"Ve bütün saatlerin istisnasız
Ortadoğunun kalbine kalbine vurduğu" (1)
Bu film hayatınızı değiştirecek... Haziran'da tüm dünyada...
Orijinal Adı: The Greater Middle East
Yönetmen: İsrail
Senaryo: ABD
Yapım: ABD-İsrail-İngiltere ortak yapımı
Oyuncular: ABD, İsrail, İngiltere ve NATO ülkeleri
Süre: 10-15 Yıl
Yeni Dünya Düzeni yapımcılık iftiharla sunar. (2)
ABD'de Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'in başlarında yer aldığı, Irak'a müdahaleyi bin bir yalanla meşrulaştırmaya çalışan yeni-muhafazakar kanada ya da Şahinler'e göre Ortadoğu sorununun çözümü için bölge rejimleri değişmek zorunda. Otoriter stratejistlerden Zbigniew Brzezinski, bu stratejiyi "anında demokrasi" olarak nitelendiriyor ve ileri sürdüğü bazı gerekçelerle de eleştiriyor. "Anında demokrasi" "sabırsızca dayatılan demokrasi" dir. "Bu istenmeyen sonuçlar doğurabilir." Yeni muhafazakarlara göre, bu "demokratikleştirme" süreci, sadece tüm Ortadoğu'ya yayılmalıdır. İşte bu projeye Amerikan yönetimi "The Greater Middle East" adını veriyor. Bu "Büyük Dönüşüm Projesi" nin ilk ayağını ABD Başkanı'nın Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice'ın Washington Post'ta yayınlanan "Transforming The Middle East" (Ortadoğu'yu Dönüştürmek) başlıklı yazısı oluşturdu. Daha sonra Başkan Bush 6 Kasım'da "Ortadoğu'yu Özgürleştirme Stratejisi" (11 Eylül'den sonra yaptığı bir açıklamada Haçlı Seferleri'ne çıkacağız demişti.), Başkan Yardımcısı Dick Cheney'in Davos'ta açıkladığı "Büyük Ortadoğu'da Reform" projesi, Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın konuya ilişkin açıklamaları projenin boyutunu belirledi. Projenin somut bir şekilde ortaya çıkması için çalışan ve projenin mimarlarından ABD yönetimi tarafından özel olarak görevlendirilen kişi ise ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman.
"Büyük Ortadoğu Projesi"nin Hacmi
Pakistan'ı, Afganistan'ı, İran ve Türkiye'yi içine alan, güneyde Afrika kıtasına, batıda Atlantik Sahilleri'ne kadar uzanan "Büyük Ortadoğu" . Bununla birlikte Ortadoğu halkasının Asya ve Kuzey Afrika'yı içermesi ve Avrupa'nın güneyinden Nil Nehri yataklarına kadar uzatılıp genişletilmesi, "Ortadoğu" olarak adlandırılan coğrafi bölgenin stratejik olarak dışına çıkıldığı izlenimini veriyor.
Bu projede dikkat çeken bir özellik, projenin kapsamına giren ülkelerin istikrarsızlık bakımından dünyanın en önemli bölgelerini oluşturmaları.
"Büyük Ortadoğu Projesi"nin Kaynakları
"Büyük Ortadoğu Projesi"nin iki kaynağı var;
Birincisi bir grup Arap entelektüelin 2002-2003'te Birleşmiş Milletler için hazırladığı "Arap Beşeri Kalkınma Raporu"
İkincisi ise Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa Ülkeleri için hazırlanan ve 1975'ten sonra uygulamaya konulan "Helsinki Süreci" . Bilindiği gibi Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa Ülkeleri komünizm rejimini benimseyen ülkelerdi. Bu ülkelerde komünizmin yıkılmasında baş rol oynayan "Helsinki Süreci"nin bir benzerinin de Ortadoğu için uygulanarak "Helsinki Süreci"nde olduğu gibi başarıya ulaşma arzusu.
