Sevmeyeninin en az seveni kadar çok olduğu bir adam Edward Wahid Said. Filistinliler’in dünyadaki avukatı. Yoksulların, güçsüzlerin ve ötekilerin yılmaz savunucusu. Felsefeci. Yazar. Düşünür. Entelektüel. Marjinal. Sürgün. Yabancı. Müzisyen. Hayatı mücadele ile geçen bir akademisyen. Elinde taşla Filistinli çocuklarla birlikte direnen yaşlı bir adam.Hanan Arshawi, “insan onuru için yılmadan savaşan parlak bir zekâya sahip büyük bir bilim adamı...” diyor Said için. Independent Gazetesi, “gelmiş geçmiş en önemli entelektüellerden ve eylemcilerden biri...” olarak nitelendiriyor Said’i.
1935’te Kudüs’te varlıklı bir Hristiyan ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Edward W. Said (Edward ismi annesi tarafından koyulmuştur, o dönem insanların dilinden düşmeyen Galler Prensi Edward’dan esinlenilmiştir.), 1948 yılında İsrail’in Filistin’i işgal etmesi sonucu önce Beyrut’a daha sonra Mısır’a yerleşmiş ve eğitimine Mısır’da devam etmiştir. İngilizce dışında başka bir dilin konuşulmasının yasak olduğu Anglosaksonların seçkin koloni okullarında eğitim aldı. (Ürdün Kralı Hüseyin ve ünlü yönetmen Ömer Şerif, Said’in sınıf arkadaşlarıdır.) Said, 1951’de Mısır’daki okuldan disiplin cezası alarak uzaklaştırılınca, Ortadoğu’nun giderek karıştığı bir dönemde, babası tarafından eğitimini sürdürmek üzere Amerika’ya gönderildi.
Amerika'nın en önemli liselerinden birisinde okuyan Said, Princeton Üniversitesi'nde lisans eğitimi, Harvard Üniversitesi'nde ise yüksek lisans eğitimini tamamlar ve 1963 yılında New York'ta Columbia Üniversitesi’nde ders vermeye başlar. Vefatına kadar bu üniversitede İngiliz Dili ve Kıyaslamalı Dünya Edebiyatı profesörlüğü yaptı.
Filistin davasını savunması onu akademik camiada sıkıntılara soktu. Diğer Filistinliler gibi ayrımcılığa maruz kalmasa da, Filistin davasını savunması onu hedef adam konumuna getiriyordu.
“Amerika’da bir Filistinli veya bir Arapsanız, hep yanlış taraftaymış hissine kapılıyorsunuz. Bir örnek vereyim. 1967’de, savaş sırasında (Arap-İsrail Savaşı) Columbia Üniversitesi’nde asistan olarak görev yapıyordum. Metroda el radyolarında haberleri dinleyen insanlar ‘görürdüm. Birbirlerine ‘durumumuz nasıl?’ diye sorup ‘iyi gidiyoruz’ diye cevap veriyorlardı. Bu insanlar Amerikalıydı, fakat kendilerini İsrail’le ve onların zaferleriyle o kadar özdeşleştirmişlerdi ki, bir Arap olarak utancımdan yerin dibine girerdim.”*
“ABD’deki vatandaşlarımız medya tarafından cehalet ve yalandan ibaret, müthiş önyargılı bir diyetle beslenir; -intihar saldırılarının korkunç anlatımlarında işgalden hiç bahsedilmez, İsrail'in inşa etmekte olduğu 7,5 metre yüksekliğinde, 1,5 metre kalınlığında ve 350 kilometre uzunluğundaki apartheid (ırk ayrımı) duvarı CNN'de ve diğer televizyon kanallarında gösterilmez (veya yol haritasının cansız metninde dahi geçmez).”**
1967’de Arap-İsrail savaşı döneminde üniversitede çıkan politik hareketlilik üzerine Said “Filistin Milliyetçiliği” hareketine katılır. Yahudi karşıtı olduğu gerekçesiyle ABD'de eleştirilen Said, 1972 yılında Beyrut'ta Arap edebiyatı konusunda çalışır ve 70'lerin sonlarında Enver Sedat ve Yaser Arafat tarafından barış görüşmelerine Filistin temsilcisi olarak atanır. 1977'de Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)'nün parlamentosu vazifesi gören Filistin Ulusal Meclisi’ne seçildi. 1985'de İsrail Savunma Gücü tarafından “Nazi” olmakla da suçlanan Said, çeşitli tehditler alır. 1991'de başlayan Oslo yani İsrail işgal devletiyle masa başında anlaşabilmek için Filistin halkının meşru haklarından taviz verme sürecine şiddetle karşı çıktığından, o tarihte Filistin Ulusal Meclisi'nden istifa etti. İstifa ederken Arafat'ın İsrail'e yanaşmak için yaptığı çalışmaları şiddetle tenkit etmişti. 1993'te imzalanan Oslo İlkeler Anlaşması'nı da “Arapların İsrail'e ve Amerika'ya teslim olma anlaşması” olarak nitelendirdi. Edward Said ayrıca Filistin halkının şehadet eylemlerine de karşı çıkıyordu.
