renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Dürüstüm Demek Kimin Hakkı?

Toplumun elindeki insan kendisi midir? Her şeyiyle bir başkasına benzediği, duyguları ve idealleriyle pişti olduğu yaşamın dayatması içerisinde hangi insan sahicidir? Yaşamamıza fırsat vermeyen dışımızdaki baskılar karşısındaki güçsüzlüğümüz, mecburiyetlerimiz, bize sunulanlar arasındaki gidiş gelişlerimiz ve arzuladığımız yaşamın kanırtıcılığı içinde kaçamaklarımızdan başka bize ait şeylerdir var mıdır hayatta? Hiçbir şeyi kendimizce hesap edemezken, varlığımızı kolaycasına kendisine bırakmamızı öğütleyen hayat ötesini korkularla doldururken; sabır değil midir bize yardımcı ve dayanak olan?

Yaşama meşakkati içerisindeki yalvarmalarımız ve bize yalvarmaya mecbur olanlar arasındaki bağ, hangi insanı kalbindeki dünyaya götürebilir? Aileden başlayan yüklemeler ve yaşlandıkça omuzlarımıza vurulan ağırlıklar ve sorumlusu olduğumuz gerçeklikler hangi birimize kendimiz için nefes aldırıyor?

Tek başına yaşamayı bize öğretemeyen doğamız ve yüreğimizdeki sevgiler nefretle dirilirken; yarınların olmayacak hayallere dönüşmesi ve algılamalarımızın karşısındaki çaresizliğimiz ve sevmediğimiz suretlerle yan yanalık, sevmeliyiz diyen ilahi söylemlere ne kadar yakınlaştırabilir? İnancılarımız ve toplumun inançları arasındaki gizli zıtlaşma ve yasakların ruhlarımız üzerindeki paranoyası uzak diyarlara ait göçlerimizi ne kadar gerçek yapabilir? Başkalarının gördüğü ve doğruladığı insan olurken, ruhlarımızdaki gerçeği ağzımızdan kaçırmanın korkusu ve mahcubiyetiyle ölüm tek sahiciliğimiz değil midir?

Bizleri bekleyen evlerimizdeki suskunluklardan izlediğimiz hayatımız ağlamaklı çehresiyle vicdanlarımızı acıtırken ve kendimizden kopartan sürüklenişlerle ne kadar bir şeyler isteyebilme hakkını kendimize gösterebiliriz? Bizden olanların yüzlerinin gülmesi adına yok saydığımız sevgililerin hatırası secdelerimizde dua olurken; düştüğümüz kuyuların aydınlığı kahredici seslerle karanlığa dönüşürken, zindanlardaki katlanıcılık, istemediğimiz baskılar altında köleliklerimize gönderilen sevgiler yüzlerimizi güldürebilir mi?

Yaşamanın feda etmek olduğunun öğretilmesi ile adam olmanın içine sıkışan insanlığımız ne zaman ortaya çıkabilir ki? Vitrine edilmiş bir hayal olan yaşam ve onun tutkulu akışı içerisinde bizi saran kışkırtıcı bedenler tenlerimizdeki ateşi alevlerken, yüreklerimizle bağlı olduğumuz ve bizden sıcaklık dilenen ve yolumuzu gözleyen canlar karşısında hangi insan çekip gidebilecek cesareti gösterebilir?

Gerçeklerimizle yüzleşirken uçup giden hayallerimizden ve içimizdeki dalışlardan bizi çıkartan dışarıdaki dünyanın seslenişleri değil midir? Her sesleniş ve her tavır bileklerimize vurulan kelepçe ve götürüldüğümüz yerdeki hapsedilişken hangi sevgiyi hak edeceğimizi düşünebiliriz? Aşkların sahtekarlığı ve bizleri büyüleyen duygu dolu kadınların bizden uzak gözleri ve ayrılık acılarımız bizleri çılgınlıklara zorlayabilir mi?

