renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Dücane Cündioğlu Söyleşisi

"Ömrü hayatımızda bir kere olsun dinlemek istediğimiz insan"ın, Dücane Cündioğlu'nun söyleşisi için pazar günü zikredilen yerde yerimizi aldık. Arkadaşımın o gün "ömrü hayatımızda bir kere olsun" gibi melodramatik bir ifade kullanmasını bugün kendimce daha iyi anlamlandırabiliyorum: 1) İnsanlık halidir. Nasip olur ya da olmaz tekrarı. 2) Bir daha Dücane Abi'nin karşısına çıkmaya cesaret edemeyebilir insan.

Cündioğlu, "kitaplarımı okuduğunuzda ilmî olmayan hiçbir satır bulamazsınız" dedi. Hâl böyle olunca, bir ilim adamının karşısına muhatabının da konumuna göre azami donanıma sahip olarak çıkması icap eder. O da her yiğidin harcı olmasa gerek. Ama bize yiğit gerek.

Biz biraz da cahil cesaretiyle, kitabı henüz okumamış olmamıza rağmen iştirak ettik toplantıya. "Aşağıda muhallebi yemesi gerekirken yanlışlıkla burda bulunanlar" diye tanımlandık Cündioğlu tarafından. Pek haklı olan bu serzenişe diyeceğimiz yoktu, lakin kalkıp gitmeye de niyetimiz yoktu. Nasibimizi almaya gelmiştik biz çünkü.

Ara ara yerden aldı yere vurdu bizi Cündioğlu. Dost acı söyler kabilinden "bunları ancak dost olan söyler size" dedi.

Söyleşi, bir mabed bekçisi ve bir mabed işçisi kitapları çerçevesinde başladı, sonra değişik minvallere uzandı. İşte manen rivayetle deftere düşenler:

*Birinci kitapta mütercim Cemil Meriç vardı, meslektaşımdı. İkinci kitaptaysa gayretli bir öğrenci olarak gördüğüm mütefekkir Cemil Meriç var.

*Meriç'in üç çıkışı vardır. 1974'lerde batıya saldıran, Osmanlı'yı savunan adam olarak bir anda parlıyor. 12 Eylül döneminde gençlere "çatışmayın, kitap okuyun" diyor. Üçüncü ortaya çıkışıysa 12 eylül sonrası ideolojisiz Özal dönemi. Oyun bitmeden yeni oyun için hazırlık yapıldığı dönem.

*Özalın gelmesi tesadüf değildir. Sihirli bir el değdi. Herkes müslüman oldu. Bir anda yer gök kapalı kız doldu!

*Biz 20'li yaşlarımızda kapalı bir kız görsek, o bizim için bir melek gibiydi. Hemen aşık olabilirdik. Şimdiyse sizin başınızı örtmenizin bir önemi yok. Belki açmamanızın bir anlamı var. (!?)

*Cemil Meriç'i herkes kendi safından sayıyor. İstenen Cemil Meriç, hiçbir omurgası olmayan Cemil Meriç. Onun üzerindeki dönüştürülme operasyonu sizin dönüştürülme operasyonunuzdur. Siyah oje sürmeniz (siyah olması önemli), hızma takmanız, pearcing yaptırmanız isteniyor, kapalı olmanıza rağmen. (Neden bu örnekler hep hanımlar üzerinden somutlaştırılır acaba?)

*Cemil Meriç, İslam’ı hiç layıkıyla öğrenemedi. 5 Kasım 1978’de “İslam diyince aklıma şeriat ve bir kaç şiir geliyordu” dedi.

*“Cemil Meriç kitabınızı okusaydı...” diye başlayan soruyu “okumadığını nerden biliyorsun?” karşı sorusuyla cevaplandırdı. Ben “Bir Kuran Şairi”ni yazarken de okurumun Akif olduğunu düşündüm. Onun yazdığım yazıları okuduğunu hissederek, onunla aynı mecliste oturacağımı düşünerek yazdım.

