“Düzyazıda sözcükler, diğer anlamlarının yok edilmesi pahasına, mümkün olan anlamlarından sadece bir tanesi ile anlamlandırılma eğilimi taşırlar.Bahçe beli bahçe belidir.’’
Octavio Paz - Yay ve Lir-1/ Şiir Nedir?
Şiirin yer yer ağdalı, gizemli, örtülü, anlamı kapalı artistik sesi için kullanmayı uygun gördüğüm doymamış ses nitelemesini amacım doğrultusunda burada deneme/k istiyorum. Kaldı ki, şiirin kendine özgü otantik sesi ile düzyazı ve gündelik dilin sesi arasındaki ilişki ve karşıtlığı dillendirmek üzere aynı düzeydeki seslerin yapısal farklılıklarına işaret ederek de savımı serimleyebilirdim. Şiirin sesi ile dışındaki seslerin nüansını ortaya koyabilmek, söz konusu seslerin ırasındaki mesafeyi açığa çıkarabilmek bakımından ses ve doymamış ses ayrımına burada duyduğum gereksinim ise tek başına anlaşılmayı kolaylaştırmaya matuftur.
Düşünce ile ses’in taşıyanı olması hasebiyle dil, canlılar içerisinde yalnızca insana özgü konuşma yeteneğinin bir aracıdır. Konuşmak, insanların düşünce, duygu ve isteklerini dil vasıtası ile açmalarının, açığa vurmalarının en gelişmiş yoludur. Nihayetinde dil, seslerden müteşekkil dizgenin kullanımı sonucu kişiler arası bildirişimin sağlayıcısıdır da. İnsanların bitmez tükenmez uğraşları ve çabaları neticesinde düşünce ve duygular, dilin sunduğu imkanlar nispetinde en gelişmiş ifadelerini aramaya ve dahi bulmaya devam edegelmektedir. Mahut uğraş ve çabaların aralıksız tekrarlandığı ve denendiği alan olarak edebiyat; ve her nedense edebiyattan söz açıldığında ilk sırayı temellük edinmiş şiir üzerinedir bu satırlar.
Sırası gelmişken dile getirmeliyim ki, hem ait olduğu dalın sınırlarını ihlal edercesine alanı genişletmeye iştahlı, hem de dahil olduğu bütünü kapsamaya çalışacak denli cesur ve pervasız tek sanat türü şiir olsa gerek. Varlığından ve gerçekliğinden söz edebileceğimiz her şey gibi şiir’in de nerede ve nasıl doğduğu, varoluş sürecinde aşamalarının her birinde farklı farklı amaçlara atfedildiği ve giderek her söz sahibinin diline uygun izahlara açık olacağı ortadadır. Çağlar boyu insan türünün dünyadaki yolculuğuna eşlik ede gelen şiir, seyir sırasında varacağı duraklarda, manevra yapacağı dönemeçlerde envai çeşit kılıklara bürünmüştür, bürünmektedir.
Bu yolculuğu şu ân durduğum kavşakta, bakışlarımın kazanabildiği irtifadan bana görünürlüğü nispetinde resmedebilirim olsa olsa. Kaldı ki, ne denli uzun laflar edilebilse de, dikkatlerimizi bütüne değil kısımlara teksif edebiliyoruzdur enikonu. Bir şey’e ilişkin tüm şey’leri dillendirmek insanı aşan niteliği ile önümüze dikili haldedir. Bu bağlamdan olmak üzere, şiire dair bahsedebileceğimiz tüm ifadeler, bakışlarımızı saldığımız yerin konumunu ve duruşumuzu ve tabi ki nasıl baktığımızı ele verecek. Dolayısıyla o’na dair neleri söyleyemeyeceğimizi de ifşa ederek çizgilerimizi belli edecek. Ve dahası, sınırlarımıza dışarıdan baskı ede ede darlığımızı itirafa koyulacaktır.
Burada değineceğim yönüyle şiir, sadece ses ile kurduğu ilişkide temayüze çalışılacaktır. Bir edebiyat türü olması, diğer türlerle bağıntıları, yapısına ilişkin hususiyetleri, geçirdiği evreler ve evrimi başka başka düzlemlerde derinlikli ve tafsilatlı incelemelere müsait ve muhtaç.
