renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

El-Aksa’nın Esareti mi Aksa’nın Tesettürü mü?!

Aksa

Ben Aksa’yı çok severim…
Nerede görsem kucağıma almak isterim onu…
Kimi zaman gelir bana hemen ve her bebeğin yaptığı gibi insanın kalbini yumuşatır masumiyetiyle, şirinliğiyle…
Kimi zaman yaşının ve mizacının gereği istemez tabi… O zaman da kibrinizi törpüler haliyle…

Ben Aksa’yı çok severim…
Hatta ben onun babasını da severim!... Dava ehli bir Arkadaşımdır.
Hatta ben onun dayısını da severim!... Dert ehli bir Kardeşimdir.
Hatta ben onun anneannesini de severim!... Dua ehli bir Annemdir.

Ama ben en çok neyini severim biliyor musunuz?
İstikbalini…
Yani Mümine’liğini… Mücahide’liğini… Anne’liğini…
Allah Aksa’nın yüzüne baksın, elini tutsun, bırakmasın… Âmin…
Ben Aksa’yı çok severim…
Ben onun Fatih Camii’ne gelirken yolda attığı tekbirleri severim, evet!
Ben onun Nur gibi yüzünü
Ben onun Aksa düşünü severim…

Ve siz bu komik haberi yapanlar!

El Aksa’nın esaretinin dünyada daha bir katmerlice dert edinilip dillendirilmesinin gününde Aksa’nın tesettürüne takılanlar!

Belki o minik Aksa olmasa koca El Aksa’yı haber yapamayacak kadar kendisine Yaratan’ının emanet ettiği coğrafyalara yabancılaşanlar!

Değil çocuklarınızın, sizin dahi hayatınızda olmayan ama “kelime-i tevhid bayrağı salladılar-tekbir getirdiler” derken telaffuz ettiğiniz ve asla ne demek olduğunu anlamadığınız Allah-u Ekber’ini severim ben Aksa’nın…

“Bebeği tesettüre sokup sırtına “Hamas” yazdılar!” he?

Ve hatta bu haberi (!) Kudüs Günü’nde Fatih Camii’nde yapılan eylemi anlatırken veriyorsunuz öyle mi?...

İstanbul’un göbeğinde toplanan ve bir saat boyunca dua ve dava haykıran binlerce kişiyi haber yapmışsınız, Allah razı olsun! Ne zahmet…

E be güzel kardeşim, bu haberin altına bu yorumu nasıl girdiniz Allah aşkına ya?

Artık halinize gülüyor bu haberleri okuyanlar bilmiyor musunuz?

Adeta Marstan ithal Marksist kodamanların başını çektiği misyoner medya maalesef memleketin Müslümanlarından çok uzakta ööööle mel mel bakıyor Türkiye’nin dirilmesine!

Yahu yıllarca “kelime-i tevhid bayrağı sallıyorlar” dediniz ama kelime-i tevhidin “La İlahe İllallah” demek olduğunu, bunun ise Allah’tan başka hiçbir belirleyici-otorite-üstün güç-kanun koyucu-hüküm verici yoktur, olduğu iddia edilenler de sahte tanrıcıklardır” manasına geldiğini bilmediniz, bilemediniz… Belki de bilinçli bir bilmezlikteydiniz…

Bu sallanan bayrakları, Kur’an Mushaflarını, sakallı adamları, çarşaflı kadınları siz hep Din hususunda yalan-yanlış bilgilendirilmiş üst düzey ordu ve istihbarat mensuplarına, “irticaya müteallik görsel efektler” olarak servis ettiniz…

Önder kabul ettikleri peygamberleri kesmiyordu diye kesmeyip bıraktıkları sakallarıyla insanları, vicdanları ve tercih ettikleri din emrediyor diye meydanlarda zulme / haksızlığa / adaletsizliğe / eşitsizliğe / hukuksuzluğa karşı haykırırken zumlayıp, akşam haberlerinde “yobazlar Beyazıt’ta toplandı” diye haberleştirirken, nasıl bir kin üzerinden reiting: reklâm: para kazanma iğrençliği gösterdiğinizi fark etmediniz…

Hayatınızda asla olmayan “samimiyet”, memleketinize ve insanlarına dair de olamazdı ki “ötekileştirme” den sakınaydınız!...

