Şehri en dipten dolaşıyorum. En ince ipten. Korkum yok düşerim diye; dipteyim nasılsa. Hatta şehrimi dolaşıyorum, şehir mi ayaklarıma dolaşıyor, doğrusu bilmiyorum.
Kazanamadıklarına hayıflanan ve durmadan hayatın bir bacağını kırmak isteyenler arasında. Hepsi yanlış oynamaktan değil de nedense ya kartlarının görülmesinden ya da eksik oluşundan yakınıyorlar.
Hepsinin en az bir kartı çalınmış bir başka oyunda. ‘Aslında alırım bu oyunu ama kartım eksik!’ diyor bir tanesi. Almasını istiyorum bu oyunu; bir kart uzatıyorum ona; kırmızı yedi; çıkıyorum oyundan.
Almıyor kartı. ‘Kartı alırsam oyun biter.’ diyor bir diğeri. O kazanma derdinde değil, oyun bitmesin istiyor, sanki.
‘Ben sadece oynuyorum.’ diyor eğilerek kulağıma. ‘Kazanmak için değil; kaybetmemek için oynuyorum ben. Kazanırsam kaybetmem gerekecek. Bozulacak büyü. Böylece ben de oyuna gelmiş olacağım. Oyuna gelmedim hiç; oynamaya geldim.’ diyor bilge bir tavırla.
Tüm bildiklerimi masada bırakıyorum. Oyunu bilgeye bırakıp ve çoktan soğumuş olan çayımı; atıyorum kendimi dışarı.
Şehri en üstten dolaşıyorum. En kalın ipten. Korkuyorum. Korkuyorum buradan düşmem diye; en üstteyim oysa. Hatta şehri mi dolaşıyorum yoksa ayaklarına mı dolaşıyorum şehrin; doğrusu biliyorum. Ama söylemeyeceğim.
Kazandıklarıyla böbürlenen ve durmadan hayatın bacaklarına yeni bacaklar eklemiş olmanın sarhoşluğunu taşıyanlar arasında. Hepsi oyun böyle gerektiği için değil de nedense kendilerinin bu oyunu çok iyi oynamış olduklarından dem vuruyorlar.
Demli çayımı karıştırıyorum. Gözlerim kırmızılıkta. Kaşığın dışardaki ucu ile içerdeki gövdesi ayrışıyor. Birleşmiyorlar nedense. Bildiğim halde birleştirmek için karıştırıyorum.
Oyuna katılıyorum.
‘Nasıl yaptım ama, nasıl kırdım şeytanın bacağını! Ben var ya ben! bu şeytanın bacağını kırmak için bir ömür adadım şeytana.’ diyor bir tanesi. İrkiliyorum.
Cevapsız gözlerle etrafı dolanıyorum, belki bir cevap bulabilir miyim diye. Sırtıma bir el değiyor, kazanmışlar arasından. Tanıyorum onu; kalktığım masadan. Şaşkınlığımı okuyor:
Kırık bir tebessümle ‘neden şaşırdın?’ diyor bana. Şaşırmamak elde mi. Siyah yediye bitecek oyunu kırmızı yediyle bitirdi. Son kağıttı ve ben dağıttım. Ama kazandı oysa. Hayır böyle olmamalı. Bu oyun da bir başka oyun var; gördüm.
Kahkaha atıp serin gri boşluğa ‘ bakıyorum da oyuna gelmişsin sen de.’ diyor bilge adam .
Game over.
Yorumlar
AŞK; MAT.
Per, 14/06/2007 - 21:49 — okan şahinoyun matematikdir.kuralları olduğu sürece oynanır.doğrusu ve yanlışı ile kazananı ve kazanmayanı ortaya koyar. kırmızı ışıkta durmak yeşili yakalamak matematiksel bir doğruyla oynanan bir oyundur. aşk yani şenlik kurallara aykırıdır. oyuna yani kurallara yeni oyunlar katar.
insanın kavgası matematik iledir. severken onu karşısına alarak sever. iki noktadan bir doğruyu aşk hiç bir zaman geçirmez.
ölüm hayatın devam ettiği inancının yalanlanması aşkın matematiğe yenilmesidir.
