renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Finolu Demokrasi: Feminizm!

Feminizm

Giriş ve Tanım Yerine

Çetrefilli tanımlar, karışık çıkarımlar. Genel olarak toplumumuza oldukça yabancı bir kavramdır feminizm. Dilerseniz derhal konuya dalalım..
Kamuslar feminizm için:
“Feminist teori toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin doğasını anlamayı amaçlar.” diyor.
Ancak feminizm adına yapılan faaliyetleri gördüğümüzde burada bir amacın değil bir hazımsızlığın olduğunu fark ediyoruz. Cinsiyetler arası eşitsizliğin hazımsızlığı.
Geleneksel olarak feminist tipi ‘çözüm yolları aramaktan çok uzak, sadece şikâyet eden bir avuç çağdaş kokona tarifiyle’ tanımlanabilir, tamamlanabilir.
Bunun yanında sözlüklerde feminizm için şöyle bir ifade var:
”Yine çoğu feminist, cinsiyet eşitsizliği ve kadın hakları, ilgileri ve kadın sorunlarını araştırmaya odaklanmıştır.”
Çok doğru bir tanım. Sadece odaklanmıştır. Kuru sıkı tabancayla nişan almak gibi bir şey.
Feminizmin bir de radikal bir tanımı var:
“Feminist hareket kadın ve erkeğin eşitliğini savunmasının yanında, kadının biyolojik ve duygusal olarak erkeğe üstün ve erkeğin "tamamlanmamış kadın" olduğunu da savunur.”
Ben şimdi ne diyebilirim ki?
Feminizmin kökeni aynı zamanda bir müsteşrik olan Lady Montegu’ye dayanır. Marquis de Condorcet gibi aydın(?) düşünürler bu hareketi omuzlamışlardır. Fakat bu dönemdeki feminizm, modern anlamdaki gibi konken partileri tertip edip dövecek erkek arama faaliyetlerinden çok çok farklıdır. 1730’larda gelişme gösteren Avrupa feminizmi kadına eğitim hakkı kazandırma davasındadır.

İngiliz yazar Mary Wollstonecraft'ın feminist olarak adlandırılabilen A Vindication of the Rights of Woman (Kadın Haklarının Müdafaası) (1792) adlı eseri feminizmin anayasası ve tüzüğü olarak kabul edilir.(tabii çoğu feministin bundan haberi yoktur.)
Kadına haksızlık yapıldığı yönündeki inanç ve iddia 19.yy.da bu hareketi kitlesel ve örgütlü hale getirmiştir.

Emine Nasıl Oldu Femine?

Avrupa merkezli her düşünceye kapılarını ardına kadar açan, Batı medeniyetinde tezahür eden her oluşumu sorgusuz kabul eden modern sazan Türk düşüncesi de elbette bu hususunda geç kalmamış ve yerli bir feminist zümresi oluşturmuştur.
Esasında modern (?) bir toplum olmadan önce bu coğrafya birçok ünlü kadın çıkarmıştır sinesinden.
Nene Hatun, Nigâr Hanım, hikayeleriyle birer sembol olmuş aslı, Leylalar, Şirinler. Zühreler, Belkıslar, Çanakkale’de mermi taşıyan analar, asker esvabı diken eşler, hülasa bu ve benzeri binlerce örnek. Ancak modernizmin keskin kılıcı bu karakterleri siler atar. Uzak ya da yakın Duygu Asena hayranıysanız gerçek modernizme ve feminizme ulaşmış olursunuz.
Feminizm gönül rahatlığıyla ifade edeceği şekliyle ülkemizde bir meczuplar hareketidir. Şuursuz, prensipsiz, sıkıntıdan patlayan birkaç finolu hanımın dedikodu yapabilmek amacıyla toplanma bahanesinin sosyetik ismidir.
Bizden bir hareket olmadığı için feminizm kelimesini Anadolu’da bir kadınlarımıza söylediğiniz anda suratlarda bir ekşime ve “Ya git Allah’ını seversen” şeklinde bir bakış beliriverir. Çünkü doğu medeniyetinin derin ve tecrübelerle doldurulmuş irfan denizinde bu medeniyetin temsilcileri ve taşıyıcıları bilirler ki kadın annelik vasfı ile şereflenmiş bir hane amiri; evlat, kesin bir itaat ve teslimiyetim sembolü; erkek ise sorumluluklarının farkında bir olur merciidir. bu sağlam departmanlar arasında da üstünlük yada eşitlik davası güdülmez.

