renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Dünyanın En Garip Aşk Mektubu, Fazla Kişisel Notlar ya da Tek Okurlu Romancık (6)

Tıpkı laf gibi, şehir de şehri açıyor. Her şehir ayrı bir insan, bir karakter gibi. Herkesin geçilen, kalınan, kaçılan semtleri var; öfke dolu varoşları, vitrinleri, izbelikleri, kalabalık ve tenhalıkları var herkesin, meskûn mahalleri var. Suç bölgeleri var, herkes şehrindeki tek suçluya (kendine) yardım-yataklık eder, kimileri suçlusunu Hakim önüne çıkarır. Sonra güneşli, karlı, tipili günleri var; olayları, kavgaları, eylemleri, eğlenceleri.. Bazen kalkıp kendimize bildiri okuruz. Parklarımız var, gelen geçen oyalanır gider. İnişli-çıkışlı yollarımız, yokuşlarımız var. Cinayetler var, unutulmaz günlerimiz. Bir yanımız köprü altında sabahlar. Törenlerimiz var, bir biz biliriz. Dost, düşman, komşu, kardeş şehirler.. Herkesim rakımı var. Dağlar arasında kalmıştır kimimiz, bazısı bir dağı sırtlayıp yaşar. Kurak, mümbit topraklar.. Kar görmemiş şehir var, öte yanda yağmursuz günü geçmez kiminin. Her şehirde ufku göremezsin. Ahalimiz belki mutludur. Göç verip göç alır, bazen burçlarımıza bayrak asarız. Aynı bayrağı başka şehirde de görünce sevinmek adettendir. İşgal altında şehirler, fethedilen, düşen.. Bazen başka şehirlerden yardım gider. Kimisi ‘başşehir’dir. Herkes “şehrimize hoş geldiniz” der de, her şehre hoş gelinmez. Sınırda şehirler vardır, pek boş bırakmaz, etrafına tel örgü çekerler. Komşusuyla rekabet içinde şehirlerimiz vardır bizim. Öyle şehir var ki, meşhurları sayesinde ‘şehir’dir. Kimi şehir de kendi meşhurunu kendi var eder.

Şehirden şehre yol var. Uzun, kısa, yer yer engebeli.. Eskiden çok severdim. Bir otobüse atlayıp günler, geceler boyu gezebileceğimi düşünürdüm. O zamanlar yolda uyumayı da beceremiyordum zaten. Tanımadığın, bilmediğin kasabaların, şehirlerin arasından geçip gidersin. Levhalar boyuna akar durur. Etrafında anız yakılmış tarlalar, fabrikalar, sürüler bazen.. Yollar şarkılara sanki birkaç nota daha katar. Hiçbir şarkı diğer zamanlarda yoldaki kadar çarpabilmez, nevrini döndüremez. Ben ki Nana Mouskouri’nin üstüne Orhan Gencebay dinleyebilecek bünyeye sahibim, yine de yollarda dinlemeye alışamadım hâlâ. Tehlikeli bir şey, tavsiye etmiyorum. Dozunu ayarlayamazsan gümlemen mukadderdir.

Her şehrin hikayeleri, efsaneleri olur. Benimkiler genellikle kendinden kalkıp başka şehrin yolunu tutmakla ilgili. Yalnız ben gerçekle teşbihi haddinden fazla birbirine karıştırmış olacağım ki, ‘başka bir şehre gitme’den gerçekten başka bir şehre gitmeyi anlamışım bunca zaman. Buna itiraz edebilirim, ama yap(ama)dıklarım beni yalanlayacaktır. O yüzden üstünde durmuyorum.

Efsane tabii, ancak Mecnun’un Leyla’nın köyündeki sokak köpeklerine bile sarılıp onları öptüğü rivayet edilir, “siz O’nun kokusunu taşıyorsunuz” diye. Sevilen’in Beldesi, sevenin kafasında uçuşan bin bir mücerredin müşahhaslaştığı yer, gölgelerin asla büründüğü perde.. O beldeye yapılan her seyahat, ‘anlam’ın tarihine doğru çıkılmış kutlu bir sefer, her şeyi yeni baştan hatırlamanın biricik şartı.. Sevilen’in Beldesi esasen bir pınar.. Yola buradan başlayıp da sağda-solda susuz kalanın tekrar kanacağı, silkineceği, kendini ve onu kendi yapan şeyleri yeniden dirilteceği membanın adı..

