renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Ey Yaşlı Kıta

Bütün nevahiler sana ağlasalar da, en içten ağıtlarını sana yaksalar da, Arapların siyah, yüzleri düğmeli ve ağlamayı kendilerine meslek edinmiş yağlı yüzlü kadınları, para için değil, sahiden sana ağlasalar da, istisnasız hepsi tümü, cümlesi, helak oluncaya dek, Hz.Ali'ye son sabah, sabah namazına çıkarken ağlayan ve bağıran tüyur gibi sana ağlasalar da, ey yatalak ihtiyar, ey eski şan ve kuvvet günlerine hasret çekemeyecek kadar ihanete batmış kıta, yine çektiğin ızdırabın kadar sana bir matem tutmuş, göz yaşı dökmüş ve ağıt yakmış olmazlar.

Senin uğradığına başka uğrayan yok şu yaşlı gezegenin üstünde. Sana yapılan ihanet gibisini görmedi şu sema.

O izzetten sonra bu zillet. O şevketten sonra bu meskenet.

Bütün kutsalların tarumar ey yaşlı hain kıta. Bütün değerlerin ayaklar altında. Bağrında hançerler ve hepsini senin sahip çıkamadığın sarhoş ve bigane ablak yüzlü, kirli sineli lejyoner çocukların tutuyor.

Bahçelerin viran. Sarayların harabe. Orduların ricatla utanç içinde.

Ellerinde kılıçlarla savaşçılar topraklarında cevelan ediyorlar. Kendi memleketlerinde gibiler ey yatalak kıta.

Hangi günahın sonucu bu zillet? Hangi kutsalı çiğnedin? Hangi yasak meyveyi tattın?

Bu derin uyku, bu aldırmazlık, körlük ve sağırlık, hangi sapmanın neticesi?

Dürrünü boncuğa mı verdin? Altınını bakıra mı değiştirdin?

Bak kirli yüzlü savaşçılar hora tepiyorlar. Bak evlatlarından onlara yamanmışlar var.

Sahipsizler vahşilere yem olur. Sahipsizler el değiştirir. Sarhoşlar düşer.

Senin evlatların yaşlı bigane, doğrulara sırtlarını dönüp yanlışa aşkla koştular ve buna hala devam ediyorlar. Yanlış onların nezdinde baş tacı. Doğru, yüzüne bakılmayacak bir acuze.

Niye? Bu kahrolası kaptırmışlığın sebebi ne? Bu aşk, bu körlük neden? Şimdiki gibi çok eskiden de sen derin uykuda mıydın?

Kendi güzelliklerini görmeyen, başkalarının çirkinliklerini dilenir. Kendi değerlerini sevmeyenler körce ve budalaca yalan değerlere meftun olurlar.

Hiçbir değerin yok ki, kirli yüzlü savaşçılar etrafında dolanıyor olmasın.

Çocukların sinene hançeri büyük bir aşkla saplıyorlar. Kaptırmışlar kendilerini senin düşmanlığına.

Yalan nasıl sultan olur? Geceye ne zamandan beri pervaneler aşkla koşuyorlar. Pınarlar neden tenhalığa duçar?
Ey yaşlı toprak. Muhakkak çok büyük bir günah işledin. Utancından dolayı senden kaçılıyor. Düşmüşlerin iticiliğine uğramışsın. İzzet meftunu insanoğluna hiçbir şey vad etmiyorsun. Güneşin, istikballeri aydınlatmıyor.

Bütün o emekler, hiç mi sende iz bırakmadı. Selahaddin'in mezarı, kahraman meyveli fidanlar yeşertmiyor mu? Bozkır süvarilerinin önünde çil yavruları gibi dağıldıkları Baybars, nesilsiz mi gitti? Sultanzade Seyfettin Kuduz'un mezarı dahi yok mu?

Karalar bağla, yaslar tut, nevahilerle beraber sen de ağla. Kaybettiklerin iç yan hain toprak. İhanete uğramış toprak. İhanet yeşerten arz. Çocuklarına sahip çıkamayan bigane. Kaybettiğinin farkında olmayan sefih.

Uykun neyle ki, en büyük figanlara dahi gözlerini açmıyorsun. sihirlendin mi?

Bir yol olmalı senin hişyar olman için. Derdini bilecek bir Lokman bulunmalı. Seni diriltecek bir prenses vardır muhakkak. Bozulamayacak sihir yok. Her derdin devası var. Bütün prenslerin yollarını bekleyen uzun saçlı, taçlı, beyazlı, ışık bakışlı prensesleri var. Yeter ki sende azim olsun. Yeterki içindeki hazanı öldürmeye azmin olsun. Devan içinde. Lokman'ın, prensesin sinende. Medfun ordularının kulakları sende. Bir silkinmen sur gibi olacak. Bir nidan sur gibi olacak. Haykırışın, çağırman sur gibi olacak.

Ölüler de dirilir.

Sen de dirileceksin bir gün. Prenseslerin gözlerine aşkla bakacaklar. Evlatların; savaşçın olmandan gurur duyacaklar. Bu zamanlar, bu zamanlarımız, unutulmak istenilen, İbn-ül esir'in yazmaya kaleminin varmadığı ve bizim keşke yazsaydı da bilseydik dediğimiz; ama Cevdet Paşa'nın kudretli kalemi yazınca keşke hiç yazılmasaydı dediğimiz Bağdat, Semerkand, Buhara ve Harzem'in talanı gibi olacak. Bir gün bize küsen güneş eski günlerin üzerine bir şal çekecek. Giden baharımız gelecek. Yağmurlar tekrar yağacak. Çölleşen bahçeler yine tenezzüh yerleri olacak.

Bunlar hayal değil. Temenni değil. Bir kez başarmıştın ey yaşlı kıta. Simurg gibi küllerinden dirilmiştin. Akıncı nallarının sesini Ehl-i salib'in beşiği ürpermeyle duyuyordu. Olacak bir gün. Hora tepen süvariler gidecekler. Evlatların ellerindeki hançerleri utanç ve öfkeyle atacaklar. Bunlar hayal değil. Saraylar aşkla harabe edilmeyecek. İnciler boncuklara değiştirilmeyecek. Bu ticarete alışan garbın çirkef gözleri hak ettiğini görecek. Simurg gibi küllerinden dirileceksin ey yaşlı kıta. O gün nevahilerin ağıtları ebediyyen bırakacaklar. Yüzleri düğmeli, elleri yağlı esmer ve siyah Arap kadınları ağıtları unutacaklar. Bunlar hayal değil. Beyaz dişleri sevinçlerinin nişanesi olacak. Bunlar olacak.

Bir gün senin ölülerin de dirilecekler.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Esir Olmuş

Birgün dağlar yürür dağlar
Birgün güneş fersiz kalır
Tüm yıldızlar dökülür yere
Yer söyler haberini
Adımlar bir meydana yönelir
Bedenler taş kesilir
Sorulur birgün sorulur bir bir
SORULUR BİRGÜN SORULUR...

Ve bir güneş doğar üstüne ey yaşlı kıta. Bunlar hayal değil, temenni de değil.

Unuttuğum birkaç mısrayı hatırlattı bana yazınız. Nedendir bilmem yazıyı okurken aynı zamanda mırıldanmaya başladım "Esir Olmuş'u". Ardından "Bir Güneş Doğuyor" döküldü dilime yazının sonlarında.

Hep umutlu olalım inşaallah...

Selam ve dua ile....