hemen hemen hepsinde bir iç savaş yaşanıyor. Bu iç savaşlar yüzünden bu devletler dış politikalarında realist bir politika izliyorlar yada izlemek zorunda kalıyorlar. Yani pragmatik bir dış politika anlayışları var. Ne kendi politikalarını belirliyorlar ne de diğer devletlerin hamlelerine karşı gardları var. Zaten Doğu devletleri uluslar arası ilişkiler teoriğinde rogue states (serseri devlet) olarak adlandırılıyorlar.

İşte işin tam bu noktasında sivil bir inisiyatif olarak Türkiyeli aydınların yapmak istedikleri ortaya çıkıyor. Doğu olarak bir yaşam tarzı bir felsefe ve daha kapsamlı bir ifadeyle politika belirlemek.

Etyen Mahçupyan bu konferanslar üzerine şunları söylüyor;

"Batı bize belirli bir kültürel despotizm içinde davranıyor noktasını esas alırsak homojenleşiriz ve o noktada kendimizi bir kültürel despotizm içine koymuş oluruz. O zaman da gerçek tartışmalar, gerçek akıl yürütmeler olmaz. Tamamen siyasal bir ikili model çıkar ortaya Doğu-Batı diye ve böyle bir durumda Batının karşısında dinlenebilir hiçbir söylem üretilemez".

Bununla beraber Türkiye'nin dış politika oluşturma sürecine baktığımızda AKP imzalı Türk Dış Politikası'nın İbrahim Karagül'ün deyimiyle Washington-Londra merkezli olduğunu görüyoruz. ABD, İngiltere ve İsrail kendi meşruiyet anlayışlarına göre Doğu'yu sömürü altına almak isterken Türkiye'nin tavrının böyle olması acı verici bir durum.

Kolların Doğu için sıvandığı bir ortamda Doğudan bir çözüm üretebilmenin yolunun yine Batıdan geçmesi kulağa ironik geliyor ama düzlemi "gerçekçi" bir temele oturttuğumuzda bunun mantığını kavrıyoruz. Gerçekten ancak donanımlı ve alternatif bir üretim içine girebilen bir Doğu, bu iki dünyanın birlikte hareket edebilmesine "imkan veren" küresel dünyada muhatabını bulacaktır. Üstelik buna Batının da çok ihtiyacı olduğunu vurguluyor Mahçupyan. Çünkü Batı zaman içinde kendi kendisini eleştirme ve tanıma olanağından yoksun kaldı. Tıpkı patronun işçilerini ancak sayısal olarak tanıması, işçilerin ise patronun herşeyini, hatta kendisinin bile farkında olmadığı huylarını yakınen bilmeleri gibi bir durum bu. Doğu hem aynasını yitirmiş bir Batı için, hem de Doğuyu anlayıp anlamlandırma noktasında eksik alan Batı için çözümler üretebilecek köklere ve deneyime sahip. Çünkü hem binlerce yıldır Doğuluyuz ve kendimiz hakkında söyleyeceğimiz herşey anlamlı, hem de Batıyı on yıllardır izliyoruz ve onu artık çok iyi tanıyoruz.

"Aydınların benzer pozisyonlar üretmesi ve iki farklı dünyadan iki tür aydının ortak bir noktada buluşması çok ihtilalci bir şey ve dünyanın buna çok ihtiyacı var."

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Gecikmiş bir okuma :)

Teşekkürler F.Bilge; Zira aşağıdaki paragrafa pek katılmıyorum.
" Doğu toplumlarını ele aldığımızda ise şunu görürüz. Doğu toplumları bir fikir donukluğu yaşamaktadırlar. Bunun da değişik sebepleri var. Doğu toplumları genellikle tek Tanrılı dinlere inandıkları için ve bu dinlerde ki ilahi güce kayıtsız şartsız teslim olma eylemi bu toplumlarda ki yozlaşmanın taşıyıcısı durumuna gelmişlerdir. Batı hızlı bir zihinsel değişim yaşarken Doğu ise durağanlaşmıştır. " denmiş.
Acaba fikir donukluğunun sebebi tek tanrılı bir dine inanmak mı? yoksa daha önce Doğu'da benzerine rastlanan katolikliğin versiyonunun kendine özgü şartları ile Doğu'ya (İslam'da) transfer oluşundan mı? Tek tanrılı bir inancın taşıyıcı etkisi olabilir mi bu tartışılır zira bence bu saptama hiç de doğru değil. Tek tanrılı bir dine inanmasına rağmen Doğu, uzunca bir süre kendisini dışa kapatmamış. Her medeniyetten bir şeyler almıştır ve bu Doğu kültürünü daha üretken/evrensel kıldığı gibi medeniyetler de kurmuşlardır. Bence sorun, tek tanrılı bir dine inanıyor olmak değil, " kilisenin her dediği doğrudur, kayıtsız şartsız itaat etmek gerekir " gibi katolik bir anlayışın makes bulmasından ve ayrıca devletin de kutsallaştırılmasından kaynaklanıyor. Devletin kutsallaştırıldığı ve din adamlarının ruhbanlaştırıldığı ortamlarda ki; doğu ( ki şu an büyük çoğunlukla bu haldedir) fikirsel üretim gerçekleşemiyor. Nasıl gerçekleştirsin ki; her şey devlet için her şey din adamları adına. Kesinlikle Allah adına ve insanın saadeti için değil. Bunun sebebi de asla tek tanrılı bir din anlayışı değil, farkına varmadan/bilinçli kısıtlanan ferdi özgürlüklerdir(katolikleşmedir).