Edward Said, 2000 yılında Lübnan sınırında bir İsrail karakoluna taş atarak tartışmalara yol açmış, öğretim görevlisi olarak çalıştığı Columbia Üniversitesi, profesörü söz konusu eylemin yasaları çiğnemediği gerekçesiyle korumuştu.
Bu coğrafyanın önemli mütefekkirlerinden Cemil Meriç’in “bu kitabı biz yazmalıydık” dediği Oryantalizm*** adlı kitabı yazmıştır. Edward W. Said bir “paradigma” geliştirdiği eserinde, ileri sürdüğü tez “Oryantalizm”in sömürge doktrini olarak kullanıldığıdır. “Onun için Oryantalizm, Avrupa ile Asya arasındaki farkın hissedilir hale gelmesine sebep olan genel «kültürel basıncı» arttırmış, bundan da yarar görmüştür. Oryantalizm Doğu Batı’dan daha zayıf olduğu için Doğu’ya tahakkümü öngören Doğu’nun farkını onun zayıflığından ibaret bulan siyasi bir doktrindir.
Filistin davasının yılmaz savunucusu 67 yaşındaki Said, 10 yılı aşkın süredir lösemi tedavisi gördü ve 25 Eylül 2003’te New York’ta tedavi gördüğü hastanede vefat etti. Amerikalı bir şair olan May Swenson’un derin üzüntülerin ardından, “Sevilmiş olanın ardından yas tutmayın. Onun gibi olmayı deneyin.” sözü belki de en güzel Edward Wahid Said’de karşılığını buluyor.
Dipnotlar:
* Asena Günal’dan aktaran; Abdürrahim Elveren, Edward Said (Bir Namuslu Aydının Kısa Biyografisi), Kudüs Dergisi, Sayı: 3, Güz 2003, s. 43
** Edward Said, Rachel Corrie’nin Anlamı: Saygınlık ve Dayanışma Örneği, (Çev. Güliz Türkoğlu) Al-Ahram Gazetesi, 26 Haziran 2003
*** Edward Said, Oryantalizm: Sömürgeciliğin Keşif Kolu, Pınar Yayınları, 1982
Yorumlar
Edward Said
Cts, 24/09/2005 - 23:00 — O. Deniz YemenliEdward Said tam bir entellektüeldir..
Özellikle o taş fırlatma sahnesi gözümün önünden gitmez hiç..
Siyaset biliminde açılımlara sebep olmuştur.
Farklı düşünenlerdendir hayatı ve fikirleri incelenmesi gerekenlerdendir..
Hoş bir biyografiydi E.Fatih Bilge..
Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...
Tas atanlar.....
Paz, 25/09/2005 - 15:30 — medine doganTas atanlarin hikayesini okumak isterseniz,Kenize murad'in "topragimizin kokusu"kitabini okuyabilirsiniz.O kadar hakiki ki...Anneler cocuklarini engellemek icin, tasa siper olurmus,cünkü taslar,kadinlarin oldugu yere ve kuslara atilmazmis....