Bırakın sakınmayı siz bu bölücülükten ekmek yediniz, sülale geçindirdiniz!...

Sizin boğazlarınızdaki ekmekler, “ayyy Kemal! Şu yobazlara bak, biz bunlarla aynı şehirde mi yaşıyoruz yaa, ordu gelse de şunları bi temizlese” diyen kadınların veya “şu çıplaklara bak yav! Bu plajlara var ya bomba atacaksın bomba atom bombası hem de “ diyen adamların hamurundandır!

Yıllarca “kalabalık sık sık tekbir getirdi” diyerek içini boşalttığınız ortamları aktardınız. Tekbir’i sorsak tek ve bir’den oluşan bileşik isim sanacak kafalarla “Allah en büyüktür, O’ndan başkası değil yalnız O’nun sözü dinlenilmeli ve emirleri yapılmalıdır”ı anlayamadınız… Belki anladınız da daldığınız günah dolu sarhoşluklardan ayılamadınız…

Hangimiz günahkâr değiliz ki…

Ama siz günah olgusunu ideoloji haline getirip laisizm diye pazarladınız.

Evet, siz şimdi Ramazan ayında gazetelerinizin arasına Hazreti Muhammed sevgisini içeren yazılar da koyarsınız tabi, bu zaten tiraj ve reyting tanrılarınıza sunduğunuz ibadetleriniz hükmündedir ama siz asla Hazreti Muhammed’in sahabeyle beraber nerede nasıl tekbir getirdiğini, Allahu Ekber dediğini yazamazsınız!...

Size göre sakal da tekbir de eylem de kelime-i tevhid’li yeşil veya siyah bayrak da irticaya dâhildir!
Siz medyaya fikirdaşınız meydana almaz!
Size göre kardeşleriyle saf saf olmaya eyleme gitmiş bir babanın veya annenin o ortama gözünün nuru evladını da götürmesi ve hatta oradaki bir kare görüntüsüne meftun dahi olması sizin için “çocukları kullanıyorlar!” dır…
Yazık ki sizin daha sizin çocuklarınıza anlatabileceğiniz kadim bir dava’nız bile yok!
Sizin Yurtta Sus Cihanda Sus’unuzdan başka dünya politikanız mı var?

“Türk’e durmak yaraşmaz Türk önde Türk ileri!” parolasıyla on yıllardır hem ekonomiyi hem eğitimi hem barışı durmadan hortumlamada önde olmuş ve inanca baskı konusunda hakikaten “ileri gitmiş” hedonistler olarak çocuklarınıza örtü diye örteceğiniz neyiniz var Allah aşkına?!...

Çok mu merak ettiniz çok mu yabancıladınız o örtüyü ve anlamını…

Ben size diyeyim…

“Bizim evlatlarımızın üzerinden, yani onların istikballerini sömürme planları yaparak, içerdiği sekülerizm nedeniyle çökmeye mahkûm o lanet sisteminizin bekası için boşuna hayaller kurmayın!” anlamına gelen bir örtü vardı o gün Aksa’nın başında…

Daha da açık söyleyeyim…O örtü o günlüktü…Yoksa, 3(yazıyla üç) yaşında yani mükellefiyetine daha 10(yazıyla on) yıl olan kızı her daim ve her yerde örtecek kafanın, illeti ve hikmeti nedeniyle ancak üst düzey zeka taşıyan kafaların önemini anlayarak gelebildiği o meydanda ne işi var?!...

Ha, maalesef benim kızım da değildi o…Ama bir kız çocuğu hayalimi kelimenin tam anlamıyla perçinlemişti…

Peki, şimdi özür dilemeli Müslümanlar sizden?

Üç yaşındaki kızı Antalya’daki modellik yarışmasına değil de Fatih’teki kardeşlik yarışmasına getirdiler diye özür mü dilenmeli?!...

“Sırtına HAMAS yazdılar!”…
Ne yazalım siz söyleyin o zaman?
Barbie mi?

Ne yani, kızın bir elinde daim mini etekli minik toplum mühendisi Barbie diğerinde aşkı(?) Ken yok diye bu üç yaşında kız daha bu yaşta bu çağın insanı olmaktan kovuluyor mu tarafınızdan?

Durun yahu, ne aceleniz var…

Daha büyüyecek, taklidi iman’dan tahkiki iman’a terfi edecek, sonra bunların ne anlama geldiğini sizin çocuklarınıza öğreten bir abla olacak o daha!....