*Cündioğlu, “Teşbihte hata olmaz, demek, teşbihte hata yapılmamalıdır, demektir. Benzetme meselesi çok inciticidir. Bence buna teşebbüs etmeyin”, diyerek kendisiyle başka yazarların benzetilmesine baştan set çekti.

*Bir adamın bilgisini nasıl ölçeceksiniz? İlber Ortaylı’nın Osmanlıcası kime göre iyidir? Size göre iyidir. Kıstasınız “kendiniz” değil, “olması gereken seviye” olmalı.

*Genişlikle derinliği aynı anda ifade eden tek doğal örnek okyanus. (Okyanusa dair uzun bir anlatımdı. Doğrusu şimdi net hatırlayamıyorum. Yanılmıyorsam iki boyutlu değil de üç boyutlu bir ilim anlayışına sahip olmak gerektiğinden bahsediyordu. Bunu okyanusla örneklendirdi.)

*”İslam ve Bilim” konusunda konuşmak için çağrıldığı Ceviz Kabuğu'nda, Papa'nın Türkiye ziyaretiyle ilgili sorularla karşılaştığında şaşırdığını belirtti. “Ben televizyon seyredemiyorum. Papanın geleceğinden de haberim yoktu. Bir de baktım Papa gelsin mi, gelince nerde dövelim diye tartışılıyor.”

*Benim ilmim aldatılmamaya yönelik bir ilimdir. Bunun için bu kadar dil öğrendim. İnandığıma bilerek inandım. Reddettiğimi bilerek reddettim... İlim ve irfan sahibi olmak lazım. İlim sahibi olmadan irfan sahibi olunmaz.

*Karamsar hissettim kendimi yıllarca ama kötümser olmadım. Mümin ahlakına ümitsizlik yakışmaz.

*Cündioğlu, bir kitabı yazıp bitirdikten sonra ona geri dönmediğini, belli bir zaman sonra üzerinde konuşmayı da sevmediğini söyledi. Cemil Meriç serisi için de bunun geçerli olduğunu, kitaplar tamamlandığında yani 1-2 ay içinde bu defteri de kapatıp yeni çalışmalara yoğunlaşacağını belirtti.

Demem o ki, mezkur kitapları okumamız, ve bunları yazarıyla değerlendirebilmemiz için bu son ikazdır. Kendisi, toplantı sonunda ikinci kitabın son bölümüyle ilgili düşüncelerimizi beklediğini bir kere daha yineledi.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Muhallebi de ısmarladılar mı? Hayır mı? Vay zabazingolar!

İnsanlar gittikçe magazine alışıyorlar. Farkındadırlar ya da değildirler. Gerçek olan şu ki, bizim de insanımız artık magazinsel düşünebiliyor sadece.

Dücane Bey buluşmasından sonra cemaat.com sayfalarında yapılan durum değerlendirmelerinde iki nokta dikkat çekiyor. Bunlardan birincisi, buluşmanın ilan edilen saatten yaklaşık 1,5 saat gecikmeyle gerçekleşmesi, ikincisi ise Dücane Bey’in ve salondaki birkaç kişinin sigara yakması. Buyrun... Elbette ki gecikme hadisesi yanlış bir hadisedir. Ama bunun bir izahı da vardır elbette. Merak edip de Yusuf Armağan’a soranlarda son derece mecburi bir gerekçeyle karşılaştılar zaten. Kendisi de bu tatsız vaziyetten ötürü gergindir, üzgündür. Sigara konusunda ise söyleyecek söz bulamıyorum. Affedin beni...

