renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Düşümde Gördüm... Düşünüyordum

chetart.comDünyanın en zor eylemlerinden biri düşünmek olsa gerek. Eylemdir çünkü bir hareketliliği de içinde barındırır. Meydanlara çıkıp eylem yapan, haklarını aramak için akla hayale gelmedik işlerle meşgul olan insanlar gibi, düşünmekte ben-i ademe aynı savaşı verdirir. Bir diğer deyimiyle fikretmektir de. Şurası muhakkak ki düşünme eylemlerimizi fiiliyata geçirmekten korkan bir yapımız var. Bilmek pratiğe dökülmedikten sonra koca bir yükten başka bir değere sahip olamıyor. Pratiğe dökmek için de bildiklerimizi fikretmemiz ve yapacaklarımızı planlayıp harekete geçirmemiz gerekiyor. Bu da korkutucu göründüğü için gözümüze, bilmemek daha çok işimize geliyor. Mahalle aralarında yaşayan bir meczup diyor ki “akıl haye fikir tünne” Yarı Türkçe yarı Kürtçe bu söylem aslında bize gerçeği haykırmaktan başka bir şey değil. Her gün gazete sayfalarında, televizyon bültenlerinde haberler yer alıyor. “Şu binaya şu kadar para harcandı ama ilgilenilmediği için çürümeye terk edildi” diye. Akıllarımız da öyle madenler değil mi? Neden işletmekten korkuyoruz? Fikriyatımızı harekete geçirmeyip heba olmasına göz yumuyoruz?

Eski toplumlarda, yani Osmanlı’dan önce yaşayan Türk toplumlarında bir işkence biçimi uygulanırmış. Çinliler tarafından Türk toplumlarına yapılan bu işkencenin adı MANKURT. Bu aslında bir efsane. Buna göre kafasına ıslak koyun derisi geçirilen kişi, güneşin altında günlerce bekletiliyor. Islak deri de yavaş yavaş kuruyor ve kişinin kafasına dayanılmaz bir basınç oluşuyor. Kişinin kafası güneşin altında yavaş yavaş sıkılıyor ve yapılan işkence öyle bir tesir bırakıyor ki kişi geçmişini, ideallerini,şahsiyetini ve onu şekillendiren bütün özelliklerini kaybediyor. Artık bütün yönlendirmelere açık bir hale gelip hayatına karşı hissiz ve fikirsiz bir robot haline geliyor. İşte bu robotlaşmış insanlara da mankurt deniyor.

Eskiden bir işkence biçimi olarak uygulanan bu eylem şimdi bizim toplumumuzda yapılıyor. Batı modernizmini koyun postu diye kafamıza geçirdiğimiz günden beri hem de. Bediüzzaman Said Nursi’den batı ve doğu arasında bir sentez yapması istendiğinde “Osmanlı Hükümeti Avrupa ile hamiledir; Avrupa gibi bir hükümeti doğuracak. Avrupa da İslâmiyet’e hamiledir; o da bir İslâm Devleti doğuracak....Birinci tevellüdü gözümüzle gördük. Bir çeyrek asır Avrupa'dan daha dinden uzak...İkinci tevellüd de, inşaAllah yirmi otuz sene sonra çıkacak. Çok emarelerle, hem şarkta, hem garpta Avrupa içinde bir İslâm devleti çıkacak.” Şimdi baktığımızda bunun aynıyla vuku bulduğunu görmekteyiz. 1.Dünya Savaşı’ndan itibaren Türkiye herhangi bir savaşın içinde yer almamış, devlete, hani yaşlılarımızın tabiriyle, zeval gelmemiş. Bu ülkede yaklaşık bir asırdır top tüfek sesleri duyulmamış. Kendi halinde yaşayıp giden, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayan bir millet nasıl oluyor da bu derece mankurtlaştırılabiliyor? Düşünmekten korkan bir millet haline getirilerek tabii ki. Düşünmeyerek üretemiyor ve kazanamıyor. Armut piş ağzıma düş felsefesi benimsetilerek sürdürüyor yaşamını. Düşünmeyerek sahip olduğu değerlerin farkına varamıyor. Müslüman kimliğini yitiriyor. İslam’ı gelişimden ve eğitimden uzak, yobaz bir din olarak tanıtıyor ve yaşıyor. Cehalete gömülüp gerçekleştirilen eğitim ve gelişim faaliyetlerine sırt dönüyor, el vermediği gibi baltalıyor. Düşünmeyerek tarihinden, kendinden uzaklaşıyor.

Fatih sultan Mehmet ilk tahta çıktığında 12 yaşındaydı. Bunu fırsat bilen haçlılar ülkenin üzerine yürüdüklerinde henüz küçük yaşta olan padişah babasına haber gönderiyor ve tarihe geçecek şu sözleri sarfediyor:
Eğer bu ülkenin padişahı sizseniz geliniz ordunuzun başına geçiniz. Yok eğer bu ülkenin padişahı bensem size emrediyorum. Hemen gelip ordunuzun başına geçiniz.

İlk bakışta küçük bir kelime oyunu gibi görünse de unutmamak gerekir ki kelime oyunları yüksek düşünce kabiliyetine sahip “düşünen insanlar”ın işidir. Böyle bir devlet tarafından 600 yıl, çok büyük karışıklıklara girmeden, üstelik huzur ve güven ortamında yaşamak her millete nasip olmayacak büyük bir lütuf olsa gerek. Şimdi dünya sempozyumlar, seminerler düzenliyor Osmanlı gibi bir devlet yapısını çözebilmek için. Bu adamlar ne yapmış diye sorular soruyor ve cevaplarını bulmaya çalışıyorlar; ve her adımda onları mükemmel bir düşünce sistemi karşılıyor. Aynı sistemin bu millette oluşmasını istemeyen karanlık ruhlular tarafından robotlaştırılmış beyinlerimizle, fikretmekten korkan bir millet haline geldik. Üretemiyor ve sahip çıkamıyoruz. Geçmişimize karşı hissiz bir nesiliz; birer mankurtuz... son bir asırdır batı toplumunun gadrine uğrayıp benliğimizden çok şeyi kaybetsekte son sözü bir batılının dilinden verelim sizlere:

İki şey dünyaya hükmeder; biri kılıç biri düşünce. Kılıç eninde sonunda düşünceye yenilir.
Napolyon

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Düşünmek -> İcraat

Ne yazık ki bu toprağın insanı artık ürker olmuş.. Düşünmekten, düşündüğünü icra etmekten..

Mankurt oyununa

Mankurt oyununa götürmüştü babam yıllar evvel kardeşlerimle beraber.. O zamanlar ablam mankurtlaşmış Türk ün çinli amirinin emri ile annesini öldürmesine ağlamıştı.. Demekki oyunu anlamıştı..

Bende mankurt rolünü canlandıran oyuncunun ileri yaşına rağmen nasıl olupta ordan oraya koştuğunu o kadar repliği ezberlediğini düşünmekten öteye gidememiştim.. Demekki oyunu anlamamıştım..

Osmanlı yı öldürmeye çalışan mankurtları tanıma isteğim belki de bu yüzden canlı kaldı. Annesini öldüren mankurt olmadım.. Olanlara da mani olamadım.