Girizgah
Kazım dayı Cuma salasının okunmasına az bir zaman kala evinden çıkarken bahçe duvarının bir kısmının yıkılmış olduğunu gördü. Kendileri elbet dayım olmaz eski köylü-yeni şehirli biz gibilerin lisanında belli bir yaşı geçmiş ama, şeytanın da bacağını kıramamış sıradan kişiler dayıdır. Hani sakal bırakıp ulema takımına öykünse hacı, hoca deriz. Yada Paranın gözünü çıkarıp mercedesle dolansa bey yaparız, ağamız olur. Bunu da geç bir partinin ilçe teşkilatında ufak bir onbaşılık alıp gereğine göre fötr, gereğine göre kasket yada ne bileyim fes taksın ona göre isimlendirelim. Ama ötesi dayı’nın sınırlarında kalır.
-Ulan hangi şerefsizin dölü duvarı yıktı.
-İpini koparan bu İstanbul’a geliyor. Ne halt varsa burada.
Kısa bir tahkikten sonra anladı ki cürümü, dar sokaktan dönmeye çalışan kamyonun damperi işlemiştir. Cürüm ortada ama kamyoncu çoktan sırra kadem basmış. Sağa sola devrilmiş tuğlaları toplamaya çalıştı ama, vakit dar, sala okundu okunacak. Ağzında zehirli harflerden yapılmış küfürler halka, halka göğe doğru yükseldi. Yakın camilerden yayılmaya başlayan sala sesleri bu arsız terkipleri yıkamaya başlayınca her şeyi olduğu gibi bırakıp camiye doğru yöneldi.
Cami
Bilincin kıyılarında kah coşkun, kah durgun akan bulanık bir ırmak
Şehir
Yapışık doğmuş ve belli azaları mefluç, hilkat garabeti bir-beden-iki-kişidir. Bir yanı bir yere sürüklese diğeri dur gitme der. Modern tıp gibi, şehir tanrılarının tek arzusu bu yapışık hilkat garabeti gövdeyi birbirinden ayırmaktır. Ama bilir ki bu ameliye gövdenin sonu olacak. Bu sebepten sonsuza kadar bir gövdede iki can taşımaya razı. Modern zamanların alemet-i-farikası; şehirler.
Mahalle
Parçalanmış hayatların toplama kampı.Ölümün meleklerin kanatlarından yükselmediği ve doğumun peri kızlarınca ve bir de annelerce sırrı bilinen çiçeklerle bir yükseliş ayininin artık var olmadığı yer. Gerçeği olmayan, düşü olmayan...
Çocuk
Göçmen kuşlardan bihaber.Yazın düşlerinde dev-oğlanlarla değil sineklerle düelloya tutuşan.
Evcil Hayvanlar
Şehrin iflah olmaz suçluları.
Cami Avlusu
Takvanın boyunlara haç olarak takılıp çıkılan podyum.
Kazım dayı cami yolunda Hacı Osman’la karşılaştı. Hacı Osman evinde kaktüs yetiştiren, kedileri seven ,denizden ve bir de gelinlerinden hazzetmeyen bir adam. Kazım dayı ve Osman hacı ipini koparıp şoför diye dolaşanlara yol boyunca ortaklaşa sövüverdiler. Cami kapısının önünde yeni kişilerle buluşuldu yeni havadisler dolaştı dilden dile.Duvar meselesini duyanlar üzülme, boş ver dediler. Son model lüks sınıf otolarıyla camiye gelen kendi köyünün insanlarını görünce boş versin mi? vermesin mi? bilemedi; Kazım dayı.
Ezan sesi ile cümbür cemaat camiye geçildi. Kazım dayı içeri girdi ama yıkılan duvarı da dışarıda bırakamadı. Koca duvar dayı ile birlikte camiye girmeyi başardı. Sadece Kazım dayının duvarı olsa iyi hayallerden, kaygılardan müteşekkil bir devasa yumak caminin içini hıncahınç doldurdu. Öyle ki bu hengameden kendilerine cami içinde yer bulamayan kimi melekler dışarıya çıktılar ve cami dışında saf bağladılar. Caminin içinde bir ortaçağ filozofunun nefesi yayıldı.