"Kahkaha atıp serin gri boşluğa ‘ bakıyorum da oyuna gelmişsin sen de.’ diyor bilge adam."
selamlar...
hayat aşktır ölüm matematik
Cum, 15/06/2007 - 00:19 — okan şahinhayat aşktır ölüm matematik. yüreğin tek bir kuralı yoktur.hesabındaki paradan fazlasını istemek aşktır.bankamatikdeki "istediğiniz miktar bakiyenizde yoktur" ibaresi ise matematiktir.
Oyun
Cum, 15/06/2007 - 07:08 — Fatih M. TiyanşanNoktayla başladı herşey...
Hayat bir oyundur, ama oynamaya gelmez onunla...
Aşk bir oyun değildir, aslında ne kişi, ne kural, ne strateji kabul eder aşk...
Matematik kurallar bütünüdür. Oyunu nasıl oynayacağınızı söyler size, ama oyunu kazandırmaz...
Oyunu kuralına göre oynamaktır gerekli olan ama yeterli olmayan...
Hani beklenmediktir herşey, onun gibi biraz, uzaktan bakınca derli toplu görünür hayat, ama yakından baktığınızda parçalar toplanamayacak denli karmaşıktır...
Matematik parçalar, parçaladıkça parçalar, sonra bir bakmışsınız parçalar biraraya gelmeye başlar. Nedir bu tılsım dersiniz. Ne mi? İşte aşktır o...
Ve matematik her nerde bitiyorsa aşk ordan başlıyor demektir...
Bizi oluşturan, bizi yönlendiren, kurallar olduğu kadar sapmalardır da...
Anomaliler olmasaydı hiçbir sistem varolamazdı...
O yüzden varlığın özüdür aşk...
Perde üstüne perde, hem perde, hem perdeci...
Matematik şu yaşadığımız dünyaya aittir, sonsuzluklardan bahsetmesine bakmayın, tek bir sonsuz vardır, metafizik sonsuz, o da aşka aittir, kim dedi sayılar sonsuz diye? Sayamadıkları için sonsuz der geçer şu insanlar sayılara, belirsizlik, işte o da aşka götürür...
Aşk bu dünyaya ait değildir, tıpkı ölümün dünyaya ait olmaması gibi...
Noktayla son bulacak herşey...
Hakikati var kılan, bizleri hakikatle muhatap kılan aşkın ve matematiğin Rabbi'ne hamdolsun.
La havle vela kuvvete illa billah.
Selam ve muhabbetlerimle...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
Matematik ve aşk
Cum, 15/06/2007 - 09:40 — Şadan Ercan"matematik her nerde bitiyorsa aşk ordan başlıyor demektir"
Çok güzel söylemişsin Sevgili Fatih, ben de devam edeyim; "Matematik her nerede başlıyorsa aşk orada bitiyor demektir"
"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"
matematiğin her alanı
Cum, 15/06/2007 - 14:26 — Ayşegül Gençmatematiğin her alanı çözümleme çabası ve kainatta açıklanmadık tek bir nokta bırakmamış olması ya da bunun için uğraşmasının tek amacı olsa olsa tanrıyı saf dışı etme çabası olabilir, dolayısı ile de aşkı. herşeyi maddeleştirip bir kaç basit kurala bağlamak ve Hak Tealanın evrene sadece ilk hareketi verip kenara çekilmiş olması gibi bir düşünce ki bu düşünce hem cüzi iradeyi ortadan kaldırıp kaderide matematiksel bir döngüden ibaret kılar hemde hakim ve sonsuz olan Rabbimizin bağımsız hareket dairesini kısıtlamak gibi cürete yol açıyor.
oysa O ol der ve oluveririr. isterse matematiksel olarak bir açıklamaya bağlar isterse bağlamaz. ve birileri bu yüzden inancını pekiştirmek için yumurtada Allah yazısı aramaya, ağaçlarda lailahe yazıları aramaya devam eder durur. oysa gönülden inanan biri yumurta da Allah yazdığı için değil yumurtayı da yazıyı da onu idrak edecek basireti de Allah yarattığı için baştan inanmıştır.