“Aileyi Erkek Yönetir Erkeği de Kadın” Saçmalığı.

Aile bir kurumsa ve bu kurumu oluşturan farklı rollerde ve kompartımanlarda kişiler bu kurumda bulunuyorsa elbette her türlü alışveriş tabiidir. Kimi zaman çırak, ustasından; öğretmen, öğrencisinden bir şeyler öğrenebilir veya fikir-tecrübe sahasında faydalanabilir.
Bunu, kadınların çay günlerinde veya ev oturmalarında birbirlerine hava atma vasıtası olarak görmekle yetinmeyip ulusal bir slogan haline getirenler ne kadar da komik durumlara düşüyorlar bir bilseler.
Feminizme bir rahatsızlık ve hazımsızlık hareketi demiştik yineliyoruz ve ekliyoruz, Ekonomik ve sosyal hayattaki maddeci gelişme kadını cinsel bir meta haline getirmiş feminizm de yine aynı modernizmin eseri olarak zuhur etmiştir. Kendi kendini tekrarlaması da belki mücadele ettiği olgunun, kendini meydana getiren olguyla aynı olmasıdır.

Yüzyıllarca ezanla dağı taşı dövülen İslam’ın tatlı kokularla gezindiği bu nazende topraklarda dinin emrettiği sınırlarda kadınlara gerekli haklar tanınmış, Türk-İslam sentezi içinde kadın kutsal bir emanet olarak savunulup saklanmış bir yegâne varlık olarak el üstünde tutulmuştur.
Bundan bîhaber cühelaya önemle duyurulur. Yaşamın çetrefilli ve kaba kuvvete dayandığı dönemlerde, henüz Hıncal Uluç ve Rutkay Aziz’ler yokken, balolar, pırlantalar yokken bile bu toprağın insanı kadınını şereflendirmeyi bilmiş gâh en temiz aşkların muhatabı gâh eli öpülesi ana formuyla bu değeri ölümsüzleştirmiştir.
Bu da kendinden köklerinden utananlara kapak olur inşallah.

İslam’da Kadın

Bu konuyla ilgili söylenecek o kadar çok şey var ki değerli okuyucu. Fakat ben en kestirme ve en kesin yolu seçiyorum. Bazı ayetlere göz atmak yeterli olacaktır sanırım.

“Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir? (Maide Suresi, 50)
"
"Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır." (Hucurat Suresi, 13)
"Allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah her şeyi bilendir. (Nisa Suresi, 32)

"Gerçek şu ki, sadaka veren erkekler ile sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler; onlar için kat kat artırılır ve 'kerim (üstün ve onurlu)' olan ecir de onlarındır. (Hadid Suresi, 18)

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resulü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)

"Ve onlar: "Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl," diyenlerdir. (Furkan Suresi, 74)

"... Onlara öf bile deme, onları azarlama, güzel söz söyle" (İsra Suresi, 23)(anne ve baba için)

"Kadınları boşadığınızda, bekleme sürelerini tamamlamışlarsa, onları ya güzellikle tutun ya da güzellikle bırakın..." (Bakara Suresi, 231) ayetiyle

“Ey iman edenler, mü'min kadınları nikâhlayıp sonra onlara dokunmadan boşarsanız, bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Artık (hemen) onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar verin) ve güzel bir salma tarzıyla onları salıverin.” (Ahzab Suresi, 49)

(Kocası tarafından) Boşanan (kadın)ların maruf (meşru) bir tarzda yararlanma (ve geçim pay)ları vardır. Bu, sakınanlar üzerinde bir hak (borç) tır. (Bakara Suresi, 241)

"Geniş-imkanları olan, nafakayı geniş imkanlarına göre versin. Rızkı kısıtlı tutulan da, artık Allah'ın kendisine verdiği kadarıyla versin. Allah, hiçbir nefse ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylığı kılıp-verecektir. (Talak Suresi, 7

"... Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi geri almanız size helal değildir; ancak ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş olmaları (durumu başka). Eğer ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda (kadının) fidye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim Allah'ın sınırlarına tecavüz ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir. (Bakara Suresi, 229)