Kafamda bu düşüncelerle nice sokakları yorgun adımladığımı, bilmediğim bir dünyayı keşfe çıkmışçasına dehlizlerine sokulduğum şehri ne kadar da net hatırlıyorum! Her köşe başında aşina olduğum bir çift gözün bakışlarıma çarpabileceği müjdesi, heyecanı, korkusu.. her ânımı kelepçelemek için yeterli sebepti. Esasen bütün bu gidip-gelmeleri tek bir kelimeyle özleştirmek gerekseydi, şey derdim: ‘inkisar’.. Vaziyetin kırılganlığını daha güçlü ifade edebilecek bir sözcük tanımıyorum. Ancak bütün bu yolculuklar bana hikayenin başladığı yere dönebilme imkanını sağladı. Renklerin, kokuların, seslerin, üşümelerin, dalgaların ya da adımların birbirine karıştığı, hislerden yapılma o müphem alanı yeniden bilinç katına çıkarma imkanına erdim bu seyahatlerin sonunda. Az şey midir?

Değildir. Ancak burası daha ziyade beni ilgilendiriyor. Bazı şeyler.. taşınmazlar var, ne olursa olsun şehirden dışarı çıkarılmamalı. Hem ben hikayeme devam edeyim. Zaten bir tane okurum var. Onu da sıkmak istemem.

Yolları yollara ekleyen, şehirleri birbirine bağlayan şarkıları bize hısım eden nedir? Enstrümanlar bizim kayıp seslerimiz, bizde bulunmayan sedalar onlarda kendini gösteriyor. Kelimelerin birbirine dolandığı yerde boşluğu tınılar, nefesler, ritimler kapatıyor. Soylu piyano, kurumlu tambur, sızılı kemençe, uçarı saksafon, şakrak trompet, kavruk bağlama, ürkünç çello.. Mey.. Uçsuz-bucaksız otlaklar. Kopuz.. Asya stepleri. Buzukiyle mosmor Akdeniz kıyıları. Çölde sakin adımlar, bendir sesleri. Sisli, soğuk dağ başlarını hep bir ağızdan dolan gaydadan güzel ne anlatır? Savruk bir elektro solosu.. Başımızın pekmezi asfalta böyle mi akacaktı? Mevlânâ’nın rebap sesini cennet kapılarının açılışına benzettiğini duymuştum. Sonra kanun.. Şadırvanda güvercin adımları..

Ben yollarda, hem şehri şehre, hem gönlü gönle bağlayan yollarda hep bunları dinledim. Güneşin ufku yeni yeni kızartmaya başladığı bir sabah vakti, sağımda solumda insanlar uykulu bir kedi yavrusu gibi gerinerek doğrulurken, otobüsün camından kafamdaki sabit bir noktaya bakarak bunları dinledim hep. Ardımızdan otogar, şehirler, molalar boşaltırken, tuzlanmış, ıslak, kumlu, yamalı yollarda, ayla beraber köprülerden geçerken ben bunları dinledim. Tekrar yolu bulmaya çalışırken, yazarken, çizerken, okurken, yatarken, kalkarken, yürürken, yürüyemezken.. Bunları dinledim.

Rahmetli amcama hayatımda sadece bir kez hediye almıştım. Gümüş tuğlu, ufacık bir kehribar tesbih.. Bayramdı, memlekete gelmiştim. Sıkılarak verdim. Bu onu son görüşüm oldu. Bir ay kadar sonra öldü. Bense bunu daha sonra, bir sonraki bayramda tekrar döndüğümde öğrenecektim. Zorlukla söylediler. O anda bir şeyler koptu. Tarifi zor.. Kesik, eksik, yaşanmamış bir şeyler. Hiçbir şey diyemedim. Sessizce evden çıktım.