"eddai"
Matematik Allah'ın Sanatıdır
Cum, 15/06/2007 - 15:28 — Fatih M. TiyanşanYaptığınız tanımlama matematiği yalnızca pozitif bir bilim alanına hapsedip, anlamını daraltmaktan öteye geçememiş. Halbuki biz inananlar olarak bu anlayışı zaten baştan reddedip yola düşüyoruz. Matematikle aşk arasındaki bağlantı, akılla gönül arasındaki bağlantı gibidir. Hani demişler ya "Bu iş ne akılla olur, ne de akılsız", o hesap. Herşey sonuç itibariyle bir hesap ve ölçü iledir. Bunu pozitif anlamda anlamak da gerekmez. Matematik Allah'ın sanatlarından bir sanattır, yeter ki insan onu yerli yerinde kullanabilsin. Yoksa Allah muhafaza insanoğlu dini bile kendi nefsi doğrultusunda kullanma cüreti gösterebilen tanım aralığı çok geniş tutulmuş bir varlıktır. Bunları hesaba katmak ve ona göre düşünmek icap ediyor.
Matematik olmasaydı hayat olmazdı. O bir temel teşkil eder ve akılla başlayıp gönülle devam eden yolculuk misali insan matematikle çıkar yola, aşkla devam eder. Aklın sonlu olması gibi matematik de sonludur, gönlün sonsuz olması gibi aşk da sonsuzdur. Herşey birbiriyle irtibat halinde, Allah'ın sanatları da bu şekilde ve O bize öğretiyor bunları çeşitli vesilelerle. İnsana düşen kader namına kendi hesabına yazılanı okumak sadece.
İkra!
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
Okçular, bir adım ileri!
Cum, 15/06/2007 - 11:57 — Zahit TorunKırın okları ve çıkarın zırhlarınızı; göğsünüzü gerin ve koruyun kalenizi.
Aşk bir savunmadır. Ne olursa, nasıl olursa olsun ama kale düşmesin demektir. Düşmana zerk edilecek zehri dudaklarında taşımaktır. Her şey mubahtır bu savunmada. Sahtekarlık ve yalan en masum halleridir savunmanın. Haremine almaz aşk ama mahremini ister. Marifetini bilmez ama mahvını ister.
Hayat, Oyun, Sanat
Cum, 15/06/2007 - 13:31 — Fatih M. TiyanşanO'nun Sanatı
(Yok) bir (var)dır;
Geçit vermez;
Dar mı, dardır!
(Yok) bir (yok)tur;
Akıl ermez.
Ne de çoktur!
(Var) bir (yok)tur;
Yusyuvarlak
Dönen oktur.
(Var) bir (var)dır;
O'na varmak
Bu kadardır!
Necip Fazıl
Varla yok arası bu gel-gitler. Deryada dalgalar, akıp giden ve dönen. Mesele bu.
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
matematik, somut, soyut, aşk..
Cts, 16/06/2007 - 00:13 — Ali DüzYukarıdaki yorumları okuyunca kafam karıştı biraz. Bazı yorumcular düşüncelerini biraz daha açarsalar memnun olurum.
Şimdi matematik nedir sizce, bence onu önce daha belirginleştirmeniz gerekiyor. Aşkla matematiği karşılaştırırken aşka ve matematiğe yüklediğiniz anlamı merak ediyorum.
"insanın kavgası matematik iledir. severken onu karşısına alarak sever. iki noktadan bir doğruyu aşk hiç bir zaman geçirmez."
"ölüm hayatın devam ettiği inancının yalanlanması aşkın matematiğe yenilmesidir." Bu cümleler okan şahin'a ait. Sanırım okan şahin matematik derken, maddi olan, sayılabilir, kısıtlanabilir ve nefsî olanı kastediyor.. öyle mi? Öyleyse bile bunlarla -nefs hariç- bir kavgamız olduğunu sanmıyorum ben. Aksine bunlarla, bunları anlayarak ve bir uyum içinde yaşamak isteriz. Onlar bizi kendine çekmez. Biz eğer itersek kendimizi onlara iter, yapıştırır ve tapınırız. Onların bize doğru bir iradesi yoktur, dolayısıyla kavga yoktur. Maddî olan, sayılabilir ve somut olan da çok güzeldir, nettir. Aşk da bazılarının sürekli yaptığı aşırı soyutlamalarda olduğu gibi öyle kopuk, maddeden, sayılabilir olandan, bu dünyadan ayrı bir yerde değildir. Aşkta da bir sayı (matematik) vardır: İki. :)
İki noktadan bir doğrunun (ve yalnızca bir doğrunun) geçebileceği hem matematikte hem de aşkta doğrudur. İki kişi, erkek ve kadın, aynı doğru, aynı ideal ve aşkın üzerinde birbirlerine de dönük olarak bulunabilirler. Beşerî aşk da gayet somut ve aynı zamanda ilahî olanın önünde, içinde ve bu dünyadadır. Aşk bu dünyada başlıyor, meselâ bir erkekle kadının birbirini sevmesiyle başlar, erkek-kız-kadın-adam neyse artık, ilahî aşklarını da bu insanî aşkları üzerinden geliştirebilirler. Allah'a olan sevgi-aşk zaten hep vardır, beşerî aşk da bu hep olanın içine girip onu artırabilir. İlahî aşk bitmez. Peygamberimiz'in Allah'la bu dünyada yaşıyorken arasında bir yay mesafesi kadar kalacak şekilde yakınlaşması olmuştur. Mecnun da Leyla'ya bu dünyada kavuş(a)madı. Allah'a yönelik olan bitmiyor, insana yönelik olan da devam eder. Öbür dünyada da sevdiğinle berabersindir. Meselâ bir hadis-i şerifte Peygamberimizin, evlilik hadisesinin temelini belirtirken saydığı iki şeyden biri şudur; eşlerin birbirlerinin takvada ilerlemesi için çaba sarfetmesi.