Sovyetler Birliği ile birlikte çöken Varşova Paktı'ndan sonra dünya konjonktüründe büyük bir boşluk oluşmuştur. Bununla birlikte "Büyük Ortadoğu" olarak adlandırılan projedeki ülkeler içerisinde büyük çapta huzursuzluklar, yıllardır bitmeyen savaşlar (İsrail-Filistin), terör, uyuşturucu kaçakçılığı, örgütlü suçların işlenmesi, etnik ve dinsel ayrılıklar sonucu meydana gelen şiddet bulunmaktadır. Ve belki de bu bölgeyi önemli kılan gerçek unsur "petrol, doğal gaz ve diğer yer altı ve yer üstü" zenginliklerdir. Bunların yanında bütün milletlerin egemen olmak istediği bu bölge Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet gibi üç büyük dinin çıkış yeri olmasıdır ve bunun için cazibe merkezidir. Sosyal, kültürel ve dini bir bölgeden bahsetmek, bu bölge hakkında bir şeyler söylemek, burada yaşananları ve yaşanacakları irdelemeyi zorunlu hale getiren bir durumdur.
Bu proje ile birlikte ülkelerin yönetimlerinde bazı değişiklikler hedeflenmektedir. Bunları genel olarak üç başlık altında toplayabiliriz.
a-) Liberizasyon
b-) Modernizasyon
c-) Güvenlik
Demokratik adımların atılması, yönetimde yeniden yapılanmalar sonucu liberasyona doğru hızla yol alınacaktır. Liberal özgürlükler, serbest piyasa mekanizmasının işlemesi vs.
Küreselleşme denilen olguyu hızlı bir şekilde yaşayan Batı'ya ayak uydurması için toplumun modernleşme sürecine girmesi.
Özgürlük kavramının toplumda yerleşmesi için terörün önlenmesi ve halkın güven içerisinde yaşaması.
ABD'nin bu proje ile yapmak istedikleri ise kısaca;
- Ülkelerde okur yazar oranı %50'nin üzerine çıkarılacak
- Eğitim ABS kontrollü olacak ve Batı Klasik eserler Arapça'ya çevirilecek ve onlar okutulacak.
- Kadınlara her bakımdan öncelik tanınacak.
- Aşırı dincilik yasaklanacak. Seküler toplum laik devlet anlayışı yerleştirilecektir.
- Bireysel refah artırılacaktır.
- Suç işleme oranları azaltılmaya çalışılacaktır.
- "Bağımsız Özgür Medya" oluşturulacaktır.
- "Bağımsız Özgür Seçimler" yapılacaktır.
Bu bölgelerdeki devletlere iki seçenek sunuluyor.
1-) ABD ile birlikte bu proje dahilinde işbirliği yaparak onların yanında olmak.
2-) ABD'ye karşı gelerek bu plana karşı koymaktır.
Bu seçenekler bize ABD'nin "Önleyici Savaş" politikasını anımsatıyor:
Ya yanımızda yer alacaksınız ya da sizi yok ederiz!
Orta yol yada tarafsız olma şansınız yok...
İsrail bu projenin neresinde?
Prof. Dr. Anıl Çeçen "Büyük İsrail" in Ortadoğu'da Müslüman varlığının Arap varlığının dışlanması ve devre dışı bırakılması olduğunu söylüyor. Bunun için bu projenin merkezinde İsrail yer alıyor. Büyük İsrail Projesi'ne göre Kudüs'ün merkez olacağı Siyon Tepesi'nde yeni bir tahtın kurulacağı bir İsrail Devleti hedeflemektedirler. Bunun için bu bölgede küçük devletler planlamaktadırlar. Çünkü alan olarak bölgede en küçük devlet İsrail'dir. Batı standartlarına göre bakıldığı zaman bu ülkeler hacim olarak büyüktürler ve hepsinin İsrail konumuna getirilmesi gerekmektedir. İsrail bu projeyi "Yol Haritası" için kullanmak istemektedir.
Avrupa ne düşünüyor?
Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, Şubat başında Münih'te yapılan güvenlik konferansında Ortadoğu'da istikrarın iki aşamada sağlanmasını öngören bir Avrupa- ABD projesini gündeme getirdi. Bu projede, Fas'tan İsrail ve Filistin topraklarıyla Suriye'ye uzanan bölgenin serbest ticaret bölgesine dönüştürülmesi öngörülüyor. İkinci aşamada ise proje Orta ve Yakın Doğu'ya yönelik "gelecek için bir deklarasyon" ilan edilmesini içeriyor. İran ile Afganistan'ı da kapsayan deklarasyonda, demokrasiyle hukuk devletinin kurulması ve şiddetin terkedilmesi isteniyor. Fischer; Ortadoğu'da istikrarın sağlanmasında NATO'nun da katkıda bulunmasını öneriyor.
