renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Galip Emi… ‘Bir Galip Emi’…

Önünden şehrin batısına doğru her bir yanına giden otobüs ve minibüslerin geçtiği kenarları açık, camları fiyakalı reklam afişleriyle süslü ve bu soğuk şehirde hangi işe yaradığı pek belli olmayan kötü duraklardan birinde bekliyorsun…
Köşelerden giren rüzgar, yumuşak kırçıl sakalını savuracak kadar zorlu…Pırıl pırıl cammıdır, naylonmudur yada başka bir şey midir bilmediğin bir acaip parlaklığın arkasından bilmem kaç liraya, bilmem kaç taksitle, bilmem hangi kart sahiplerini ayartarak gelin!... ve alın!... diye bağıran rengarenk reklam afişlerini umursamıyorsun bile…
Torunun bir lokma uşak; öksürünce ciğerleri sökülüyor sanki, alıp şehre getirmişsin… Araştırmaya, doktora götür demişler…
Vesait bekliyorsun…
Belli ki arından, bebesini kucağına alamayan gelinin sol yanında duruyor; oğlan sağ yanındaki nenesinin kucağında…
Nene yorgun, altmışlık ayakları ağrıyor…
Böyle modern zaman işi bir duraktasın işte, sağında bir parça cam, solunda bir parça cam, arkasında iki parça cam; tıpkı tavanı gibi tabanına çivilenmiş üç dört teneke oturak…
Durak işte diyorsun, şehrin işlerine aklın ermiyor, senin işine yaramasa da, reklam verenlerin, reklamcıların ve belediyecilerin işine yarıyor ya Galip Emi…
Sen bunları bilmiyorsun…
Yaşına, başına ve hastalığına rağmen inadına üşümüyorsun, seni üşüten şey nenenin ayaklarındaki acıdan, sızıdan geliyor, bağrına bastığı oğul parçasının üşümesinden geliyor, gelinin titreyişi ondan çok seni donduruyor Galip Emi…
Az önce elinle yokladığın buz tutmuş teneke oturaklara oturup soluklanmayı senin gözün bile kesmezken neneye, geline ve toruna nasıl kıyıp ta oturun diyeceksin ki…
Çaresiz ayaktasın Galip Emi…
Sen her zaman ayaktaydın zaten…
Gelen otobüsler ağzına kadar dolu geçiyor bu şeytan tasarımı durağın önünden,dolu dolu geçen dolmuşlara herkes sığabiliyor da bir sen sığmıyor,sığamıyorsun Galip Emi…
Gözün gelip geçen taksilere takılıyor arada bir… ‘Heyvah heyy…’ diyorsun kendi kendine ‘…Heyvah ki heyy…’
Gelirken sattığın dügenin parası bile bitti bitecek…
Cebinde muhtarın inayetiyle edindiğin, olur olmaz herkesin diline doladığı yeşil bir kartın var çok şükür…Onunla baktıracaksın torununa, oğul emanetinin öksürüğünü onunla kesecekler, ilacını onunla verecekler inşallah diyorsun…
Şükrediyorsun…
Birden bir dolmuş yanaşıyor durağa, üzerinde tamda gideceğin yerin adı yazıyor, seviniyorsun, gelinle nenenin oturacağı iki de boş koltuk görüyorsun…
Yüreğin oynuyor sevinçten Galip Emi…
Sanki köy odasındasın… Sekiye buyur edilmişsin…
Mekanik bir fışırtıyla açılan kapıdan önce neneyi bindiriyorsun minibüse, sonra gelinin geçip oturuyor kalan tek boş koltuğa…
İnşallah içerisi sıcaktır diye dua ediyorsun ayağını atar atmaz gazlayan minibüse girerken…
Yanından ‘…iki öğrenci uzatırmısınız…’ diyen ağzı sakız kokulu oğlana bakıyorsun, şaşırıyorsun bir ara ve anlıyorsun uzat deyince uzatmak gerektiğini…
Eline tutuşturulan paraya bir dede, bir nene, bir gelin, birde torun parası ekleyip uzatıyorsun…
‘…Bir adam, iki gadın, bir uşak ikide telebe…’ diyorsun elindeki bütün parayı uzatırken…
Sözlerine gülüyorlar Galip Emi…Sende gülüyorsun kendi sözlerine…
Bir minibüs kıkırdama olmuş araştırmaya, doktora gidiyorsunuz…
Kim kime gülüyor bilen biliyor Galip Emi…
‘…Varsın gülsünler…’ diyorsun içten içe…
‘…İki boş koltuk bulduk neneyle gelini oturttuk şükür…’
O iki boş koltukta oturan canlarına, ciğerlerine bakıp seviniyor, seviniyorsun…
Yolun sonunda araştırma var, doktor var, ilaç var şükür…
Arada sarsılsan, o yana bu yana yalpalasan, ona buna değerek utansan da o iki boş koltuğa bakıp bakıp göneniyorsun Galip Emi…
Bir ara gözlerim gözlerine değiyor, omuzumun omzuna değdiği yerden sıcaklığını duya duya dönüp yüzüne bakıyorum…
İki seneden fazla ardı ardına askerlik yaparken nöbette geçirdiğin günleri ve geceleri seyrediyorum gözbebeklerinde…Ellerinle çapaladığın mercimeğin, buğdayın, sapından ayırdığın samanın kokusunu hissediyorum…
Ve çok iyi anladığını bile bile o eski, o derin gözlerinin taa içine baka baka…
‘…Sen utanma Galip Emi…Seni bir vesaitte bulduğun iki boş koltuğa sevindirecek kadar küçültenler; imkansızlığından imkan üstüne imkan devşirenler, köyüne gelmeyipte şarkı uyduranlar utansın…’ diyorum…
Minibüsten indikten sonra ne yaptığını bilmiyorum Galip Emi…
Torununa dua ediyorum, senden dua bekliyorum…
Seni ve bütün bu milleti Allah’a emanet ediyorum Galip Emi…

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Sen utanma Galip

‘…Sen utanma Galip Emi…Seni bir vesaitte bulduğun iki boş koltuğa sevindirecek kadar küçültenler; imkansızlığından imkan üstüne imkan devşirenler, köyüne gelmeyipte şarkı uyduranlar utansın…’ diyorum…

Yoksulluğun,garipliğin,edebiyat edindirildiği öz yurdumun öz paryasından bir anekdot anlatan,sızlatan bu hikayesinde ,yıkılmadık bir kalesi, gelinin edebi,dedenin "derin" sevgisi,ninenin ayak ağrısı derdi kalabilmiş se geriye, yüz bilmem kaç senelik dehşetli yangından yeni bahar yağmurları ile yeşerebilecek tohumlar kurtulmuş demektir.
Bu sulayacak elleri beklerken tohumlar,dalları göğe yükselmiş eski çınar gibi heybetli asaletini şimdiden hayal edebilir.
Çünkü şair de demiş ki, Hakkın sana vadettiği yarından da yakın.