“Bir tel kopar ahenk ebediyyen kesilir..” Bir şeyler hep yarım kalıyor. Amcamın vefatı içimde kırık bir yay, kopmuş bir tel gibi öylece kaldı. Cenazesine bile gidememiştim. Yapılması, söylenmesi gereken ne çok şey var! Hepsini yarım, artık, kırık, öylece bırakıyoruz. Kabahat kimin? Sadece yapamayan, söyleyemeyenin mi? Evet, söyleyemeyenin. Ama aynı zamanda onun sözlerini elinden alanların. Sözcüklerle arasına duvar örenlerin. Yani ailenin, arkadaşın, çevrenin, okulun, devletin, çağın, zamanın.. Kelimeleri haram eden bir zamanın, ‘anlam’ın kuracağı, sözlerin biriktireceği dünyadan korkan bir devrin mahsulüyüz. Bir yanı göğü özleyen, bir yanını yer çeken, bir eli rahlelerde baygın, bir eli butonlar üstünde, gözleri kumrularla ekranları bölüşen, avludan fuayeye yürüyen zavallılarız. Ne bekliyorlardı? Senfoniler, saz semaileri mi besteleyecektik? Bu törpülü ellerle artık hangi taştan güller oyacaktık?

Hiçbiri değil. Ben sadece burada, çağımın tepeme boca ettiği bunca süprüntü arasında her nasılsa bulduğum bu incelikli şeyin hakkını vermek istiyorum. Sokaklar çamur, caddeler balçık, rüzgar isli, nefes duman, yağmurlar zift, rüyalar bulanık, sesler matruş, eller nâdim, çiçekler paslı, kitaplar ihtiyar, dereler türküsüz, denizler bezgin, ay ısırgan, yıldızlar zehirli, gece ipeksiz, güller yapma.. olabilir, olsundur. Yine de bir ‘şey’ söyleyeyim, boşlukta bir yer tutsun, ‘hepsi’nin ‘hiç’ten başka bir şey olmadığını sezebilme yetisinin bende de sağ olduğuna kendimi inandırayım, içtiğimiz suyun su olduğunu bilelim, bir anadan doğduğumuzu, yağan karda hâlâ meleklerin parmağı olduğunu, dağlara bakmanın insanı zinde kıldığını, sorunun cevaptan daha asil olduğunu.. Hiç değilse perde kapanmadan bir replik de ben patlatayım, patlatayım ki sadece oynayıp duranların değil, seyircilerin de söz hakkı baki kalsın.

Bana yine yollar görünüyordu..

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Can-ı Gönülden Tebrik

Blogcu da Ah+Ha blogu ile kendisini tanıdığım Mehmet hakan kardeşimi gönülden tebrik ediyorum.Son derece başarı ile sürdürdüğü "Tek Okurlu Romancık"'ın okuru olmaktan büyük keyif alıyorum.Ggönül şehrin mamur olsun , Allah yüzünü ak eylesin kardeşim.

"Havada uçan kuşa yolun ne hayrı var
Kendine hayrı olmayanın ele ne hayrı var "

...

nedendir bilmiyorum bu yazının ilk bölümünü okuduktan sonra diğer bölümlerini takip edememiştim.(muhtemelen ilk yazıyı okuduğumda dikkatim dağınıktı ya da ikinci bölümü kaçırmış olmaktan dolayı diğer bölümleri okuyamamıştım. ) tâ ki şu ana dek. 6. bölümü okuduğumda birden yazının içinde yol aldığımı fark ettim ve en baştan bu tek okurlu romancık'ı hatmettim. benim için altı çizilesi kelimeler var yazınızda. olayları ya da bir düşünceyi anlatırken başvurduğunuz benzetmelerinizden büyük keyif aldım. bir anın, bir hadisenin, bir nesnenin içine derinlemesine daldırdınız beni. Rabbim kaleminize güç versin. devamını bekleyeceğim.