‘Sana hıncımı göstermiyorum
Bulduğum cam kırıklarını, tozlu yürekleri
Kirli suları, sürgün kuşları satılık sözcükleri, pazarlık konusu vicdanları
Kiralık kalemleri
Yağma edilen insanı
Hiçbirini duyurmuyorum’
Ben diğerleri gibi olamam. Diğerlerinden bir kir bulaşsın istemem üzerime. Sana farklı, apayrı olmak istiyorum. Sana durulanmış kelimelerle gelmek istiyorum. Sana öfke, eleştiri, kızgınlıkla gelmek istemiyorum. Seni küçük, önemsiz şeylerle oyalamak istemiyorum. Ama bu, ‘önemli küçük şey’leri ihmal edelim anlamına gelmiyor.
Biz farklıyız. Bizi yakınlaştıran bu farklılığımızın farkında oluşumuzdur. Bu fark edilmesi bile katlanması güç sancılar veren farklılığımız; bu ‘Bela yağmurunun altına başımızı uzatma’nın üstümüze vazife olduğunu, ömür boyu bu vazifeden kopamayacağımızı biliyor oluşumuz yakınlaştırıyor bizi bir birimize.
Bazen bir birimizi kaybeder gibi oluyoruz. Kaç kişi olduğumuzu bilmiyorum. Bir arkadaşım beş kişiyiz demişti. Bir diğeri dört kişi daha aradığını söylüyordu. Bazen kendimi kaybettiğim oluyor. Ama o görev duygusu, o ‘adı aşk’ olan bırakmıyor! Dönüyor geliyor bana! Bakıyorum yine kardeşlerimleyim, ruh ikizlerimle! Sancılarımla, ağrılarımla yaşıyorum.
‘Haber bültenlerini çöpe atıyorum
Ateşe atıyorum gazete matbaalarını
Bir yumrukta yere seriyorum
Bir hançer gibi duran tv antenlerini
Çarmıha geriyorum siyah gözlü filmleri’
Bulamadığım zaman bir iz, ufak bir iz kardeşlerimden nesnelerin üstünde onlardan kaçasım geliyor. Tekmelemenin iyi bir şey olduğunu, keyifli bir şey olduğunu söylüyor tüm dünya bir olmuş. Canavarlar sarıyor etrafımızı. Bunaldığımda kelimelerim var ama sadece kelimeler yetmiyor bunaltıyı aşmaya. Yetmeyecek! Hakikat yurdundan kelimeler bu kelimeler ama yine de yetmeyecek kelimenin gücü bunalımı aşmaya! Kelime et, doku, kemik istiyor! Dost istiyor! İnsanımsıların da aslında birer ‘nesne’ olduklarını fark ettiğimde daha çocuktum.
‘Denizler bile parsellenmiş, insan sayısız ölmüşse
Adımız ticaret siciline denk sayılmışsa
Birimiz ötekimiz hepimiz
Düdüklere yürümüşsek
Nefeslerimiz kütüklere işlenmişse
Nasır bağlayan ellerimiz taranmışsa
Vatandaşlık bildirisiyle
Onurumuz pazara meta olmuşsa
İşte onun için diyorum ki
Bana kalsın sert parmaklıklar
Bana kalsın kara fırtınalar
Sana zarar vermesin yalanlar, vahşi yarışlar
Sana dokunmasın seni tutsak etmesin
Kınanmış dünya’
Dostun güzelliği şudur ki; kendisi en zor durumda iken dahi dostuna bir zarar gelsin istemez. Dostlar sürekli, beklemeden, beklentiye girmeden birbirlerine böyle bakarlar. Bu kendinden geçme, kendini feda etme alicenaplığı bile insanın yücelmesi için yeterlidir. Bir de alicenaplığın yanına dostların ruh ikizliklerinin kaynağı olan ‘cevher’i eklediğimizde; dostların ‘O’nun için’ var oldukları hakikatini eklediğimizde bu yücelik imrenilesi bir şey olur.
Bir yanda işte yüce ruhlu insanlar, diğer yanda diğerleri! İşte diğerleri! Seninse kaderin yüce ruhluların dostluklarını özlemekle geçmektedir. Emin değilsindir onların dostu olup olmadığından. Onların dışında gidebileceğin bir kapın yok! Kendini onlar gibi göremezsin ama onların dışında da değilsin. Acıtır bu seni! Acıdan da kaçamazsın! Acısızlık ihanet gibi bir şeydir. Acıyı unutamazsın! ‘Acı’ basit, iğdiş acılara çevirme çakallığında da bulunmaman gerektiğini bilirsin!
Onlar, o ruh ikizin olanlar, onlar kaç kişilerse, işte onlara en ufak bir kötülük isabet etsin istemezsin. Ama yola beraber çıkmışsınız! Çıktığınız yola ‘bela yağmuru’ yağmaktadır. Yağacaktır. Kesilmeyecek bir bela yağmuru! Yoldan kaçamazsın. Onları, her biri senin için bir ‘O’ konumunda olan onları da çıkaramazsın bu yoldan. Onlar buna müsaade de etmezler zaten. Başa dönemezsin, yolu bitiremezsin! Yoldan çıkamazsın!