Şimdi cemaat.com daki yorumları okuyanlar zannedecekler ki; Dücane Cündioğlu buluşması 1,5 saat gecikmeyle başladı. Dücane Bey’de gelip sigarasını ardı ardına yaktı ve gitti. Başka? Daha ne olsun ki... Bu kadar işte. Magazine konu olabilecek malzeme sadece bundan ibaret. Aslında başka malzemeler de var ama sanırım bunların dile gelmesi için şu an cemaat.com konjonktürü müsait değil. Mesela Dücane Bey’in kaşkolu. O ne kaşkoldu be.. gibi bir cümleden yola çıkabilirdi elbette birileri. Ve ötekiler de bu malzemeden gündemi oluşturabilirlerdi pekala. Sahi Yakup Akbay beyefendinin dünya tatlısı çocuğunu da atlamayalım. Dücane Bey ile bir hanımefendi arasında geçen Almanca diyalog ve bir beyefendinin kitabın ilk sayfasındaki İngilizce metni çevirme gayretinden nasıl bahsedilmez? Kıvırcık Tiyanşan’ın gözlükleri de pek bir enteresandı be. Yusuf Armağan’ı ne bozdu ama üstad gördünüz mü? Yusuf Armağan tam gençlerin aymazlığından dem vuracakken Dücane üstad gençleri savundu. Oh oldu iyi oldu.

Konuşalım gidelim. Ortamı anlatmış oluruz. Evet aynen bu. Ortamı anlatırız. Sivaslı Ayşegül abla ile Büşra abla, Ankara’dan Kevser Banû, Antalya’dan Cemal Bey hayıflanır durur.

Ama bir tane Allah’ın kulu da çıkıp şunları söylemiyor.

Dücane Cündioğlu’nun bırakın son kitabını hemen hiçbir kitabını okumaksızın orada bulunanların adedi aşağıda muhallebi yiyenlerden daha fazlaydı.

Dücane Cündioğlu’nun niye kalkıp da Cemil Meriç ile ilgili çalışma yaptığını hemen hiç kimse merak etmedi.

Dücane Cündioğlu’nun Osmanlı ve Düşünce, Osmanlı ve Geometri, Osmanlı ve Fizik gibi başlıklarla zaman zaman bahsettiği hususlarda aslında ne demek istediğini hiç soran olmadı.

Dücane Cündioğlu’nun fikri yapısını öğrenebilmek kaygısına yönelik hiçbir girişimde bulunulmadı.

Dücane Bey’in bundan sonraki süreçte neler yapacağına dair bir merak da gezinmedi muhallebicinin VIP salonunda.

Dücane Cündioğlu o kadar şey anlattı, ilimden bahsetti, aldatılmamaktan söz etti, yazma eserler gündeme geldi, Osmanlıca bilmeyenler konuşuldu, talebelik müessesesi gündeme geldi vs. vs. vs. Ama neticede kaç kişi Allah’dan ilim diledi? Kaç kişi talebelik talep etti? Kaç kişi geçmişindeki aldanışlarını, aldatılışlarını görerek bundan sonra aldatılmamak için neler yapması gerektiğine dair kafa yordu?

Bazı sesler duyar gibiyim. Herkes bunları yapmak zorunda mı? Herkes Dücane Bey’in fikri yapısıyla ilgilenmek zorunda mı? Bize ne Cemil Meriç’i niçin yazmışlığından falan... O halde kardeşim ne işiniz vardı bu buluşmada? Hayatınıza anlamlı bir katkı yapmayacak idiyseniz eğer ne işiniz vardı o salonda?

Sahi bir insan ne için gelir ki bu buluşmaya?

Ortam olsun, muhabbet olsun, dinleriz bi güzel. Kız arkadaşımıza, nişanlımıza hava atarız arkadaşlarla birlikte, Dücane Bey ile buluştuk diye. Orada tanıştığımız cümlelerinden yola çıkarak, Dücane Abi’nin nasıl bir ilim adamı olduğunu anlatmak için.

