renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Domuz Yalağından Su İçmek

“Biz Çerkesler aslanın yediğini (et) yer ineğin yediğini (ot) yemeyiz. Bize ot yedirip inekleştirmek isteyenler var."
Ahmet Akyaz (Arkadaşım)

Yediğimiz besinlerin protein, karbonhidrat ve yağlardan oluştuğunu bize empoze eden modern bilimin gölgesi altında sözlerimin ne kadar etkisi olabilir bilemiyorum. Ancak böyle bir hesap içerisine girmeden, modern insanın tasalluta uğratıldığı modern bilimlerin kimyasalları ile dumura uğratılmış dimağlara, hesapsız, beklentisiz neden sonuç ilişkisine aldırmaksızın , seslenmek istiyorum. Ey insanlar / Ey müslümanlar, ne yediğinize dikkat edin! Çünkü yediğiniz besinler sadece amino asitlerden müteşekkil protein, lipit ve yağ asitlerinin terkibinden oluşmuş yağlar, glikoz ve türevi karbonhidratlar değildir. Cansızlardan canlıları , ölülerden dirileri çıkartan Yüce Yaratıcımız'ın yarattığı besinlerin kendine has bir ruhu olmaması mümkün müdür? Koyun eti ile çakal eti arasında ki fark sadece sertliği-yumuşaklığı ya da ekşiliği-acılığı olabilir mi?.
Elbette olamaz. Çünki akbaba eti ile tavuk eti arasında protein değerler açısından büyük bir yakınlık mevcut iken birinin helal diğerinin haram olması bu canlılar arasındaki rahmani hiyerarşiden , bildiğimiz ve bilmediğimiz pek çok hikmetten kaynaklanır. Çoktandır bu hikmetleri eskilerin masalları olarak addedip dünyayı bilimsel (pozitivist bilgi hiyerarşisinden) bir göz ile anlamaya çalışan müslümanlar meseleleri anlamakta bocalamakta , yediği bulamaçların da tesiri ile dünyayı bulanık bir görüşle görmekte , en temel meselelerden biri olan besinler konusunda duyarsızlaşmaktadır. Yazık ki trişinden arındırılmış domuz etini helal fetvası ile yememize az kaldı. Allah'ın ahkamlarını pozitivist paradigma ile yeniden vahyeden müslümanlığımız , yiyeceklerin muhtevasına marka gözlüğü bakmakta, hijyeni helalden öne alabilmekte , lezzeti ve içindekiler etiketini kutsayabilmektedir. Çünkü modern bilimin bize bellettiği hakikatlere gizli bir imanla yaşıyoruz . Besinlerin protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve minarelerden müteşekkil olduğunu söyleyen modern bilim , daha en baştan kendi seküler maddeci evrenini zihnimizde inşa ediyor. Bu seküler telakki iddiasına göre beyinsiz amino asitler bir şimşek çakması ile basit proteinlere dönüşür, canlılar ve cansızlar arasına giren enerji onların mevcudattaki konumunu da belirler , Darwinist paradigma ile de canlıların sınıflandırılması işlemi nihayetlendirilir. Yine bu telakkilerin sözcüsü diyetisyenlere göre vücudumuz büyük bir işletme tesisi olup, girenlerin ve çıkanların toplamından bir eşitlik elde edilir(en basit kimyasal terkiplerde işleyen formül gibi). Şeker verip beyni çalıştırır, protein verip vücudumuzu dinç tutarız. Peki ruh bu denklemin neresindedir? Ruhu diri tutan gıda ne olsa gerek: Sahi ruh yoktu! onu henüz deney tüpüne hapsedememiş, röntgenini çekememiştik.