Somut olan iyidir, güzeldir, somutu seversin, ilahî olanu da orada(n) görebilir, artırabilirsin kendin için. O da o yolda bir nimettir yani.
Aşk matematiğin bitti yerde başlar veya matematik aşkın bittiği yerde başlar, demek ne demektir?! Ayrılan ve birleşen yerleri neler bunların?
Matematik kainatı sınırlama, Allah'ı inkar etme çabası filan değildir. İnsan, Allah'ı inkâr gibi bir mesele edinmişse kendine, matematiği de buna alet etmek isteyebilir sadece. İşte matematiğe çok ciddi katkıları olmuştur müslümanların deriz. Sorun insanda yani. Yapan matematik değil insandır.
Bazıları da soyutluklar içinde, belirsizliklerin hazzı ve somutun çabasından kaçarak bir sevgi-haz alanında bulunmayı tercih ediyor ve bu tercihini nesnel olan şeylere çamur atarak yapıyor. Sizleri tenzih ederim.
Fazla genelleme yapmak iyi değil, genellemesiz de olmaz. Yukarıda fazla genelleme yapılmış sanırım. Soyutla somutu karşılaştırmaya varacak kadar neredeyse.
Somut sebepler insan için bir nimettir. Nimet, imkân, çaba, doğruluk, hakikat, aşk.
Ali Düz, neden herkese düz gitti:))
Cts, 16/06/2007 - 00:56 — tankut germiyanAli kardeş,
birkaç aydır bu sitede vakit geçiriyorum.ve üyeliğim de oldukça yeni zaten. bir şeyi gerçekten merak ettiğim için sormak istiyorum. az önce ilk defa böyle bir şeyle karşılaştım. ardarda yorumlarınız çıktı. ve iki yorumunuzda önünüze gelene saldırıp (affınıza sığınıyorum) çekip gittiniz. müslüman bir kardeşiniz olarak soruyorum. bir sorun mu var.
Yorumunuzu okuyunca, acaba
Cts, 16/06/2007 - 03:08 — Selim SevkiogluYorumunuzu okuyunca, acaba kaçırdığım birşey mi var diye kontrol ettim ama yine bir şey göremedim. Ali Düz'ün bu ve bir önceki yorumunda ne gibi bir sorun gördünüz?
şaka yapıyorsunuz:))
Cts, 16/06/2007 - 04:53 — tankut germiyanne gibi sorun gördünüz? sorusunun aslında bir şaka olduğunu biliyorum.ama yine de size dönmüş olmak babında birkaç kelam edeyim. bakın bu yorumları ben gibi diğer arkadaşlarımız da okudu. yorumlardan katıldıklarımız olduğu gibi katılmadıklarımız da olmuştur. spesifik ve her kişinin ruh haline göre de kırk farklı doğruyu doğurabileceği bir konu üzerinde yorum yapılmaktadır. böyle bir konu üzerinde kimse mutlak doğrudan değil; ancak kendi doğrusundan bahsedebilir.
Saldırı falan yok.
Cts, 16/06/2007 - 14:02 — Selim SevkiogluBen şaka yapmıyorum ama siz dalga geçiyorsunuz sanırım :(
önüne gelene saldırmaktan bahsediyorsunuz.. nerede diye sorunca alakasız şeyler söylüyorsunuz. Yani sizden farklı olan fikrini beyan etmesi mi saldırı. Size fikri absürt geldiği için mi söylediniz bunları. Fikir ayrılığı ve hatta saçmalamak ile saldırmak (size göre) son derece farklı şeyler. İki yorumu da okudum. Kimseye saldırı falan yok.
