renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Dua: Ehemmiyet Kazandığımız An

"...
Güneştir kırmızı ve ben en çömezi bir rengin
Altın hatıralar hükümetinin
Bitmeyen sultanı o sevgiliye adanmış
Soy utanç soy anış soy sevgi
Gel artmaz azalmaz ey sevgi"
Sezai Karakoç

Dua etmek istiyorum ilkin, her şeyden önce dua geldiği için.. her şey dua ettiği için.. herkes dua etsin diye istiyorum...
Güvercinler çocukların ellerine konsun diye, güvercinler sağır olmasın diye -bombalar ölsün-. Irmakların akmaya devam etmesi için, gökkuşağı daha çok çıksın diye..güverteler sallansın; deniz, bakın! Herkesin gördüğü şeyler var, desin diye, çayırkuşları dağlara yakın uçsun, bahçeler açık kalsın, gökyüzü azalmasın diye.. 'insana vurup kaçan şiirler olmalıdır' demeyi sürdürmek için ben, üzerimde yürüyen melekler darılmasın diye "bir gün dans da dönüşür duaya" sertliğinde bir umut için, şiirler tarafından sarılmak-sarsılmak için. Ah ne çok için. Ve için o kadar benim ki...
Bir de hatırlamak için, unutmadım ama hatırlayamıyorum dediklerimizi var ya, işte onları... Ama önce selam; tüm sözlerin başı, sonu ve özeti olan selam, duaların en güzelinden: Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuh...

“Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla hep yoncalanmış…”
(Necip Fazıl Kısakürek)
Dua dua eller karıncalanana dek dua… Bağışlanmak için, arınmak için, doğmak ve doymak için, çatlarcasına bir aşkla dua... Erir gibi yanar gibi ıslanır gibi dua. Dua; Eyyubi bir sabırla, Ademi bir teslimiyetle,İsmail (as)’ deki bağlılıkla dua, İdris (a.s.)’ deki Allah’ı tesbihle, Davud(a.s.)’ daki şükürle ve tüm Sevgililerdeki gibi dua… Ve Sevgililer Sevgilisi, Hz. Muhammed (sav) sevgisiyle…
O kadar içli bir dua ki, hani Bedir’de bir ayağı olmadan savaşan Nufeyl şehid oldu da sonra onun için sırf Efendimiz(sav) üzüldü diye, üzülmesin diye Hz. Ebubekir öyle bir dua etti de Allah Nufeyl‘i diriltti, işte öylesine içli bir dua.. o dua ki “tüm ölüleri diriltecek kadar güçlü”ydü.. evet öylesine aşki…
”Dua,dua,eller karıncalanmış”.. namazda ayakta çok durmaktan ayakları şişti ya Hz. Aişe(r.a) validemizin, öylece eller karıncalanana kadar dua… Parmaklarımız kuş olur uçar gibi. Parmaklarımızdan, kollarımızdan kalbimize nur dökülür gibi, karalarımız bir bir sıyrılır da bizden dökülür gibi, o kadar ki aşktan ölür gibi dua… Umulur ki o duayla azap kaçarda bizden bize rahmet kollarını açar…
Tut Allah’ım bizi ‘ tut ki edemeyiz Sensiz’. Bir an kalsak nefsimizle baş başa yanarız biz; gül isek yanarız da oluruz kül. Sensiz biz, kimsesiziz. Senleysek eğer biz; herkesiz.Tek nefeste ümmet-i Muhammed’iz biz.
Dua dua, erir gibi, yanar gibi, ıslanır gibi dua. Yeniden doğmak ve aşka doymak için dua… Kulluğumuzla…