Madem ki, konuşma denilen en insani edim, ağzımızdan çıkardığımız türlü seslerin anlamları olduğunu kabul ettiğimiz karşılıklarla denkleşmesi ve bu karşılaşmaların türlü kurallar ve bir sistem içerisinde dile evrilmesi sayesinde oluşuyor. O vakit, söyleyişimizi imkanları ve derinliği nispetinde şiire kalbedebilen ses, bir takım nüansları ile konuşma dilinden bir kesinlik ve netlikle ayrışmaktadır.
Seslerin söz(cük)leşerek anlam alanında hizaya çekilmeleri ortak bir dil tesisi bakımından zorunluluk olarak görülmektedir. Bir dilin anlam ile eş zamanlı yürüttüğü birliktelik, seslerin doyurulabilmeleri ile ilintili olsa gerek. Kanımca, doymuş bir ses dilin mutabık olunan anlam alanına denk gelmesi ve örtüşmesiyle ölçülebilir. Düzyazı yahut günlük konuşma dili, iletici ve alıcı bağlamında meramını bulmuş ve dolayısıyla doymuş sesler manzumesi olarak görülebilir. Yani, ses anlam ile kurduğu ilişkide o dili kullananlarca anlaşılma ölçüsünde doyuma ulaşmıştır. Sesin anlamla ilişkisinde savladığım bu örtüşme, beni sesin doymuşluğuna kanaat ettirse de, esasen bu benden önce ortak dil savunucuların bir inancı ve kabulü olmalı. Aksi taktirde varlığı gereği sesin hep açlığına hükmetmek durumunda kalırız ki, bu da zaten söz konusu açlığa kulak verebilme cesaretinden ötürü şairi doymamış/doymayacak ses’e yakınlaştırır ve ona kucak açtırır.
Öyleyse açıktır ki, şiirin sesi anlam ile icra ettiği üst-dil’de, alıcısını konuşma dilinde olduğu üzere bir hamlede bulamamış ve doyuramamıştır. Bu yüzden şiirin sesi için doymamışlığına vurgu yapmak yerinde olacaktır. Doymuşluğunu düşündüğüm sesin duruluğu, bayatlığı ve bungunluğu şairin dirim dolu, alçalan kabaran iç dünyasını tam olarak yansılayamayacaktır. Doymuşluğun ve devamında, mutabık kalınan anlam dünyasının çeperlerini aşarak şair, doyurulmamış ses ve anlamların uzağında kendi sesini ve dilini en savaşçı görüntüsüyle tedavüle sokacaktır. Bir dil savaşçısıdır çünkü şair. Doğduğu, geliştiği dil coğrafyasını hem bir daha keşfe koyulurken hem de fetihlere açılacaktır o. Korkaklığın ve sinmişliğin hatta bezginliğin topraklarından görkemli, gösterişli, güç bulunur, yeni ve yenileyen bir ülke varedecektir kendisine. Doymamış ve doyurulamayacak sestir şiirinki. Sesteki bu açlık durmadan yinelenen, sonsuzluğu mecbur kılan yaratıcı sesin bazen sanki bizzat kendisi bazen de devamı niteliğindedir. Şairin doymamış sese duyduğu ihtiyaç, onun doğasında vardır. Varlığını müjdelemesi bu sese olan akrabalığından gelmektedir. Şairin dili, neredeyse gündelik dilin içerisinden hayat bulmuşçasına kullanışlı ve ama yenidir, bundan ötürü de normal insanlara o denli yabancıdır. Yeni olan daima yabancılanır, garipsenir ve zaman zaman da yadsınır şair dışındakilerce. Bu, aynı vakit bir insan olarak şairin diğerleri karşısındaki duruşunu ve yerini de mümkünler. O, artık doymuş ses/dil düzleminden değil, doymamış ses/dil yükseltisinden katılır var-oluş’a.(suskunluğa varasıya yahut dilin tutulacağı dakka’ya dek) Olmak, olu-vermek yaratılışın içinden yaratıma kalkışmak ve katılmak anlamındadır. Şiiri kendi doğasından uzaklaştırmadan kurabilen has şair, şiirsizlikten kıvranan sözde şairlerin elinden sesi/dili ve hatta şiir severleri bile kurtaracak olandır.