Hayatta konu mankeni olarak yer almaya talip olamazsınız arkadaşlar. Sistemin bizi yozlaştırmak için önümüze serdiği pırıltılı ama içeriksiz hayatlara razı olamayız. Konjonktürel yönelendirmelerde yığınsal davranışlar sergileme hakkımız yok. Hayatımızı anlamsızlaştırmaya dair hiçbir yanlışın içerisinde olamayız.

İşte bu açıdan anlamlıydı Dücane Cündioğlu buluşması. Bu bir fırsattı. Neredeyse bir hafta geçmesine rağmen üzerinden hala bir fırsat. Hala üzerinde konuşuyoruz. Karşımızda arkadaşça bulunabilen kaç kişi bulabiliriz şunun şurasında? Karşımıza çıkıp da bize ilmi hatırlatan...? Her insan iyi cümleler kurabilir. Mühim olan bu iyi cümleleri çektiğinizde arkadan yalın bir duvarla karşılaşmamaktır. Mühim olan bu iyi cümlelerin arkasından başkaca iyi cümlelerle karşılaşmaktır.

Ey nesil! –dikkat Giresun’un ilçesinden bahsetmiyoruz burada- Yüzünü tarihine dön. Geleneklerini anla.. gelene eklen. Kadim olan tekaddüm edendir unutma. Kadim olan ilerleyen bir şeydir. Kadim olanı ihmal etme. İlme talip ol.. İlim iste Rabbinden. İlim ağırdır, fedakarlık ister, bedel ister... Ama korkma ilim talep et.. Talib ol.. Talebe ol.

Bütün bunların üstüne hepsinin üstüne...

Hamit kardeşim buluşmanın satırbaşlarını aktarmış. Dücane Bey'in -Allah uzun ömür versin- vefatından evvel ya da sonra monografisi için çalışacak birileri için önemlidir bu. Ranuna -sanırım- Hanım, alabildiği notlardan aktarmış. Her ikisine de şükranlarımızı sunuyoruz.

Muhallebi Yiyememek Üzerine Birkaç Kelam

Biz oraya muhallebi yemeye gitmiştik aslında, malumat muhallebisi vardı, ilim muhallebisi vardı bir de irfan muhallebisi vardı. Her birimize ikram edildi bunlar, hatta nasıl yiyeceğimiz bile söylendi, ama yiyemedik işte. Belki iştahımız kapanmıştı, çokça abur cubura alıştırmıştık kendimizi. Midemiz kaldırmayacaktı bu güzel tatlıları. Yemek istiyorduk, tatlılar kaldı. İnşaallah bir dahaki sefere...

Bu arada yiyen varsa beri gelsin!

... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...

Uzaktakiler Özensin mi?

Qazaq Bey, bizi de akıllarına getirmişler, sağolsunlar.
Ama doğrusu neler olmuş diye iki gün sonrasında baktığımzda çok da birşey olmamış dedik biz yeditepeli şehre uzak olanlar.
Şimdi beklerim ki;

*Bir toplanma planı yapılmışsa, ev sahipleri, yardımcı kişiler ve misafirler ve konuk şeklinde dört çeşit kategorinin içerikleri önceden belirlenmiş olmalı.

*Öncesinden ilan edilişi gibi sonrasının da rapor diyebileceğimiz bir beyanı olmalı. Ki davet edilmişliğiyle tüm cemaat üyelerini davet sonrası da ilgilediriyor varsayılmalı.

*Toplanma sebebi nedir?

*Yazarın kitabını etüd eden bir grup var mıdır bünyede?

*Bu grup birarada bu konu üzerinde fikir alışverişi yapmış mıdır?

*Bu beyanlar enasında yeni sorular çıkmış mıdır?

*Diğer üyelere (katılımcılara) bunlar paylaşılıp görüş alınmış mıdır?

*Yazara sorulması gerekenler burada nelerdir?

*Yazara yapılan eleştirde önce çıkan konular nelerdir?

*Hangi konuda okuyucular hemfikirdir?