Günümüzde nerede ise saf , yaratılış nefaseti ile hiç bir gıdayı tüketmiyoruz. Hiç bir şey kendi aroması, tadı, dokusu ile sofralarımıza ulaşmıyor. Doğal zannettiğimiz en temel ürünler bile (mesela süt ve süt ürünleri) çeşitli koruyucu denilen kimyasallar ile zehirlenmekte koruyucular beden ve ruh sağlımızı koruyamamaktadır. Geleneksel öğretiler farklı yaratılış hiyerarşisindeki besinleri bir arada yememeyi öğütlerken , modern besin endüstrisi , zihnimizde azdırdığı lezzet şeytanını türlü karışımlarla doyurmaya çalışmaktadır. Bu arayışlar ve bitmek bilmeyen kar iştahı her işletme boyutunda farklı bir canavar suretinde midemize saldırmaktadır. Mesela rekabet avantajı kazanmaya çalışan işlenmiş et ürünleri üreticileri düşük maliyetler oluşturabilmek adına MDM denilen hayvanların dinen yenilemeyecek tüm uzuvlarının katıldığı (mesela tavukların kemik kıkırdak, gaga, ayak vb. uzuvlarının preslenip oluşturulan) bulamaç kıymalardan sucuk, salam ve özellikle sosis imal eder iken, farklılık oluşturmaya çalışan devasa şirketler ise insan doğasını tahrip eden çeşitli kanserojen boya maddeleri ile yaşlı dünyayı boyayıp koynumuza sokmayan şeytan gibi, parlak görüntüler içinde ürünlerini ağzımıza servis etmektedirler. Merdiven altı tabir edilen küçük işletmelerin pek çoğu ise maskesiz ve cahil cesareti ile asgari temizlik koşullarına bile riayet etmeksizin üretim yapabilmektedir. Ama kapitalist düzenin işleyişi gereği gözümüze sadece bu küçük işletmeler sokulmakta devasa gıda şirketlerinin tahrip gücü yüksek, helal haram gözetilmeksizin üretilen yiyecekleri sorgusuz sualsiz sofralarımıza servis edilmektedir.

Evreni, insanı ve eşyayı mekanik bir sistem içerisinde tasavvur eden pozitivist tasavvur elbette besinleri de sadece kalori olarak görecektir. Ancak yaratılmış olan her şeyin bir ilahi hikmet yaratılmış olduğunu bilen müslümanlar olarak besinlerin kalori değerini değil onlara ait olan hikemi bilgiyi bilmekle yükümlüyüz.Bu bilgi muvacehesinde nefsimizi terbiye edebilir, ruhumuzu yüceltip, helal gıdalar ile beden emanetini muhafaza edebiliriz. Yediğimiz besinlerin ruhumuza tesir eden veçhelerini tıbbı nebevide bulabilir geleneğimizden damıtılarak gelen tecrübi ve hikemi bilgiler ışığında beden diyetinin yanı sıra ruh diyetimizi de gerçekleştirebiliriz. Ey insanlar, size emanet verilen bünyenizi Allah'ın size helal kıldığı yiyeceklerle besleyin!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Tebrikler Hamit Hocam

Bir başlık bir yazıya bu kadar mı yakışır !... Tebrik ediyorum azizim. Allah kelamına kuvvet versin (amin)

Ey cemaat ! Bu başlığa hürmeten bile insan bir yorum yazar yahu ! Kaldı ki konu hayati derecede önemli bir mevzu.

"Yediğimiz besinlerin protein, karbonhidrat ve yağlardan oluştuğunu biz empoze eden modern bilimin gölgesi altında sözlerimin ne kadar etkisi olabilir bilemiyorum" demişsin Hamit kardeşim. Sanırım endişen yersiz değil. Cemaat'te şu ana kadar bir aksini bulamadı.

Bir de serde açlık var ya... "öylesine açım ki ne bulursam yerim abi..." durumları mıdır nedir? Allah sonumuzu hayreylesin.

"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"

Gözümüze Sokulan Deli Danalar

Malum cemaat yeni mağazanini buldu ya başkaca bir konuya eğilmesi zor görünüyor. Şadan abinin konuyu beslenmeye çekme çabaları da fazlaca makes bulmuş görünmüyor. Oysa konu mühim. En az başartüsü ile sami yusuf konserinde bağrışan kızlar meselesi kadar mühim. Sağlıkla sınırlı değil. Yapılacak yorumlarla bilgimizin zenginleşme, idrakimizin derinleşme ihtimali sebebi ile konunun tafsilatına girmedim. Ancak yukarıda da zikrettiğim gibi, şu an gündem hareketli olduğu için beklediğim anlama çabası teşekkül etmedi.Belki anlama çıtamızı yükseltir umudu ile yakın geçmişimizden bir vakıayı hatırlatmak istiyorum. Sanırım 10-15 sene kadar önce idi, ilk olarak İngiltere'de zuhur eden deli dala hastalığı et yemeyi bile müslümanlara haram kılmıştı. Sonradan araştırıldığında hastalığın etmeninin beslenme olduğu ortaya çıkmış idi. Yani "modern" işletmeciler protein zayi olmasın diye hayvanların ekonomik değeri olmayan tüm uzuvlarını (kan dahil) yine hayvanların yediği yemlere katmıştı. Bu sebepten bir anlamda kendi kendini yiyen hayvanlar delirivermişti. Yani yamyamlaşmaya tahammül edememişlerdi.