Bir şey’e kalkışmak onu farketmek, ona dikkat kesilmek ve devamında onu irade etmektir. Şairin şiire kalkışması onun nerede bulunduğunun ve nasıl durması gerektiğinin önemini ve ayrımını da verir bize. İç’den ve dış’dan bir arada kuşatılır şair ve şiiri. O, hem hazır olan, bulunan ve amade olanken hem de hazırlayandır, hazırlayıcıdır. Kalkışmak ve katılmak en insani vasıf olabilecekken, yüksek şuur sahiplerine verilmiş bir payedir de. Şair bunun ne kadarını nasiplenecektir şiiriyle, asıl mühim olanı budur zaten!...
Yorumlar
Doymuş ses = ŞİİR
Cum, 18/08/2006 - 13:47 — rüştü hacıoğluağdalı, gizemli, örtülü, anlamı kapalı, artistik ve aç(doymamış) olan şiirin sesimidir yoksa duygunun bizzat kendisimi? Şiir, bu gizemi, ağdalılığı, örtüyü kaldıran, doymamış-arayan,aç- duyguyu, doymuş(anlamını bulmuş) seslere dönüştürüp düz yazının hizmetine sunan; insanın, ''kendini (duygusunu anlamlandırıp tanımlayabilme) tanıma açlığını'' giderebilmesi için yemek zorunda olduğu '' kelimeyi '' , duygudan sese, söze, anlama taşıma işlemimidir bakmak lazım!
Şiir felsefe yapmanın(ANLAMIN, tanımlanmış bir usul çerçevesinde sistematik düşünülebilip ifadelendirilmesi çabası diyebilirim kısaca) en önemli araçlarından biridir. İsmet Özel, ''ben şairim'' derken: ''ben düşünüp arayan, kelime-söz ü tanıyan, tanımlayabilen bir filozofum demek istiyor olabilir mesela ?( Ki gerçekten böyle demektedir ama yaptığını ben tanımlamış oluyorum) Belkide şöyle demek istiyor: ''ben 20.yy türk şiirinin yani türkçe kelimenin, varoluş belirsizliğinde kendi başına anlam bulamayacak doymamış halini, doymuş sese çevirebilip hizmetinize sunma çabasındaki bir anlam ustasıyım, buyurun kendinizi arama yolculuğunuzdaki derinliğe dalabileceğiniz araçlar bunlar...''
Bütün filozoflar dilbilimcidir aynı zamanda ve kaçınılmaz olarak öylede olmak zorundadırlar. Kikegard mesela. Belirsizlikten çıkardıklarını tekrar belirsizliğe gömdüğü halde, sırf arkasında kendisine filozof takısını yapıştırabilen bir akademik despotluk olması hasebiyle bizlercede filozof olarak tanınır ama garibim İsmet Özel gerçek bir belirsizlik tanımlayabilicisi filozof olmasına rağmen ortada akademi olmadığı için yüreklerin filozofu olarak yaşamını sürdürmektedir. bakınız M.akif, N.F. Kısakürek vs örnekler çoğaltılabilir. Dolayısıyla şiir belirsizlik üretim aracı değil aksine pusların arasından hakikatin çıkarılması işlemidir yani duygunun aslına uygun, ahlaklı, yaradılışına özüne .... dönüşü cürüften ayrılması... Selamünaleyküm
EVET DOYMAMIŞ SES...
Cum, 18/08/2006 - 17:50 — Sebahattin KaratepeHakikatin açığa çıkarılması fikrine katiyen taraftar değilim. Farzedelim hakikakate çıkardığınız bir şey olsun elinizde, bu açığa çıkmış şeyin ne olduğunu bildiğinize göre, onun üzerinde konuşabildiğnize göre, aynı vakit onu tanıyorsunuz demektir de. Hakikat, neliğine dair söz sarfedebilme imkanı bulduğunuzda hakikat olmaktan çıkmıştır. Dile getirebildiğiniz şey kesinlikle hakikat olamaz. Yönelişinizin hakikate doğru olduğunu söyleyin kabulümdür. Ayrıca açlığın hüküm sürdüğü yer olarak haklarında mutlak bilgilerimizin bulunmadığı ruh yahut duygulara atıfta bulunmak yerine birer malzeme olduklarını bildiğimiz ve üzerlerinde doğrusuyla eğrisiyle laf sarfetme lüksümüz olan ses yahut kelimeler üzerinde duralım derim. Duygunun açlığı yerine duygulara makes olan kelimelerin veya seslerin kifayetsizliğinden dem vuruyoruzdur eni sonu. Bunlardan başka malzememiz yoktur yani. Ve yine ayrıca, denemeyi kaleme almaktaki amacım şiirin nihayetinde doymuşluğa denk düşeceği fikri asla değildir. Anlamak arzusuyla ortaya koyabileceklerimizin tümü nakıs kalacaktır. Şiir, söylenildiğinde/ yazıldığında alabildiğine öznel olcaktır. Her okuma ve alılmama edimi ise her kişiye göre farklı olacağından, nerede kalır bunun hakikatliği. Bu haliyle şiir doymuşluğu, yani anlaşılması nisbetinde hesabını dürdüğümüz bir iş olmaktan beridir. Doymamışlığı ve hadi açlığından diyelim, bundan ötürü de alılmamalara daima açık ve yönelişini de ona göre sürdürecektir diyebiliriz. Yani, şiir apaçık ve herkesin aynı şeyi anlamasına terkedilmiş bir sanat mıdır ki?
