renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Düşünceler Mahpusu

Hapis

Hatırlamakta zorluk çekiyor: Birşeyler okuyordu. Sonrası... bulanık. Minübüse biniyor, düşüncelere dalmış. Derken, kurtuluyor... neden sonra, bindiği aracın ters yönde ilerlediğini farkediyor. Konuşmak istiyor, konuşamıyor. Minübüs gittikçe karanlığa gömülüyor, yol gittikçe kararıyor. Dakikalarca evvel baktığı ön panaldeki dijital saate tekrar bakıyor ve saatin hala 00:00 olduğunu görüyor. Zamanın bittiği yer burası mı?! Camdan bakıyor, bir şey göremiyor, minübüs duruyor. Kapısı açılıyor. İçindeki korkuyu yalanlamak istercesine dışarı çıkıyor. İnerken şöförün olmadığını görüyor. Binerken vardı... Peki, kim kullandı...?! Etraf, zifiri karanlık. Ansızın, silik mavi bir ışık beliriyor, gittikçe yakınlaşıyor. Sireni duyuyor. Tuhaf bir araç. Tam önünde duruyor. Fren sesi sirene karışıyor. Arabadan iki kişi iniyor, karanlıkta yüzleri seçilemeyen. Üzerlerinde siyah elbiseler. Adamlardan biri, yaklaşıp ‘iyi geceler’ diliyor. Gözlerinin içine korkuyla karışık bir merakla bakıyor. ‘Gözleri olmayan bir yüzde insan ne okuyabilir?’Bunu, ‘Zamanımızın Bir Kahramanı’ söylemişti, hatırlıyor. Sesini titreten bir korkuyla karşılık veriyor: ‘İyi Geceler.’ Konuşabildiğine şaşıyor. Siyah elbiselerden biri ‘Kim olduğumuzu bilse...’ diyor fısıldayarak diğerine. Ve konuşmaya başlıyor her ikisi de, bir ağızdan: ‘Şubeden geliyoruz; düşünce şubesinden, ve sizi gözaltına almaya memuruz.’ Geveliyor: Ama... ben... anlamıyorum... ‘Güzel, ‘Anlaşılacak ilk şey anlamadığınızdır.’ zaten. Bu yüzden dert edinmeyin. Yalnız şunu iyi biliniz ki Maymunlar İkinci El Düşünce Pazarı’ndan aldığınız ucuz fikirlerin zihin koridorlarınızda bir iğfal şebekesi oluşturacağından bihaber olmanız doğrusu bizi üzdü fakat bundan sonra bu gibi hatalara düşmeyeceğinizi ümid ediyoruz. Bu sizin kendi iyiliğiniz içindir.’ Şaşkınlığından dilini yutuyor. Sonunda, iki adam kendisini bir tartışma programına götürdükten sonra salabileceklerini söylüyor. Başka şansı olmadığını düşünüyor, minübüs de karanlığın içinde kaybolduğundan çaresiz, arabaya biniyor. Yine karanlıklar içinde sireni açıp yol alıyorlar. Boş bir depoyu andıran garip bir binaya giriyorlar. Dar uzun bir koridor. Yerde kırmızı uzun bir halı. İki memurun eşliğinde koridorun sonuna ulaşıyor. Ancak kendisini aydınlatabilecek güce sahip, küre şeklindeki, sarılığa tutulmuş lambanın ışığında kapının girişinde bir tabela görüyor. Sapare Aude! Daha çok bir hücreyi andıran odayı da geçtikten sonra ikinci bir odanın kapısını açıyorlar ve oturumun başlamak üzere olduğunu görüp henem kendilerine uygun bir yer seçip oturuyorlar. Oturum başkanı dışında hiç kimse geldiklerinin farkında değil gibi görünüyor. Masada oturum başkanın sağ ve sol yanında birer kişi oturuyor ve onların hemen yanlarında siyah elbiseli başka insanlar olduğunu görüyor. Tartışmayı yöneten oturum başkanı herkese ‘iyi geceler, hepiniz hoşgeldiniz' dedikten sonra ‘Belki bizi izleyenler arasında aramızdaki simalara yabancı olanlar vardır’ deyip konuşmacıları takdim ediyor:İlk önce, Prens Hamlet’in ülkesinden Korku ve Titreyiş, Ya/ya da Baştan Çıkaranın Güncesi ve daha bir çok değerli eserin müellifi yalnızlık, 'sıkıntı ve yazgı kavramlarını incelemiş, gerçeği bilincin yarattığı görüşünü savunan', bunun hesabını soracağız tabii, Sayın Bay Sören Kierkegaard! İsmindeki (e)yi ve soyadındaki (a)ları gereğinden fazla uzatması onda sanki bir boksör tanıtıyormuş hissini uyandırıyor. Oturum başkanı sadece zihnindeki uzun yuhalamalardan sonra konuşmasına devam ediyor. ‘Evet, Sayın Kierkegaard bu gece, düşüncelerinizi olanca açıklığıyla anlatırsanız, pişman olursunuz; anlatmazsanız yine pişman olursunuz;anlatın ya da anlatmayın pişman olursunuz; ister anlatın, ister anlatmayın pişman olursunuz. Fakat, önce sözü Mösyö Blondel’e vermek istiyorum...’ .... Herkes, pür dikkat, açık alnınında biriken terleri elindeki mendille silen ve arada bir siyah gür sakalını sıvazlayan Blondel’e odaklanıyor... ‘Hareket ediyorum.Lakin hareket nedir bilmiyorum. Yaşamak istiyor değilim. Kim olduğumu, hatta var olduğumu hakkiyle bilmiyorum. Ben de dalgalanan bu varlık tezahürü, bu bir gölgenin yakalanamaz ve silik hareketleri, işitiyorum ki bunlar kendilerinde ebediyen ağır bir mesuliyet taşıyorlar; deniliyor ve hatta kan pahasına bile yokluğu ele geçiremem; çünkü o artık benim için yok olmuştur. Demek ki hayata mahkum oldum! Nasıl ve ne hakla? Bunu önceden ne bilmiş ne de istemiştim.’