“Yıldızlar avuçta gök parçalanmış”… Şimdi göğümüz eskisi gibi güzel değil Efendim. Avuçlarımıza düştü yıldızlar, gök parçalı, parça parça gök. Göğümüz eskisi kadar değil güzel Efendim. Senin asrın ki bambaşkaydı, zamanlardan başka bir zamandı Efendim. Ay ikiye bölünürdü işaretini görünce, ağaçlar yürür, parmaklardan süt akardı, ne desem bilmem akıl susardı Efendim. Senin ki yıldızların vardı, hangisine tutunsak, yolumuz aşk. Yıldızların vardı senin; önce bir, iki, üç sonra binler yıldızların oldu Efendim. Yıldızların oldu; Bedir’de, Uhud’da, Taif’te. Nereye gitsen seninle. Ve dillerinde bir söz senin için:
“Denize girsen seninle gireriz.”
Seninle dolu olmanın adı işte bu Efendim, ”anam, babam, her şeyim sana feda olsun” demenin adı bu… Şimdiyse, “Yıldızlar avuçta” gök parça parça. Dua; kulluğumuzla çatlarcasına bir aşkla şimdi dua: Ümidin adı. Yeniden demenin ve birleşmenin adı. Dua; gırtlağımızda büyüyen bir harf gibi...
Dua şimdi hala yakılan köyünün dumanında boğulan bebekler olduğu için dua. Tanklara taşlarla karşı koyan, o küçücük elleriyle karşı koyan çocuklar için dua. Aşka uzatan o küçücük ellerini aşka... Kışın beyazına kanının kızılıyla şehitler ölmez yazan diriler için dua.
Gökkuşağı görmek için göğe bakan, yıldız görmek için göğe bakan; ama bombalar gören dostlar için dua: Şimdi göğe doğru bakınca çocuklar / Korku mu hisseder bomba mı görür? / Bugün de yakılan bir köy var mıdır Mağribte? / Bugün de mi melekler beşikte ölür?..
'Buradayız ve hep beraberiz' demek için kulluğumuzla ve dilimizle yakarışın ismi: Dua: Tek his, tek ses ve tek nefes olmak için… Şu şiiri yaşamak için:
“Şimdi sonsuz sabah öncesi bu son akşamda
Kar yağar yağar kan akar akar yeni bir bahar olur
Mekke’de,Kudüs’te,Bağdat’ta,Şam’da
Aşk bir gün her yerde iktidar olur.
Yeniden buluşuruz Mescid-i Aksa’da,Beytü’l Haram’da
Yetime yoksula iman yine yâr olur…” (Sıtkı Caney)
Bu sözleri söyleyebilmek, yaşayabilmek üzere “Ey kalpleri dilediği yöne çeviren Allah’ım, bizim kalplerimizi sana taate yönelt”(Hadis-i Şerif). Amin.

“Gözyaşı bir tarla hep yoncalanmış”... Gözyaşları birer tarla şimdi ve nehirler sığdırılıyor yanaklara. Yanaklar şahittir dökülen yaşlara, şahit olsun da yaşlar terk etmeden yüzleri rahmet yağmurları dokunsun onlara. Siyahlar beyaza aksın.
Gözyaşı; dökülür bazen, deler toprağı geçer de arzı taşır. Bazen arzı gözyaşı taşır. Şair boşa dememiş : “Yaradan, rahmetini kahrından üstün saydı; / Ne olurdu halimiz, gözyaşı olmasaydı?”(Necip Fazıl Kısakürek)
Gözyaşı bazen en kısa, en güzel, en özlü dua…
Dua işte ehemmiyet kazandığımız an. Hiçliğimizi, acziyetimizi, mahviyetimizi bildiğimiz el açtığımız gönül açtığımız an. Dua, çokça ümit etmek demek. Dua “hiç ender hiç” olduğumuzu bilmek ve "bu mevcudatı umumen istiyorum” demek… Bu yaşayışla bu ümitle var olmak dua… Hadisin diliyle “ Cennet bahçelerinde eğlenmek isteyenler…”in uğraşı.
O kadar dolsak ki O’nunla (c.c.), her soluğumuzda O, her nefesimizde O’nun istediği, her anımızda O olsa... O’nsuz bir an bile olmasa. Bizi bırakmasa kendimize… Diyebilsek: “ Tel tel ve iplik iplik dikseler de ağzımı / Tek ses duysalar; Allah…Yoklayanlar nabzımı.”(Necip Fazıl Kısakürek)
-Dua; O’nu(c.c.) istemek, O’nu aramak, O’na yaklaşmak…
-Dua; ne büyük nimet.. ne büyük nimet istemeyi bilmek, isteyince vermek ne büyük rahmet…
-Dua; hiçliğini anlamak ve ehemmiyet kazanmak…
-Dua; kara, yanık halimizde tükenmeyen mavimiz…
-Dua; O’nun (asm) adıyla kainatı saran nur…
-Dua; erir gibi, yanar gibi, ıslanır gibi dua…

-Dua; hava kadar, su kadar, can kadar ihtiyaç…
-Ve Dua; su kadar, tuz kadar, hurma kadar vakitli…

Bizi nefsimizle baş başa bırakma Allah’ım. Bizi cehennemden sakındır. Sana yaklaştır. Günahlarımızı affeyle. “…Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl”

O’nun(sav) yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız dünyada yine O’nun yüzü suyu hürmetine bağışlanmayı diliyoruz. Bizi affet Allah’ım…Amin..Amin..Amin.
‘Sözlerin başı, sonu ve özeti olan’; duaların en güzelinden Allah’ın selamı herkesin üzerine olsun…
Ali Düz
(Not: Gerçek Hayat'ta yayımlanmış bir yazımın ilavelerle genişletilmiş halidir)