Pusların arasından çıkabilen şey olarak hakikati tanımadım hiç!
Selam ve dua ile…
Kolestrol oranı incelemesi
Cum, 18/08/2006 - 18:50 — rüştü hacıoğlugibi oldu bu mevzu. Doymuş yağ oranı doymamış yağ oranı... şaka bir yana,yazdıklarınızı dikkatle okudum üstad. Bazen insan bir şey anlatmak için yola çıktığına inandırmak istesede kendini, çaresizliğini haykırır aslında, tıpkı sizin denemenizde olduğu gibi.Bu iyi olmuş yada kötü olmuş bağlamında ele almak zorunda değilsiniz anlatılanı herzaman; bir yaklaşımınız vardır ifade etmekle açığa çıkarmaya çalışmışsınız demektir ve buda sınırları çeperleri olan bir tanımı zorunlu kılar, aksi durumda anlaşmamızı gerekli kılan hiçbirşey yoktur; ''hiç birşey gerçek mahiyetinde bilinemez'' ise yani ortak bir hepimizi bağlayan HAKİKAT yoksa, anlatmaya çalıştığınız birşeyde yoktur ve yaptığınız, kendinizi bize sunmaktan başka bir şey değildir. Özne olarak kendinizi bize anlatma ihtiyacınız bile bir belirlilik arayışıdır. Ki oraya değinmeyecektim ama yeri geldi, yazınızın sonunda ''şairin öznelliği(özgünlüğü kendine haslığı demek istiyorum)'' üzerine çevirmişsiniz konuyu. Evet şairlerinde bütün insanlarında öznelliği olduğu doğrudur ama ''tanımsızlıkları, bilinmezlikleri, karizmaları(!) '' değildir özgünlükleri; anlatımlarının, farkındalıklarının hepimizi ilgilendiren ortaklığı, insanın tanımına ilişkin buldukları gerçekler yada hakikatler deyin BİZ e ilişkin bizi oluşturan BEN e ilişkin olanlardır. Kendinizi önemsiyor oluşunuz bile belirlilik arzunuzun sonucudur; bu yapılan tartışmalar emin olun faydasını göreceğiniz ve heryerde bulamayacağınız eleştirilerdir: bakın buda benim özgün yanım.Korku, bilmemekten belirsizlikten beslenir, korkmayın! bilmediğinizi bilmek bile belirliliğe atılmış bir bilme adımıdır. Bilinç bir hakikattir dostum. hemde herşeyin başı denecek kadar. İçkiliyken ne dediğimizi bilinceye kadar salaha yaklaşmamamız gerekliliği tek başına bilincin önemini anlatmaya yeterlidir. Bilinç'' bir'' bilme halidir.Hem kendi bilinen bir hakikattir, hemde bilinci inşa eden tüm bilgi-ilim. ''el'' ''the'' ''bir'' belirlilik, tanımlı olanın takılarıdır ve bütün dillerde böyledir. hakla batılı ayırmanın ölçüsüde budur aslında; belirli hale gelme işidir Hakikat, batıldan ayrılacak kadar bilinebilen, farkedilecek kadar ortada.Lafı uzatmıyayım, güzel konu seçmişsiniz belliki bir tanım getirmeye çalışıyorsunuz eyvallah, bende yardımım olabileceğini umdum ama düşünmek hepimizin ortak sorumluluğu ve bunu paylaşmak. Belirsizlik pustur bizim için, bilmemek pustur ama çok rahatsız ediciyse ''pus'' u yanlış kullanmışım; onun yerine ''geceden gündüzün çıkması, gündüzdende gecenin çıkması '' gibi bir durumu ifade edebilmek için kullandım okelimeyi ve daha uygun olanı sana bırakıyorum. Sende bir hakikatsin abi! Yanlışların içindeysende(bunuda ''pusun'' yerine kullandım) bazen çıkabiliyorsun ve ben sana ve kendime bunu anlatabilmiş olmaktan dolayı Rabbime hamdediyorum...Selamünaleyküm
ilginize teşekkürler
Cts, 19/08/2006 - 10:15 — Sebahattin Karatepeİnsanların tümünü bağlayan bir Hakikat’in olması ile o hakikatin neliğine dair konuşma imkanınızın olmadığını ayırt etmeden siz, mesafe alamayacağız öyle görünüyor. Sizin tam da baktığınız yerde ne gördüğünüzden çok, benim işaretimle göstermek istediğim bir birini ıskalıyor. Ben oysa ağacı işaret etmiştim görmeniz arzusuyla ki, orada görülmeye değer şeyler hep vardı. Sizse telgıraf direği hakkında beyan üzerinesiniz. Selam ve dua ile…
Nedir Şiir?