Bu acele ne beyler?

Daha o sorumluluğunun bilincine varacak ve sahiden örtünecek ve hatta örtüsünü giysisine öyle bir yakıştıracak ki asla ve hiçbir yerde ve hiçbir menfaat için çıkarmayacak!...

Hamas’ı, Filistin’i, davayı, İslam’ı yani misyonunu sırtına değil kalbine ve kafasına yazacak daha be hey misyoner medya!

Bu aceleniz ne?

Ha yok siz illa T.C sınırları dâhilinde bazı libasların nizamnamesi olsun ve hatta bu bebekleri de kapsasın istiyorsanız, kanun hükmünde kararnamelerle belirleyin da uyduralım bebekleri de faşizminize isterseniz he öyle mi?

E zaten bunun da üstünde sosyal güce sahip iğrenç sit-com’larla pazarlıyorsunuz ya zaten türlü sapıklıkları?

Ne gerek var…

Bakın bir şey söyliyeyim mi?
Şimdi siz dini mini bir kenara bırakın! Daha fazla nasıl bırakabilecekseniz!

O fotoğrafı çeken arkadaş! O haberi yapan arkadaş!
Seni tanıyorum!
Şanlı bir kan’dan geldiği iddiasındasın, umarım doğrudur…
Benim esas kızdığım şey ne biliyor musun?
O fotoğraf çekilirken senin yanında dünyanın en büyük medya platformlarının kameraları da oradaydı, hatırlarsın!

Ve sen de biliyorsun ki ben hepinize, bizi böyle görsel efekt olarak kullanmak yerine adam gibi haber yapmanız gerektiğini, 2007 senesi İstanbul’unda o avluya o gün boynunda başka bir memleketin sembolü olan bir atkıyla (kefiye) girilmesinin dahi yasaklandığını, bunun güvenlik önlemiyle uzaktan yakından alakası olmadığını, esas bunun esas patronajınızdan dolayı asla değinemeyeceğiniz Kudüs Davası’nın haber yapılması gerektiğini ifade etmiştim.

Nerede kardeşim? Yine yok…

Söylediklerimi haber olarak kale almayı bırak bebeğin gelmesiyle güvenlik önlemlerinin sıkılığı arasındaki tenakuzu dahi fark ettirememişsiniz okuyucuya!...

Bebeğini ve kızlarını, kadınlarını dahi güven içinde getirebilen Müslümanlara güvenlik önlemini o denli abartmanın, kendisini özgürlükçü ve adaletçi olarak lanse etmeye çabalayan medya nezdinde tek satırla bile eleştirilmek bir yana, buraya gelen bebeğin başındaki sembol örtü veya sırtındaki sembol giysinin haber yapılması ucuzluğu nasıl bir tembelliğin ifadesidir?

Halkın hayatından uzak insanlara ve kurumlara ne olduysa, korkmayın, size de o olacaktır.
Habir, Semi ve Basir olan Allah sizin Tiraj ve Reyting tanrılarınızdan üstündür!
Elhamdülillah bizler ve bebeklerimiz de bu ve diğer dünyevi tanrıcıkların değil o Allah’ın kullarıyız.
Bırakın ateist militanlar gibi haber yapmayı da aramızdaki şu uçurumları yavaş yavaş kapatalım…
Bizim sizi anlamamızda bize ve nesillerimize bir hayr yoktur.
Siz ilk seküleristler de değilsiniz…
Sizden önce de niceleri vardı ki helak oldu ve gitti…

Ateizm, Agnostizm, Laisizm, Hedonizm, Sekülerizm, Faşizm veya Allah’ın tavsiye etmediği herhangi bir izm‘e gönül ve ömür verenlerin, Allah’ın hazırladığı ahiret ambiyansında azaplarına ağlamaktan yani Allah’ın limitsiz ahiret nimetlerinden sonsuza dek mahrum kalmaktan başka yapabilecekleri bir şeycik de yoktur…

Bununla beraber sizin bizi daha sağlıklı tanımanızda ve anlamanızda, siz ve özellikle bebekleriniz lehine hayrlar vardır, inanın…

İnanın!

Ve şimdi bırakın da bari bebeklerimize cennetler hazırlayalım…

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

...