"(Boşadığınız) Kadınları, gücünüz oranında oturmakta olduğunuz yerin bir yanında oturtun, onlara 'darlık ve sıkıntıya düşürmek amacıyla' zarar vermeyin. Eğer onlar hamile iseler, yüklerini bırakıncaya (doğumlarını yapıncaya) kadar onlara nafaka verin. Şayet sizler için (çocuğu) emzirirlerse, onlara ücretlerini ödeyin. (Durum ve ilişkilerinizi) Kendi aranızda maruf (güzellikle ve İslam'a uygun bir tarz) üzere görüşüp-konuşun. Eğer güçlük içine girerseniz, bu durumda (çocuğu) onun (babası) için bir başkası emzirebilir." (Talak Suresi, 6)

"Ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkışmanız helal değildir. Apaçık olan 'çirkin bir hayasızlık' yapmadıkları sürece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gidermeniz (kendinize almanız) için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) Onlarla güzellikle geçinin..." (Nisa Suresi,

Töre Cinayeti

Feminist çevrelerin üzerinden sözüm ona sanatsal bir rant çıkarma hususunda tekellerinde bulunan bir gerçekte töre cinayeti. (Şarkılar, tertiplenen yürüyüşler, sinema filmleri vb.)
Bu üzücü realite hakkında ne diyebilirim ki?
Cinayetin doğal bir ölüm nedeni olarak kabul etmeyen feministlere göre bu çağdışı ve barbarca bir uygulama bir kısım kişiye göre de göre ecelin tecellisidir.
İnsanın olduğu her yerde suç ve kötülükte var olmuştur. Suçun olduğu her yerde de cezası hazır bekler. Kimi cezalar komik kimi de şiddetlidir.

Feminizmin Sirki: Kadın Kuşağı

Kendi kendini tekrarlayan plastik ilerici sosyal yapı karıncadan yağ çıkarmak hususunda oldukça başarılıdır. Alın işte kadın programları. Bazıları kayıp kişileri bulma gibi faydalı sayılabilecek bazı faaliyetler içinde olsa da çoğunluğu temelinde feminizm pompalayan arabesk soytarılıktan ibaret.
Yok, o onu aldatmış yok bu buna bilmem ne yapmış bir yığın saçmalık. Eden bulur kardeşim.
Feminizm kim? Beni nereden tanır?

Özgür Kız

Hatırlarsınız değil mi değerli okuyucu. Bir telefon operatörü seneler önce reklâmlarda “Özgür Kız” imajını kafamıza kafamıza vurmuştu. Kim bu özgür kız? Özgürlüğün sınırı ne? Sosyal ilişkileri, sorumlulukları, tabuları yok mu? İt ayağı yemiş gibi kır bayır demeden gezen hafifmeşrep bu karakterin ardında da aslında feminist model yok mu?
Seneler önce bir Türk filmi seyretmiştim. Adı bilmem neydi. Müjde Ar başroldeydi.( tesadüfe bakın ki kendisi şu anda da bir TV kanalında feminist tabanlı bir program yapıyor) neyse efendim özgür kızımız gece yarı bir kamyoncu kahvesine dalıveriyor ve:
—Ağalar, beyler İstanbul ne tarafta?
Diyordu.
Kahve milletinin insanlarının cevabı ise aslında bir toplumun bu basitlik ve hafifliğine verdiği cevaptı
“Gösterelim anam!

Toplumsal yapının en önemli kurumu olan aile teşekkülünü derinden çökertmekten başka gayesi olmayan feminizm şükürler olsun ki toplumdan kopuk bir zümre dışında geniş alanlara yayılamamaktadır.
İnsanı asıl üzen ise Batı kökenli hiçbir düşünce yapısının toplumumuza fayda sağlamadı tecrübeyle sabit olmasına rağmen çalmakta gösterdiğimiz inattır.
Adına adaptasyon diyebileceğimiz ‘farklı formlarla tatbik etme’ gayretimiz ise ajitasyon ve slogandan öte gidememektedir.
Bir takım seksüel sapkınlık içinde, Yedi Kocalı Hürmüz sıfatına nail olmak isteyen gafiller önce hürriyetlerinin farkına varsınlar bu bir.
Gazetelerin köşe sayfalarında yazarlık yaptığını zanneden nadideler bu mevkilere dekolteleri vasıtasıyla geldiklerini bilmeyecek kadar saf olmadığımızı bilsinler. Bu da iki
Nokta

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Beni nereden tanır...