Cts, 19/08/2006 - 15:39 — Fatih M. TiyanşanNe olduğunu sormak, devamlı peşinde koştuğumuz ama ulaşamadığımız bir şeyi yakalamak ister gibi, ne olduğu ne olmadığının önünü açıyor sanki…
Şiir hayatın özcesidir aslında. Özce konuşmak, bu dili inşa etmek adına sahneye konan tüm kelimeler şiirin kucağındaki çocuklardır. Şiirin bağrı öylesine geniştir ki, çocuk sayısı ne kadar çok olursa olsun, onları bağrına basabilir. Bir boşluğun doldurulmasıdır şiir, anlamını bilemediğimiz, kavrayamadığımız şey boşlukla ifade edilebilir. Kelimeler ne kadar doyabilir ki? Bunu ancak şiirle bilebiliriz. Şaire yüklenen sorumluluk bu doygunluk miktarının öne çıkarılmasına dairdir kanımca. Dil-anlam çatısı altında meseleye baktığımızda esasen anlaşılmak istenenin en güzel biçimde aktarım yolunun şiirden geçtiğiniz farketmemiz zor değildir. Madem öze yönelik bir arkeolojik çalışmadır şiir, o halde ortaya çıkarmak istediği hakikatler olmalıdır. Kapalı kapılar vardır, belki bildiğimiz, ama göremediğimiz. Dilin bilinçaltını keşfetmek için çıkılan bir yolculuk olsa gerek şiir. Bu yolculukta karşımıza çıkan menziller bize bizi anlatan, kendilik bilgisine ulaşmamız için bize verilen ipuçlarıdır.
Her insanın bir iç dünyası bir de dış dünyası vardır. Anlam dediğimiz şey bu dünyalar arasındaki irtibatların kurulmasıyla oluşur. Bu bağlantıları ne kadar sağlıklı kurabiliyorsak o ölçüde anlama varmışız demektir. Şiir bu bağlantıları kurmanın en kestirme yoludur. Şiirle ifade edilen bir gerçeklik, diğer gerçekliklerle karşılaştırılırsa anlam yoğunluğu bakımından derecelendirme yapmak mümkün olur. Herhangi bir kelimeye dair anlam yoğunluğunun azami ölçüde ortaya konulması, o kelimenin aslında iç ve dış dünyamızda ne kadar yer edindiğiyle ilişkilidir. Bir dilin inşası en üst derecede şiirle mümkündür. Şiir dili öylesine güzel örter ki, açıkta bir şey kalmaz. Aynı zamanda öyle ince bir örtüdür ki bu, farkedilmesi insanın incelmesine yol verir.
Sesler vardır, sonra harflere bürünürler. Kelimeler olur derken, yanyana gelirler. Bu birliktelik öyle gerçekleşir ki bazen bize bir akışı hatırlatır. Bir akışı, varoluştan bu yana içimizde çağlayan bir şeylerin açığa çıkışını. Hayat bir çalkantıdan başka nedir ki? Bunun dile getirilişi, ayniyle dilden düşüşüdür şiir.
Nedir şiir? Şiir doymak bilmeyen kelimeleri doyurma işidir. Şair bunu belki bilir, belki bilmez. Anlam şairin içinde ve dışında olan şeyi içine getiriyor o…
Selam ve muhabbetlerimle...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
sahi nedir şiir?