*Hangi konuda fikir ayrılığı daha çok olmuştur?

*Bu eser biz birşey katmış mıdır?

*Yazarın bu konuyu seçişi nedendir?

*Neden Cemil Meriç'tir?

*Okuyucu Cemil Meriç'i mi Cündioğlu'nu mu okumuştur ?

*Sorular sorma görevini üstlenen, önceden bunları okuyucu grupla görüşen ve konuyu tasnifleyen görevliler olmuş mudur?

*Yoksa doğal rüzgara kapılış buluşması mıdır bu?

*Yazarın tavrı mı yönetmiştir oturumu, bir planlayıcı, yönlendirici olmuş mudur, ya d bir akış planı önceden yapılmış mıdır?

*Sigara dumanı ve dakikaları sayma dışında sonuç çıkaran olmış mudur?

*Sonuçları olanlara diğerleri katılmış mıdır?

*Gözlemci ve katılımcı arasında üyeler kendilerini hangi sınıfa daha yakın görmektedir?

*Bu toplanmanın amacı nedir:

*Yazarla tanışmak mıdır?

*Toplanmış olmak mıdır?

*"Bakalım kimler gelecek" midir?

*Cemaati kaynaştırmak mıdır?

*Kitap etüdü müdür?

*Kültürel aktivite midir?

*Cemil Meriç midir?

Gibi soruları bilmek isterdim ben. Kim konuk olursa olsun, kimler katılım gösterirse göstersin içinde özen ve ciddiyet olduğunu bilsek de bunu somut örneklerle (görev bölüşümü, ön hazırlık, yazara ve kitaba dair etüd, buradan çıkan sonuç, sorgu, amaç ve sorular) çalışıldığını, bu ön çalışmalara uygun bir söyleşi gerçekleştirildiğini ve etkinliğin kültürel ağırlığıyla hatırlatacak sonuçlar akla bıraktığını duymak isterim.

Şimdi;

İzmir'in, Adana'nın, Sivas'ın, Ankara'nın kıskanması için şöyle esaslı bir rapor görmesi gerek, yoksa hiç özenmeyecek :)

Haşlama :) Hmmmm...

Pek Sevgili Jerfi Qazaq,

Muhallebi yemedik ama sizden ve Dücane Amca'dan güzel paparalar yedik, sağolun varolun:) (BSF'de de Yusuf Kaplan hafif dozda eleştirmemiş miydi bizi, ne hafifi canım, Frenkçe bilmiyoruz diye adamakıllı paylamıştı, olsun, inşallah işe yarar bu sözler:)

Ranuna kardeşim pek güzel not almışsın, teşekkür ediyorum. Ben de gözlemlerimi aktaran bir yazıya başlamıştım, lakin öksürük ve başağrısı şeklinde başgösteren hastalığım müsade etmedi. Allah razı olsun kardeşim:) Sevindirdin beni:)

Pasif ve yeni üyelerin gözü korkmasın sakın, ben yanınızdayım:) Yalnız bayanlara ait bir toplaşma düşünüyordum uzun zamandır, sanırım bunu yapmanın zamanı geldi:) (Rabia Yavuz, kulakların çınım çınım çınlasın:)

Bu arada, sohbet sırasında yanımdaki arkadaşımın kulağına eğilip şöyle demiştim: Ben büyüyünce(!) Dücane Cündioğlu ile ilgili bir kitap yazacağım, fakat onun okuduğu kitapları okumaya şimdi başlasam 80 yaşında bitirebilir miyim ki ( bir de Cemil Meriç'in okuduğu kitapları da buraya katarsam, of) ne göz kalır bende ne klavyeye basacak parmak, ben en iyisi heykeltıraş olayım, onun heykelini yapayım:)

O günden bende kalan büyük bir hayranlık, biraz hastalık, biraz pişmanlık(yeni üyelerle ilgilenebilirdim, çekindim, bir dahaki sefere daha prof. olacağım:)

Sevgili Yakup Akbay ve güzel ailesi, inşallah yine görüşürüz... ( Hey, Berlin'e bile daha pahalıya gidiyorsunuz, her haftasonu bekleriz efendim:)

Toplantıyı düzenleyen abilere teşekkür ediyoruz. Rabbim tekrarını (ve daha iyilerini)nasip etsin...