Değerli dostum aslında Yunus Emre'nin "Ete kemiğe büründüm" ifadesine müncer olanı yakalamışsın.
"Feminizm kimdir beni nereden tanır." Çok doğru söylemişsin. Şunu da unutmamak lazım diye düşünüyorum: Balık gölde büyür. Yani göl varsa mutlaka balık da olur. Emine varsa Femine'ler de bulunur.

arabesk

selam ve dua ile;
"Seneler önce bir Türk filmi seyretmiştim. Adı bilmem neydi. Müjde Ar başroldeydi.( tesadüfe bakın ki kendisi şu anda da bir TV kanalında feminist tabanlı bir program yapıyor) neyse efendim özgür kızımız gece yarı bir kamyoncu kahvesine dalıveriyor ve:
—Ağalar, beyler İstanbul ne tarafta?
Diyordu.
Kahve milletinin insanlarının cevabı ise aslında bir toplumun bu basitlik ve hafifliğine verdiği cevaptı
“Gösterelim anam!"

zikrettiğiniz film söylediğiniz türde bir film değil, "yeşilçam" taşlamasıydı. filmin adı arabesk, yönetmen ertem eğilmez, oyuncular şener şen, müjde ar.. filmde müjde ar var.. öyleyse bu film olsa olsa "özgür kız temelli bir film!" değerlendirmesi yapmak filmin gerçekliğiyle uzaktan yakından ilgi kurmamaktır. madem müjde ar oynamış öyle ise öyledir hükmü hakikate karşı haksızlıktır. tipik yeşilçam öykü ve kurgusunu tiye alan bu filmde zikrettiğiniz sahne özgür kız dolaşımı değil. kısaca mezkur sahneye kadar olan öyküyü özetleyelim: köy ağası baba kızının sevgilisine (müjde ar'ın sevgilisi şener şen, aynı zamanda yanaşma'dır) kızından vazgeçmesi için para teklif eder, kız (müjde ar) onları gizlice izlemektedir, çünkü baba kızına yanaşmanın parası için, zenginliği için yanıp-yakıldığını iddia eder ve bunu da kendisine kanıtlayacağını söylemiştir. kızın sevgilisi şener parayı alır. kız (filmdeki adıyla da müjde) şenerin parayı aldığını görünce yıkılır. arkasını döner. fakat şener parayı alıp babanın suratına çarpmıştır. ama kız bunu görmediği ve sevgilisi şener'in para için kendisine yaklaştığına inanıp babasının isteğini yani kahyanın oğluyla evlenmeyi kabul eder. ancak düğün gecesi gerçeği annesinden öğrenince gelinliğiyle evden kaçar sevgilisinin peşine düşer istanbula doğru ve kahveye varır, orada ıstanbulu sorar.. iğfal edilir. yeşilçam da her köyden gelen kızın istanbulda iğfal edildiği - iğfal ile sonuçlanmasa da mutlaka başına kötü bir şey geldiği- imajı sık sık işlenmiştir. ona vurgu vardır. bu filmde sadece kız iğfal edilmez. kızının peşinden gelen annesi ve kahyanın oğlu da de o kahvede iğfal edilir.. bu filmin konusunun, öyküsünün, kurgusunun başından sonunda kadar ne söylediğiniz "özgür kız tandanslı" ne de femin-efeminle uzaktan yakından ilgisi yoktur. hürmetler..
c.ç

evet töre cinayeti barbarlıktır

selamun aleyküm

''Bu üzücü realite hakkında ne diyebilirim ki?
Cinayeti doğal bir ölüm nedeni olarak kabul etmeyen feministlere göre bu çağdışı ve barbarca bir uygulama bir kısım kişiye göre de ecelin tecellisidir.''
serkan bey'in bu cinayetler hakkında ne düşündüğünü pek anlamadım. barbarlık mıdır yoksa ecelin tecellisi midir. ecelin tecellisidir diyenler işin ucunun nereye varacağını görmüyorlar mı acaba? katiller sürüsünü sunnetullahın dünyasına kim dahil edebilir? o bir kısım kişi kim acaba?

