renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Dursuna

Haftalardır ağlıyordu, ağlıyordu fakat derdini söyleyecek tek kelimesi dahi yoktu. Ona heceler bile ezelden memnuydu. Kim bilir, kelimeleri onun için suskun yaratan, elbette onu en naif kelimelerin deryasında yüzdürecek, en güzel cümleleri ona arkadaş edecek, en onurlu susuşlardan gelin telleri hediye edecekti.

Evde bir hareketlenme vardı. Hummalı bir temizlik sonrası marketten gereğinden fazla alınan çeşit çeşit yiyecek içeceklerle mutfak dolup taşmıştı…

Annesi Dursuna’ya alışmadığı bir ilgiyi gösteriyor, saçlarını tarıyor, kıyafetlerini ütülüyor, dahası aynanın karşısında aldığı kıyafetlerin ona yakışıp yakışmadığına bakıyordu.

Her anne gibi kendinden bir parça olana hayranlığını gizleyemiyor, bu güzellikten kendisine akla gelmeyecek paylar çıkarıyordu. Sonra kızının yüzüne uzun uzun bakıyor, dalıp gidiyor, biraz ağlıyor ve daha çok müjdeli bir haber verecekmiş gibi gülümsüyordu. Dursuna bir bayram havasının olduğunun farkında, fakat ne olup bittiğini sormaktan acizdi. Seviniyor, yeni elbiselerini giyerek aynanın karşısında, raks ediyor, anlaşılması mümkün olmayan seslerden sessizler ülkesine ait şarkılardan mırıldanıyordu.

Akşam üzeri hazırlıklar iyice hızlanmış, türlü türlü yemekler yapılmış, Dursuna çok güzel giydirilip, eşarbı özenle bağlanmıştı. Daha sonra gözlerine sürmeler çekilmiş, zaten kendiliğinden al olan yanaklarına bir kat daha pembeler sürülmüştü. Aile efradı bir pencereye bir kapıya merakla gidip geliyor, misafirlerin nerede kaldıklarını merak ediyordu. Dursuna onları izliyor birilerini beklediklerini anlıyordu.
Yine tek kelime etmiyor, ne bu telaş diyecek oluyor, susuyordu.

…………

Kapı çalındı.

Heyecan son doruğa ulaşmış, herkes birden kapıya yönelmişti. Annesi ve babasının kapıya koştuğunu gören Dursuna da koştu.

—Aman efendim, hoş geldiniz

—Selamün aleyküm, hoş bulduk.

Ayşe Hanım Dursuna’yı göz ucuyla süzüp elindeki çiçeği ve çikolatayı ona verdi.

Dursuna sevinçle çığlık atıyordu, çünkü ilk defa birileri ona çiçek ve çikolata dolu bir tepsi veriyordu.

Ne saadet…

Cümleler keskindi, kanaatler net.

“Güzel kız” diye düşünüyordu Ayşe hanım, “anlatılan kadar güzel”.

Kimse Dursuna’nın sevincinin kusuruna bakmıyor, hatta herkes çok doğal karşılayıp tebessüm ediyor, Faruk bey de annesinin arkasından sessizce içeri giriyordu.

Mahcup, titrek hareketlerle…

Dursuna elindeki paketleri bırakmadan misafir odasına, misafirlerin yanına oturup, çiçekle sakladığı yününün arkasından bir Ayşe hanıma, bir eşine, bir de Faruk beye bakarak mahcup mahcup gülümsüyordu.

Dursuna güldükçe ortamın havası yumuşuyor, gülüşü adeta bu soğuk İstanbul gecesini ılıtıcı bir esinti salıyordu yüreklere…

Sonra bu ılık esinti, misafirlerin içini kaynatıyor, uzun lafın kısasını hazırlayan müthiş bir cesaret oluyordu.

İkramlar gelip gidiyor, bardaklar dolup boşalıyor, Dursuna’nın annesi misafirlerine hürmete kusur etmemenin keyfini yudumluyordu köşesinden.

Nihayet Ayşe hanımın eşi Ahmet bey sebebi ziyaretlerini arz etmeye başladı:

—Efendim, uzun söze hacet yok biz, hayırlı bir iş için geldik.
Hayırlı bir iş, hem de Dursuna için.

Ayşe Hanım:

—Eğer uygun görürseniz, daha önce görüşmemişler, gençler kendi aralarında görüşsünler. Anlaşırlarsa biz bu işi tatlıya bağlayalım.

…………

Dursuna’nın kardeşini istemeye gelenlere, kızını vermede ağırdan alan Memduh, Dursuna için hiç ağırdan almıyor, adeta zikir bellediği “kız evi naz evidir” sözlerini unutuveriyordu:

—Sebeb-i ziyaretiniz bizi çok memnun etti, elbette görüşsünler.

Annesi Dursuna’yı Ayşe hanım da Faruk’u kolundan tutup, diğer odaya götürdüler.

Dursuna, hiç tanımadığı bir gençle ilk defa yalnız kalıyor, utanıyor, gülümsüyor, niyetlerinin ne olduğunu anlıyor ve çok seviniyordu.

Dursuna Faruk’un gözlerine mahcup mahcup bakıyor, baktıkça yeşil sulara dalıyor, yüzüyor, saçlarına kelebeklerin getirdiği taçlardan takıyor, yavru kuşlarla oynuyor, ipleri çiçekten bir salıncağa binip masal diyarının rüzgârına doğru salınıyor salınıyordu…

Sonra birden Faruk kolunu dürtüyor, Dursuna pür dikkat yeniden yeşil gözlere bakıyordu.