:) düşünüyorum da konserlerde (sami yusuf olsun, tarkan olsun) delirmişçesine bağırılmasının sebebi deli danalarla aynı 7 benzer olmasın.

Gündemi beslenmeye çekmeye çabalayan ırgatbaşı Şadan Ercan a, ilgilerinden dolayı Şule ve Remziye hanımlara teşekkürlerimi sunarım.

"Havada uçan kuşa yolun ne hayrı var
Kendine hayrı olmayanın ele ne hayrı var "

Boyle bu kadar duru anlatim.

Boyle bu kadar duru anlatim. Yazinin basindan sonuna kadar konuya hakimiyet. Okusam baska yerde, "Hamit Akçay" yazmistir diyecegim bir uslup. Cemaat'te bir marka, yazida bir krallik, akrep hassasiyeti, ş harfi vurgunu.

yedigimiz gofretlerde, cignedigimiz sakizlarda aradigimiz E listesi. Caiz pastanelerde ismarlanan baklavalar kadar tatli. islami usulle kesilmis inekler kadar masum.

Yazmaniz buyuk lutuf efendim...

selametle

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

tam zamanı

Herkes şapkasını önüne koyup düşünmeli evet modern dünya, modern bilim, modernizm adı her ne ise dünyayı ve kainatı algılayışımızı o kadar karmaşıklaştırdı ki bir müslümanın Rabbine giden dümdüz ana caddeleri nerdeyse izleri görünmeyen patikalara çevirdi haklısınız hocam yediklerimize dikkat edelim kalbi hassalarımızı muhafaza edelim bu kadar sade bu kadar basit!!!

besinler, ruhlar, modernizm ve kötülük!!!

‘’yediğimiz besinlerin protein, karbonhidrat ve yağlardan oluştuğunu bize empoze eden modern bilim’’ cümlesi ne kadar doğrudur. Bir şeyi empoze etmek demek zorla benimsetmek, kabul ettirmek ise olmayan bir şeyin zorla oldurulması yapılıyor demektir. halbuki besinler protein, karbonhidrat ve yağlardan oluşmuyor mu? öyleyse ortada olan empoze etmek değil verilerden yola çıkarak bir tesbit yapmaksa bundan gocunmak nedendir?

modern bilimin besinler hakkında verdiği bilgiler modern bilim dışında kalan bilimlerin (o neyse) verdiği bilgilerden eksiği veya fazlası var mıdır? besinlerin nelerden oluştuğunu açıklayan müslüman ilim erbabı protein, karbonhidrat ve yağları es geçip somut değil soyut kavramların üzerinden ne söylemişler veya ne söylenebilir? eğer tabiat’ı açıklamak istiyorsak somut verilerden hareket etmemiz dışında bir yol var mıdır?
yani koyun eti ile çakal eti arasındaki farkın tesbit edilmesinde iki canlının somut olan gerçekliğinden başka soyut olma ihtimali olan bir gerçekliğinden söz etmemiz bizim müslümanlığımızdan kaynaklanan bir şey mi olmalıdır?

‘’cansızlardan canlıları , ölülerden dirileri çıkartan Yüce Yaratıcımız'ın yarattığı besinlerin kendine has bir ruhu olmaması mümkün müdür?’’ kendine has bir ruh taşıması koyun ve çakal için ne kadar mümkündür ben soruyorum. yaratıcının yarattığı koyunun ve çakalın etleri kendilerine has olan ruhlarından dolayımı yoksa yaşadığı coğrafya, beslenme özellikleri, biyolojik yapısından mıdır? koyun ve çakal birer somut varlıklar iken onların farklılıklarını soyut genellemelerle açıklamak ne kadar doğrudur? yani Müslümanlar canlı olan tabiatı soyutlamalarla tanımlamayı neden İslami sanıyorlar?

‘’… akbaba eti ile tavuk eti arasında protein değerler açısından büyük bir yakınlık mevcut iken birinin helal diğerinin haram olması bu canlılar arasındaki rahmani hiyerarşiden , bildiğimiz ve bilmediğimiz pek çok hikmetten kaynaklanır.’’ akbaba genellikle leş yediği için haramlar arasında yerini almışken akbaba ile tavuğu kıyaslamanız ve bu kıyaslamayı rahmani hiyerarşi, bildiğimiz ve bilmediğimiz pek çok hikmeti eklemenin müslümanca bir tavır olduğumu zannediliyor acaba? akbaba leş ile besleniyor bundandır haramlığı demek modern bilimin empozesi mi oluyor yani? Buda mı İslami olan bir üslup?

