Dünyanın Neresindeyim ya da Doğuluyum Ezelden

Ankarada doğdum .

Bir medeniyetten diğerine muhakkak geçmesi gereken ve bunun derin kompleksini yaşayan bir şehrin çerçevesinde resmoldum. Bu resimde köy kökenli okumuş kariyer sahibi bir babanın ve yine köy kökenli ev işlerinden başka kariyeri olmayan bir annenin tek çocuğu olarak büyümeye başladım. O zamanlar okulda doğulu olmanın ezikliğini ifade eden bir müfredata teslim ederken dimağımı ilkokul önlüğümde siyah renkleri ağır basıyordu ve lakin yine aynı müfredatta batının dört bir yüzüne karşı kahramanca çarpışan ve düşmanları denize döken atalarımın kahramanlığı anlatan destanlarını buluverdim. Bir de hırsız, kalleş, tecavüzcü Bizansa karşı kılıcı ile adalet sağlamaya çalışan Battal Gazi vardı ideolojik şekillenmemde. İroni daha o yaşlarda en yakın arkadaşımdı farkında olmasamda. Matbaa bile batıdan yüzyıllar sonra gelmişti o zaman siyah beyaz olan televizyonda uluslararası organizasyonlarda başarılı olan tek bir doğulu ülke yada birey görmeden alkışladım Manchester United'i Euorivision 1.si İrlanda'yı ya da oscar goes to...

Hep tırnak içinde söylediler Harzemi'yi, Farabi'yi, İbn-i Sina'yı, Ali Kuşçu'yu, Endülüs'ü Osmanlı'yı.. çok sonraları iki doğuludan öğrendim. Roma ne yana düşer Yunan ne yana o zaman öğrendim Anglo Saksonları Germenleri Latinleri. Çocukluğumdan beri etrafımda yakın olmasa bie uzağımda hep bombalar patladı çocuk ölüleri gördüm akbabanın beklediği küçük bedenleri fotğraflayanlar oldu yine batının ödüllerinden aldılar hatta yine alkışladım. İyi bir cebir zekasına sahiptim komplo teorileri üretip ideolejik efsanelere inandırdılar beni taki burnuna hlka geçirilip beyaz efendilerine ekmek kızartmak için yerlerinden sürülen siyah derili adamın torunlarının kendileri gibi mazlumları bu sefer kendilerine ekmek kızartmak için seferi görene kadar.

Birde yeni kara keşfedilince ülkesindeki hırsızı katili tecavüzcüyü gaspçıyı buraya defedip kurtarmaya çalışan medeniyetin yine aynı adamlarla birlikte insan haklarını özgürlüğü barışı korumak adını birlikler kurup ellerindeki kırbaçlarla dünyanın kalanını terbiye ettiklerini; bunun komployla alakası yoktu bu tarih ve had bilmezliğin küstahlığın ve gücün getirdiği akıl almaz bir şımarıklığın ötesinde bir şey değildi ve ne acı ki normaldi.

Batıyı anlamaya çalıştım rönasansı, reformu, sanayi devrimini ve bunların ortaya çıkardığı garip ideolejileri, bu zengiliği kazanmak için kaybettikleri onuru, özgürlüğü, cinsel ahlakı ve en önemlisi merhameti gördüm . 18 saat madenlerde çalıştırılan insanların dramını anlattı bana Zola ya da Steinback. Batının çocukları yani insan insanın kurdu idi. Hugodan tam bu sırada kendi dinlerine bile güvenmediklerini ifade eden ve bir kamburun masumluğuna şehadet ve merhamet edecek çingene bir kızdan başka kimsenin kalmadığını haykıran serzenişini duydum ben değildim böceğe dönüşen kendi odasında insanlığını unutup ev sahibini öldüren ve vicdanını arayanda ben değildim Kiliselerdeki komployu gülün adında resmeden ve sonra şifreleyenler de ben değildim onun için redetmedim bu medeniyeti yada kuduz aşısını buldukları için kabullenmiyecektim.

Yıllar sonra çicek çocuğu hareketiyle de itiraf ettiler medeniyetlerinin kapılarının samimiyete merhamete ve özgürlüğe kapalı olduğunu. Bulduklarını sandılar doğuya yönelenler uyuşturulan ruhları üzerine batı züppeliği serpilmiş bir uzak ama çok uzak doğu profilinde nesillerini kahrettiler.

Bu zamana geldiğimde batan bir medeniyetin medeniyet adına ortaya koyduğu hiç ama hiç bir şeyi kabullenmemenin yaratıcının bir kuralı olarak konulduğunu abartılı bir yaklaşım olarak dahi görmüyorken popüler deyimle aynı mahallemden çocukların onların divanında mazlumluklarını ifade etmelerinden şaşırmış bir halde idim ama artık daha belirgin her şey. Onlar gibi tüketen giyinen konuşan onlar gibi tatil yapan (tatil ne demekse) ve en kötüsü onlar gibi düşünen kendi medeniyetini sadece saz tezenesinden ve otantik yemek çeşitlerinden çıkarmaya çalışan bin ikinci gecenin masal kahramanıydım. Savulmayın hiç bir yere gelemiyorum.

Acı olan şu kötü de olsa bir medeniyete sahip olmak bir sözünün olması anlamına geliyor oysa benim söyleyecek hiç bir sözüm yok onların söyliyeceği şeyleri onaylamak yada redetmek zorundayım tez olamam antitez üretemem sentez olmak zaten istemem . Bombalar patlar.. ya takımı 8-0 yenilmiş fanatik bir taraftar şuursuzluğu ile oh olmuş gavurlara derim ya da hemen hadsiz bir densizlikle İslamı yani doğudan da batıdan da üstün, yönsüz yansız dinimi korumaya çalışırım. Beni şekillendiren inandıklarım değil, çünki izlediklerim yaşadığım şey istikametim değil çünki zorunluluklarım. Orucu nasıl açacağımla ilgili tartışıp dinimi bir sihir menkıbe ve olağanüstü olaylar şölenine dönüştüren programların üstüne bir de tasavvuf musikisi dinlediğimde yorum yapacak fikir üretecek yada bir yerli olacak halim kalmıyor.

ANKARADA DOĞDUM SAHİ BURASI DÜNYANIN NERESİ?

Kategori: