Yunus Emre, yüzyıllar ötesinden sesleniyor.Sevgiye, hoşgörüye, kardeşliğe çağırıyor bizleri.Aradan yüzyıllar geçse de hiç eskimiyor söyledikleri.Zîrâ hakikâti güzelce dile getiriyor.
"Ben gelmedim davi için
Benim işim sevgi için
Dostun evi gönüllerdir
Gönüller yapmağa geldim."
Bu dörtlük, hakikâti güzelce dile getirmenin örneklerinden birisi.
Yıkmak kolay, yapmak zordur.Yunus Emre, gönül yapmayı iş edinmişti.
Yukardaki dörtlükte "davi" kelimesi, "kavga" anlamına gelir. Kavga karşımızdaki insanı bizden uzaklaştırır.Yunus Emre, tebliğ vazifesini sevgiyle yapmak istiyor. Kavga karşıda duranı yok etmeye, susturmaya yöneliktir. Yunus Emre, sevgi diliyle insanı kazanmak istiyor.
"Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim, sevilelim
Dünya kimseye kalmaz."
Sevgi, insanoğlunun en etkili, en kalıcı anlaşma dilidir. Yakınlaşmak için önce sevmek gerekiyor. Sevmeyince söz yerini bulmuyor.Olması gerekenler olmuyor.Sevgi diliyle zorluklar aşılabilir."İman etmedikçe, cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız" diye buyuruyor Peygamber Efendimiz.
Birbirimizi yeterince sevebiliyor muyuz? Şiirde "dost kelimesiyle Allah-u Teâlâ'ya işaret vardır. En büyük dost, en merhametli dost, en cömert dost, en koruyucu dost, en affedici dost, en güzel dost Allah-u Teâlâ'dır.
Halk arasında söylenen "Dost istersen Allah yeter." sözü bu anlamda dikkat çekicidir.
Gönül, sımsıcak bir kelime... Bu kelimede müthiş bir anlam zenginliği var. Deyimlerimizi hatırlayalım. Gönül vermek, gönül almak, gönül kırmak, gönül yapmak, gönlünden geçmek, gönlü kalmak, gönüllü olmak, gönülsüz olmak, gönülden vermek, canı gönülden, gönlü hoş olmak, gönlü geçmek, gönlü kararmak... Eski Türkçe'deki "köngül" kelimesi zaman içinde "gönül" diye söylenir olmuş.
"Dostun evi gönüllerdir." mısrası bir hadis-i kûdsîden mülhemdir. Şöyle ki: "Ben yere göğe sığmazdım. Mü'min kişinin gönlüne sığdım." Gönül, Allah'ın evidir. Tasavvufta gönlün temiz tutulması tavsiye edilir. Mevlânâ Hazretleri bu anlamda gönlü aynaya benzetir.Tozlu, kirli aynada bir şey görünmez ama temizlenmiş aynada gerçeği görebiliriz. Bundan dolayıdır ki aynaya benzeyen gönül, temiz tutulmalıdır.
"Gönüller yapmağa geldim" diyor Yunus Emre.Gönlümüzde olan, dilimize yansır. Gönlümüzde olan bakışlarımıza yön verir. Gönlü doğru olan, doğruluktan yanadır. Kendi özümüze bir bakalım;gönlümüzü yoklayalım, ne haldeyiz? Gönüller temiz olunca ve gönüller yapılınca, yeniden başlayacağız hayata. Bir de "benim gönlüm temiz" diyenler var. Gönlünün temiz olduğunu iddia edenler, sözleri ve tavırlarıyla gönül temizliğini göstermelidir derim.
"Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil"
Yunus Emre, gönül yıkmanın olumsuz sonuçlarını etkili bir üslûpla dillendirmiş.Müthiş bir İfade kudreti...
Yunus Emre'nin şiirleri ortak mirasımız bizim. Dönüp okumamız gerekir o şiirleri. Birbirimizi anlayabilmemiz için hakîkâti sevgi diliyle kavrayabilmemiz için şart oluyor Yunus Emre'yi okumak.
Son söz: Gönül dolusu selâmlar!
Murat Soyak
Yorumlar
emre/m yunus !
Cum, 09/09/2005 - 13:01 — emre şimşek (doğrulanmadı)emre/m yunus/un açtığı ark'a karışıp gidenlerin dehlizleri alevle ışır.
su diye içilen t e r dir... nefesleri gül kokar...ândır zaman olur...
kırılmayan kalp yoktur...buna hz.peygamberler de dahildir...hüner, bunu bir daha tekrarlamamaktır; daha güzeli kırılan kalbi onarmaktır; ki bu en zoru...
net ortamında benim de kalbini kırdığım insanlar oldu,
kalbimi kıran insanlar da...ne ki ismimin ağırlığını taşımakta çok kez zorlandığım zamanlar aklıma hep emre/m yunus geldi...susarak, susayarak konuştum...
ve hamdım pişiyorum...
Hamd
Cum, 09/09/2005 - 13:49 — Sakine AkçaBu namaz kılıp da gönül yıkanların bol olduğu bir mevsimde Yunus ilaç gibi geldi.Kıldığın namaz değil diyordu,çünkü bu ayağa kaldırılmamış içi doldurulmamış bir namaz.Ya diğer ibadetler nasıl?Mesela bir "hamdetme""Hamd ile tesbih etme"nerede duruyor?