''İnsanın olduğu her yerde suç ve kötülükte var olmuştur. Suçun olduğu her yerde de cezası hazır bekler. Kimi cezalar komik kimi de şiddetlidir.''
yani serkan bey bu cinayetler bir suçun cezası için mi işlenmiştir. bunu mu söylemek istiyorsunuz? yani sizde mi böyle düşünüyorsunuz?

tevhid, adalet, özgürlük

Düzeltme

Sayın Çalık, Ben filmin feminist temel üzerine kurulmasından bahsetmemiştim. Sadece Şu anda NTV kanalında program yapan Müjde Ar'a bir sıfat olarak özgür kız ifadesini kullandım.(Haydi Gel Bizimle Ol)Bu program Pınar Kür ve Aysun Kayacı ile birlikte yapılmakta.
Kaldı ki adı geçen film örneğini vermem filmin salt feminist yapı üzerine kurulması iddiasından değil örnek olarak aldığım ve replikte yer alan "Gösterelim anam" ifadesinin Türk halkının bu saptırılmış düşünce sistemine karşı cevabını anımsattığı içindir.
Teşekkür ederim.

peki

selam ve dua ile;
muhterem Serkan kardeşim bir tartışma olsun için değildi benim açıklamalarım, maalesef hala "arabesk" filmindeki kahramanı -ya da kişiyi- "özgür kız" bağlamında değerlendiriyorsunuz. şu cümle sizden alıntı: "özgür kızımız gece yarı bir kamyoncu kahvesine dalıveriyor ve.."

o kişiyi müjde ar değil kim oynarsa oynasın "özgür kız" yok. sevdiği kişi tarafından aldatıldığını sanan ve sonra da asıl aldatanın babası olduğunu öğrenip hayal kırıklığıyla sevgilisine koşan biri var. ve kamyoncu kahvesindekilerin de sizin sandığınız gibi "saptırılmış bir düşünce sistemine" karşı cevap değil, gecenin karanlığında yalnız başına yollara düşmüş bir kadından faydalanacak kadar insanlıktan yoksun kişilerdir. eğer bir fırsatını bulursanız o filmi bir daha izlemenizi öneririm. müjde ar'ın nasıl bir düşünce yapısında olduğu değildir söz konusu olan. "arabesk" filminin kişileri sıradan yeşilçam tiplemeleriyle alay etmek için kurgulanmıştır. "mai ve siyah" da oynayan müde ar'ın replikleri ya da mesut uçakan'ın 1977 yapımı "ilenç" filmin baş kadın oyuncusu müjde ar'ın replikleri müjde ar'ın düşünce dünyasını vermez sanırım. ya da minyeli abdullah'ı oynayan berhan şimşek'in o filmdeki replikleri.. bence savınızı başka bir film üzerinden örneklendirirseniz hakikati hilafına bir sav ileri sürmekten kurtulursunuz. bir daha yineliyorum, ben ilk yorumumda - ve dahi bu cevabımda- müjde ar'ın düşünce yapısına, dünya görüşüne yönelik hiç bir değerlendirmede bulunmadım. sizin yazınız hakkında da her hangi bir görüş belirtmedim... zikrettiğiniz filmin çözümlemeye çalıştığınız "feminizm" görüşüyle uzaktan yakından ilgisi olmadığını vurgulamaya çalıştım. bakın yine başrollerini şener şen ile müjde ar'ın paylaştığı "şalvar davası" filmi tam da sizin irdelediğiniz konuyla bağlantılıdır. bir köyde -hem de bir güneydoğu anadolu köyünde- feminist baş kaldırıyı anlatır. iki filmi bulur izlerseniz kendiniz de dikkat çekmeye çalıştığım hususta haklılığımı teyit edersiniz. hürmetler.
c.ç