İngiltere ve Fransa, Berlin'deki zirvede Fischer'in bu önerisine destek verdi. Arap ülkeleriyse, Irak savaşında izlediği politikayla elde ettiği prestijden vazgeçmemesi için Avrupa'yı uyardı. İki girişimin ortak noktası, Batı'da, Ortadoğu'nun kendine veya başkalarına karşı tehdit oluşturmasına izin verilemeyeceği yönünde bir kanaat oluştuğunu ortaya koyması.
Türkiye ne yapmalı?
Türk dış politikasının son 50 yılına baktığımızda, Türkiye'nin önüne "Büyük Ortadoğu Projesi" ne benzer iki proje sunulmuştu ve bu iki proje başarısız olmuştu. İlk proje, 1953-54'lerde ABD tarafından geliştirilen ve merkezinde Türkiye'nin olduğu "Kuzey Hattı ya da Yeşil Kuşak Projesi'dir". Menderes ve arkadaşları, bu proje çerçevesinde Ortadoğu ülkelerini bir siyasi-askeri pakt içinde bir araya getirerek, bir yandan bölge ülkeleri arasındaki ilişkileri güçlendirmeye, diğer yandan da bu yolla Sovyetler'in bölgeye yayılmasını önlemeye çalıştı.
Ne yazık ki, bu çerçevede kurulan Bağdat Paktı'na sadece Irak, İran ve Pakistan üye olurken, başta Mısır olmak üzere birçok bölge ülkesi Pakt'a katılmadılar. Tam tersine Türkiye'nin aleyhinde pozisyon aldılar ve Sovyetler Birliği'ne yakınlaştılar. Daha da kötüsü, 1960'lara gelindiğinde, hem bu proje büyük bir başarısızlığa uğradı, hem de projenin başaktörü olan Menderes yönetimi, askeri darbe ile görevden uzaklaştırıldı.
Benzer bir durum 1980'lerde Özal döneminde yaşandı. Özal liderliğindeki Türkiye, yine ABD'nin geliştirdiği "Stratejik İşbirliği" konsepti çerçevesinde ve oldukça iyi niyetlerle, Ortadoğu ülkeleriyle çok yönlü ekonomik, ticari, mali, sosyal ve hatta siyasi ilişkiler geliştirdi. Gerçekten, 1980'lerde Türkiye ile Ortadoğu ülkeleri arasındaki ilişkiler, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş derecede üst düzeyde olumlu ve başarılı sonuçlar elde etti. Türkiye'nin bölge ile dış ticaret ilişkileri, toplam dış ticaret hacminin yüzde 50'leri üstüne çıktı. Birçok Türk firması bölgede ve birçok Arap sermayesi Türkiye'de karşılıklı yatırımlar yaptılar.
"Büyük Ortadoğu Projesi"nde ise Türkiye için kullanılan sıfatlar "model ülke", "merkez ülke", "piyon ülke" biçiminde temayüz etmektedir.
Türkiye bu projeye yaklaştıkça ABD safına geçmiş oluyor ve AB'den uzaklaşmış oluyor.
Ayrıca Türkiye için kullanılan "Ilımlı İslam" kimliği ise Arap ülkeleri için yabancı bir kavram.
Türk Dış Politikası'nın kendisine bir yol çizmesi açısından ne AB'nin ne de ABD'nin politikalarının bir kesişme noktasının bulunmadığı açık. Uzun dönemli bir strateji belirleme açısından Doğu Ülkeleri ile yakınlaşılması ve bu şekilde bir politika sergilenmesi gerekmektedir. İslam Konferans Örgütü ve D-8 girişimleri buna örnek olabilir.
Arap Ülkeleri bu proje için ne düşünüyor?
Yankee Go Home!
Evet... Fazla söze gerek yok.
Kendilerine danışılmadan hazırlanan projeyi kabul etmiyorlar.