Kusura bakmayın ama Edward
Paz, 25/09/2005 - 16:37 — O. Deniz YemenliKusura bakmayın ama Edward Said'i entellektüel olarak nitelendirmek; deve tabanına gül muamelesi yapmaktan farksızdır.
denilmiş...azizim sen de onun kadar oku,yaz,çiz sonra bu yorumu getir..tabi o mertebeye ulaştıktan söyle bunu söyleme fikrini mahfuz edersen..
bu adam hiçbir şeye yaramıyor(!) öyleyse..
dikenin teki..hatta kaktüs :)
Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...
Eyvallah
Paz, 25/09/2005 - 21:30 — O. Deniz YemenliEyvallah :)
Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...
Said Kriterleriniz...
Pzt, 26/09/2005 - 16:13 — E.Fatih BilgeBuyrun Ayhan Demir o zaman siz daha iyi yazılar yazın, böylelikle kaktüs mü olursunuz nolursunuz bilmem! Hadi yazın bakalım "Oryantalizm" gibi bir kitabı da göreyim! Yapın öyle bir literatür çalışmasını... Öyle oturduğunuz yerden ahkam kesmekle olmaz.
Güzel kardeşim Edward Said iyi bir yazardır. Yaklaşık 2 sene önce Edward Said'i önemsemiyordum (düşüncelerini). Ancak şimdilerde beğeniyorum. Önemli literatür araştırmaları yapmış.
PROF. DR. ALİ KÖSE
Pzt, 26/09/2005 - 16:01 — O. Deniz YemenliPROF. DR. ALİ KÖSE
[Vefatının ikinci yıldönümü anısına...] Edward Said
Entelliği sadece üniversite kampüsüne hapsetmeyen bir aydındı Said. Mazlum dünyanın safındaki namuslu aydın imajının sembolüydü. Haberlerin Ağında İslam (1981) kitabını yazarken kendisini dünyaya yanlış tanıtılan 1 milyarı aşkın Müslüman’ın yerine koymuştu...
Afrika kaplanları şiddetli yağmurlarda hep birlikte açık alanlara çıkarlarmış. Yere uzanırlar, kafalarını birbirlerine yaslarlarmış. Birinin üzerine yıldırım düşerse, hep birlikte ölürlermiş. Birbirlerine sahip çıkmak adına... 25 Eylül 2003’te kaybettiğimiz Edward Said de bir Afrika kaplanıydı.
.......
Not : Bu yazı 25.09.2005 tarihinde Zaman Gazetesinde yayımlanmıştır
Yazının tamamı;
http://www.zaman.com.tr/?bl=yorumlar&trh=20050926&hn=213303
Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...
benim cici kompleksim
Paz, 25/09/2005 - 01:04 — mehmet hakan”Metroda el radyolarında haberleri dinleyen insanlar ‘görürdüm. Birbirlerine ‘durumumuz nasıl?’ diye sorup ‘iyi gidiyoruz’ diye cevap veriyorlardı. Bu insanlar Amerikalıydı, fakat kendilerini İsrail’le ve onların zaferleriyle o kadar özdeşleştirmişlerdi ki, bir Arap olarak utancımdan yerin dibine girerdim.”
siz iyisi mi şurayı bir okuyun..
Temsilin Temsili
Paz, 25/09/2005 - 04:19 — Nadir MarmaraBu yazıyı ben yazacaktım, ben yazmalıydım. Başlamıştım da, ama sevgili Bilge beni önceledi. Belki bir başka bahara. Bu yüzden yazacaklarımı kısaca yorum olarak girmek isterim.
