Bahardım, soldum uzun yıllar ardında
Turnalar geçti başımdan, sokaklarımdan
Yollar akıp giderken, yıllar geçip giderken
Yolum, yoldaşım oldu...
İlkay Akkaya
Vazgeçmiştim yazmaktan, kağıtları kalbime şahit kılmaktan, gecenin gözleri önünde, öylece arz-u hal etmekten, vazgeçmiştim. "Söz uçar; yazı kalır" demişlerdi. Kalsın istemiyordum sözlerim, uçsunlar istiyordum. Elden ele değil, dilden dile varsın'dı diye, belki kalemden ayrılığım. Oturup mürekkep akıtmak, cazibesini yitirmişti...
Sözlerimi uçurdum, bazen başıboş avare kuşlar gibi, bazen çöplüğe dadanan martılar, bazen de yağmurdan kaçan serçeler gibi, uçurdum sözlerimi. Henüz palazlanmışken, kanatlarını kırdım acımasızca ve acılı bir suskunluk kapladı gökyüzümü bazen. Akbabayı güle, leşleri bülbüle paye kıldım, bilmeden... Güllerimi kemirdi akbabalar, dikenleri kurtarabildim ancak. Lal oldu bülbüller, türkülerim yetim kaldı...
İşte kağıtlar yine mürekkebe susadı. Ben ise, bir sakiyim yeniden. Kafeslerin kapılarını kapattım yeniden. Dokunsalar yazacağım soğuk bir kış gecesi...
Penceremde kar, aklımda yollar, avucumda sıcak bir bardak demli çay...
Güzeldi yollar, yolcusuyla
Güzeldi düşler, yoldaşıyla
Kalbimde yine o şarkılar...
-Yalnız mısınız?
-Evet.. Mümkünse cam kenarı, numaranın önemi yok.
Her yolculuğum bu cümlelerle başlıyor. Önce camdan sallanan eller ve yüzde aslında mutluluk ifade etmeyen gülümseme. Bir adım sonrası hüzün, yalnızlık, penceredeki dünya...
-Hoş geldiniz sayın yolcular ! Ve belki de, ayrılığı unutturmak için küçük bir şeker.
Her ayrılık bir kavuşmaymış ama ayrılık ağır basıyor nedensiz. Dalından koparılmış ve hiç bilmediği bir yere götürülen bir kızıl lale olurum aniden. Koca bir ülkeyi ortasından ikiye bölen bir yolun başındayım. Başım cama yaslı. Yol arkadaşlarım; Sezen Aksu, İbrahim Sadri, İlkay Akkaya ve Ali Ural.
-Git, git.. git-me dur ne olur...
-Geleceğim diyorum sana, takvim sorup hudut çizdirme bana...
-Ardımda bırakıp gül çağrısını, ayrılık anı bu içli şarkıyı...
Sevgili Dost,
Güneşin doğduğu yerlerden, güneşin battığı yerlere gidişim, bundandır ve bundandır belki de hüznüm. Sarı bozkırlardan, karlı dağlara yol alırken; dört mevsim, yedi iklim geçiyor içimden. Ama ne bahardan sonra yaz ne de güzden sonra kış geliyor. Aynı anda yaşıyorum dört mevsimi. Dört rahvan at, dört nala koşuyor. Kazanan sürekli değişiyor. Kaybedense hep aynı...
Önce toprağını özlüyorum kentimin. Asfalt yollara ve beyaz yüzlü apartman çocuklarına giderken; çamuru ve çamura bulanan esmer çocukları özlemeye başlıyorum. "Yine bekleriz" dercesine vakur bir edayla şehrin surları uğurluyor beni uzaktan. Taşların konuştuğunu bir bu şehre girerken, bir de bu şehirden çıkarken duyarım. Yalnızız ikimiz de, duyarız birbirimizi. Zaten yalnızlık da ağzını kapatıp konuşmaya başlamak değil mi? Kimler gelir geçer de, kimseler duymaz sanki yüzyılların taşıdığı bu simsiyah bazalt yalnızlığını. Karalara bürünmüş bu gizemli suskunluğu... Amed'in dev yalnızını geride bırakıp, uzaklaşıyorum istemeden.
Her uzaklaşma da bir yakınlaşmaymış. Arzın derinliklerinde dalan güneşle beraber, bakışlarım semanın inci ışıklarına dönüyor. Vakit akşamdır artık. Ay var gökyüzünde. Demek yalnız değilim. Gidilen yerde bekleyen, terk edilende özleyen ve kim bilir daha nice gözler buluşuyor onda. Bakışıyorum, belki de binlerce insanla konuşuyorum. "O da bakıyor mudur acaba" cümlesi yangın yüreklerden duyduğum ilk cümle oluyor. Sahi o da bakıyor mudur ? Hafif bir tebessüm kaplıyor yüzümü.
Yol kenarındaki kuytu köy ışıkları arasında bir köy evinde misafir oluyorum ansızın. Soba yakılmış, kestane kokuları uzaklardan duyuluyor. Sohbet koyu, televizyon çoktan karartılmış. Düş kurmaktan mecalsiz kalan dilimi ısıtıyorum, ben de; "Geldiğim yerde ..." diye başlayan cümleler kurarak. Pür dikkat dinliyor herkes.
Başım cama dayalı, kulaklarım dünyaya kapalı. Karanlık ve geniş ormanlar geçerken korkuyla doluyor içim, üşüyorum. Düşler kurmaya devam ediyorum, düşünüyorum. Düşmek düş'ten mi geliyor yoksa? Her düş, bir düşüşü mü taşıyor ardında ya da önünde? Düş... Düşün... Düşünüyorum, daha çok yolum var, başım cama yaslı ve gözlerim hala yaslı...
Yorumlar
düşünden düşürme yar..!
Salı, 28/06/2005 - 14:32 — Emre Uğur"yumdum gözlerimi;
düşlerine dalıyorum habersiz,
düşe düşe, varıyorum "düş"üne.
emre
sayın skyquakes: güzel, gerçekten güzel olmuş.
daim muhabbetler
dualarla kalalım
yollar ve yolculuklar..
Cum, 26/08/2005 - 15:44 — Yağmur İLGÜNYine yollara düştüm..kendinden ve her şeyden kaçışın adıydı yollara düşmek. Belki de her şeyle tekrar yüzleşmenin adı..
Yollar beni, kendine çekiyor her bahar..gel diyor, gel ve içindekileri dök yollara, gel ve selam ver dağlara, bulutlara..içinde özlemini duyduğun ne varsa gel paylaş benimle.
Yol dile geliyor her yolculuğa çıkışımda. Bana yoldaş oluyor sayfalar. Büyük şehrin gürültüsünden, olumsuzluklarından tekrar kaçıyorum. Kentin ışıklarından kaybolan yıldızlara tekrar kavuşabilmek umuduyla yine yollara düşüyorum..
skyquakes yüreğinize sağlık..selamlar..