‘’çoktandır bu hikmetleri eskilerin masalları olarak addedip dünyayı bilimsel (pozitivist bilgi hiyerarşisinden) bir göz ile anlamaya çalışan müslümanlar meseleleri anlamakta bocalamakta…’’ bu konu ile ilgili ‘’eskilerin masalları’’mı var yoksa Müslüman alimlerin bilgilerimi? ‘’eskilerin masalları’’ dediğimiz yığınla malzemeye sahip olduğumuz bir gerçek ancak zooloji ilminin alimi olmuş Müslümanlar bunun dışında. yani ‘’eskilerin masalları’’ dediğiniz şey nedir? Müslüman alimlerin zooloji ilmiyle söylediklerimi yoksa masal yazıcıların masallarımı?

‘’Bu alanda kaleme alınan eserlerden örnekler:
Cabir bin Hayyam, Kita-bül hayevan(Hayvanların özelliklerinin ve türlerinin anlatıldığı kitap)
El Kindi: Bal arılarının türleri-Kita bül hayl(Atların türleri-özellikleri)
Cahız,Kita bül hayevan adlı eserinde 350 kadar hayvan hakkında bilgi vermiştir.Bu eser sonradan yapılacak hayvanlar araştırmasına kaynaklık yapmıştır.
Cafer,Ruh-ül hayevan(Hayvanların psikolojisi) bu eser aynı zamanda hayvanların sosyal yapısını da incelemiştir.
İbn-i Sina,hayvanları incelemiş,Zooloji konusunu anlatırken,bunları tanımanın kişiyi Allah ı tanımaya götüreceği ni söylemiştir.Hayvanlardaki enteresanlıkları bilmenin insana ,Allah ı tanıtacağını söylemiştir.
Tıpta,eczacılıkta,(ilaç yapımında,yılan panzehiri...) attarlık(güzel koku üretmekte) alanlarında hayvanlardan yararlanılmış,ayrıca bu bilgiler kitaplara dökülmüştür.
9.Y.Y. dan itibaren Müslümanlar hayvanat bahçeleri kurmuşlar, bunları bilimsel araştırma amaçlı kullanmışlardır.’’ besinlerin özelliklerini en ince ayrıntısına kadar bizlere söyleyen modern bilim mi tukaka ilan edilmeli yoksa o ince ayrıntıları iğrençlik yarışına sokup ön sıraları kapmaya çalışan sapkın bilim adamlarımı? Müslümanların modern dendiğinde kızmış boğalar gibi davranmasını gelenek sevicilikle açıklamak ne kadar gelenektir ve modern olan bilim insanlığın keşfettiklerinin şimdiki hali veya şimdiki gelişmiş hali değil midir? bilgi düşmanlığı İslam severlik değil ise modern bilimin bilgilerine olageldiğince karşı olmak, tavır almak, savunmacı refleksler sergilemek nedir o zaman?

besinlerin nelerden oluştuğunu yazmak neden seküler maddeci evren inşa etmek olsun ki? Elmanın ne olduğunu anlatırken allah’ın bir nimetidir ve şu şu değerlerden ibarettir demek elmanın ruhuna dokunmadığımız için seküler dil mi inşa ederiz. neden bilim sayesinde alimlerin keşiflerine bu kadar mesafeliyiz? önüne veya arkasına modern kelimesini yerleştirip sonra tekmelenmeye başlanılan her ne varsa (ki konumuz bilim, modern bilim) onlar müslümanın yitik malı değil midir? keşfeden müslüman olsun veya olmasın, modern olsun veya olmasın keşfedilen insanlığın ortak malı değil midir? bu ortak malı birileri kötülük için kullanıyorsa bulunanın ne kabahati var? islam’ın akla ve tecrübi bilgiye verdiği değer keşfedilen her şeye ‘’bunların ruhu es geçilmiş çizelim gitsin bunları’’mı demek doğrudur yoksa keşifleri insanlığın ortak malı addedip alıp kullanmak mı? eğer varsa bir eksiklik onu da eksik var diyenler gidersin.

gıda sektörünün karperest nefreti mahlukları varsa bunları da modernizme ve modern bilime yüklemek ne derece doğrudur? modernizm ak pak bir bebek demiyorum ama bütün pislikleri ona havale etmeyi de doğru bulmuyorum.

modernizm düşmanlığı yaparak gelenekselcilik oynayan ümmetin durumu ortada. her şeyde günah keçisi olarak yaftaladığımız modernizm hangi suçun ve suçlunun görünmemesi için damgalanmaya devam ediyor?