Kendini dışarıya kapatmak! Kapatır tabi, adam korkuyor. Bu korku, hem politik/siyasi hem de fikirsel yenilgi korkusudur. Zira korkunun ecele faydası olmaz.
Tartışılabilir şeyler söyledim. Emin miyim? değilim.
Muhabbetle.

Doğu toplumlarını ele aldığı

" Doğu toplumlarını ele aldığımızda ise şunu görürüz. Doğu toplumları bir fikir donukluğu yaşamaktadırlar. Bunun da değişik sebepleri var. Doğu toplumları genellikle tek Tanrılı dinlere inandıkları için ve bu dinlerde ki ilahi güce kayıtsız şartsız teslim olma eylemi bu toplumlarda ki yozlaşmanın taşıyıcısı durumuna gelmişlerdir. Batı hızlı bir zihinsel değişim yaşarken Doğu ise durağanlaşmıştır. " evet ifadenin sahibi benim.

Böyle bir ifadenin de arkasında olduğumu söyleyebilirim. Ki böyle bir iddiayı ortaya atarken Cevdet Said, Cemaleddin Efgani, Reşid Rıza ve Fazlurrahman'dan faydalandım.

Cevdet Said harici Türkiye'de biraz meşhurdur, Ankara Okulu Yayınları Türkçe'ye çevirmiştir kitaplarını. İslam'da modernizmi savunurlar. Biraz sert eleştirileri vardır. Hadise rağbet etmezler.

Cevdet Said ise İslam toplumlarının ve özellikle doğunun fikir donukluğu yaşadığını söyler. Bana göre haklıdır da. Ben bu fikir donukluğunun sebebini din olarak görüyorum. Aslında din dersem de hata etmiş de oluyorum. Çünkü benim kastettiğim toplumlar müslüman olarak adlandırılıyor. Ve o toplumlarda ki dini inanış biraz farklı. İslam dininin önde gelen mülayim yüzlü sakallıları toplumu istediği gibi yönlendiriyorsa benim donukluk dediğim yozlaşma burada başlıyor.

Yani müslüman yemez mi, içmez mi, asansöre binmez mi, aşık olamaz mı? (neden bunu örnek veriyorum ki:)), modernizmin araçlarını kullanarak amaçlarına ulaşamaz mı?

Herhalde aynı şeyleri söylüyoruz

"Aslında din dersem de hata etmiş de oluyorum. Çünkü benim kastettiğim toplumlar müslüman olarak adlandırılıyor. Ve o toplumlarda ki dini inanış biraz farklı. İslam dininin önde gelen mülayim yüzlü sakallıları toplumu istediği gibi yönlendiriyorsa benim donukluk dediğim yozlaşma burada başlıyor." (F.Bilge)
Sanırım aynı şeyleri söylüyoruz.
Cevdet Said'i ben de okudum. Zira vakıayı görebilmek için bazen hayatı okumak bile yeterli olabiliyor. Bir çok fırkanın liderlerine karşı olan tutum ve eğilimleri bunu bize ispatlıyor. Başkalarını dinlememe, okumama, kabuğuna kapanma vs.

"bu dinlerde ki ilahi güce kayıtsız şartsız teslim olma eylemi bu toplumlarda ki yozlaşmanın taşıyıcısı durumuna gelmişlerdir" bu cümle beni rahatsız etse de kastettiğinizi sanırım anlıyor ve size anladığım şekli ile katılıyorum. Kayıtsız şartsız teslimiyet eylemi, yorum farklılığına dayanarak sizin haklı olduğunuzu gösterebilir. Duy işit ve anlamaya bile çalışmadan teslim ol (ki; ben bu sözü bu şekliye anlamış değilim). Oysa İbrahim as'ın iman sürecinde olup bitenler (Önce güneşi, sonra ayı vs Yaratıcı zannetmesi) ve dahası iman ettikten sonra " kalbinin mutmain olması için " Allah'dan istekte bulunması (Bkz. Bakara 260) örneklerinde olduğu gibi (ölü kuşun kalan kemiklerine rağmen tekrar canlanması).
Kuran akletmeyi emredip, akla hitap ederken ve akıl ile anlamaya çalışmanın kutsiyetini öğütlerken(tefekkür, tedebbür vs), semina ve etana'dan (işittik ve itaat ettik. Bakara Suresi son kısım olsa gerek) ilham alan kayıtsız şartsız teslimiyet anlayışının hatalı bir algılayış ile düşünmeye engel olması mümkün. Hatta mümkün olmanın ötesinde reel bir vakıa. Vakıa böyle olunca fikir donukluğu da kaçınılmaz bir hal alır. Düşünüp, tefekkür etmeyen ve dahi okumayan bilemez. Bilmeyense korkar, kendini saklar ve ecelini bekler. Oysa daha önce söylediğim gibi, korkunun ecele faydası yoktur.
"Yani müslüman yemez mi, içmez mi, asansöre binmez mi, aşık olamaz mı? (neden bunu örnek veriyorum ki:)), modernizmin araçlarını kullanarak amaçlarına ulaşamaz mı?" Acaba sizi anlayabiliyor muyum. Müslümanı, insan değil de robot olarak gören bir eğilim, ne üretici olabilir ne de başarılı. Şimdilik bu kadar.

Not; Yanıldığımı düşündüğünüz hususlar varsa fikirlerinizden müstefit olmak isterim. Saygılarla