İstisnasız, azbuçuk okuma yazma bilen her Müslüman gencinin hayran olduğu bir isim Ed. Said. Neden acaba? Yanıt çok basit: Oryantalizm denilen kabustan uyanmamızı sağladığı için. Peki, kaç Müslüman aydını uyandırıldığımız kabusun rüyalar arası bir geçiş olmadığını söyleyebilir? Bence, Ed. Said, zavallı Müslüman aydının kendine edindiği bir rüya kahramanıdır. Daha kötüsü, Ed. Said, Batılıların biz Müslümanlara armağan ettiği bir reklam yıldızıdır. Oryantalizm'i okuyan ve azbuçuk Batı düşüncesini tanıyan herkes ne demek istediğimi gayet iyi anlayacaktır. Öyle sanıyorum, Cemil Meriç Ed. Said'i tam tanıyamamış. Ve öyle sanıyorum, sevgili Fatih Bilge'de Oryantalizm'i okumamış. Okusaydı, Oryantalizm'in bir "Kelimeler ve Şeyler"in taslağı olduğunu anlardı. Ed. Said, "Şarkiyatçı kuramı" ve Şark'la ilgili bakışaçısı çok basit: Foucault "bilginin pozitif bilinçdışı" söylemi ile Saussure'nin "dil ve söz ayrımı" kuramı alır ve buna uygun bir model geliştirir. Oryantalizm hayranlarına sorumuz şu: Şark söylemini oluşturan model bile Oryantalist bir kuram değil mi? Çok daha ilginci, Ed. Said, Doğubilimciliğin egemen bir istikrara sahip olduğunu öne süreceği yerde, nasıl olurda kendi temsilini bir ihtilaf yumağına dönüştürür? Çok daha komiği, Said, bir kategori halini almış Şark kimliğini reddederken bunun yerine "insan" söylemini yerleştirir. Ne hikmetse, Said'in "insan" diye tanımladığı kimlik XVIII-XIX. Yüzyılın "hümanist" söyleminden öte bir anlam ifade etmemktedir. Daha bitmedi Ed. Said "Amerikan Sol Edebi Eleştirisi" adlı çalışmasında şu zavallı Doğuluların başına adeta çorap örer. "Biz humanistiz" der ve devam eder: "çünkü kültürün meşru kıldığı, ona olumlu bir değer verdiği hümanizm denilen birşey vardır". Üstat, Şarkıyatçılığı, Batı'nın doğunu anladıktan sonra kendi dilinden Doğuya anlatması olarak karşı çıkarken, evrensel bir insan kimliği olarak hümanist söylemin geliştirdiği Batı insan tanımını savunur. Pekala, Said'in nefret ettiği Sacy kendisi bir hümanist değil miydi?
Ayrıca, Markisizmden ödü kopan Müslümanlar ve Marksizme lanet kusan İslam aydınları nasıl olur da "Marksizmin bilimsel bilgisini" kullanmaksızın entelektüel kimliğini işleyebileceğini varsayan, ama asla Marksizmden kurtulamayan Said'i kalplerine basmaktalar? Ne o, küfür saydıkları birşey imanlı birisinin ağzından çıkınca İslamî bir hal mi alıyor?
Said'in "evrensel kültür" dediği merkezinde "insan"ın durduğu kültür anlayışının Eliot'un, Arnold'un ve Leavis'in kültür tanımlarından ne farkı var?
Ed. Said'in tutarsızlıklarının ve Doğuyla ilgili tek bir kaynak bilmemesi hakkında burada koca bir liste yazabilirim. Merak ediyorum, Ed. Said adı geldiğinde ağzından salyalar akan Müslüman aydınları gerçekten de Ed. Said'i okumuşlar mı?
Sevgili Fatih Bilge, Ed. Said'in yaşam öyküsünü ortaya çıkarmış yazısında. Bu yaşam öyküsünü bize okutan her halde Said'in düşünce dünyasındaki yeri olmalı. Aksi taktirde, Said'den daha çarpıcı yaşama sahip Doğuda bir sürü insan bulunmaktadır. Düşüncesine gelince de kendimizi hiç kandırmayalım, Said "temsilin temsilinden" öte bir düşünce ortaya koymuş değildir.
İyisi mi, siz, pis Yahudileri taşladı diye Ed. Said'i tanrılaştırın, sevgili Müslüman kardeşlerim. Ed. Said'in size attığı taşları görmeyiverin. Sorun mu, sizin için!
Saygılarımla...