Cevherimiz bizim diğerleri gibi olmadığımızı, olamayacağımızı bilmekle kendini fark ettirir. Ve asla unutturmaz kendini.
Bu farkındalığımız bir keyif, mutluluk getirmez. Huzur vermediğini söyleyecek değilim ama! Zaten tüm kavgamız da bu ya: ‘HUZUR’da olabilmek!
‘Bu çıkar savaşı bu süren uğultu
Açmayan sabahlar yıkılan dirençler
Gözbebeklerini ısıran zehir
Yürek dilini zincirleyen komut
Hepsini ben kendime sakladım
Hepsi de benim olsun ey dostum
Çünkü sana özgürlük yakışır’
şiir: hüseyin kerim ece, tatlı bir çığlıktır yüreğim
* 'Ez cüdayiha şikayet nist': Ayrılıklardan şikayet yok!
Asım Gültekin
Yorumlar
Biz buyuz kardeşim!
Pzt, 22/05/2006 - 14:30 — Halid AslanVinci de yapsa resmimizi, buyuz...
Yolunu kaybeden düşüncelerimizle, nehrin öte yanında kaldık hep. Akıllı, zengin ve züppe yaftalı kimseler, diğer yakasından nehrin, gülerek, alaycı ve hatta acıyarak baktılar bize. Bizle sidik yarıştırmak ne haddinize dediler. Biz, eski üst baş, dağınık ve kirli saçlarla, mahrem duygularımızı gömdük içimizin zindanlarına. Elden düşme, kırık - dökük bisikletten başka, ayağımızı yerden kesecek aracımız olmadı. Onunla da hep dağlara, şehirlerin dışına seğirttik. Yazları su kanallarında kurbağalarla yüzdük. Kış geldi mi ayaklarımızda ucuz sümerbank ayakkabıları, karlar üzerinde soluduk, yamaçlardan kaydık apartmanların ayaklarına kadar. Son model arabalarda, cis tak müzik zangırtısı eşliğinde teker yakan zengin mahalle bebelerine karşı maça hep eksik çıktık. Kara gömlekli, kara vicdanlı i... hakemler de onları tuttu daima. Uzun uzun konuşup bolca yalan söyleyenler yılın fikir ve düşünce adamı, politikacısı oldu. O...pular, esrarkeşler sanatçı. Elin adamı ta Avrupalardan gelip cebimizdeki paraya balans ayarı yaptı. Yutkunduk. Oturun len dediler, oturduk. Aşık olduğumuz güzel kızlar, beyaz atlı prenslerine kaçtılar, bir fabrikada işçi oldular sonra. Bize boyun bükme şıkkı düştü. Önce dedelerimiz, sonra babalarımız mukaddes mabed bildiler taşlı tarlaları. Sonra bir gecekondu mahallesinde yıkık - dökük virane dahi alamadık parasıyla. Arabesk oldu hayatımız...
Biz, Anadolu insanı böyleyiz kardeşim
"bu" kimdir?
Pzt, 22/05/2006 - 17:14 — Elif Beliincewww.ismetozel.com'den bir alıntı
SEN VE BEN
Ben
sen de benim kadar
çıkmaza girmeyesin diye girdim
çıkmaza.
Şimdi senin felaketini istemedikçe
kendimi felâketten kurtaramayacağımı
görüyorum.
Anladım ki benim felâketimi tatmamış olan benim
hangi felâkete uğradığımı bilemez. Benim
kurtuluşum ancak benim gibi, benim kadar
kurtuluşu özleyenin bana el vermesiyle mümkün.
Senin felâkete uğramanı istemem. Çünkü seni
öldürürsem (seni kendi duygu ve düşüncelerim
içinde eritip, kendime benzetirsem) bana yardım
edemezsin. Sen ölmezsen (benim alter ego’m
olmazsan), benim ölümümün sona ermesi
gerektiğini anlayamaz, bana yardım için bir şey
yapamazsın.
Seni öldürürsem kendi kurtuluş yolumdaki ışığı
söndürmüş olurum.
Seni öldürmezsem kendi kurtuluşuma
açılan yolu tamamen tıkamış olurum.
(Tahrir Vazifeleri)
biz buyuz derken hep çizilen resmi tabloydu..
Pzt, 22/05/2006 - 17:29 — Elif BeliinceNehrin iki yakası vardır.
Eğer bir çizgi çiziyorsak ortaya kendimizden başkalarını nehrin diğer tarafını itiyorsak,kahretsin bu betimlemeleri neden türk filmlerine benzetiriz ki?
Söz daha ağızdan çıkan ilk harf ile niyetini belli eder.
"Evet İsyan" mı?
"Biz Buyuz Kardeşim mi?"
Kendilerine "bu" olarak tanımlayanlar ve "bu"ya has şekilde yaklaşılmasını izin verenler yalnız ve yalnızca 'bu'dan öteye geçeyeceklerini anlamalılar.
Başkalarının yargıları ve adlandırmalarıyla;
ötekiler/zenciler/bu'lar olup, arabesk davranmakla zaten bir yere varamayacaklarını da anlamalılar.
Bu kimdir,bunu söylerken hep çizilen resmi istatisklere göre resmedilen şekillenmiş köylüler geliyor aklıma.