Tam bu sırada memurların kayıt cihazındaki kasetin doluşuyla sessizliği bölen ‘tık!’ sesi bütün dikkatleri dağıtıyor. .... İrkilerek doğruluyor. Gözlerini ovuşturuyor... Elindeki kitabı yere düşürmüş olduğunu görüyor... Kalkıp yüzünü yıkıyor, yılların tozunu barındıran tesisat borularından öksürerek gelen kum sarısı, boz bulanık soğuk suyla, ensesini ıslatıyor ve serinlikle birlikte bir çarpıntı hissediyor. Gün ağarıyor...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Farklı bir tat

selamdan sonra,

yazınızda farklı bir tad var... hem tatlı hem acı hem eksi:d
gelmek ile gitmek arası gibi...
gerçek ile hayal arası gibi...

üzerinde çalışılsa harika bir öykü olabilir...
ben okurken biraz selçuk orhan biraz da yıldız ramazanoğlu tadı aldım...
selçujk orhan'ın da minibüs ya da otobüste geçen böyle bir öyküsü vardı...
farklı bir merak ve heyecanla sona doğru ilerlediğimizde aslında herşeyin bşalangıcında olduğumuzu
görüyorduk...

herşey yeni başlamıştı ama zaten herşey bitmişti...

____________________________________________
Hoşca bak zatına kim zübde-yi alemsin sen
Merdum-u dide-yi ekvan olan ademsin sen

Sahibinden/ Temiz(!)/ Satılık!

"...Maymunlar İkinci El Düşünce Pazarı’ndan aldığınız ucuz fikirlerin zihin koridorlarınızda bir iğfal şebekesi oluşturacağından bihaber olmanız..."

Kelepir ve pek parlak fikirler bulabilmek mümkün bu pazarda!
Evet, düşünüp emek vermek, kumaşı biçip elbiseyi dikmek varken, hazır, bedeni üzerine uysun uymasın, güllü dallı, pullu payetli uyduruveriyor üzerine!

Bu yazıyı okumadan bir hafta evvel, bir kitap geçti elime. İlk 10 sayfasını okudum ve biri geldi aklıma, kitabın yazarı değildi o, yazarın cümlelerine secde eden biri idi sadece. Kitabın içinde şekiller belirdi birden: Onu, kelepir düşünce standının önünde, kendine karanlık ve ucuz idealler seçerken gördüm. Kolay olanı bu işte!

Bu komisyon genişletilmeli diye düşünüyorum. Fakat yazarın işine karışılmaz diyorum, dürtüyorum kendimi:) Kısa olduğunda hemfikiriz ama, değil mi:)

Elinize sağlık Ali Hamza!
Devam, devam...

kısa/öz

Aysun Hanım Selam,

Aslında, ben daha da kısa/öz metinler peşindeyim ama...

Şöyle, herşeyin ansızın anlatıldığı, bir çırpıda yaşandığı, resmedildiği...

An'ın o durdurak bilmez akıcılığının dondurulma telaşının ürünü olan...

Bakalım... zaman gösterecek.