Bir kelebek resmi yaptım.
Kocaman kanatları ile yaptığım resim kanatlanıp uçtu, gitti. Peşinden ümitlerim, hayallerim gitti. Bir yaprak düştü bahçenin ortasındaki çetin cevizden. Kocaman sarı ve hatta biraz kuruca bir yaprak. Baktım rüzgar yoktu. Muhakkak kelebek düşürdü o yaprağı. Üzüldüm. Mevsim bitiyordu demek. üzülmekle kalmadım, canım da sıkıldı. Zaten yaşadıklarımızın bombardımanı altında eziliyordum.
Çıktım. Bağlı durmaktan mafsalları hamlamış Duman'ı çözdüm. Boşlamadım tabii. En son boş kaldığında bir çocuğun boğazına atlamış, sütçünün de üstünü başını parçalamıştı. Ne kadar mahcup olmuştuk. Bir de sütsüz kaldığımız gerçeği. O gün bu gündür garibim 2 metrelik çift kat zincir ile bağlı kürek mahkumlarını andırırdı. Anadan doğma kısa 5 santimlik kuyruğu sevinçten fink atıyordu. Testiyi kırmadan dayağa inananlardan olduğum için okkalı bir tokat patlattım başına. İşlem tamamdı. Ne üzerime atlardı bundan sonra ne de etraftaki insanlara saldırmak için zincirle beni peşinden koştururdu.
Kah ben onu sürükledim kah o beni. Köyü iyice terk edip bağlara vardık. Rahmetli dededen kalan fakat bakımsızlıktan hozan olmuş bağa girdik. Bağın tam ortasındaki kayısının kalın gövdesine doladığım zincire kaliteli bir düğüm attım. Sesi kayalarda yankılanan bir tüfek sıktılar, bir çalıdan fırlayan elmacık korku ile üzerime doğru geldi, pike yaptı, gitti. Getmenin yağmurlarla çim bürüyen tarafına sırt üstü yattım. Güneş tepede idi. Hem ısıtıyor hem üşütüyordu. Sanki sonbahardı. Evet evet sonbahardı. Hazana dair şitayişler düzmek geldi içimden. Kulaklarını diken Duman sertçe havladı. Yolun ucundan görünen bir hacı emmi, eşeğin gemini biraz daha kavradı, tedbirle bakındı etrafa. Duman bir kez daha havladı. Eşek karşılık verdi. Hafif bir rüzgarın kaldırdığı toz arasında kaybolup gittiler.
Bir türlü geçmedi can sıkıntım. Bağlar boştu; tarlalar bos, yollar bos, hatta gökyüzü boş. Halbuki tebdil-i mekan eylediğimde muhakkak rahatlardım.
Fasılalarla nabız yoklayan rüzgar getmeden ayaklarım dibine bir gazetenin kapak sayfalarını sürükledi. Ayağımı kaldırdım, gitmedi. Elimle bosluğa bıraktım, rüzgar durdu. Bizim bağların olduğu yere içkiciler çokça gelir. Hem havadardır hem tenhadır buraları. Kendilerince alem yapıp defolur giderler. Artlarında ise böyle gazete sayfaları, içinde içki taşıdıkları siyah poşetler, mangal yaptıkları kömürden kül bırakırlar. Bu gazete sayfasının burada bulunuşunun başka bir izahı söz konusu değildir. Mutlak onların işidir bu.
Davetsiz misafire uzandım. Türkiye için çok eski bir gazete. Manşet, Yargıtay Başkanı'nın sözlerinden oluşuyordu. O malum ve ses getiren sözler... Sonra hükümeti oluşturan partilerin tabanlarında af konusundan dolayı rahatsızlık olduğu haberi. Kocaman avrat resmi ve güya magazin. "Bir Kısım Medya" nın gazetelerinden biri imiş. Kahraman Ecevit, bilmem ne Bahçeli, yardımsever Mesut!
