Neden burdasın?
Niye toplandı insanlar? Şu çocuk niçin ağlıyor..? Cenaze töreni mi..? Ölen kim..?
Bildiğimizin aksine bir kelimeydi sarıp sarmalanan... Doğum hikayesi dinlenmeden öldürülmüştü..
İnsanların günlük yaşantılarının dışında bir yaşantısı vardı.. Günlük yaşantı.. Bildiğimiz şeyler.. Gülenler, ağlayanlar, yürüyenler, koşanlar, durmak zorunda kalanlar, koşarken düşenler, düşerken koşanlar, zengin olanlar , nefesi açlık kokanlar..
Faili meçhul bir cinayete kurban giden kelime belki de sadece nefes alıp verdiği için bu dünyadan sayılıyordu.. Zaman pervanesine takılmadan,bir kuru zeytin bir dilim ekmeğe talip olmadan yaşayıp gidiyordu.. yaşamak denilirse mi?? Asıl yaşayan oydu! Balık olmaktan ,martı olmaktan vazgeçip deniz olmayı tercih edenlerden biri..
Ölümünden önce ,cok önce,bir sabah aniden kafasını doğrultmuş nefret dolu gözlerle bakmıştı kalemime, yazdığım sayfaya sonra bana.. Ben onu anlatmaya çalışırken sessiz harfleriyle ağzımı kapatmış ,hızlı hızlı konuşmaya başlamıştı.. Talihsizliğini ya da kırgınlığını değil.. Harflerinin yan yana gelişini ,doğumuna isyan çığlıklarını ,diğer kelimelerle oynadığı saklanbaç hikayelerini..
Sakin bir gecede sade yaşayan biri tarafından cevabı verilemeyecek bir soru ile öldürülmüştü YALNIZLIK.. Cesedinin bulunduğu yerde mürekkep lekeleri ve beyaz üzerine mavi çizgili kağıtlar vardı.. Kimsesizler mezarlığında yer alması gerekirken insan hastanesinin soğuk morgunda kendisinden farklı bir cok kelimenin yanına uzatılıverdi..
Ruhunun dibe vurduğu saatler yokmuş onun yaşadığı zamanda.. Kara bir tahtanın köşesinde açmış dünyaya gözlerini.. Çok derin bir uykudan uyanmak gibi bir şeydi demişti bana.. İlk gördüğüm renk siyahtı maviyle ya da beyazla karşılaştığım zaman gözlerimi kapamıştım.. renksiz dünya her şeye rağmen daha güzeldi.. siyahın üzerinde yaşamak,beyaza alıştıktan sonra tekrar siyahın kara sularında boğulma tehlikesini hissetmemek kolaydı.. YENİ DÜNYA(!) ya alışamayan gözlerini kırpıştırıyordu yalnızlık..
Siyahın ,sevdiği gibi,hüküm sürdüğü bir gecede sakin yaşayan biri tarafınan aslında cevabı hiç olmayan bir soru ile öldürülmüştü yalnızlık.. Cesedinin bulunduğu yerdeki mürekkep lekeleri ve beyaz üzerine mavi çizgili kağıtlar failin kim olduğu sorusuna da cevap olmadı..
Niye dünyaya geldiğimin bir önemi yok inan.. Amaç,gaye,sonra gibi sözcüklere hala alışamadım.. Bazen o kelimelerle aynı soydan olmadığımı düşünüyorum,düşündüğüm tek şey bu değildi.. Anı yaşamak... En güzel faaliyetim,yaşadığım her ayın adıyla anılmamdı!Ayların benim için didiştiğini görüp keyiflenirdim arasıra.. en çok yakıştığım ay eylüldü.. Beni kendisine en cok yakıştıran ise ağustos... her şiirin içinde yer almak canımı sıkıyordu diye devam etti yalnızlık.. Ekmeğin üzerine sürülen reçel kıvamında bir şey değildim sonuçta.. Ancak her aşığın ayrılık dediği ekmek dilimine sürülmek kaderim olmuştu.. onların fark edemeyeceği bambaşka bir derinlikte gizliydi benim anlamım da dedi..kırgın sesiyle..