En önemli sorunlarımızdan biri bu toprakların her şeyine yabancılaşan, onları anlamayan, fikren ve moralen kendini ecnebi düşüncelere adamış ve onlardan aldığı çürük ideoloji baltasıyla kendi değerlerine amansız, biganece ve zevkle saldıran münevver müsveddeleridir.
Tanzimat’ın mühim bir yönü de, aydın taifesini köksüzleştirmesidir. Milleti aydınlatmaları gerekenler, milletin aydınlanmasına düşman oldular. Ona önderlik yapmaları gerekenler, Ondan ayrıldılar. Farklılaştılar.
Başka memleketlerde aydınlar farklıdır ama İslamlar da ayrıdırlar.
Bu topraklar karanlıktaki kibirli ideologya satılmışlarından çok çekti, daha da çekiyor.
Savruk ruhlular bu toprakların değerlerini anlayamazlar.
Sorunları çözen aydınlar bizde sorun olmuşlar. Milletlerin önlerini açanlar, bizde set olmuşlar.
Bugün bir çok handikapımızın sebebi; intelijansiyanın omurgasızlığıdır. Tutarsızlık, onlarda utanılacak bir şey değil. Meddahken, heccav, heccavken, meddah olmaları onlarca normal bir şeydir. İhanet edenlerin yıpranmışlığı içerisindedirler.
Bu ülkede millet istikamet üzere, ama ona liderlik etmeye heveslenenler, pusulasızlıktan bizarlar.
Söylenecek çok şey var. Topraklarımızda ayrık otları o denli fazla ki. Ürünsüzlüğümüzün bir sebebi de bu değil mi zaten.
Aydınlarımız sorun, elitlerimiz sorun, bürokrasi, iş alemi, beynelmilelleşenlerin ekseri sorun.
İşin kötüsü bunlar etkili konumdalar.
Ama umutluyuz, bir gün ayrık otları temizlenecektir.

Bahçıvanlaşma Zamanı...

merhaba resul bey ;

Allah elinizi kuvvetlendirsin...

günahı hayatlaştırmış, hayatı günahlaştırmış bir klik bu...
temas buyurdugunuz gibi kökleri kesinlikle çok dışarıda...
onomastiq-analiz ile de amatör bağlamda alakadar birisi olarak ifade edebilirim ki bugün musluk başlarındaki meymenetsizlerin hayli hatırı sayılır bir çoğunluğu ne Türk ne Müslüman'dır...ne Kürt ne ehli Kitap'tır...bakın yahudi bile demiyorum..İsrail İşgal Devleti'ne bağlı hahambaşılığın yahudilikten dahi saymadığı bir kliktir.
nasıl bir Truva'dır varın siz hesab edin Türkiye'nin sömürgenleri...

bununla beraber bunların ve içerideki bizati veya bigayri destekçilerinin farkları bir takım günahları yaşamaları veya yaymaları değil, tıpkı Müşrik Mekke'nin bir düzine kodamanının yaptığı gibi "bu din haline getirdikleri hayat stillerine sek-üler fikirlerle mücehhez bir alt yapı kurmaları".

Yağmur Hanım'ın ifadelerinde olan bir durum vardı,evet,haklı.
siz iki ayak üstünde duran yani maddiyat-maneviyat veya dünya-ukba tezvic'ini haiz bir hayat görüşüyle hareket etmeye başladığınızda bir anda bütün omurgasızlığının röntgeni çekiliveriyor,bunu o da biliyor.

Az şey bilen ama elhamdülillah çok şey anlayan sıradan Allah kulları'nın gözünde, bir anda o koskoca donanımlarına, bilgi birikimlerie, devasa malumatfuruşluklarına, uluslararası tanınmışlıklarına, üst düzey konumlarına, dev titrlerine rağmen PİS(para-içki-seks) hayatlarıyla özdeşleşmek ve hatta yaptıkları bir takım iyiliklerin dahi bu vasıfları kuvvetlendirmeye müteallik olması hasebiyle değersizleştiğini müşahade etmek, onları, bu "Abdullah olmayı kendisine izzet olarak kafi gören"lere karşı zulm konusunda pik yapacak agrasyonlara sevkediyor.

Şimdi biz konuşmaya başlıyoruz...
Bunlarsa daha kekelemelerimiz...

Şimdi hepimiz birer bahçıvan oluveriyoruz,
Ayrık otlarını temizlemek için Rabbinden güzel bir buyruk ve vicdanından koca bir orak almış!...