Sayın Murat Tuzcu Beyefendi'ye cevaben

Töre cinayetlerini bir mü’min olarak tasvip etmemiz elbette olanaksızdır. Fakat “Tecelli” kelimesinin ardındaki büyük mana bir nebze olsun konu hakkındaki görüşlerimin hangi doğrultuda olduğunu verebilir.
Töre cinayetine pek tabii tapılan yüz kızartıcı suçun geleneksel yöntemlerle cezalandırması diyebiliriz. Burada dikkat edilecek husus şudur. Töre kelimesinin manası dinsel değil örfidir. Ve adı geçen cinayetler İslami gerekçelerle işlenmez. Böyle bir şey mümkün de değildir. Bu cinayetler geleneksel ve bölgesel birtakım kültürel kimliğin yansımalarıdır. Yani geleneksel bir uygulamadır töre cinayeti. Dini değil.
Yazımın başında “ Tecelli” kelimesinden bahsetmiştim. Kerbela’da Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi de tecellidir. Peki neye? İktidar ve güç adına dindaşın birbirine kıyıp kamplara bölünmesine. Bu durumda tecelli kavramı da sorgulayamayız. Olmuş ve olacakta Allah’ın izni ve bildiği vardır. Bir ölümün oluşması için de bir kaza ya da cinayet sadece tecellidir.
Söylediklerim özet olarak bu. Yani bu konuyu tasvip edip etmemek kişisel bir konu olup örfi altyapı ile ilgilidir.
Ben şahsım adına töre cinayetlerinden öyle büyük bir elem duymuyorum. Ve benim gibi düşünen birçok insan olduğunu da biliyorum. Bunu siz de biliyorsunuz.
Benim kalbimi sızlatan ve derinden yaralayan olay cinayetin kendisi değil, töre cinayetinin müsebbiplerinin, mağdurlarının velhasıl bu gaflete düşen gençlerin İslami terbiyeden nasiplenmemeleridir. Şayet bu gençlerimiz İslami ahlakla şereflenmiş olsa bu tür cinayetler için sebep niteliğinde olaylar da ortadan kalkmış olur diye düşünüyorum.
Saygılarımla

tecelli adalet getirmiyorsa zalim olan kim?

selamun aleyküm

tecelli ile açıklamaya kalktığınız şey zalimlerin zulmü. töre cinayetleri gibi tecelli'ye sarılanlarda dini bir kavrama değil örfi bir kavrama sarılıyorlar.
allah'ın tecellisi deyip mazlumları her yerde ve her daim köşeye kıstırılmış kurbanlar yerine koymanız allah'ın tecellisi değildir. allah mazlumlar ve mahrumlarla beraberdir. allah ezilenlerin safındadır zalimlerin değil. tecelli deyip ipin bir ucunu zalimlere diğer ucunu allah'a verenler söylediklerini bir daha düşünmeliler.
olmuş ve olacak olanlar göklerde bir yerde kayıt altına alınmışsa eğer günahın ve sevabın, cezanın ve mükafatın ne önemi kalır. yazılan çizilen bir oyunun figüranıysam ve perde açıldığında kendimi sahnede buluyorsam bunun adı nasıl sınav olur? kim kime ceza verecek ve kim mükafat şarabından nasıl içecek?

töre cinayetlerinden büyük elem duymadığınızı yazmışsınız. sonrada cinayeti işleyenle mağdurlarının islami terbiyeden mahrum kaldıklarını söyleyen kalbiniz sızlıyormuş.
cinayetlerden büyük elem duymaysanız eğer cinayetleri işleyenlerin islami ahlak ve terbiyeden nasiplenmesini de engellemiş olursunuz.
hem bıyık altından yan cebe koy misali destek yazıları döşeyin sonra da islami ahlak ve terbiye sloganıyla desteğinizi örtmeye çalışın. olmadı hiç olmadı serkan bey.

tevhid adalet özgürlük

Murat Tuzcu Kardeşime...

evvela yazıma yapmış olduğunuz eleştiriler için şahsına teşekkürü borç bilirim. Burada kaza, kader veya hükm-ü ilahi gibi hassas kavramları tartışma durumunda değilim.Fakat özetle belirtmem gerekirse.

"allah'ın tecellisi deyip mazlumları her yerde ve her daim köşeye kıstırılmış kurbanlar yerine koymanız allah'ın tecellisi değildir" demişsiniz. peki nedir? Lütfedip cevabı veriniz.Üstelik cüz-i iradenin ve hükm-ü kazanın sınırlarını koyan da biz değiliz. Elbette yaptığımız şey tembel çiftçinin çalışmadan Allah'tan dilemesi kaderciliği değildir. Müslümanlar aklını nadasa bırakan insanlar hiç değildir.Ancak Tabii karşılarsınız ki "olmuş ve ölmüşe çare olmaz" deyişiyle hayat bulan ve kaçırdığınız ince ayrıntı da burada. Olmuş bir cinayet yani töre cinayeti beni derin derin düşünmeye sevketmez. Çünkü bilirim ki ilahi adaletin ve islami terbiyenin olmadığı yerde sapıkça eğilimler,fenalıklar ve kötü olarak nitelendirebileceğimiz olayların görülmesi gayet doğaldır.