Şiirsiz bir gecede dilim ekmeğe talip olmayıp açlıktan karnı ağrıyan ve sadece yaşayan biri tarafından cevabının anlamına hiçbir zaman varılamayacak bir soru ile öldürülmüştü YALNIZLIK.. Cesedinin bulunduğu yerdeki mürekkep lekeleri ve beyaz üzerine mavi çizgili sayfalar en çok yakıştığı ayda soğuk rüzgarın ayakları altında kalmıştı.
Her konuşmasının sonunu ölümle noktalıyordu yalnızlık.. Yanılmadınız.. En sevdiği noktalama işaretiydi ölüm..! Kalmak fiilinden nasıl nefret ettiğini -ım ekiyle olan yakın münasebetini boş bulduğu her fırsatta tekrarlar ''düşmek'' derdi benim için biçilmiş pembe incili kaftan.. Umuttan nefret ettiğini söylediğinde kalemimin ileri geri çizgilirle hakaretine maruz kalmıştı.. Gözlüklerinin üzerinden bakıp kapatabilirmiyim sorusundan sonra bir daha açılmamak üzere kapatmıştı konuyu kendi suratına.. Beyaz üzerine siyah desenler çizdiğim bir gecede gelmişti ölüm haberi..
İki ifadesiz çöpten adamın bir kağıtta can bulduğu gecede yüzünü kaybeden biri tarafından cevabı sorulduğu anın içinde gizli olan bir soru ile öldürülmüştü YALNIZLIK.. cesedinin bulunduğu yerdeki mürekkep lekeleri yan yana gelerek beyaz üzerine mavi cizgili kağıtta çöpten adamların yüzlerine yeni ifadeler kazandırmıştı.
Katıldığım diğer törenlerden biri değildi bu.. Hakkını helal edenler yoktu ortalıkta.. Yas tutanlar birkaç küllük izmarit,yarım fincan kahve. (Unutmadan)Birde şu cocuk.. Diğerlerinin yüzüne baktığımda gözlerinde gizlemeye çalıştıkları büyük mutlulukları görebiliyordum.. Öyle ya kuru kalabalıkta yaşayanlar için yalnızlık sadece kabus olurdu.. Ölmesi kadar güzel bir şey var mıydı?
Korkmuyordum.. sadece toprakla örtülecekti üzeri.. Karınca yuvaları dahi olmayacaktı toprağında.. Mezar taşına yazılan bilindik şeyleri sevmezdi o.. Taş boş bırakıldığı taktirde yalnızlığın adı tarihe karışacaktı...
Cesedin bulunduğu yerden hızlı hızlı uzaklaşırken ayağıma yalnızlığın saçları takıldı birde köşeye fırlayan gözlükleri..
Parmağımın uçlarına bulaşan mürekkep lekelerini yere düşen ilk yaprakla soğuk kanlı bir şekilde temizledikten sonra koltuğumun altına sıkıştırdığım beyaz üzerine mavi çizgili sayfalardan oluşan günlüğümle birlikte yeni dünya topraklarında yeni bir kelimenin meçhulu olmak için yürüyordum..
dip not: (syf19)
- Ne yaptım ?
- Ne yaptın?
..................................................
Öldürmek değildi niyetim..
Sadece acıtmak istemiştim... sakindim.. temmuz günlüğü kayıplara karışmıştı..
Son yorumlar
5 sa. 22 dk. önce
5 sa. 48 dk. önce
10 sa. 26 dk. önce
13 sa. 6 dk. önce
23 sa. 3 dk. önce
1 gün 23 dk. önce
1 gün 2 sa. önce
1 gün 3 sa. önce
1 gün 7 sa. önce
1 gün 8 sa. önce