Aşk; MAT-2
Cts, 16/06/2007 - 02:59 — okan şahinMatematik "düşlenenin" yasalaşmasıdır. Bilgi türleri içerisinde mantık, felsefe ile birlikte anılır. Dahası bilim değildir, olgusallığı yoktur. Örneğin; İki nokta ve bunlardan bir doğru geçirmek ve üçgeni var sayıp açılarını 180 dereceye eşitlemek zihinsel bir kabuldür. Doğrulanması yada yanlışlanması da zihinseldir.
Matematiksel tasavvurlar bir insanın dünya görüşü gibidir hatta evreni algılamasının bir sonucu olarak ortaya çıkar. Dünyayı düz algılarsanız üçgeni var sayıp olgusallığı bu şablona oturtursunuz. Matematik bu anlamda insanın nesnel olana bakışı ve işlenmemiş nesnelliği kendisine dönük işlevsel hale getirilmesi şeklidir. Dolayısıyla Allah’ın matematiği ile insanın matematiği çatışma içerisindedir. İnsan medeniyet dedikçe bu çatışmada artmıştır. Soğuktan korunmak için kullandığı mağara Allah'ın matematiği; pirizmadan evler yapmak insanın matematiğidir.
İnsana verilen akıl -ki bu da Allah’ın aklıdır- yine Allah’ın aklını çözmek ve anlamak zorundadır. Ham çamur Allah’ın yaratması ve aklıdır ama ondan kerpiç yapacak kalıplar oluşturmak ve sonrasında evin malzemesini çıkarmak insanın aklıdır. Bu insanın dünyadaki meşakkati anlamına da gelir.
İnsanın dünyada yaşaması gerekiyorsa doğanın zihne ait bir kabulünü ve tasavvurunu şemalaştırması gerekir. Bir ihtiyaçla belirir ve ihtiyacın doğası zamanın ve uzamın yansıması olan matematiği zorunlu yapar. Zihinde yaratılan tasavvurun haritası çizilmelidir. Her türlü düşünüm bu ilimle (bilim demiyorum) kurala bağlanmalıdır.
İnsan doğası gereği düzen ister ve düzensizliğin yaşamı zorlaştıracağını düşünür. Ayrıca doğanın kendi içindeki düzeninden kendi hesabına bir düzen çıkarır. Düzene uygun olan "doğru", uygun olmayan "yanlış" ile tanımlanır. "Doğru ve yanlış" yasaları olan matematiğin zihinsel deney alanlarıdır. İki noktadan bir doğru geçer düşüncesini "yasa ve düzenin" bir doğrusu kabul ederseniz; eğri geçer düşüncesine yine matematiğin bir kuralı olarak "yanlış" demek zorundasınız.
İnsanın çatışması matematik ile derken onun karşısındaki salaşlıktan bahsetmiştim. İnsan akıldan öte duyguları ile varlığa bakar. Bu bakış onda aşkla dile gelir. Aşk; matematiği kullanarak ortaya konan yasaları yani "doğru ve yanlış" kabullerini sevmez. Kazanma hırsı vardır onda. Kurala karşı çıkar ve kendi kurallarını dayatır. Dayatılan kurallarda "yanlış ve yasaklı"dır. Aşkın her zaman günah görülmesi "oyunun" kurallarına(matematik) rağmen hile(aşk)nin kötü görülmesi gibidir.
İnsan bir makine gibi düşünmek ve yaşamayı sıkıcı bulur. Toplumun anlam ve hak veremediği de kendisini sıkıcı ve saçma bulduğu duygusal alandır. Çünkü duygusal alan yıkıcıdır ve istemeye "sınır ve yasa" koyamaz. Allah’ın duygusal aşırılıkları "akılla" yani "düzenle" sınırlandırmasını öğütlemesi ve insanın aklına konuşmasının anlamı da budur. “Akletmez misiniz?”
İnsanın toplumu düşünerek yaşaması ve bu yaşama "doğru ve yanlışlar" getirmesi aşkın kötülüklerinden korur. İnsanın hayvandan ayırıcı özelliği(akıl) aşkla savaşır. Aşkla savaşı veren de: matematik ve ona olan yaşamsal gereksinimdir.
selamlar
matematiğin konumuna dair..