Cts, 19/08/2006 - 20:02 — Sebahattin KaratepeSayın Tiyanşan’ ın yorumunu bir kez daha okuyorum: “ Bir boşluğun doldurulmasıdır şiir, anlamını bilemediğimiz, kavrayamadığımız şey boşlukla ifade edilebilir.” Boşluğu şiirle dolduralım, hazır şiirde hakikati gösterecek ya dolan boşluk= hakikat mi olacak şimdi. Öyleyse devam edelim: “ madem öze yönelik bir arkeolojik çalışmadır şiir, o halde ortaya çıkarmak istediği hakikatler olmalıdır.” Belki dikkatinden kaçmıştır Tiyanşan’ ın biz ‘ hakikat’ in mahiyetiyle ilgili konuşamıyorken ‘hakikatler’ den bahsetmiş arkadaşım, demek ki daha bir zorluk bekliyor hepimizi. Ve ilerleyen satırlarda: “ dilin bilinçaltını keşfetmek için çıkılan bir yolculuk olsa gerek şiir.” Şimdi elimizdeki bilgileri yan yana getirelim; doldurulmayı bekleyen bir boşluk , şiirle doldurulabiliyor. Şiirin ortaya çıkarmak istediği ise hakikat. Ortaya çıkan hakikat boşluğu dolduruyor lakin anlamını bilemediğimiz, kavrayamadığımız şey boşlukşla ifade edilebiliyor. Ardından da, dilin bilinçaltını keşfetmek için çıkılan yolculuk ortaya ne çıkarıyor; hakikati/ hakikatleri. Dilin bilinçaltı ile hakikatin/ hakikatlerin bağlantısı bir türlü kurulamıyor bende. Öyleyse arkadaşımızdan rica ediyorum, bana biraz karışık gelen denklemini bizimle beraber bir daha okusun, yani paylaşsın. Bakalım ve görelim… ayrıca ilgisi için teşekürlerimi sunuyorum Tiyanşan’a. Selam ve dua ile…
Şiir : Bir Arayış Hikayesi
Cts, 19/08/2006 - 20:53 — Fatih M. TiyanşanEs-Selam
Sebahattin Bey, öncelikle ben de teşekkürlerimi sunuyorum size. Yazınızla bizi tanıştırdığınız için memnuniyet duyuyorum. Şiirin ne olduğu sorusu eskiden beri zihinleri meşgul ediyor. Bu konuda düşünceler öne sürülüyor ve anlama çabası içine giriliyor. Bunu önemsediğim için böyle bir yorumla yazınıza katkıda bulunmak ihtiyacı hissettim.
Bu denklemin kurulumuna dair şunları söylemek isterim. Şiir hakkında bazı kurgulamalar yaparken şöyle düşünüyorum. Bizim bir bilinç alanımız var. Bu, aslında varlık alanımızla paralellik gösteren bir şey. Bu alanın dışında kalan alan ise bilinçdışı alanımız, izâfi olarak yokluk şeklinde ifade edebiliriz bu alanı. Anlamak adına biz, varlık alanımızdan yokluk alanımıza doğru hareket ediyoruz. Yani bilinçten bilinçdışına doğru bir hareket söz konusu burda. Bilinçdışı olarak ifade ettiğimiz o alan karanlık, açılmamış perdeler içeriyor. Nesnelerin hakikati henüz o alanda belirmiş değil, biz bu hakikatleri ancak varlık alanımızda yani bir diğer anlamda bilinçli olduğumuz alanda görebiliyoruz. Bu kısmî bir görüş oluyor. Nâkıs olan bu “görüş”ü tamamlamak adına bilinçdışındaki alana doğru yolculuğumuz başlıyor. İşte bunu yaparken dilin en üst organik yapısı olan şiiri kullanıyor şairler. Anlamak adına geniş bir perspektiften bakıyorlar duruma. İçimizdeki nesnelerin gerçekliklerinin anlamlandırılması adına bu hareket gerçekleşiyor. Dışa doğru olan bu hareket aynı zamanda doymamış olan kelimenin doyurulmasına yönelik bir faaliyet de demek oluyor. Bunu şu şekilde de misallendirebiliriz. Biz dünyada yaşıyoruz. Dünya bizim varlık alanımız ise uzay aslında bilmeye çalıştığımız bir yokluk alanına karşılık geliyor. Uzayı keşfetmeye çalışıyoruz. İçinde ne gibi cisimler barındırıyor, bunların özellikleri nedir, bunları anlamaya çalışıyoruz. Benzer biçimde bilincimizdeki kelimelerden bilinçdışımızdaki kelimelere doğru yaptığımız bu sefer aslında bir tamamlanma arzusundan başka bir şey değil. Anlamlandırma tam manasıyla bu şekilde vücût bulmuş oluyor.