Cemil Meriç-Dücane Cündioğlu Çabaları İyiydi..

Yaptığımız işlerin neye denk düştüğünü dert edinmemiz gerekir. Boşa harcanan zamanın bizi ötede Rabbimize şikayet edeceğini biliyoruz. Biz şu an zamanı nasıl değerlendiriyorsak, zaman da bizi öyle değerlendirecek öte alemde.

Nefis muhasebesi, hiç peşimizi bırakmadığımız bir şey olmalı. Güzel bir iş yaptıktan sonra, nefsimizde enaniyet yoklaması yapmak; yahut güzel bir iş yapmayınca buna nefsimizde nelerin engel olduğunu düşünmek... Her durumumuza bir muhasebe denk düşer. Çünkü sürekli imtihan hâlindeyiz. Nefis muhasebesi yaparak kendimize kötünün içinde yer almadığı bir alan temin edebiliriz. Çok bilgi birikimi olmayan, ama kalbi dupduru insanlar vardır. Yaptıkları muhasebe onları doğrunun alanında tutmuştur.

Dücane Cündioğlu etkinliği söyleşisi için de kendimize sormamız gerek sorular var elbet. Jerfi QazaQ'ın yorumunu bu yüzden çok önemli buluyorum. Kevser Banu'nun yorumu da önemli.

Kitapları okuduk yazılar yazıldı. Yazılar yazıldı Cemil Meriç hakkında; ama pek fikir fırtınası gerçekleşmedi. Ben merakla bekledim, cemaat.com okurlarının Cemil Meriç ve eserleri hakkındaki fikirlerini. Ne bileyim, Devletin Derinlerinde birikenler Cemil Meriç'in de yakınlarında birikir diye düşündüm en azından. Ama o zemin oluşmasına rağmen yeterli fikir teatisi olmadı. Olsun'du! Hayırlısı olsun. Ama sanki bu ilgisizlik D. Cündioğlu buluşmasına da nitelik(!) olarak yansıdı. Hayır kesinlikle verimsiz bir buluşma oldu demiyorum; ama Dücane Cündioğlu gibi bir yazardan gerektiği gibi istifade edemedik diyorum. Cündioğlu da daha eserin okunmamışlığından bir şeyler anlayarak ona göre konuşmasını kurdu. 70'lerde 80'lerde 90'ler çekilen siyasi numaralardan bahsetti, günümüzdeki kimi maksatları da onun dikkat çektiği şeylerle irtibatlandırabiliyorduk. Siyasi tavır açısından da önemli şeyler söyledi Cündioğlu. Bunlardan elbette istifade ettik; ama tam bir Cemil Meriç fırtınası olmadı. Yani konuştuk da konuşamadık. Cemil Meriç'i pek konuşamadık. Bundan sonraki Cemil Meriç okumalarımız için işaretler aradık, bulduk da; ama daha ayrıntıya girebilseydik Cemil Meriç ve ona dair, ondan hareketle okumalarımız için daha dolgun bir perspektif yakalayacaktık. Çünkü Cemil Meriç'i doğru anlamak günümüzdeki kimi çabaların da arkasını görmek açısından önemli. Ben, Cemil Meriç'in düşüncenin gökkuşağı olmadığını; ama değişmez sabitelerinin olduğunu söyleyen Cündioğlu'na, C. Meriç'in düşüncedeki o sabitelerinin neler olduğunu sormak istedim, malum çelişkileri az biri değildi C. Meriç, soruyu tamamlayamasam da -biraz acele anlaşılsam da- cevap aldım. Bunların etrafında sormak istediğim bazı şeyler de vardı; ama fazla çenebazlık yapıp başkalarının daha önemli endişelerini ihlal etmeyeyim dedim. D. Cündioğlu, Meriç'in burada tecessüsüne dikkate çekti. Sonra biz pek soru sormadık o da doğruyu yaparak genel-önemli şeylerden bahsetti. Önemli işaretlemeler yaptı. D. Cündioğlu'nu dinledikçe daha titiz olmakla, daha dikkatli olmakla, daha sıkı okumakla aşılandım adeta. Allah razı olsun üstattan. Biz ona dağınık gittik; ama o bize derli topluydu.