Rabbim birbirimize karşı olan kinimizi söksün alsın içimizden ve bizim geçmiş günahlarımızı da bağışlasın...

Vesselam..

"Tevhid-Adalet-İttihad-Edep-Üretim
Ben hayatı bunlarla bildim..."

cenneti hatırlatıyorlar o halleriyle

Bu haberleri okuyunca inananlara düşman olanların kişiliği ortaya çıkıyor bir bakıma. Kimisinin cahilliğinden ileri geliyor düşmanlığı kimisininde bilgisinden. İslamı bilmeyen ve yanlış tanıyan öyle çok insanımız var ki. İnsanımız diyorum çünkü bilselerdi böyle davranmazlardı. Hep birilerinin oyununa gelmiş bu insanlarımız, kimi zaman medyanın, kimi zaman gazetelerin, kimi zaman da dini bilmeyen hocaların.

İslamı yaşantısına geçiren kim olursa tepkileri almaya başlar etrafından. Çünkü artık iman yaşanmaya ve yaşama yansıdıkçada birilerini rahatsız etmeye başlamıştır. Birilerinin oyunu tutmamıştır, onların istediği dini sadece dilde yaşanması, istediklerini elde edemediklerini görünce tepkileride o kadar şiddetli oluyor.

Düşünüyorumda annelerimiz babalarımız nasılda yıllarca gerçek islamdan uzak yaşamışlar dini ve halen yaşıyorlar. İslamın şartını beşe indirip sadece onu yapmakla yetinmek, devleti dinin de üstünde görmek, Allah(c.c) ile aralarına bir çok engeli koyup Rabbimizin şah damarımızdan yakın olduğunu unutmak...

Eğer bir şeylerin farkındaysak bize çok iş düşünüyor. En önemlisi de islamı gereği gibi yaşamak ve yaşatmak. Öyle yaşamalıyız ki bizleri her gören Allah'ı hatırlamalı.

Not: Tesettür ne güzel de yakışmış o kızımıza. Küçük çocuklara nedense daha bir güzel oluyor baş örtüsü sanki melek gibi oluyor. cenneti hatırlatıyorlar o halleriyle..masum ve temiz..

....

öyle bir keşmekeşin için de sürükleniyoruz ki...öyle bir keşmekeşin içine sürüklendiriliyoruz ki...
inanıyorum diyenlerimiz bile artık kabulleniyor hakkımızda her söyleneni.. sinmekmi adı sönmekmi ? nedir inanın bilmiyorum.
işim gereği farklı düşüncelerden bir çok insanla aynı mekanı paylaşıyor ve onlarla dünyevi dostluklar oluşturuyorum. bu haber bugün kendi aramızda tartışma konusu oldu. düşüncelerinde düşünememekten bir adım dahi ileri gidemeyen arkadaşlar şiddetle kınıyorlardı mevzuda bahsi geçen cennet meleğinin ailesini...neden? cevap o kadar basitki... yani bu neden sorusuna verebilecek bir cevaplarıda yok aslında... bir yığın basma kalıp cümleler dizisi sıralayıp durdular lakin; işin yüreğimi en inciten tarafı yan yana saf oluşturup namaza durduğum, birlikte aynanın karşısında saatlerce eşarp bağlama provaları yaptığımız arkadaşımın bile hiç düşünmeye gerek duymadan diğerlerini tasdiklemesiydi. can sıkıntısıyla akşam siteye girdim ve karşımda fatih tezcan beyin yazısı...Allah razı olsun kardeşimizden benim bugün söyleyemediklerimi öyle güzel kaleme almışki... yarın bu yazının bir kopyasını bahsini ettiğim DAVA arkadaşıma götüreceğim... bugün bu konu konuşulurken ağlamaklı olmuştum, yarın arkadaşım yazıyı okurken ben buruk bir tebessümle güleceğim.

Meryem Misali Aksa

Aksa

Temiz, pak, Meryem misali...

Aksa'nın yüreğindeki başörtü sevdasının filizlenip yeşerdiği daha bu küçük yaşında dahi Aksa'yı çekemeyenler, çekemeyip kin kusa kusa haber yapanlar...

Kıskananlar, İrtica haberi yapmaya çalışanlar, Hamas yazılı tişört üzerinden teröre gitmeye çalışanlar...