‘Bir zihnin ve kalbin varsa, yalnız birini göster. İkisini de mahkum ederler, ikisini de gösterirsen’ diyen Hölderlin varlığımızdaki kayboluşu şiirselleştirirken; yapabileceklerimiz kalmış mıdır ki şu yaşamda? Kim yenilmemiştir zayıflıklarına? Çocukça saflıklarımızı ellerine alanlar bizlere geri vermeye razı mıdırlar acaba? Her hayat Truman Show olmuşken sahici dediğimiz şeyler ve yüreklerimizde havalandırdığımız uçurtmalar totaliter dinlerin bu dünyada ki yalancı cennetleri değil midir? İçimizdeki İsa’nın acıları katlanır kılması ve kurtarıcıyla olan muhabbetimiz hayatın son roundunda da sürebilir mi?

Ruhlarımızın açlığı ve yoksulluğu ile hangi sorunları çözebiliriz? Bizlere düşen disiplinlere ve kaderimize itaatken cesaretin sahici anlamlar yüklediğimiz imanlarımızda yokluğu hangi ütopyalara inandırabilir? Sahiciliğini kaybetmiş benlerin rüyası olan dünya nefes alışlarımızın cehennemi olurken dürüstüm demek kimin hakkı..?

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Yazım yanlışları

"Toplumun elinde ki insan acaba kendisimidir."
Kısa olmasına rağmen içinde üç tane yazım hatasının bulunduğu bu giriş cümlesi yazının devamını okumak için yoğun bir çaba sarfetmek zorunda bıraktı beni. Devamında ise bu hataların istikrarlı gidişatıyla, dikkatimi üzerine toplamakta zorlandığım yazıyı üç kere okumak zorunda kaldım.
Benim gibi biri için bu kadar güzel bir temayı bile gölgede bırakabilir bu yanlışlar. Bu edebi bir metin değil biliyorum ama bu yazıyı en azından yüzlerce insan okuyacak. Biraz daha dikkatli olunmalı diye düşünüyorum. İşin kötüsü aynı sorunla edebi yazılarda da sık sık karşılaşıyorum.
Bir-iki hata yazar tarafından gözden kaçırılabilir elbette ama sayı arttıkça bu hatalar yazının ciddiyetini sarsmaya başlıyor.
Ben de metnin konusu üzerine yorum yapabilecekken bunlardan sözediyorum mesela.

Yazım yanlışlarına açıklama

Pınar Hanım uyarılarınız için teşekkür ediyorum. Şikayette bulunduğunuz şeylerden hiç anlamıyorum desem abartmış olmam. Yazma işinde yeniyim ve benim için o kadar zor oluyor ki bir düşünceyi kurmak. İnsan düşünürken, konuşurken ve yazarken sanki aynı dili kullanmıyor gibi geliyor bana.

Biraz düzelttim yazıyı yapabildiğim kadar :)

Anlatım bozukluklarını da anlama özürlü olmayan okuyucularımın hoş göreceğini umuyorum.

selamlar

diyalog

zevkle okuduğum bir yorum oldu, yazarını da verdiği cevaptan ötürü kutlarım. özlediğim türden bir diyalog.

selamlar.

‘Dürüst değilim.’ diyebilenin hakkı olamaz mı dürüstlük?

Sayın Şahin, öncelikle içten ve dahası acıtarak ruhunuzu böylesi samimi itiraflarla dolu yazınızdan dolayı sizi kutlarım.

Herkesin kendini nedense hep eksiksiz tanımladığı , beğenmediği her neyse ona tükürmekten kendini alıkoyamadığı, tanrıya isteksiz eğilişin doğurduğu hazımsızlıktan ötürü küçük tanrı denemelerine kalkışılan şu dar vakitteki sakin ve de sanki nemli gözlerle yazılmış olan yazınız doğrusu zihnimin pasını bir nebze aldı.

Hele bir de havada Ferid’in kemanı varsa; bu yazı o zaman bir başka güzel.