Edward Said
Pzt, 26/09/2005 - 16:22 — E.Fatih BilgeN_Marmara kardeşim haklısın söylediklerinde. Oryantalizm adlı kitabını okudum. Kitap hakkında da defalarca yazdım farklı yerlerde. Foucault'un Kelimeler ve Şeyler'i ni de okudum ayrıca. Hapishanenin Doğuşunu da... Foucault'un tarzı, hermönetiği, dili vs. çok daha farklı Edward Said'den. Belki ilerde oryantalizm ile ilgili tespitlerimi aktarırım burada. Ancak o zamana kadar yapılmayan bir şeyi Edward Said radikal bir şekilde yapmıştır. Cemil Meriç kitaba başlık olarak Sömürgeciliğin Keşif Kolu'nu da eklemiştir ve bu kitabı biz yazmalıydık demiştir.
Not: Word'un hatası olarak ölüm tarihi 25 Eylül 2005 olarak geçmiş. Ölüm Tarihi: 25 Eylül 2003'tür. Okuyuculardan özür dilerim.
Not: N_Marmara'nın eleştirirken gösterdiği hassasiyeti (sebep-sonuç) ilişkisini Ayhan Demir'den de beklerdim. Zira cahil sebep sonuca odaklanmazmış. Bir söz vardır; küçük adamlar kişilerle, orta adamlar olaylarla, büyük adamlar fikirlerle uğraşırlarmış diye...
Bilgi ve Bilgi Nesnesi
Pzt, 26/09/2005 - 17:31 — Nadir MarmaraÖncelikle sevgili F. Bilge'ye saygın yanıtı için teşekkürlerimi borç bilirim. Bir siyasi ve düşünsel kişilik olarak Said'i fazlasıyla önemsemekteyim. Bu ve benzeri türlerden yazıların site gündeminde yer almasının en büyük taraftarı olduğumu da belirtmek isterim. Evet bu bir biyografi yazısıdır. Benim yorumum Said'in görüşlerini tartışmaya açmaktır. Sanırım, yine yapacağımızı yaptık ve Said'in kişiliğini "günah mankenine" dönüştürdük.
Said'in söyleminin en çarpıcı yeri şu: Bilgi'nin bilgi nesnesinin bir temsili olarak bize sunulmasını ortaya koymasıdır. Bu Foucaultyen bir tespittir ve Batı düşüncesindeki tarihi Vico'ya kadar uzanmaktadır. Vico, Decart döneminde yaşamış bir düşünürdür. O, bilgiye karşılık ve bilginin bilgi nesnesinin temsiline dönüşmesine karşılık, bizzat temsilin kendisi olan masalı öne çıkartmaktadır. Said bu gözlemi pratik anlamda Oryantalizm'de görüntülemiştir. Ancak, Said bunun ötesine geçememiştir. Akademik bilgiyi iktidar bilgisi olarak ilan etmiş, ki bunu zaten Foucault gerçekleştirmiştir. Said bunu inkar etmez, ama kıvırır. Eserinin bir yerinde şöyle der: "Eserine çok borçlu olduğum Michel Foucault'nun tersine ben Şarkiyatçılık gibi söylemsel bir oluşumu meydana getiren, aksi yaktirde anonim olan metinler topluluğu üzerinde ferdi yazarların belirleyici damgasının olduğuna inanıyorum" der. Said'in kendi yapmak istediğini doğrulaması için "gerçekle temsilin" ve "evrenselle tikelin" sınırlarını çizmesi gerekmektedir. (Said, ferdi yazarlardan söz ederken, nasıl olur da ferdi bilginin iktidar bilgisine dönüştüğüne değinmez. İktidarı burada gizleterek, oryantalizmi kendisi gerçekleştirir). Oysa Said oryantalizm üzerinden oryantalizm yapmaktadır. O zaman bizim karşımıza eleştirilerek daha da sağlam hale gelen oryantalizm çıkmaktadır. Said, şunu asla söyleyememiştir: oryantalizm'in alternatifi yoktur. Oryantalizmi eleştirenlerin (ülkemizdekilerde dahil olmakla) tamamı oryantalist söylemin dışına çıkamamışlardır. Ben, kendi adıma bunun alternatifinin olabileceğini söylüyorum. Bunun içinde gerçeğin tanımlanması gerekmektedir. İşte tartışmamız gereken konunun bu olduğu kanısındayım. Belki, F. Bilge'nin de belirttiği gibi bir başka yazıya...
bu bir yorum değil
Paz, 25/09/2005 - 10:17 — hale nuryazıyı okuyup bayağı istifade ettim, teşekkürler.ancak bir küçük hata var sanırım yazıda, gözüme çarptı.yazı 24 eylül 2005te yazılmış ve yazının içeriğinde Edward Said'in 25 eylül 2005te vefat ettiği belirtilmiş:) sanırım burası düzeltilirse daha iyi olur.kolay gelsin
?