Cum, 22/06/2007 - 23:43 — Ali DüzBirkaç gün nete girip yorum yazma fırsatım olmadığı için cevap yazmakta geciktim, kusura bakmayın. Şimdi devam edelim.
Matematik düşlenenden ziyade bulunanın, görülenin kesinleştirilmesidir. Onu artık kesin gerçek kabul edip, onun ötesinde bir alana geçebilmek için şarttır; yani kesinleştirmek gibi, şart gibi hissetti Batı. Matematiksel sistemlerle doğanın işleyişi arasındaki benzerlikten faydalanarak bazıları, çeşitli olayların gerçekleşmesine yönelik matematiksel formüller icat edince, gerçeği de icat ettiklerini, bulduklarını, kapsadıklarını sandılar. Matematiğin zihinselliği burada eksiktir işte. İnsanın zihni hatasız sistemler üretebilir. Ama o sistemlerin içeriği doğanın, maddenin içeriğiyle birebir örtüşmez, o yüzden matematiksel çıkarımları doğanın gerçeği olarak ilan etmek yanlış oluyor. Ama sadece gerçeği anlamakta, doğanın ve doğadan elde edilenlerin işlenmesine yönelik durumları anlamakta bir yardımcıdır matematik. Yani kavrayışta merkez matematik olamaz. Matematik daha ziyade ölçmedir, çözme değil. Gruplandırma, ayırma, hesaplama, ölçme, çizmedir matematik. Bu yüzden anlamayı kolaylaştırır, fakat anlamanın merkezinde değildir bizzat. Mesela, bölme işlemi dediğimiz şey aslında ayırma işlemidir, desek doğru olabilir. Çünkü örneğin 10 cm. lik bir çubuğu gerçekte tam 5cm, 5cm şeklinde ikiye bölemeyiz, o bölmeyi sıfır hata ile yapacak hiçbir alet yoktur elimizde, o işlem hatalı olur yani; fakat 10 tane çubuğu ikişer ikişer gruplandırabiliriz, 5 tane ikili çubuk grubu çıkar ortaya, bu doğrudur. Maddeye içinden yaptığın müdahelede hata yapıyorsun mutlaka. Matematik insanın zihninde kurulan bir sistemdir sonuçta...
Ama çok önemli bir sistem. Batı matematikten, mantıktan bağını koparmadı hiç. Modern Batı medeniyetinin köklerindeki isim olan Dekart'tan 1970'lere Russel'e kadar önemli matematikçi felsefecileri oldu batının. Modern Batıdan öncesinde Greklerde de matematik zaten çok önemli bir yerdedir. Öklit miydi, geometri bilmeyeni kurduğu düşünce okuluna almayan...
Matematikteki ölçü-tartı birimlerinin genişletilmesiyle bir çok bilim de çığır açıcı gelişmeler oldu zaten. Fizik ve kimya özellikle, matematiğin sunduğu ölçme, tartma, gruplandırma, çizme işlemlerinden çok faydalandı. Matematiksel formüle kavuşmamış bilimsel çalışmaların kesinliğinden söz edilemiyor gibi şimdi. Bu yönüyle "matematik bilimlerin anasıdır" denir zaten. Kimi de sanat, güzel sanatlar kategorisinde değerlendirir matematiği...
Batılılar bilimleri geliştirerek bazı şeyleri çözümlemeyi kolaylaştırdılar. Bunu da safha safha ve kısmen matematiğin gelişim hızına paralel olarak yaptılar. Matematikte yeni buluşlar yapılmasıyla bilimlerin gelişmesi ve yeni icatların ortaya konması süreci önemli. Matematiği adamlar elleriyle yoklaya yoklaya, adım adım giderek genişlettiler, şimdiki hâline getirdiler. Buna paralel olarak da doğayı, evreni kavramada ileri doğru mesafe aldılar. Bu onlarda safha safha hakikati kendilerinin aydınlatarak buldukları havası oluşturdu işte. Çok çalıştılar, çabaladılar, buldular genişlettiler, sonra da hüküm vermeye, gerçeği, hakikati indirgemeye başladılar. Bu dünyanın karmaşasını, evrenin düzenli karmaşasını çözmek onları rahatlattı. Bulundukları yeri serinlettiler, kendilerini havalandırdılar yani. Bu dünyada yaşamayı kolaylaştırdı matematik onlar için.
