renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

-ebilmek ve Ötesi

Sonra öldü çocuk. Ölebiliyordu. Bağlanmış olmakmış. Güldü çocuk. Çevresine bakındı, öncekinden farklı neler var diye. Çevre dedi, düşündü. Burada anlamlı mı bu kelime. Önceden ne anlamı olduğunu hatırlamaya gayret etti. Hafızası aynen vaki idi sanki. Kendini kendi yapan, düşünme melekesini canlı tutan şeyin ne olduğunu sorguladı. Çevrenin artık burada anlamlı olmadığına karar kıldı. “Ya suretler? Ya zihninde birikmiş tonlarca resim?“ Pek düşünmedi cevaplamak için. Onlar da kelime değiller mi ? Biçim özden ne kadar haber verir? Biçim özün kaçta kaçıdır? Mâna’da biçimi yitirmek ne demektir peki ? Hangi yazar kişiye sormalı?

Güldükten sonra yürüdü çocuk. Gülebiliyordu. Nereye kadar gidebileceğini düşündü. Şimdiye kadar yürümüştü durmaksızın ve buraya getirmişti yol onu. Gelirken çok kez azıksız kalmıştı.gelirken çok kez acıkmıştı. Tanımlamaya çalıştığı çevresine bakınmıştı o anlarda. Tanımlayamadığından mıdır bilinmez ,bakışları cevapsız kalmıştı. Yeni bir soru; "sesini duyurmak nasıl bir şeydir?"

Yürürken seslendi çocuk. Seslenebiliyordu. Seslendikten sonra duyurmaya çalıştı çocuk. Duyurabiliyor muydu? Ne yapmalıydı diğerlerinin anlayabileceği şekle bürünmek için. Onların konuştuğu dili biliyordu. Düşündü; konuşabildiği başka bir dil de yoktu. Bu onlara yabancı gelmeyecek şekilde konuştuğuna karar vermesi için kâfi bir sebepti(!). Beyninin yüreğini tercüme eden yanına öfkesini sundu. Hata ondaydı.

Öfkelendi çocuk. Öfkelenebiliyordu. Öfkelendikten sonra onu sundu çocuk. Sunabiliyordu. Olanca yanlış tercümeye rağmen duyanlar oldu da, duymasını istediklerinin bihaber kalmasına yandı çocuk. Sunduğu öfkesi taşlara çarptı. Şık bir tepsi içinde sunmuştu oysaki. Çok kibardı oysaki. Özenle işlenmiş, yürürken görebileceklerini seyretmeyi gözardı edip, hatta kendini gözardı edip, bütün dikkatini el ve gözlerine yönlendirip de elde ettiği dantelleri yoktu tepsisinin. Bu muydu sebebi “canlı” lardan birinin ona değer vermemesinin? Taşlar güzeldi. Onlar; öfkesini kabulü öngören tepsiyi geri çevirmedi. Üzülmedi bunun için, zira içinde ırmaklar olabilecek cansızlar da onlar değil miydi diye sordu.

Sordu çocuk. Sorabiliyordu. Sorduktan sonra cevaplar aramaya başladı. Cevaplar arayabiliyordu çocuk. Cevaplandıramaması mani teşkil etmiyordu yola devamına. Hafızası okumuş olduklarından anımsamasına izin verdi şöyle ki; sormak önemliydi, sormak cevaplandırmaktı. Yenilerini ekledi soru işaretlerine. Biriktikçe birikti. Biriktikçe birikti. Her bir yığın önüne yeni yollar açılmasını sağladı. Fakat bu hâl, gitmeye karar kıldığı yön sayısını artırmadı. Sonra farkına vardı ki çocuk; “öte” vardı. Ötesi vardı bu yolun. Gittiği bu yoldu, ama gideceği bu değil.

Farkına vardı çocuk. Farkına varabiliyordu. Farkına vardıktan sonra karar verdi çocuk. Karar verebiliyordu. Cevaplar soruları sınırlandırmaktan öte bir şey değil. O’nu yanıtsız bırakmayan taşları sevmişti. Ancak duyurduğu soruları olmasına karşın istediği; cevap bulmak değildi. Kararı yeni bir şey daha duyurmaya dairdi. Cevap vermiş olmak soruyu unutmayı gerektirmesindi. O soruyu unutmayacaktı. Çocuk vefâkardı. Taşlar da unutmasındı.

Vefâ etti çocuk. Vefâ edebiliyordu. Vefâ ettiğindendir sorusunu unutmadı çocuk. Unutmayabiliyordu. Çevresine bakındı, öncekinden farklı neler var diye. Çevre dedi, düşündü. Düşünmeye durdu çocuk. Burada anlamlı değildi. Önceden de anlamlı olmadığına kanaat getirdi. Kendini bilmeliydi çocuk. Belki sonrasında bu diğer anlamlar peydah olacaktı.

Sonra öldü çocuk. Ölebiliyordu. Öldükten sonra düşündü çocuk. Düşünebiliyordu. Düşündüğündendir sordu çocuk; yanıtlar bulamamacasına. Sorabiliyordu...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

ters gelenin üzerine doğru

Su ırmak olmak için oluklarını, oluk yol vermek için temizlenmek ister... Kendisine çağrı yapıldığı halde, taşçı hala ne diye bekler!

taşlarla konuşmak,

"Taşlarla konuştuğunu hatırlamayan insanoğlu, bitkilerin sesini dinlemeyi unutalı çok oldu hayvanlarla alâkasını kesmekle kalmadı; varlığa tahammülsüzlüğü yüzünden insanlık kıyısından da uzaklara sürüklendi." (Dücane Cündioğlu)

İnsanlar için , "insanlık kıyısından dahi uzaklara sürüklenmiş olmak" sözkonusu edilebiliyor iken, artık taşçıya çağrıdan sonra cevap beklemektense, "taşla konuştuğumuzu" hatırlayıp "bitkilerin sesini dinlemeyi" tercih etmek daha makul görünüyor.

Başarabilir miyim bilmiyorum, fakat deneyebilirim.