Paz, 25/09/2005 - 21:35 — Zeynep ŞeymaYazıda ölüm tarihi zaten 25 Eylül 2004 diye geçiyo ama .. E.Said'in yersiz yurtsuz adlı kitabının girişinde ''...aramızdan ayrıldığı 2003 yılına kadar ..''diye devam eden bir cümle var.Ne zaman öldüğü pek önemli değil ama yine de söylemek istedim..
edward, adamım... sen ha, burda ha...
Pzt, 26/09/2005 - 17:25 — ismail kılıçarslanEvet, "Oryantalizm" bir çok sakilliğine rağmen önemlidir literatürel açıdan. (Bu arada yeri gelmişken bir çıkma yapalım: Hasan Hanefi'nin muhteşem kitabı "Oksidentalizm" basıldı mı Türkçe'de. En son Kitabevi tercüme ettiriyordu. Haberi olan var mı?)
Fakat ben, bambaşka bir şey söylemek istiyorum bu meselede. Edward Said ya da Orianna Fallaci, hatta Küçük İskender. Farketmez. Bu adamları ya da kadınları "sevme-sevmeme" noktasında değerlendirirsek fena halde yanılırız. Çünkü eser bırakmışlardır. Eser bırakan insana "önemli-önemsiz" açısından bakmalıyız. Başka türlüsü magazin olur. Ne demek istiyorum? Şunu: Küçük İskender'in "gay" olması onu iyi ya da kötü şair yapan şey değildir. Onu günahkar yapan şeydir. Dolayısıyla gay oluşu Küçük İskender'in magazin yanıdır. (Bana kalırsa kötü şairdir İskender, ama gay oluşuyla alakalı değildir bu durum. Türkçeyi nasıl kullanacağını bilmediğindendir.)
Fallaci, gidip rahmetli İmam Humeyni ile (gerçi şimdi bazı arkadaşlar Humeyni'ye "rahmetli" dememe bozulacak) söyleşi yaptığında göklere çıkarmıştık onu. Ama kadın iki yıl önce İslam'a ve Müslümanlara olmadık hakaretler etti durup dururken.
Bence bu konudaki sağlıklı tutum Said'in nereye taş atıp hangi kıvırmayı gerçekleştirdiğine bakmak değil, entelektüel literatüre ne bıraktığına bakmaktır. Başka türlü işin içinden çıkmak zordur.
Bunu söylerken, Said'i bir aksiyon adamı olarak tanımlamanın yanlış olduğunu da söylüyorum elbette. Yoksa mesela Bob Dylan'ı şarkılarından çok yaptıklarıyla değerlendirmek isterseniz bir itirazım olmaz. Zira, mesela Hurricane'i sadece politik nedenlerle yapmıştır Dylan. O açıdan değerlendirilmeyi de hak etmiştir bu tavrıyla. Ama Said, akademisyendir. Yazdıklarıyla vardır. Mahmud Derviş'e "niçin Hamas'a katılmadı", Nazım Hikmet'e "niçin Küba dağlarında elde silah çarpışmadı" diye sorma hakkımız nasıl yoksa Said'e de "niçin taş attı, sonra niçin kıvırttı" deme hakkımız yoktur.
Son söz: Burada, en küçük meseleyi karşısındakine "hakaret etme şansı" olarak değerlendirmeye meraklı insanlar var bana kalırsa. Ve bunu da "sanal kalarak" yapmaya çalışıyorlar. Bu kötü bir alışkanlık. Bu sözümle kimseyi doğrudan hedef almıyorum. Sadece, bu kötü alışkanlığın önüne geçmeyi öneriyorum. Vesselam.