Sonra bir resim daha. Nasıl oldu da dikkatimi çekmemiş. "Aile Fotoğrafı" başlıklı ve devletin zirvesindeki biri ile adları dolandırıcılığa, sahtekarlığa, hırsızlığa, hainliğe çıkmış birilerinin mutluluk resmi. Cinlerim tepeme çıktı. Zaten can sıkıntısından, moralsizlikten ve çaresizlikten tırlatmak üzereyim; bu resim işin tuzu biberi oldu. Gayri ihtiyari tükürmüşüm resme. Bir de kroşe. Gazete salına salına Duman'ın önüne gitti. köpek önce bana sonra gazeteye baktı ve sonra olanca hızı ve hırsı ile gazeteye saldırdı. Ayaklarının altına aldı, ısıra ısıra yırttı, parçalara ayırdı. Bir yandan hırlıyor bir yandan havaya atıp tutarak ortalığı toza dumana veriyordu. Gazeteden küçük bir parça kalana kadar aynı hal devam etti. O böyle yaptıkça rahatladığımı, deşarj olduğumu hissettim. Kalan parçacığın üzerine bir de işemez mi? Neşem yerine geldi bile diyebilirim. Nice zaman sonra kalktım. Duman'ı çözüp eve gitme hazırlığında idim. Bir de ne göreyim: Duman'ın işediği gazete parçacığı aile fotoğrafı değil mi? Keyiften karnımı dahi kaşıdım.
Hayvan bile biliyordu.
Yorumlar
Incili Çavus, Osmanli
Per, 04/08/2005 - 19:04 — Nef'i SelamoğluIncili Çavus, Osmanli elçisi olarak Fransa Kralina gönderildiginde, elbiselerinin bazi yerlerinde yama varmis. Kral, bunlari görünce dayanamayip:
"- Bana senden baska gönderecek adam bulamadilar mi?" diye sormuş. Incili Çavus:
"- Osmanlilar, adama göre adam gönderirler, beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek." diye cevaplamış.
Bu da adamına göre Kelbi bir müdahale oluvermiş. Helal İT!e...
Karga Adem'in oğluna / Duman bize:)
Cum, 05/08/2005 - 11:37 — Yusuf ArmağanSon dönemlerde cemaat sayflarında okuduğum en hoş yazıydı desem yeri var. Bu hayvancıklar insanlara ne de çok şey öğretirler. Malum karga Adem'in oğluna mezar eşmeyi öğretti. Duman'da bize bir şeyler söylüyor olmaya sakın:) Eminim ki; Duman'ın yapıp ettikleri bu kadarla sınırlı değildir. Devamını bekliyoruz efendim. Katkınız için müteşekkiriz.
TEK KELİMEYKE HARİKA BİR
Cum, 05/08/2005 - 21:54 — elif özkayaTEK KELİMEYKE HARİKA BİR YAZI...ÇOK ŞEY ANLATIYOR...
Kelebeğin Kanadındaki Toz
Salı, 09/08/2005 - 14:07 — Elif ŞahinOkumaya başlarken işte dedim, pırıl pırıl, ışıl ışıl, cıvıl cıvıl (ve hatta ne kadar tekrar eden pekiştirme sıfatı varsa) içimi ısıtacak bir hikaye okuyacağım.
Soyut bir kelebek tanımı ile başlayan acımsı bir soluk, dumanla giden hikayede birden karşıma dinazorlar çıkınca tadım kaçtı doğrusu.
Ve hatta birebir isimleriyle!
Bence hikayenin içine ne bir gazete, ne de zaten her işim içinde olan üç (belki de beş) büyükler girmemeliydi.
Olay etki-tepkiye dönünce ağaçtaki tüm kuru ve sarı yapraklar düştü, kelebek kanadı tozu döküldü...
Saygılarımla
"Gül sunan elde daima bir miktar gül kokusu kalır"
Bugün yeni bir gündür cancağızım
Çar, 17/08/2005 - 12:01 — Halid Aslan-- Bu metin Sayın Elif Şahin'in yorumu üzerine yazılmıştır. Saygılarımla --
Tarlaya gittim bugün. Buğday ekili. Sadece buğdayları seyretmekti muradım. Boğazı seyrediyor gibi oturdum, uzun uzun seyrettim tarlayı. Başları tevazû ile eğili başaklar, rüzgarla eğilip doğrulan başaklar… Bir cigara tellendirdim. Başımın üzerinden “acelesi varmış da çabucak oraya ulaşmak istiyormuş” seriliğinde güvercin kafilesi geçti. Kayaların üzerinden ilgisiz bir bakış fırlattı kartal. Kartal, bismillah diyerek açtı kanatlarını.
Günün ilk ışıklarıydı daha.
Daha mahmurluğunu ve gecenin ayazını üzerinden atmaya çalışıyordu kertenkele. Elmacık derin bir nefes çekti, nefis bir senfoniye başladı. Dağ-taş, tarla-yaban sükût kesilip elmacığın sesini dinledi. Oğlu gurbete giden annelerin gözlerinden iki damla yaş daha düşüverdi. Elmacık bildi bunu, mahcup oldu. Sustu.