Haydi, gösterin tüm hünerlerinizi, gösterin tüm kininizi... Bu kadarcık mıydı?... Yıllardır bu ülkede başörtüsü üzerinden gencecik bacılarımız üzerinden siyaset yapanlara bakıyorum da, gencecik bacılarımızı bırakın artık bebekleri dahi çekemiyorlar...

Ama şunu unutuyorlar. Hiçbir Nemrut'un ateşi İbrahimleri, İbrahim gibi teslim olmuş yürekleri yakamaz. Hiçbir Firavun Musaları boğamaz, kendileri boğulur Musalar iman neferi olarak tarih sayfalarında yer alırlar...

Asla yok edemeyeceklerini biliyorlar, Dünya kuruldu kurulalı İslam var, İnsan yeryüzüne indi ineli iman-küfür var. Lakin böyle melek yüzlü, daha gencecik, gencecikliği bırakın bir tarafa daha çocuk bir bebek dahi görseler çığlığı koparıyorlar. Dayanamıyorlar, Sindiremiyorlar içlerine...

Biz duruşumuzla, sancımızla, mutluluğumuzla, acılarımızla dimdik ayakta kalırken, Onlar'ın kalbi her an meçhul sonlarına ilerlemekteyken ve bunu derinden derine hissediyorlarken nasıl rahat olsunlar?!...

Haticeler, Sümeyyeler, Fatımalar, Rabialar, Aksalar hep varolacaktır...

Bir makalemden pasaj aktarmak istiyorum, buyrun:
Küçücük yüreklerimizle dağların taşıyamadığı davayı yüklendik ve hicret ettik veda tepesinden. Güneş, her gün umudu gönüllerimizde aydınlatarak doğuyor. Cemreler Rabbe teslimiyeti ile tutsaklıktan kurtulan özgürlük abidesi, ateşin içinde gül bahçesinde Rabbini tespih eden İbrahimin aşkına şâhit! Dalgalar imanın bayraktarlığını taşıyan içi Musa dolu kundaklara ve zindanlar karanlıkları nuruyla aydınlatan Yusuflara şâhit! Kâinat çöllere inen nura, Nur-u Muhammede şâhit!

Evet, Bizde Aksa'ya şâhidiz ya Rabb...

Ahh Aksa, canım benim...

selamlar/sevgiler

ulvî ukdenin câm nedâmeti

-- http://tenkafesi.com --

gecikmiş bir "geri vites" bildirimi ! :)

Kudüs Günü'nde Fatih Cami Avlusu'nda Aksa kucağımda olduğu halde çektiği resmimizi müteakip Akşam ve Güneş gazetelerinde mezkur haberin yapılmasına vesile olan muhabire ve gazetesine yazdığım üstteki cevaba verdiği yanıt aynıyle aşağıdadır.
İletmekte geciktim, konuya alakadar olanlardan özür dilerim.

"SAYIN FATİH TEZCAN
NAZİK ELEŞTİRİNİZ İÇİN SİZE TEŞEKKÜR EDİYORUM. HABER SADECE O AYRINTIDAN İBARET DEĞİLDİ, EDİTÖRYAL ANLAMDAKİ DEĞİŞİMLERDEN BEN SORUMLU DEĞİLİM. TAMAMEN BENİM DIŞIMDADIR BU KONU BİLGİNİZ OLSUN. AYRICA SİZİ ŞAHSINIZDA AİLENİZİN MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINI KUTLAR, SAĞLIK VE ESENLİKLER DİLERİM.
BÜLENT ŞANLIKAN"

"Kadınlarımız örtünüyor, ben korkuyorum"

Merhaba

Neden bilmem bu yazıyı okudum ve aklıma hemen bu yazınız geldi.
Bu nasıl bir ruh halidir ya rabbim.bizim örtümüz birilerinin gözünü korkutuyor yahu...

http://www.milliyet.com.tr/2007/12/04/yazar/tamer.html

"Başörtülüsün! Bebeğini Göremezsin"

Tanıyorum, okuyorum...
Mezkur kişi daha önce de aynı türde "sözcülük" rollerine soyunmuş profesyonel bir provakatördür.
Teorisi zikredilen duruşun pratikteki yansımalarına dair bir de şuna bakınız:

http://www.tevhidhaber.com/news_detail.php?id=26152&uniq_id=1197290744