‘’…geleneğimizden damıtılarak gelen tecrübi ve hikemi bilgiler ışığında beden diyetinin yanı sıra ruh diyetimizi de gerçekleştirebiliriz. Ey insanlar, size emanet verilen bünyenizi Allah'ın size helal kıldığı yiyeceklerle besleyin!’’ şimdi bu cümlenizden hareketlere meraklılara iz yayınlarından çıkan ebu bekir razi’nin ruh sağlığı isimli kitabını tavsiye ederim.

Bilim = Bilgi Değildir.

Murat Beyin ilginç reddiyesini okudum.u yazı temelde modernizim gelenek düzleminde yazılmamış olmasına karşın konunun bu bağlama çekilmesi gereksiz olmuştur.Kendisinin modernite bağlamındaki düşüncelerini daha önceki tartışma/yorumlardan biliyorum.Murat beyin modern , modernizim , modernite kayramlarının felsefi kullanımına ilişkin bir bilgi eksikliği içinde olduğunu ve bu paradiğmanın kökenlerini tam olarak anlayamadığını düşünüyorum.Yazının içindeki kimi ti ye almaları es geçip yorumun içindeki soruları ve itirazları cevaplamaya çalışacağım.Ayrıca bilimin ne olduğunu pek çok kişiden iyi bilecek bilimsel formasyona sahip olduğumu , dahası modern bilimlerin anası olan biyoloji bölümünden mezun bir kişi ( biyolog) olduğumu belirteyim de bilimi anlamamak yönünden bir eksikliğimizin olamayacağı anlaşılsın

Evvela şunu ifade edeyim ki sadece modernizmin kiliseleri addedibilinecek okullarda mecburen okutulmaklığımız nedeni ile bile empoze kelimesini kullanmamız doğru ve yerinde olur.Zorunlu eğitimlerde verilen şeyin bilgi den ziyade düşünme ve davranış kalıpları olduğu , bu kalıpların daha çocuk iken zihinsel dünyamızı inşa ettiği herkesin malumudur.

Bilimin bilgi ile eşdeğer kullanımı seküler bir kazanımdan ibarettir.Bu sebeple modern olmayan bilimler (geleneksel bilimler) bu gibi konulara kafa yoran herkesin malumudur. Yani 17. yüzyıla kadar insanlığın karanlıklar içinde olduğu ortaçağ karanlığı vs hepsi safsatadır.Tarihin düzlemsel tasavvuru modernitenin icadı olup düşünsel temellerini buradan alır.Dolayısı ile modern olmayan her şey ( bilim dahil) kolayca yaftalanabilir.Hz ademden beri insanlığın bilimlerden yoksun yaşaması sizce mümkün müdür? Bilimsel bilgi , bilgi türlerinden sadece birisidir ve ampirik olması nedeni ile eksiktir.Somut gerçeklik şeklindeki kullanımınız kavramsal olarak yalnıştır.Sekülerizmin duailst tabiatına işaret eder.Somut gerçekliğin karşısına soyut gerçeklik şeklinde bir yanılsamayı inşa edemeyiz.
Bu sebetten soyut gerçeklik olarak tesmiye ettiğiniz anlama çabasını tevzif etmek yerine anlamaya çalışmalısınız.

Aynı bölgede aynı koşullarda yaşayan milyonlarca canlı türü vardır lakin birbirlerine benzemezler.Bu sebepten farklı hayvanların fizyonomik yapısı bu sebepten değildir.Üstelik bu görüşünüz hiç de bilimsel değil.Akbabanın leş yemesi sebebi ile etinin haram olduğunu tavukla farkının bu olduğunu söylemişsiniz . Tavukların leş dahil pek çok necis şeyi yediğini bilmek içinse bilim adamı olmaya bile hacet yoktur , tüm köylü çocukları da bilirler. Mesela Kartal da leş yemez ama eti haramdır.

Müslüman alimlerin zooloji hakkında söylediklerini zannettiğiniz şeyle bu günkü zoolojinin bir alakası yoktur. Zooloji temelde taksonomiden ibarettir. Bu taksonomi ise evrimsel olması hasebi ile yalnıştır , islami bilgi hiyerarşisi ile örtüşmez.