Faruk el hareketleriyle Dursuna’ya bir şeyler soruyor, Dursuna ne anlatmak istediğini anlamıyor sadece gülümsüyordu. Faruk çırpına çırpına bir saat boyunca meramını anlatmak istemiş, fakat Dursuna işaret dilinden hiç bir şey anlamadığı için şaşkın şaşkın gülümsemişti. Süreyi yeterli bulan, Ayşe hanım gençleri tekrar odaya getirmişti. Dursuna’nın annesini korku sarmış Dursuna’yı istemeyeceklerini düşünmekten bir saat boyunca boncuk boncuk terler dökmüştü.

Faruk kıpkırmızı olmuş kaşlarını çatmış yere bakıyordu. Dursuna hala onun yüzüne bakıyor sürekli gülümsüyordu. Dursuna işaret dilinden hiçbir şey anlamasa bile kendisini istemeye geldiklerini anlıyor, çok mutlu oluyordu.

Bu arada Faruk işaret diliyle annesine bu işin olmayacağını, onun işaret dilini bilmediğini, üstelik çocukça bir akla sahip olduğunu söylüyordu.

Ayşe Hanım mevzunun hu tarafını hiç düşünmemişti, onların kızlarının da eğitimli olduğunu düşünmüştü. Öyle ya mahalle halkıyla bu kadar iyi anlaşan biri derdini anlatabilen biri olmalıydı ve aklı başında olmalıydı, yoksa insanlarla anlaşmanın ne zor şey olduğunu Ayşe Hanım çok iyi biliyordu. Biraz mahcup oldu önce Faruk’un anlattıklarından, “keşke görüşme talebinde bulunmadan önce kızlarının durumlarını iyice sorsaydık” diye hayıflandı. Sonra “aman canım bin kişiye talip olunur biri gidip alınır” deyip, vicdanını bastırdı. Tüm bu gelgitler içinde Dursuna’nın babasına sordu;

—Efendim, bizim oğlumuz eğitimlidir. Dilsiz de olsa biz onu okuluna gönderdik, aklı sağlığı yerindedir. Sizin kızınız işaret dilinden anlamıyor mu?

Dursuna’nın babası mahcup bir şekilde cevap verdi;

—Yani… Biz kızımızı küçükken dilsizlerin okuluna verdik, fakat çocuğumuzla yeterince ilgilenilmedi orada, biz de mecbur geri aldık. Sonrasında başka bir yere veremedik…

Durumun vahametini anlayan Ahmet bey, ev sahiplerinden müsaade isteyerek vaktin artık geç olduğunu belirtip “görüşmek üzere” deyip kalktı.

Görüşmek üzere, görüşmek üzere… Gör… “acep tekrar mı gelecekler” diye düşünüyordu Dursuna’nın annesi.

Dursuna apartmandan aşağı kadar onların peşinden gidiyor, tuhaf tuhaf fakat neşeli sesler çıkararak arkalarından tebessümü eksik etmiyordu.

Günler, haftalar geçti geçmesine ama, ziyaretçilerden hiçbir ses çıkmadı.

Belli ki bu evlilik gerçekleşmeyecekti. Dursuna her akşam camın önüne geçip onların gelmesini beklemeye başladı. Faruk’u ilk defa görmesine rağmen, çocukça bir sevdayla bağlanmıştı ona, serin suları andıran gözlerine.
Annesine anlayacağı şekilde sürekli onu soruyordu. Dursuna’nın daha fazla üzülmesini istemeyen annesi ona iki saat boyunca, Faruk’un öldüğünü anlattı. Eğer öldüğüne inanırsa Dursuna umut etmeyi bırakır diye düşünmüştü.

Dursuna durdu, aklı durdu…

Yalan ne kötü şeydi…

Ama anne bilemedi.

Dursuna durdu, aklı durdu…

Aşk girdi araya, zaman mekan yok oldu.

Çığlık atıp, ağlamaya başladı Dursuna, hiç susmacasına.

Onu seven isteyen biri vardı, her kadın gibi o da sevmeyi sevilmeyi isterdi. Çocuktu her kadın kadar. Heves etmişti, heves ettiği bir gün gelip onu alacaktı. Öyle bir yoldan gitmişti ki; yalnızca gidilir, asla geri gelinemezdi.

Haftalardır ağlıyordu, fakat derdini soranlara söyleyecek tek bir kelimesi yoktu. Ona ezelden memnuydu bir tek hece bile. Kim bilir elbette kelimeleri ona suskun yaratan, onu en naif kelimelerin deryasında yüzdürecek, en güzel cümleleri ona arkadaş edecekti ve en güzel susuşlardan gelin telleri hediye edecekti ona…

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

aslında ben kızıyorum

selam ve dua ile;
biri "şöyle yazsaydın, şöyle etseydin" dediğinde kızmakla beraber haklı olduklarını söyleyenlere değil de kendime itiraf etmişimdir çoğu zaman. şimdi kendi nefsime hoş görmediğimi size söylemek zorunda hissedişimi mazur görmeyin. görmeyin ama derim ki öykünün sonundaki; "Ona ezelden memnuydu bir tek hece bile." tümcesinden sonrakilerin bendeki büyüyü bozduğunu bilmenizi isterim. hürmetler..

c.ç