Velhasıl güzel bir buluşma oldu, etkinlik oldu diyecektim az daha..
Bazı cemaaat.com okurlarıyla tanıştık, değerli insanları gördük. Her şeyden ders aldık inşaAllah.

Saray Muhallebicisi........

Öncelikle Saray Muhallebici'sine teşekkür etmekle başlayayım; Dücane Bey abimiz kızacak belki ama, böyle bir buluşmayı biz amatör insanların başarabilmesi ancak bu tür desteklerle mümkün. İnşallah, başka buluşmalarımızda da bize yardımcı olsunlar. Sağolsunlar.

Gelelim neler olduğuna. Kardeşlerin değerli yorumlarını okudum. Allah hepsinden razı olsun. Herkes bir önemli kısmıyla hem buluşmaya hem de içeriğe ilişkin değerli düşüncelerini iletmişler; pek de iyi yapmışlar. Şimdi Dücane beyin önemli bir tespiti ile başlayayım: '' Tüm okurluk ve yazarlık hayatım boyunca böyle bir şeye tanık olmadım, şaşırdım, sevindim, teşekkür...'' Neydi Dücane beyin daha önce tanık olmadığı durum?
Bir avuç genç, henüz popüler olmamış bir kitabı alıyorlar, okuyorlar ve değerlendirme yazılarını kardeşlerine iletip bir toplantı düzenliyorlar. Allah'ın izniyle ve yardımıyla da üstesinden gelebiliyorlar. Birincisi, yazarımız kitabıyla ilgili cemaat'te yayınlanan yazıları içerik olarak yeterli bulduğunu belli edip kardeşlerimizi tebrik ediyor. Altına girilen yorumların temenniden ibaret olmasından dem vuruyor ki, bu zamanla kazanabileceğimiz bir edinim ve mutlaka dikkate almamız gereken bir abi tavsiyesi.

İkincisi, cemaat tarihinin en yoğun toplantısı gerçekleşiyor ki; bu da, katılımcı kardeşlerimizin saygılarının ve önemsemelerinin ifadesidir, mutlaka vurgulanması gereken bir ehemmiyet içeriyor bundan sonrası için.

Ücüncüsü: yazarımıza yapıştırılmış ''ukala" sıfatının ne kadar haksız bir yakıştırma olduğu, kesintisiz üç saat süren sımsıcak muhabbette aslında benim yeniden vurgulamama ihtiyaç hissettirmeyecek biçimde herkesçe yaşanmıştır.

Kitabın okunup değerlendirilmesi ve cemaatte yayınlanmasıyla, pek çok soru cevabını bulmuş olduğu için, yazarımız bir daha oraya dönmeyip, bakmamız gereken ve eksik olduğumuz yönü göstermeyi tercih etti kanımca bizlere. Zaten bunlarıda kardeşlerimiz yukarıda aşağıda yanda en güzel biçimde belirtmişler.