Yorumun içinde modernizim ve gelenek tartışması açılmış.Ve bu konuda murat bey iddialı sözler söylemiş.Alıntılıyorum:
"Müslümanların modern dendiğinde kızmış boğalar gibi davranmasını gelenek sevicilikle açıklamak ne kadar gelenektir ve modern olan bilim insanlığın keşfettiklerinin şimdiki hali veya şimdiki gelişmiş hali değil midir? bilgi düşmanlığı İslam severlik değil ise modern bilimin bilgilerine olageldiğince karşı olmak, tavır almak, savunmacı refleksler sergilemek nedir o zaman? "
Modern bilim insanlığın keşfettiklerinin şimdiki hali değildir.Eğer modern bilimin temellerini aramaya kalkacak isek yunan Pağanizminin ve diyalektiğinin yeniden inşasında arayabiliriz.Bu sebeple modern bilim sadece pağanizmin ve hümeniteryan felsefenin devamı olabilir.Gelenekten anladığınız nedir emin değilim ama gelenek kavramı sosyolojik düzlemde adet görenek kavramları ile eşdeğer kullanılmaz.Pek çok müslüman düşünür hikmet ile eşdeğer kullanmışdır.Genel kabul ise modernite öncesi düşünsel halkaların bütünü olduğu yönündedir.Müslümanların modernizim gibi kendi içinde nakıs çelişik bir felsefeden beslenemeyecekeleri anlaşıldığında geleneğin önemi daha fazla anlaşılabilir.

Ümmetin durumu gelenekler dolayısı ile bozulmaya uğradığını söylemek haksızlık olur.Bilakis modernitenin kucağında zillet içinde bir ümmet olduğumuzu söyleyebiliriz. Modernite bütünü ile ümmet tasavvurana savaş açmış iken ümmet olarak nasıl ondan bir fayda umabiliriz ki?

bilgi bilim değilse...

bir kavram yaşadığımız coğrafyanın dışında şekillenmiş ise bunun müslümanlar olarak bizlerin kullanım alanımıza dahil olmadığını, olamayacağını iddia etmek ilim müslümanın yitik malıdır nerede bulursa gider alır denmesi neyin nesidir? bir şey batı’da ortaya çıktı diye batı’nın malı sayılması, faydasız addedilmesi, medeniyet iklimimizin soyut kavramlarıyla adeta cenk meydanlarına indirilmesi bilimsel formasyona sahip olmak değildir. kendi dünyamızdan çıkan ilimlerle beslenenlerin yaptıkları atılımlara geleneksel ilimlerle cevap verme gayreti taşımak ne felsefedir nede ilimdir. dön baba dönelim misali yer derde deva bir gelenekselcilik gayri insani olduğundan gayri İslami bir yöntemdir. asıl bunu söylemek insanın etten ve kemikten ibaret görmektir. çünkü dönüp duran dünyanın içinde ilahi yol' a yerinde beklemekle cevap vermek insanı bir mekanda sabitleyip mekanikleştirmek değilse nedir?

modernizm eleştirilerine girişenlerin kullandıkları kavramlar ise yine moderndir. ampirizm, düalizm gibi kavramları kullanarak onların eksiklerle dolu olduğunu söylemek gibi. ancak daha bir eksik olan şey eksiklikler üzere inşa etmeye kalktığımız geleneksel eksiklikler değil midir? bilginin kaynağını yalnız tecrübeye indirgeyenlerin yanlışlığı ile tecrübi bilginin sıçramalarını geleneksel bilginin karşısında düşmanlaştırmak yanlış kardeşliği değilse nedir o zaman?

tavuğun ne yediğine gelince. köylerde bağda bahçelerde veya çiftliklerde yetiştirilen tavuklar leş yemezler. leş ile beslenen bir tavuk görmedim ben. ayrıca bizim necis olarak gördüklerimiz tavuklara nefis olarak görünür. Ama akbabaların ne ile beslendiğini ilkokul talebelerine sorarsanız eminim leş cevabını alırsınız.

insanlığın ortak aklının gelip yerleştiği yer olarak modern bilimin temellerini yunan paganizmine dayamak asırlar boyu tecrübi bilgi ve felsefeyle yeryüzünde halife olan insanı yol'a çağırarak yoldan çıkmamasını salık veren Müslüman alimlere yan gözle bakmak değil midir? batı ilmi müslüman alimlerden öğrenmişti deyip öğrendiklerinden yola çıkarak bir sıçrama becerisi gösterenleri yunan paganizmine havale etmek gelenekselcilik midir? gelenek diye diye müslüman zihni lüzumsuz ve artık hükmünü yitirmiş soyut kavramların dünyasına hapsetmek yanlış, tehlikeli ve batının tahakkümünü kolaylaştırıcı bir yol olmuştur.

geleneksel ilimlerden maksat tabiata dikkat kesilmiş müslüman zihinlerse evet o gelenek şimdi sıçrama yapmaya devam etmekte. ancak gelenekten maksat günümüzde bir değer ifade etmeyen, sorunlarımıza çözüm getirmeyen, donup kalmamıza ve yerinde saymamıza sebebiyet veren, bütün kötülükleri modernizm adı altında bilgiye, tekniğe, ilerlemeye hasreden körlükse o gelenek gayri islamidir. çünkü müslümanı köleleştirici bir düzende yaşamasını müslümanca bir hayat telakki etmek allah’ın tüm nimetlerine ihanet etmektir.