Hatime
Pek çoğu gibi Kazım dayı da kaynatılarak çıkartılacağı ana kadar kendi kozasını rast gele örerdi, bazen bir kahve köşesinde bazen mescitte minberin dibinde. Binanın üstüne yeni bir kat atması gerekiyordu. Ne kadar malzeme gider hesaplamaya çalıştı. İmam minberin önüne geldi Tul-u-emelin tıraşlı ve iyi giyimli görevlileri cami içine daha bir yayıldı. Kazım dayı usta yevmiyeleri tahmine çabalarken imam efendi minberin basamaklarından tırmanmaya başladı. Kazım dayı Allah korkusuyla ilgili bir şeyler işitti, kafasının içinde gittikçe azalan bir çığlığa dönüştü bu işittikleri. Evrenin içinde yeni bir evren zamanın içinde yeni bir zaman oluştu. Oğlanın yaklaşan düğünü ve yıkılan duvar, Allah’a yükselen dua ve niyetler. Okuduğu kağıdı katlayıp cebine yerleştiren imam ve yıkılan duvar. Kiracılardan birinin ödemediği kira parası. Duvarın yıkılması. İmamın aşağıya inmesi.
inmesi.
inmesi.
inmesi.
Alınan tekbirler ve yıkılan duvar. Yıkılan duvar ve çatlayan ar damarı. Okunan subhaneke ve kızın bitmeyen istekleri. Yeni atılması gereken kat ve yıkılan duvar. Keşke şu arsayı kaçırmasaydım hayıflanması. En küçüğün okul masrafları ve televizyon kanallarından yayılan sıtma. Yıkılan duvar, yıkılan duvar, yıkılan duvar...
Tahiyyata oturuş ve her şeyin birbirine karıştığı an. İki yanda melekler durur ve selam verme zamanı.
Önce sağa:
-Vay namussuz herze.
Sonra sola:
-Vay o. çocuğu.
İnceden inceye bir duman kaplamakta her yeri...
Yorumlar
Etme gardaş..
Salı, 13/11/2007 - 23:31 — Selim SevkiogluDün yanımdan geçen bir sokak temizlikçisi selam verdi bana. Hem şaşırdım hem sevindim.. çok sevindim. Çöpçü baba olmadığını bilsem de zamanın veli kullarından birini görmüş gibi hissettim kendimi. İyileri iyilikleri anınca çoğalıyor galiba diye geçirdim içimden.. ümitlendim.
Hamit Akçay yazmış, yine güzel bir şeyler okurum da gamımdan kederimden bir nebze dağılıverir şimdi dedim lakin, selam vereceği yerle söveceği yeri karıştıran standart bir şehir adamının zihin kaousunun içine düşüverdim.
Etme gardaş. Gel sen duvarcı babayla devam et şu hikayeye ki; surlarımızda açılmış gediklerden birini de olsa onarıversin.
Aklı karışıklar için kılavuz
Salı, 13/11/2007 - 23:43 — Hamit AkçayEyvallah abi. Hoş dersin doğru dersin de akıl gördüğünü yazıyor be abi. Dua senden gayret bizden inşallah.
"Havada uçan kuşa yolun ne hayrı var
Kendine hayrı olmayanın ele ne hayrı var "
Alacağımızı,vereceğimizi
Paz, 18/11/2007 - 19:06 — Suphi BayramAlacağımızı,vereceğimizi secde ettirdiğimiz gönül kirliliğini yaşar gibi okurken, süregelen güzellikte bir sonuç bekledim.
Belki de en güzel final buydu ama ben anlamadım. Sonra tekrar okudum,meğerse bizim Kazım dayı kamyoncuya küfür ediyor.
Gene de bir çare beklerim gönlümüz için.