Bu keşfi bir boşluğun doldurulması olarak ifadelendirebiliriz sanıyorum. Başta bilinçaltında bazı hakikatler olduğu varsayımı ise tamamen sezgisel bir yaklaşıma işâret ediyor. Biz böyle hakikatler olduğunu sezerek yola çıkıyoruz, kazı yapıyoruz ve dilin biliçaltına dair gerçekliği ortaya çıkarıp başta sahip olduğumuz gerçekliği tamamlama gayreti içine giriyoruz. Mesele bu şekilde daha da açıldı zannediyorum. Bu konuda öne sürdüğüm fikirler şiirin durduğu yer açısından böyle bir karşılık buluyor bende. Başka görüşlerle de şiirin ne olduğuna dair açılımlar yapmak mümkündür diye düşünüyorum.
Ayrıca diğer şiirle ilgilenen arkadaşları da bu konuda yorum yapmaya davet ediyorum, çünkü şiir hakkında yazılanlar bize aynı zamanda bir öğrenme imkanı da sunuyor kanaatindeyim.
Selam ve muhabbetlerimle…
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
işte bunu kastediyorum kardeşim!
Cts, 19/08/2006 - 23:23 — rüştü hacıoğluşiir için sen konuşmayacaksın( özelde Tiyanşan genelde cemaat gençliği) Ali Düz konuşmayacakta kim konuşacak ve bizleride yolculuğunuza sürükleyip ortak gelişimimiz: MEDENİYETİMİZ için çalışmanın temelleri atılacak; yüzyıllık uykumuzdan kalkacağız hakikatle buluşup kapılara koşacağız; çünkü sizler cemaatin en genç inanmış hedefli küçük dev adamlarısınız. Siz sadece örneksiniz pekçok cemaatli kardeşten birkaçı, ilerleme hızınıza yetişmekte zorlandığımız bendini aşmış çığ gibi koşan, bizleride coşturan...Şiir, düşünce, felsefe, siyaset ...toplamda medeniyet= islam medeniyeti cemaatten sorulacak bilesiniz yakın gelecekte. Neden birden coştuğumu merak edenler olabilir ama ona değinmeden Nadir, Ayşe, Şadan, Hacer,Yusuf, Fatma, Ali, Mehmet, Rasim(rasim önemli; çünkü cemaatin ekran başındaki en genç üyesi yaş 12)...hepimizde bu coşkuyu soyuttan somuta taşınmış kelimelerle görmekteyim. Bundan öte çalışmaktan başka ne denebilirki. Ey inançlı, azimli, çalışkan kardeşlik yolunuz açık olsun! Selamünaleyküm
ince bir izah...