Sonuç
İnsan olarak objektif olmak yerine "özgür" düşünmeyi tercih ediyorum. "Objektif" olmanın "ontolojik" olarak mümkün olmadığı kanaatindeyim. Bunun için, ABD'nin taslağında yer alan veya yer alacak -her neyse- reformların emperyalizm amaçlı olduğunu düşünüyorum. ABD bugün üretim kapasitesi olarak dünyanın "dev" ekonomisi, inkar edilemez. Ancak üretim fazlası ABD için büyük problem oluşturuyor ve tarih tekerrürden ibarettir sözünün tekerrür etmesinden çekiniyorlar: 1929 Ekonomik Buhranı. Bunun için ABD ürünlerini pazarlayabileceği yeni bölgeler oluşturmak zorunda. Çünkü 21. yüzyıl bir bakıma tüketim yüzyılı. Bunun için en iyi pazarın az gelişmiş ülkeler olduğu aşikar. Realist dış politika teorisiyle hareket edecek olursak ABD, "amaçlarını gerçekleştirmek için her yolu meşru kılmaktadır." Bir bakıma İsrail'de öyle. ABD'de çok etkili olan İsrail lobisi İsrail-ABD dış politikasını birlikte hareket etme noktasında zorunlu kılıyor. İsrail ise Filistin'de yaptığı katliamları meşrulaştırma yolunda. Bunun için BM'i kullanmak zorunda. Şeyh Ahmet Yasin ve Rantissi suikastleri de bu yönde. "Sharon Cehennem'in Kapılarını Açtı" diye atılan manşetler gizli bir mesajı da içeriyor. Galeyana gelen Hamas'ın yapacağı intihar saldırıları İsrail Devleti'nin terörle mücadelede haklılığını gösterecek. BM'den bir oy sayesinde devlet statüsünü eline alan İsrail bu intihar saldırıları sonucunda haklı çıkmış olacak. Prestijli haber dergilerinden Time, 25 Mart'ta, Michael Levertov tarafından ele alınan "A View of A Kill" adlı yazısında Hamas'ın ruhani ve siyasi lideri Şeyh Ahmed Yasin cinayetinin hiçbir şeyi çözmeyeceğini belirtmiştir. Evet, eğer dünyaya hakim olmak istiyorsanız bu bölgeye hükmetmek zorundasınız. Haraway'in veciz ifadesi bize bir şeyleri çok güzel anlatıyor: "Siz savaşla ilgilenmeyebilirsiniz ama savaş sizinle ilgilenir"
Bu bağlamda düşünecek olursak hemen yanı başımızda meydana gelen bu gelişmeler hepimizi ilgilendiriyor. İster adı "Büyük Ortadoğu Projesi" olsun, ister "Yeşil Kuşak" . Tüm bu stratejik planların çıkış noktası olan iki devlete baktığımız zaman ABD-İsrail politikalarının özdeş olması bizi yeni bir medeniyet projesine götürüyor: Yeni Dünya Düzeni. 11 Eylül sabahı ile akşamı arasında geçen 3-5 saatlik süreç dünya sahnesinde bir dönüm noktası olarak yerini almıştır.
"Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak."
(1) Namus, Hakan Arslanbenzer
(2) 2023 Dergisi Mart Sayısı Kapağı
Yorumlar
Büyük Ortadoğu Projesinin Anlamı
Cum, 23/04/2004 - 00:39 — Yusuf ArmağanYorumuma son cümleden başlayayım;
Aslında herşey eskisi gibi ya da değişen hiçbir şey yok!
Yazıyı ilk gördüğümde bir süre önce Fikir Dünyası' nın Alternatif Cumartesi Söyleşilerine ev sahipliği yapan Mustafa ARMAĞAN' la yaklaşık dört saatlik söyleşisinin bir özeti mahiyetinde yapmış olduğumuz ve www.fikirdunyasi.org adresli sitemizde yayınlamış olduğumuz ropörtajdan bir pasaj geldi aklıma. Biz kendisine Büyük Ortadoğu Projesinin Anlamı ve Müslüman Coğrafyasındaki Yansımalarını sorduğumuzda ilginç yaklaşımlar almıştık. O metinden ilgili bölümü buraya alarak Cemaat' in paylaşımına sunmak istiyorum.