Dücane Cündioğlu'na ilişkin öğrendiğimiz en önemli bölümü ben aktarayım. Böylesi zengin içeriğe sahip bir aydın oluşunu borçlu olduğu ne çok kitap okuması, ne yaşamsal tecrübesi, ne aldığı milli eğitim formasyonu, ne de zekasıdır kardeşlerim. Aldatılmamayı kafasına koyduğu günkü sözüne sahip çıkıp, sorumluluğunun bilincine varmış bir kul edası ile Kuran'la olan sıkı ilişkisine borçludur ve yanlış duymadıysam bunuda ifade etmiştir aramızda. Yani, kitapla ilişkisini kurabilen herkes düşünebilen ve aldatılamayacak bir insana dönüşür; ondan sonra hangi konuya el atsa bir okyanus derinliğine ulaşır Allah'ın izniyle. Çok şey söyleyebilirim o güne dair, sayın abimizin ifadesiyle : '' İkibin kitap yazabilirim artık, bildiğim konularda; her hafta üçyüz sayfalık bir kitap yayınlatabilecek bir birikimim var.. '' Ama, bildiği yani bilgisini derinleştirdiği konularda. Bilgi derinliği de şöyle : İlgi alanına aldığı konuyu, o konunun duayenlerinden daha iyi bilecek kadar çalışmak. Bilmediğini de, bilenlerine bırakacak kadar tevazu sahibi olarak : ''Bilmediğimide hiç bilmem ''...

Merak eden kardeşlerim için tekrar edeyim. Bu toplantı, tüm süreçleri ile beraberce düşünülüp, paylaşılıp, çaba sarfedilip, hata da yapılıp organize edilmiştir. Benim dahil olduğum ilk organize cemaat toplantısıdır. Aldığım ders: beraberce üstesinden gelinemeyecek hiçbir iş yoktur Allah'ın izniyle. Tek başıma ise başarabileceğim hiçbir işin olmadığıdır. Tekrar Allah hepinizden razı olur umudumu yineleyerek, yurdun başka yerlerinden değerli fikirleriyle bizleri gaza getiren kardeşlerimize de teşekkürlerimi sunuyorum.

Selamünaleyküm

Rabbi Zidni İlmen ve İrfanen

Anladığım kadarıyla Jerfi -sanırım- Bey, çoğumuzdan daha yatkın magazine. Tdk'nın tanımlarına bakılırsa aslı itibariyle kötü bir şey de değil magazin.

"1 . Halkın çoğunluğunu ilgilendirecek, çeşitli konulardan söz eden, bol resimli yayın.
2 . Genellikle sanat, eğlence ve spor dünyasında tanınmış kişilerle ilgili haber ve yorum. "

Hem detayları hem de asli unsurları aynı anda takip edebilmenizi gazeteciliğinize borçlu olmalısınız. Bazı hususlar için "soran olmadı, merak edilmedi" türünden serzenişlerde bulunmuşsunuz. Belki siz sorsaydınız, gerisi gelirdi, kim bilir.

Soru sormak da bir meziyet takdir edersiniz. Dilimizin ucuna gelen, ama toparlayıp da soramadığımız sorular olduğuna emin olun. Acemiydik fazlasıyla.

Ali Düz'ün dediği gibi, Biz Cündioğlu'na dağınık gittik, ama o bizi toparladı.

Demek istediğim, belki planlanan minvalde ilerlemedi söyleşi, ama ilerlediği minvalden de çok istifade ettik biz. "Rabbi zidni ilmen ve irfanen" duamızı eksik eylemedik o günden beri.

Şu da var, bir daha bu türden bir söyleşiye iştirak etmeye karar verdiğimde daha hazırlıklı, daha donanımlı, daha planlı geleceğime söz veriyorum. Belki o zaman Kevser Hanım'ın istediği türden bir rapor da hazırlayabilirim. Bunu da en çok ben isterim.

Aysun, bu kadar kitabı ne zaman, nasıl okuduklarına ben de akıl sır erdiremiyorum. Dahası 6-7 dil birden nasıl okunur, yazılır, anlaşılır, aklım almıyor. Rabbi zidni ilmen ve irfanen!