Paz, 20/08/2006 - 11:46 — Sebahattin Karatepe‘Doymamış ses:şiir-1’ başlığı zaten devamı olduğunu haber veren bir başlık. Tamamlanmamış bir metnin başlangıç yazısı. Buradan hareketle, erken izahlara kalkışmanın sakıncaları baş göstermiş durumda. İnşallah, nasip olur yazının ilerleyen bölümleri cemaat le buluşur. Yazının girişinde de belirttiğim üzere deneme/k istediğim bir şeyler vardı. Bu denemenin doğruluğu yahut yanlışlığı bir yana beni asıl ilgilendireni tutarlı olması idi. Doğruluk ve yanlışlık, kime göre doğruluk ve yanlışlık? Sayın Hacıoğlu ve Tiyanşan, sesin doymuşluğunun şiirle mümkün olabileceğine dair görüşlerini bildirdiler. Yalnız, hakikatle ilgili değerlendirmelerine katılmış değilim. Çünkü, ilerleyen bölümlerde bunları irdelemek zorunda kalmıştım zaten. Her iki arkadaşın yazdıkları yorumlarda hakikat kelimesinin yerini gerçek/ gerçeklik’ le yer değiştirdiğimizde isabet kaydedebiliriz. Hacıoğlu, “ bilinç bir hakikattir” diyor ve bana “ sen de bir hakikatsin” diye ekliyor. Evet ben gerçeğim, ve de bilinç elbette ki bir gerçeklik. Ki, Tiyanşan ‘hakikatler’ derken türlü gerçekler ve gerçekliklerden bahsetmiş olduğunu hissettirmişti sanırım. Çünkü bizler hakikatin, bir ve tek ve mutlak olduğuna dair inançlara sahibiz. Her şahsa göre farklı bir hakikat anlayışına ve hakikatin dillendirelebilecek bir şey olduğuna kani değilim. Şiir, tek başına bir yöneliştir hakikate değin. Şüphesiz, dilin tüm imkanlarını seferber etmede şiir, en ilk sırada yer almıştır, alacaktır. Şiir, açığa çıkarır, büyüler, ihtilaçlar hasıl eder kişilerde, sıçrar, fetheder, yeni anlamlar ve keşifler üzeredir. Fakat tüm bunların toplamı hakikat değildir, yalnızca hakikati işaret ederler ve bir hal olarak söyleyenini ve okuyanını içerden sarar, kuşatır. Uyandırdığı tesir ve bıraktığı etkidir hâl dediğim. Şiir, gerçektir; gerçekliktir. Bulunmaz bir imkandır insanoğlu için…. Bu vesile ile katkılarından ötürü iki arkadaşa da teşekkürler ediyorum. Selam ve dua ile…
Gerçek Hakikatin Çocukluğudur
Pzt, 21/08/2006 - 16:06 — Fatih M. TiyanşanDoymamışlık üzerinden bu konuya şöyle bir yaklaşım da getirebiliriz sanıyorum. Şairler, bilinçlerinden bilinçdışlarına doğru olan hareketi -ki bu bir anlama çabasıdır- şiir olarak adlandırırlar. Gerçek olarak gördüğümüz şey aslında bir çocuktur. Gerçeğin aklı ermez bazı şeylere, şairler bunun farkında olan insanlardır. O yüzden dış dünyadaki nesnelerin gerçeklikleri bu şekilde görünür onlara. Hakikate ulaşmak için büyümelidir gerçek, kırılganlığını atmalıdır, tam manasıyla ne olduğunu bulmalıdır belki de. Bunun için değil midir arayış? Bunun için değil midir hareket?
Şiir bir keşif işidir deniyor, doğrudur, bu keşif şairin kim olduğunu bulmaya yöneliktir aslında. Şair, şiiri bir varoluş meselesi olarak gördüğü içindir ki, böyle çıkarımlara varmaktadır. Eğer şiir bir hakikate yönelişse bu durumda başlangıç noktası olarak kendine bir gerçek seçmelidir. Bu gerçek şairin dış dünyasına ait bir şey olduğu takdirde, hareketin yönü de belirmiş olur. İnsanın kendini araması da bununla ilişkili bir durum. Arayış dışardan içeriye doğrudur. Gerçek yarımdır, tamamlanıp bir hakikat olması için bu harekete, büyümeye, yetişmeye ihtiyacı vardır. Aslında burada belki de tam manasıyla hakikate ulaşmaktan bahsedemeyiz, ancak yöneliş bu şekilde olduğundan dolayı şiirin bu manada böyle bir hareketin metodu olduğunu söyleyebiliriz sanıyorum.
Dediğiniz gibi belki de bunları yazmak için erken davranmış olabilirim, yazınızın devamını bekliyorum inşaallah. Bu şekilde daha geniş kapsamlı düşünme ve daha iyi anlama imkanı bulacağım kanaatindeyim. Tekrar teşekkürlerimi sunarım…
Selam ve muhabbetlerimle…
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
bu şiir tarifi takıntısı
Çar, 23/05/2007 - 23:03 — duru merttarif etmek için mi yaşıyoruz yoksa
yaşamak için mi tarif ediyoruz?? nedir insanlarda devrik cümlelerle daha az anlaşılır şeyler yazmak çabası... size cin ali kitaplarındakiler gibi anlatayım bu kadaaaarr kelime sarfederek anlaşılmaz kıldığınız şeyi istermisiniz.... buyrun ...
gel ali gel
kalemi eline al.
nasıl istiyorsan öyle yaz..
kelimeler senin olsun yeter..
aferin ali aferin.
çok güzel oldu.
ben beğenmedim ama
ÖNEMLİ OLAN O DEĞİL Kİ...