Önce bir tarla faresine, ardından, çalılara güp güp eden minicik yüreğiyle sığınmış serçeye, sonra bir geleniye saldırdı atmaca. Diz boyu kar, bahçedeki cevizin dibinde bulduğum atmacayı hatırladım. Muhteşem bir hayvan. Avcı. Nasibi, kendinden daha küçük uçanlar – kaçanlar. Üç boğum tırnaklarının kelepçelediği hayvanın kurtuluşu yok. Hızlı, akıllı ve kanaatkâr.
Daha geçen gün, çoluk – çocuk dutun altında bahçede otururken havada kopan ihtilâc ile belgesellik bir manzaraya şahid olmuştuk. Nereden kopup gelmişti bu atmaca da yavru güvercini kovalıyordu? Can ne kadar tatlıydı; açlık ne kadar gözükara ediyordu yüklendiği canı? Bir anda atmacanın pençeleri arasında kalıverdi güvercin. Bizler de donup kaldık. Sanki atmaca güverini değil bizden bir parçayı yakalamış, salına salına gidiyordu. Nasibimize güvercinin savrulan tüyleri kaldı.
Gün, mızrak boyu yükselmişti.
Şehre inat yaz ortasında ve günle uyanmıştı bütün kainat. Kocaman kuyruğuyla tilki sıvışıverdi beni görünce. Sararmış bir kayısı güm diye düşüverdi dalından toprağa. Baktım kertenkele, elmacık, ebabil, arı kulak kesilmişler, bekliyorlardı. Arkası gelmeyince gürültünün önlerindeki meşgalelerine daldılar. Ayaklarımın ucuna basa basa gidip aldım kayısıyı, avucumda ovdum, üzerime çaldım tozunu toprağını. Dünyanın karnını yarıyormuşçasına ikiye ayırdım; çekirdeğini özenle çıkarıp toprağa gömdüm. Besmeleyle attım ağzıma. Rızkı veren Allah’a hamd ettim.
Üzümler, elmalar, erikler, bademler daha yaz sıcaklarını sindiriyorlardı özlerine. Zamanı gelince onlar da Rahman’ın nimeti olarak elimizi uzattığımız yerde olacak inşaallah.
Bütün mahlukat: “Bugün yeni bir gündür cancağızım!” nidasındaydı. Her gün, yeni bir gündü. Her adım bir yeniye, yeniliğe atılıyordu kainatta. İnsan için de durum aynı değil miydi?
Dünü hatalarla, yanlışlarla dolu olabilirdi insanın. Keşke yapmasaydım diyeceği nelerse onlar… Değiştimenin mümkün olmadığı ameller. Lakin bugün yeni bir gün, yeni bir başlandıç değil miydi? İşte kainat tek bir ağızdan ve yüksek sesle seslenmiyor muydu: “Bugün yeni bir gündür cancağızım!”
İşte yepyeni, kar ilk yağar da hiç ayak basılmamış yerler vardır ya hani öyle kirletilmemiş, bozulmamış yeni gündü. Horozların ötmekten tükenen takatiyle tünedikleri kümeslerine, gece boyu sağa sola havlayıp uykuya dalan köpeklere de selamı esirgemedim. Koyunlar, kuzular ineklerden önce çıkıyordu yaylıma. Her gün yeni bir gündü işte…
Bir kuzu meledi: “Bugün yeni bir gündür cancağızım!”
Elmacık bir daha öttü: “Bugün yeni bir gündür cancağızım!”
Yılan iğdenin altından seslendi: “Bugün yeni bir gündür cancağızım!”
Bör- böcük, çör-çöp: “Bugün yeni bir gündür cancağızım!”
Niyyet ettim Allah rızası için yeni bir güne…
Bir Teklifim Var
Salı, 09/08/2005 - 14:18 — Jerfi QAZAQKimi çocuklar vardır; hoşlandıkları bir şey gördüklerinde babalarının pantolonundan çekiştirerek ve alabildiğine kırmakta güçleneceğiniz bir edayla,
-Babbaaa! Bu bizim olsun muuu?
diye soruverirler. Aslında çocukların en ciddi teklifleridir bunlar.
Ben de o zaviyeden açayım bari teklif kapısını:
Bu Duman bizim sitenin köpeği olsun mu?
Valla her eve lazım...:)
Duman mı..
Salı, 09/08/2005 - 18:15 — farukyucelşimdi muhterem QAZAQ , Duman itine olan saygını ve sevgini anlamakta zorluk çekiyorum. bu kelb gazete sayfasına işediği için bu kadar kıymetli ise , sitemizin köpeği olunca nereye işeyecek? işemeyecekse eğer bir yere kendi anlam ve önemini kaybetmeyecek mi? cevap bekliyorum efendi !