Yunus'u şimdi daha da daralmış kanallar vasıtasıyla gönüllere ulaştırmak gerekiyor."İşi kolay kılmak"istiyor fakat bize zor geliyor.Çünkü biz gelip tanış olmak yerine ayrılıp gitmeyi biliyoruz.Biz ki kendimizle bile tanışmıyor,iki yabancı gibi kendimize yaklaşmıyor,kendimizi sevip uzaktan bir seyretmiyor, yanlışı ruhumuza dayatıyoruz.
Yunus hamlığı pişirir önce
Gönülde hamd eder piştikten sonra
Şimdi hırsını dişirir önce
Sofrada hamd eder şiştikten sonra
YUNUS CAN'A SELAM
Cum, 09/09/2005 - 22:39 — Ulvi AlacakaptanEn ufak çocuğumun ismi Yunus çünkü 1994 Dünya Tiyatrolar Günü 27 Mart tan bu yana Yunus un dizeleri hep aklımda dilimde!
EY YUNUS SANA SÖYLEME DERLER
YA BEN ÖLEYİM Mİ SÖYLEMEYİNCE
Oyun'a gelmek istemiyorsanız Oyun'a gelin
www.ulvialacakaptan.com
Yunus Emre Hakkında
Cts, 10/09/2005 - 07:09 — Nadir MarmaraSevgili Murat Soyak'ın Yunus üzerine bu yazısı fazlaca önemsediğime karşılık, yine fazlaca iyimser buluyorum. Nitekim, Yunus Emre'yi daha fazla tanımaya ve tanıtmaya gereksinim olduğunu düşünenlerden biriyim. Bu tanıma ve tanıtmanın amacı, "bizim de Yunus'umuz var" gururuyla değil, Yunus'un Türk ve İslam düşüncesindeki yerinin belirlenmesi açısından kaynaklanacağını varsayıyorum.
Yazı içinde Sayın Soyak "könül/gönül" sözcüğünü sanırım yanlış okumuş. Eski Türkçe'de "könül" anlamında "köngül" diye bir sözcük yoktur. Burada "ng" olarak onunan harf "nazal n"dir. İki sesle değil, tek sesle burundan çıkan "n" ile okunur. Dolayısıyla, Eski Türkçe biçimi "köñül"dür. Bu sözcük "gömülü olan" anlamına geliyor. Daha sonra "k" sesinin "g"ye dönüşmesiyle "gönül" olmuştur. "Gümüş" sözcüğü de böyledir, eski biçimi "kömüş"tür, ki bu da "gömülmek" fillinden türetilmiştir. Bunun küçük bir düzeltme olarak görülmesini rica ediyorum.
Bunun dışında bence Yunus Emre hakkında okunması ve başvurulması gereken ilk ve belkide tek eser rahmetli Fuat Köprülü'nün "Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar" adlı değeri biçilmez monografisidir. Bu eserin ve yazarının önemi şuradan ileri gelmektedir. F. Köprülü, Yunus Emre adını Türklere duyuran bir araştırmacıdır. Sultan Selim sonrasında Osmanlı siyasi ve dini ideolojisi "halk islamı" denilen islam anlayışı üzerine adeta bir ambargo koymuştur. Bunun burada tartışılmayacak bazı gerekçeleri vardır. Bu ambargodan en fazla zarar görenlerden biri de Yunus Emre'dir. Yunus Emre ve eserleri uzun bir dönem unutturulmuştur. Ta ki XX. Yüzyıl başlardında F. Köprülünün 1916 yılında Osmanlıca olarak yazdığı makalesine kadar. Aslında Yunus adının ve kimliğinin yaygınlaştırılması bir anlamda cumhuriyet döneminin eseri olarak görülmelidir.
Bunun dışında Yunus'un tek yanlı olarak değerlendirilemeyeceğini savunmaktayım. Divan'ı ciddi biçimde okunulursa, Yunus'ta "hurufi anlayışının varlığını", "ruh göçü" olayını ve bir takım Kur'an dışı anlayışların olduğunu da göreceğiz. Tabii bunlardan birini ölçü alarak Yunus'u ona göre değerlendirmek basitlik olacatır. Anlatmak istediğim Yunus'un tek yönlü bir kişilik olmadığıdır. Ama Yunus'u hafızalarımıza kazayan en önemli özelliği dilidir. Yunus Türk edebiyatında eşine az rastlanılır biçimde Arap Aruzunun Türkçeye uygun kalıplarını kullanmış ender şairlerden biridir. Bilindiği gibi, bizde divan edebiyatının yaşamamsının en büyük gerekçesi Aruz kalıplarını Türkçeye uygun uyarlayamamızdır. Fars edebiyatı bunu gerçekleştirdi. İşte Yunus'un tutulmasının bir gerekçesi de dildeki ve edebiyattaki bu başarısıdır. Bu dilde sadeliğin ve anlaşılabilirliğin önemini göstermesi bakımından da iyi bir örnektir.
Son olarak Yunus'u bize yeniden hatırlattığı için söz konusu yazının yazarına teşekür ediyorum. Bu arada kendi şahsı kanaatım, bence sayın Soyak denemede şiirden daha başarılı...
Saygılarımla...