Şimdi soruyorum iki dünyada kardeşim Sayın Tuzcu.

Oturup bu cinayetler üzerine kara kara düşünüp he ölen için yas tutup alkış mı yapalım? (yani sivrisinekleri mi öldürelim?)
Yoksa gaflet içindeki kuşaklara yüksek İslam terbiyesi mi aşılayarak bu olayı sonlandırmaya çalışalım? (bataklığı kurutalım)
siz bardağın boş kısmını görebilirsiniz. Benim gördüğüm bardağın dolu kısmıdır.
Kim nasıl hisseder ve yaşarsa olaylara bakış açısı da bu şekilde olur.
Ortak düşünce tarzi taşıdığımız ve aynı kültür dairesinden olduğumuz halde olaylara farklı yorumlar getirebilme zenginliği de bu olsa gerek.
Hem çok düz mantıkla baktığınız zaman Alkollü araç kullanan birinin neden olduğu trafik kazalarında neden ölen alkollü şöför için aynı halis duyguları beslemiyoruz?
Bunu da tartınız.
"Nasıl yaşarsanız öylü ölürsünüz"
Helallik Dileğimle.

yüksek islam terbiyesi ve kader aşısı

selamun aleyküm

"allah'ın tecellisi deyip mazlumları her yerde ve her daim köşeye kıstırılmış kurbanlar yerine koymanız allah'ın tecellisi değildir" demişsiniz. peki nedir? Lütfedip cevabı veriniz.

‘’Ama unutmayın ki, ben, benim de sizin de Rabbiniz olan Allah’a güvenip dayanıyorum; çünkü hiçbir canlı yoktur ki ipini o tutuyor olmasın. rabbimin yolu elbette (yolların) dosdoğru olanıdır.’’
‘’Lahzen, ‘’benim Rabbim dosdoğru bir yoldadır’’ – Allah’ın var olan her şeyi mutlak doğru ve mutlak adil bir düzen içinde hükmü altında tuttuğunu, çekip çevirdiğini bile isteye kötülük yapanın, yapıp-ettiklerinin bu dünyada ya da öte dünyada (insan hayatı, bir bütün olarak ancak bu iki safhanın bir bileşimi olarak düşünülebileceğine göre) cezasız, iyiliğin de mükafatsız kalmasına asla izin vermeyeceğini dile getiren bir ifade.’’
(M.Esed / Kur’an Mesajı / Hud 56.ayet meali ve açıklaması)

Adalet Allah’ın üzerine vacip mi değil mi? bu soruya verdiğimiz cevap sizin sorunuzun da başka bir cevabı olacaktır.
İmam Şatibi el-Muvafakat adlı kitabında adaletin Allah’ın üzerine vacip olduğunu ‘’bu vucubiyeti biz O’na yüklemiyoruz, O kendi kendisine yüklüyor’’ diyor.

Olmuş olanların ve de olacak olanların önceden takdir edildiğine inanalar tecelli, kaza ve kader oyununda rol alabilirler. Ama ben bu oyunda yokum.

Olmuşa ve ölmüşe çare olmaz diyerek olmamışa ve ölmemişe, olmuşun ve ölmüşün penceresinden bakmak kader aşıcılığına soyunmaktır. Ve Maturidi akaidini sistemleştiren İmam Nesefi'nin Tabsiratül-Edille adlı kitabında kaza ve kader iman ilkeleri olarak geçmez. Yani tartışmanızın gereği de yoktur benim için. Zahmet etmeyin lütfen.

tevhid adalet özgürlük

Sayın Çalık

"Müjde Ar başroldeydi.( tesadüfe bakın ki kendisi şu anda da bir TV kanalında feminist tabanlı bir program yapıyor) neyse efendim özgür kızımız gece yarı bir kamyoncu kahvesine dalıveriyor"

Dikkat ederseniz ben filmde oynayan karaktere deöiyorum müjde ar'ın kendisi için kullanıyorum özgür kız ifadesini. :) Yani Müjde ar'ın kendisi. O rol için değil.

Selamlar
iyi bayramlar