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Bir Garibin Duası

Allahım!...
Alemlere Rab olan Sen’sin…
Görüyorsun herşeyi, Sen öğrettin bana görmeyi...
Duyuyorsun her sesi, Sen öğrettin bana duymayı...
Biliyorsun her ne varsa, Sen öğrettin bana bilmeyi...
Ben "hiçbir şey”dim, Sen varettin, bir "şey" oldum…
Varlığı Sen'le bildim, yokluğu Sen'le öğrendim...
Sen ki, bana sayısız nimetler bahşettin…
İsimlerle donattın içimi ve dışımı, hem var hem yâr ettin…
Sen ki, beni dünya evine buyur ettin, ağırladın, ikram ettin…
Hamd de şükür de yalnız Sana’dır...
Sen ki, bana
'Konuşmak' için 'Dil',
'Sevmek' için 'Kalp',
'Düşünmek' için 'Akıl' verdin…
Sen ki, bana
'Görmek' için 'Göz',
'Duymak' için 'Kulak',
'Dokunmak' için 'El' verdin…
O kadar fakirim ki zenginliğin karşısında, kabul eyle acziyetimi...
O kadar zayıfım ki gücün karşısında, geri çevirme abdiyetimi...
O kadar kulum ki, öyle bir Rab'sın Sen…
Kelimeleri ihsan eyledin bana…
En güzel kelimeler Senin’dir, en güzel kelimelerim Senin içindir...
Beni bağışla, hatalarım, kusurlarım, günahlarım için...
Bilirim ki Senin merhametin,
Cömert topraktan daha çoktur…
Bilirim ki, Senin rahmetin
Yağan yağmurdan daha fazladır...
Yine bilirim ki, Senin şefkatin
Annenin çocuğuna duyduğundan daha ötedir...
Kapına kul olarak geldim, şereftir bu benim için, karşındayım Ya Rab!...
Anahtarı almaya layık eyle beni...
Kapını açıp gark olayım sonsuz rahmetine, imdâd eyle...
Beni kendini bilenlerden eyle, kendinden habersiz eyleme beni...
Beni güzel bir vesile kıl şu yalan dünyada, düşürme şer yollara…
Beni İman'a ehil, İslam'a delil, Hakikat’e râm, Saadet’e merâm eyle...
Yarattığın 'Su' ve 'Toprak' ve 'Hava' ve 'Ateş' hikmetine,
'Eşref-i Mahlukat' sırrına ulaştır beni Ya Rab!...
Elif’ten Yâ’ya, anlamayı ve anlaşılmayı nasip eyle …

Amin…

... Mutluluk anlamaktır ...

"BU YÜKÜ NİYE TAŞIYORUM"

"NİYE BEN" DİYEN HERKES İÇİN....

Brenda yamaç tırmanışı yapmak isteyen genç bir kadındı.Bir gün cesaretini toplayarak bir grup tırmanışına katıldı.

Tırmanacakları yere vardıklarında, neredeyse duvar gibi dik, büyük ve kayalık bir yamaç çıktı karsılarına. Tüm korkularına rağmen, Brenda azimliydi. Emniyet kemerini taktı, İpi yakaladı ve kayanın dik yüzüne tırmanmaya başladı. Bir süre tırmandıktan sonra, nefeslenebileceği bir oyuk buldu.. Orada asili dururken, gruptan yukarıda ipi tutan kişi dalgınlığa düşerek İpi gevşetiverdi. Aniden boşalan ip, hızla Branda'nın gözüne çarparak lensinin düşmesine neden oldu.

Lens çok küçüktü ve bulunması neredeyse imkansızdı. Lens yamacın ortasında bir yerlerde kalmıştı ve Brenda artık bulanık görüyordu. Ümitsizlik içinde Brenda, lensini bulması için Allah'a dua edebilirdi yalnızca..

Ve içten içe düşünüp dua etmeye başladı. "Allah'ım! Sen bu anda buradaki tüm dağları görürsün. Bu dağlar üzerindeki her bir taşı ve yaprağı bildiğin gibi, benim lensimin yerini de biliyorsun. Onu bulmama yardim et."

Patikalardan yürüyerek aşağı indiler. Aşağı indiklerinde, tırmanmak üzere oraya doğru gelen yeni bir grup gördüler. İçlerinden biri "Aranızda lens kaybeden var mi?" diye bağırdı. Branda'nın sonradan öğrendiğine göre, lensi bir karınca taşıyordu ve karınca yürüdükçe yavaşça kayanın üzerinde hareket edip parlayan lens kızların dikkatini çekmişti.

Eve döndüklerinde Brenda lensini nasıl bulduklarını babasına anlatacak ve bir karikatürcü olan babası da ağzıyla lens taşıyan bir karınca resmi çizerek, karıncanın üzerindeki baloncuğa şunları yazacaktı:

"Allah'ım! Bu nesneyi neden taşıdığımı bilemiyorum. Bunu yiyemem ve neredeyse taşıyamayacağım kadar ağır.
Ama istediğin sadece bunu taşımamsa, senin için taşıyacağım..."

vesSELAM
"Yazı"dan anlamayanın "yaz"ı da kıştır!