Şehrin tüm bilge addedilen kişileri bir arada oturmuş "bilgi ve bilgilinin üstünlüğü" hususunda münazara etmekteydi. Her zaman olduğu gibi bir süre sonra münazara yerini yine münakaşaya tebdil etti. Böyle olduğunda herkes kendi bilgisinin üstün ve görüşünün isabetli olduğundan dem vururdu. Tam bu sırada şehrin öte yakasından bir adam çıka geldi. Herkes ünlü feraset diyarından gelen bu adama kulak kesildi. Çünkü feraset diyarı insanlarının bilgelikleri su götürmezdi.. ve onlar vakar içinde hep önlerine bakarak konuşup isabet kesbederlerdi. Şehrin öte yakasından gelen adama tartıştıkları husus hakkında ne düşünüyor olduğunu sual ettiler. O yalnızca önüne bakar olduğu halde;
‘ Üstünlükte asıl olan biliyor olmak değildir.
Bilgili olduğun kadar bilge olman da gerekir.
Bilgelik bilgi sahibi olmaktan özge bildiğine sahip olmak iledir.
Bilgi sahibi olmak ile bilgisine sahip olmak asla aynı şeyler değildir
Bilgiye sahip olmak için onu yaşamak ve üzerinde taşımak gerekir..
Kitap yüklü eşekler olmaktan Allah’a sığınınız ‘ dedi.
Şehrin bilge addedilen kişileri Feraset diyarından gelen adamın sözlerinden etkilenerek, kendilerine bildiklerini öğretmesi hususunda ricada bulundular. O ise her zaman olduğu gibi yalnızca önüne bakar olduğu halde, bunun için feraset diyarına gelmeleri gerektiğini söylemekle yetindi. Kimi bilgililer, bu teklif karşısında suizanda bulunarak dudak büktüler. Ve öğrenmek için onca yolu tepmeye ne gerek var diye düşündüler. O ise yalnızca önüne bakar olduğu halde, kendilerini feraset diyarına davet ederek oradan uzaklaşıp gitti. Ve yalnızlığının refakatinde.. ve yine yalnızca önüne bakar olduğu halde feraset diyarına doğru akıp gitti.
Şehrin öbür yakasından gelen adamın sözlerinden etkilenen bilgililerden biri, feraset diyarına ve tanıştığı bu insana karşı yüreğinde büyük bir özlemin kabardığını hissetti. Ve bu özlemi çıkınına azıp edip, şehrin öte yakasına gitmeye karar verdi. Çıktığı uzun ve zahmetli yolun kıvrımları düşünce aleminin çeperlerine değip titretti. O, bu güne kadar hep rahat içinde okuyup öğrenme yolunu seçmişti. Bu yolda çektiği sıkıntılardan dolayı müşahede ettikleri, hayata ve kendi iç âlemine dair daha şimdiden çok şeyler öğretmişti. Ve o bunu fark ettiğinde feraset diyarı ufukta belirdi. Şehrin diğer yakasındaki surların içinde yaşayan bu diyarın insanları, önlerine bakar oldukları halde kendisini karşılayıp buyur etti... Kısa sürede alıştığı ve çok sevdiği bu diyarın, yalnızca önlerine bakan tevazu sahibi insanları tarafında üç sene kadar eğitildi. Üçüncü senenin sonunda büyük üstad ilk defa ziyaret maksadı ile kendisinin yanına çıkıp gelmişti. Ve yine başını ilk kez yerden kaldırıp yüzüne bakmıştı. Elini omzuna götürürken artık eğitiminin tamam olduğu ve dilediği takdirde buradan gidebileceğini ifade etti. O ise, şayet kabul ederlerse bir süre daha yanlarında kalmak istediğini iletmişti. Ve yine aynı gün, bilgili yeni bir talebenin daha feraset diyarına doğru yola koyulduğunun haberi geldi. Yeni talebe feraset diyarının kapısından içeri girerken yüzüne bakmaya cesaret eden tek kişi kendisiydi. Onu kapının ağzında gördüğü gördüğü anda yüreği acı ile ünledi..ve sonra büyük bir utanç.. ve büyük bir hüzün ile gözünden iki damla yaş dökülür olduğu halde kafasını önüne doğru eğdi. Çünkü içeri giren kişi, kefeleri kitapla yüklü olan bir eşekten başkası değildi. Ve o da artık, Feraset diyarı’ndan nasiplenmeyen kimselere karşı yalnızca önüne bakar olanlardan biriydi.
Not; Hikaye, yaklaşık bir sene kadar önce Umran dergisinde yayınlanmıştır. Devamı niteliğinde olan ve daha önce hiç bir yere verilmeyen ikincisi yoldadır. Selam ve dua ile..
Yorumlar
Eski semerler kütüphane oldu
Per, 08/12/2005 - 23:49 — Sakine AkçaAnlayışın sığ ve at gözlüklerinin bol kullanıldığı bir dönemde böyle bir diyarın varlığından dem vurmak ne güzel.
insanoğlu veya kızı gönlünü görür eylemeye çalışmaz da eski semerleri kütüphane haline getirip kitap taşıtır. Kaldı ki ben buna bile razı olanlardanım. Babamın kütüphanesini, babamın aklı ermediği için bir yere veren, annemin yerine gelen fakat onun yerine geçemeyen kadın(!) sırf kalabalık olduğu için benim kitaplarımı da seçmeden vermişti. İçinde bir kitap vardı ki çok severdim. "Tenbihül gafilin Bustanül arifin"Ben onun değerini kime anlatayım.Gafilleri tembih etmenin bile bir başlama noktası olur. Gönül harflerinden ortak tek bir harfiniz yoksa hangi lisan işe yarar ki?Girin ağlayın ,çıkın ağlayın.Ben öyle yaptım.Yanımdakiler Yemende Yemendekiler de yanımda oldular daim.
Derler ki feraset at bakışıdır.Her yanı görür.Bir işi enine boyuna bilir ferasetliler.Her boyutunu bir anda görür.
Ferasetsizler de ferasetlilerin kanını kurutmak için her yerde bulunur,bolca ortalıkta gezinirler.
Feraset diyarını hem merak ediyor,hemde sırtımızdaki kitapların ağırlığından pek de seçemiyoruz doğrusu...