Bizse matematiği Batılılar gibi anlamıyoruz. Batılıların nesnel olana kutsal, merkezi, evreni açıklayıcı rol verir tarzı tavırları bizi bağlamıyor bu noktada. İşte Pentagon binasındaki de matematiktir, Süleymaniye Cami'deki de.
Konunun yerini doğru tespit etmekle ilgili mevzu. Başkalarının metotlarının sonuçları bizim nesnel olan bazı şeyleri ertelememize, onlara çamur atar tarzda konuşmamıza neden olmamalı.
Son olarak şunu demeli, nesnel olan şeyin, maddesel olan şeyin nesnel olmayan, öznel, duygusal, ruhsal olana müdahelesi diye bir şey olmaz. Bunlar karşılaştırılmamalı yani. Matematikle aşkı karşılaştıramayız yani. Hesapçı insanlarla, hesapsız aşkı konuşabiliriz. Nesne(l) olan, bizim öznemize müdahele etmez. Nesne nesneye de müdahele etmez, edemez. Ve aksine nesneler, nesneler ve bizim için mükemmel bir denge oluşturur. Odanın içindeki koltuk odanın içindeki halı için bir dengedir; koltuk, odadaki masa için de bir dengedir. Halı olmazsa koltuğu da halı yerine kullanmaya kalkarız çünkü. Başka durumlar için de bu böyledir. Nesne-nesne, nesne-özne ilişkisinde de dengeler var. Dengeyi bozan olsa olsa insan olur, başka şey değil. Matematik değil.
Ölçmek, Biçmek, Anlamak
Cts, 23/06/2007 - 02:40 — Fatih M. TiyanşanEs-Selam
Ali kardeşim matematiğin tanımına dair güzel cümleler kurmuş, özellikle ölçme noktasında yazdıkları gerçekten bu noktada işin özüne inmemize yardımcı olacak nitelikte şeyler. Teşekkür ediyorum.
Karşılaştırma konusunda ise söyleyeceğim daha farklı bir şey var. Matematikle aşkı karşılaştırmak yani mukayese etmek birinin diğerine müdahelesi şeklinde cereyan eden bir hadise olarak algılanmamalı kanaatindeyim. Zaten ikisi birbirinden ayrı şeylerdir, ancak bu, tamamen ayrı oldukları anlamına gelmiyor, çünkü yaratılan her şey, eşyaya dair ne varsa mutlaka ama mutlaka birbirlerinden belli sınırlarla ayrılsalar bile birbirleriyle yine de irtibatsız olamayacak durumdadırlar. Bunu anlamak, zihinde bunun haritasını çizmek kolay olmayabilir, ama bu bağlantılar birer şebeke biçiminde bizi kuşatmıştır aslında. Beynin nöronlardan oluşması gibidir bu bir bakıma. İki nokta birbirine ne kadar uzak olursa olsun, aralarındaki bağ ne kadar zayıf olursa olsun bağlantı derecesi sıfır değildir asla. Dolayısıyla birbirleriyle bir şekilde irtibatsız gibi görünen şeylerin bile gizliden bir irtibatları vardır. Bu düşünceyi bize matematik vermektedir. Matematiğin ulaşamadığı noktalar da mevcuttur, bunu akıldan çıkarmamak icap ediyor. Her şey matematiksel formlar olarak ifade edilemez. Bu bir gerçektir. Zaten yapısal anlamda da böyle olmalıdır. Şeylerin birbirlerinden ayrılabilirliğidir varlıklarını belirleyen şey, ama bu ayrılık mutlak olamaz.
Aşkı konuşmak diye bir şey aslında onun gölgesini konuşmak anlamına geliyor. Ele avuca sığmayan, asla erişemeyeceğimiz bir kuşun kanadında saklı olan bu muammayı elbette kelimelerle kuşatmak mümkün değildir. Biz ancak ona yaklaşabiliriz, gölge de aslın bir kalıntısıdır sadece. Burda gölge-varlık kavramı akla geliyor, ama o şimdilik konumuzun dışında kalsın.
Bizim matematiği farklı anladığımız doğru, Batı'nın zihin yapısıyla bizim zihin yapımız birbirinden hayli uzak. Ancak uzak ne kadar uzak olursa olsun yine de uzak değildir. Ortaya çıkanlar sadece kavramların farklı yüzleridir, bizeyse anlamak düşüyor.
Selam ve muhabbetlerimle...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...