"
Dünya coğrafyası ve Büyük Ortadoğu Projesinin anlamı ve Müslüman coğrafyadaki yansımaları?
Ortadoğu, nevzuhur bir kavram ve doğrudan doğruya İngiliz siyasetinin bir mahsulü. 1902'de askeri stratejist Mahan'ın ortaya attığı bu terim ( Middle East ), aslında Basra Körfezi civarını gösteriyordu. Sonraları Afganistan'dan Fas'a kadar genişletildi veya emperyalistlerin işlerine öyle geldiği için kutru daraltıldı. Bir ara da Osmanlı Avrupası için "Yakın Doğu" ( Near East ) terimi kullanılmıştı ama Birinci Cihan Harbi'nden sonra Osmanlı yıkılınca artık ona "gerek kalmadığı" için terk edildi! Günün birinde, gerek kalmadığı için Orta Doğu teriminin de kullanımdan kalktığını görürsek şaşırmayalım! (Özelliği kalmayınca bu coğrafyanın ortada veya kenarda olmasının bir ehemmiyeti olmayacağı için tabii ki!)
Bu projenin yüzünü Müslümanlar iyi tanıyor, bir . Washington-Telaviv bandında üretilmiş olan projenin, Bağdat hazır ellerindeyken Diyarbakır'a bağlanması ham bir hayaldir, iki . Proje taşeronluğu, bize yakışmıyor, üç . Yıkıldı yıkılıyor dediğimiz Osmanlı Devleti en zor zamanında dahi, 1860-61'de ürettiği Lübnan modeli ile bölgeyi istikrara kavuşturacak "yerli" projelere imza atarken, bugünkü çaresizliğimiz asıl yıkılmanın şimdi kapımıza geldiğini gösteriyor, dört . Mahan sanki öldükten sonra Müslüman oldu, beş . "
Şunuda hatırlatmak isterim. Okuyanlar bilirler kendi kavramlarımızla konuşalım diye bir blog yayınlamıştım. Yine oraya atıfta bulunmadan geçemeyeceğim. Ortadoğu neresi arkadaşlar? Ortadoğu İngiliz emperyalizminin bir tanımı ise eğer, -ki öyle- biz niye bu kavramla konuşuyoruz. Haritaya bir göz atacak olursak bizim ortadoğumuzun olsa olsa Hindistan, Pakistan, Afganistan hattının olduğunu görürüz. O kadar gözü kapalı olarak bu kavramı kabullendik ki; yönümüzü bile şaşırdık.(!) Neye göre Ortadoğu? Merkeze nereyi alıyoruz da böyle bir yönden bahsediyoruz? Bütün stratejistler bu projenin Balkanları, Türkiyeyi, Türki Cumhuriyetleri, Kuzey Afrikayı, Arap Yarımadasını kapsadığını söylüyorlar. Oysa bu projenin içerisinde Balkanlardan Bosna-Hersek varken mesela Sırbistan, Yunanistan yok, Azerbaycan varken Ermenistan yok, Filistin varken İsrail yok. Bay BUSH her fırsatta -bizim kanaat önderlerimizin dil sürçmesi, gaf diyerek örtbas etmeye çalıştıkları- Haçlı Seferleri kavramını kullanmaya özen gösterirken, bize güzelce yutturuverilmeye çalışılan bu projenin aslında din merkezli olduğunu daha ne kadar görmezden geleceğiz? Soruyorum tablo bu kadar açıkken hala ne idüğü belirsiz -aslında belirli- bir kavramın peşinde daha ne kadar tartışacağız? Daha ne kadar bizimde koşar adım bir parçası olmaya talip olduğumuz oyunun adını belirlemekte kendimize yalanlar söyleyeceğiz? Doğu ne, batı ne, kuzey ne, güney ne?
Bunlar size biryerlerden tanıdık gelmiyor mu?
Bakınız ve düşününüz...
İbrahim Suresi/46, Enfal Suresi/30, Nahl suresi/46,127 , Neml Suresi/50-51, Fatır Suresi/10-43, Saffat Suresi/98, Tur Suresi/42 ve Fil Suresi/2
Oku! merkezli buluşma