ümmetin modernizm yüzünden zillet içersinde olduğunu söylemek tarihin ve yaşanan hayatın dışında kalmaktır. ümmet tasavvuruna karşı oluşturulmak istenen şeytani planların modern kafirler arasında hayatını idame ettirmesi bizatihi modernizmin değil artık hastalıklı bir sürekliliğe girmiş bulunan körlüklerde aramak daha insani ve islamidir.

modernizm dendiğinde batılılaşmayı ve kapitalistleşmeyi anlayanlar geleneğin dar kalıplarında yaşamaya mahkum olanlardır ve yaşanan hayata karşı havada kalan ve yere inemeyen tarih dışı sözlerle tarih dışında kalmaya yemin edenlerdir.

Bilimsel bilginin epistemolojisi

Bilim bilimsel yöntem ile elde edilen bir bilgi çeşididir ve kendi ön kabülleri, doğmaları vardır.Bilimsel bilginin epistemolojisi dayandığı temelleri bellidir ve bu yüzden kesinlikle söyleyebiliyoruz ki bilim bilgi türlerinden birisidir. Bu teorik gerçeğin pratik haline ise halen günümüz dünyasında rastlayabilirsiniz. Örneğin modern tıbbın iyileştiremediği pek çok hastalığı kendi geleneksel damarını sürdürebilen çin, hind, kızılderili, eskimo, müslüman tıbbının sağaltıcıları tedavi edebilmektedir. Üstelik bütünü ile farklı bir tıp paradigması ile. Ben bizatihi bu tıbbi geleneklerin bu ülkede bile varlığını ve muhteşem sonuçlarını biliyorum. İlim müminin yitik malıdır sözünü nasıl algıladığınızı bilmiyorum ancak sizin kullandığınız manada ilim avcılığının doğru olamayacağını size bir örnekle anlatayım. Müslüman dünyadaki bütün aksi kanaatlere ve zorlama yorumlara karşın evrim teorisi bilimseldir, ancak hiç bir müslüman bunu almaya yanaşmamaktadır. Sanırım siz de bu bilgiyi / ilmi almazsınız. Sakın bana evrimin sadece bir teori olduğunu söylemeyin çünkü billimsel bilginin çok büyük kısmını teoriler oluşturur. Halbuki balinalarla atları "mamalia" olarak sınıflandırmak da evrimci bir paradigmadır, ancak bunu kolaylıkla kabul etmeye meyilliyizdir. Maymunla insanın akrabalığına inanmıyoruz da at ile balinanın akrabalığına nasıl inanıyoruz. Biyolojinin modern bilimlerin anası olduğunu daha önce söylemiş idim ve tüm biyoloji bilimi esasen taksonomi(sınıflandırma) den ibarettir. Bilimin dogmatik yanına bir örneği de yaşadığım bir anektodla aktarayım. Öğrencilik yıllarımda sadece bir kez bu konuları bir doçent ile tartıştık ve tartışmada doçent hanım tıkandığı yerde bana ; biz biyologlar böyle inanırız dedi ve o tartışma da benim için sona erdi. Çünkü bilimin dogmatik yanını ikrar etmişti.

Modernizim - gelenek gibi mevzuları popüler kavramlarla konuşmaya kalkmak yapılabilecek en yalnış iş olacaktır. Kelimelerin bağlam içinde terminolojinin ise paradigma dahilinde anlam bulduğu bir dilbilgisi gerçeğidir. Bu çerçevede modernite konuşulacaksa elbette kendi dili ile konuşulacaktır.

Tavuk meselesi hakkında bir şey demeyeceğim. Herkes kendi bilgi ve gözlemini ifade etmiş. Bundan sonrası ancak meşhur cemaat polemiklerine numune olur. Ayrıca kendi yorumuma bakınca yalnış bir uslup kullandığımı gördüm. Ve siz de aynı yalnış ile mukabele etmişsiniz.Men dakka dukka.

"İnsanlığın ortak aklının gelip yerleştiği yer olarak modern bilimin temellerini yunan paganizmine dayamak asırlar boyu tecrübi bilgi ve felsefeyle yeryüzünde halife olan insanı yol'a çağırarak yoldan çıkmamasını salık veren Müslüman alimlere yan gözle bakmak değil midir? " demişsiniz.

Cevaben: Modern bilimin temelleri bellidir. Yukarıda da ifade ettim bu bilgi türünü almakla mükellef değiliz fakat anlamak ve öğrenmekle (farz ı kifaye olarak) mükellefiz. Bu tutumda müslüman alimlere yan bakış yoktur.

"batı ilmi müslüman alimlerden öğrenmişti deyip öğrendiklerinden yola çıkarak bir sıçrama becerisi gösterenleri yunan paganizmine havale etmek gelenekselcilik midir?"demişsiniz.

Cevaben: benim böyle bir söylemim ve görüşüm yoktur. Bizatihi bu görüş modernizme meşruiyet kazandırmak adına ifade edilmektedir. Dolayısı ile gelenekselcilikle de bir alakası yoktur.

Modernizm müslümanlar için tehlikeli bir çizgidir. Üniversiteyi kazandığımda bir abimiz, "çok iyi olmuş müslümanların biyolojik silah üretecek biyologlara ihtiyacı var" demişti. Aynada aksedene iyi bakmak gerekir. Allah Teala tümümüzü zihinsel bulanaklıktan beri kılsın.

Diğer görüşlerinin tamamen kanaatlerinizden ibaret olduğu için tartışılabilir değildir. Polemik üretmemek adına bu beyanlarınız için olumlu yada olumsuz bir sözüm olmayacak. Müslüman tavrının anlamak üzerine olduğunu düşünerek bu şekilde hareket ediyorum.

Not: Vakit darlığım sebebi ile tashih imkanı bulamadım. Sürç ü lisan / sürç i harf eyledi isek affola.

Ye babam ye

Hamit bey yerli yerince yazmış , ne denir ? Doğrusu bu işte. Hoşumuza gitsin gitmesin bu. Sorgusuz sualsiz yeme furyasının gönülsüz kişileri oluverdik aniden. İstem dışı bir şeydi bu ancak geldi yanıbaşımıza oturdu.
Taa bahçede meydana gelişinden tutun da sofraya veya ayakta yiyecekseniz -ki onu da yerleştirdiler- elinize gelene kadar akla hayale gelmedik muamelelere tabii tutulan besinlerimizin tamamen tesiri altındayız. Ruhlarda dinginlik hiç mi hiç kalmadı. Herkes her aklına geleni
zaman mekan gözetmeksizin söyler oldu, yapar oldu. Edep için örnek verilecek insan sayısı azaldı. Kesinlikle lokmadan kaynaklı bu haller kesinlikle...
Ne bulursa, nerede bulursa yeme alışkanlığı...Ve bir de o yediklerinin geliş yolu..
Bir defa dönüşüm işi tamamen kesintiye uğradı. Tarladan çıkan ot yakılır oldu. Halbuki inekler yerdi onları. Karpuz kabuğunu inekler yerdi. Onların gübreleri ise tekrar gıdaları beslerdi. Paketler içinde suni gübreler alınmazdı. Daha çok olsun daha çok tüketilsin için azıttı zihinler...Hem de ne azmak...
Çöp tenekesi diye bir şey yoktu. Dönüp duran tabii bir hareket vardı.
Kesintiye uğradı ve felaket başladı.
Neden asi tabiatlı insanlar, neden yağmur yağmıyor diye sorulan soruların bir çoğu bununla ilgili...Tahrip etmesi kolay, bozması, karıştırması kolay elbet...Zor olan tamir ederek düzelterek yaşamak...Ne ki kimse zoru seçecek kadar yürekli değil.
Bu keşmekeşe mutlaka bulaştık. Hele bizim neslimizin o tabii sofralar burnunda tütüyor. Bilmek farklı bir şey. Hasretini çekmek.
Akşam arkadaşımla konuştum da anasının tarhana çorbasını anlattı. İçine pancar da doğrarlarmış, birazda kurutulmuş keçi eti...Dedim ki "heralde tereyağını marketten almıyordunuz." Evin serin izbesindeki "yağ kuyusu"nu anlattı, oradan kazarlarmış yağı...
Tek katkı maddesi muhabbet...Doyulur mu hiç?
Velhasıl bizler hasret makamındayız şimdilerde...
Bu sene biraz tabii ürün yetiştireyim dedim. Bari biraz kaçarız umuduyla...Suların bittiğini unutmuşum. Belediyeler aman bahçe sulamayın demez mi?
Geç kaldık sanırım. Çok geç kaldık.
Susuz tarım ha? Yazık oldu bize...
Allah yâr ve yardımcımız olsun.