renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Garip Şiirine Saldırı Yahut OrhanVelicilere Öğütler

Orhan Veli iyi bir şair değildir!

İyi nedir? Şair kimdir?

Bu soruların ardına düşüp felsefe balonlarıyla şuh danslar yapmak niyetinde değilim. Ben de biliyorum dostlarım, Derrida’yı anmadan, Freud’dan dem vurmadan, Rimbaud’ya selam çakmadan şiir üzerine söz söylemek günahtır bu mecliste. Af buyrun.

Bizim edebiyat tarihçilerimiz Batılı bir dikkatle edebiyat üzerine eğildiklerinden edebî grupları çok severler; hile ile olmasa da cebren edebî mektep yaratmak arzusundadırlar. Haşim’e sembolist, Nazım’a komünist damgasını yapıştırmak ne büyük keyiftir onlar için. İkinci Yeni diye bir grup yaratmışlar ve bundan öyle bir bahsetmişlerdir ki; vasat bir şiir okuyucusu Ece Ayhan’la Sezai Karakoç’u can ciğer iki dost sanar. Birinci Yeni yahut Garip diye anılan topluluk(!) için de aynı şeyi söylemek mümkündür sanıyorum. Evet, Orhan Veli; Oktay Rifat ve Melih Cevdet’le dosttu; üstüne üstlük ortak bir kitap bile çıkarmışlardı; ama bu yeterli midir onları bir edebiyat topluluğu olarak görmeye/göstermeye? Elbette, yeterli değildir.

Bir Garip şiirinden bahsetmek güçtür. Orhan Veli şiiri denmelidir; zira Garip diye anılan şiir anlayışı Orhan Veli’nin şiir anlayışı olduğu gibi Oktay Rifat ve Melih Cevdet, Garip’ten sonra –hatta Garip’te bile- Orhan Veli’nin şiirinden çok ayrı şiirler yazmışlardır; ki çok iyi bilirsiniz Melih Cevdet’i daha çok İkinci Yeni içinde değerlendirmenin mümkün olduğunu söylerler.

Garip şiiri diye bir şiir tanımadığımı ve Garip şiiri sözünden Orhan Veli şiirini anladığımı imledikten sonra, diğer meseleler üzerine konuşabiliriz.

Bakalım, Orhan Veli Hazretleri neler buyurmuş, Garip’in önsözünde:

“Bugünkü insan öyle zan ve temenni ediyorum ki, vezinle kafiyenin kullanılışında kendini hayrete düşüren bir güçlük, yahut da büyük heyecanlar temin eden bir güzellik bulamayacaktır.” (sf.24)

“Teşbik, istiâre, mübalâğa ve bunların bir araya gelmesinden meydana çıkacak bir hayal zenginliği, ümit ederim ki, tarihin aç gözünü doyurmuştur.” (sf. 25)

Üstat diyor ki: Vezin ve kafiye, tekmil söz sanatları ve dahi ahenk lüzumsuzdur. Tez kelleleri vurula!

Ne garip! Tam anlamıyla, adı üstünde garip. Ahenksiz bir şiir düşünülebilir mi? Susuz bir deniz, kumsuz bir çöl… İnanın benim muhayyilem almıyor.

İmdi bakınız, Orhan Veli’nin en beğenilen şiirlerine bir göz atalım. Orhan Veli deyince Orhan Velicilerin aklına şu şiirler gelir: Anlatamıyorum, Kitabe-i Seng-i Mezar, İstanbul’u Dinliyorum, İstanbul Türküsü… (Ben de on altı yaşımda Orhan Veli’nin şiirlerini ilk okuduğumda salt bu şiirlerin altını çizmişim.)

“İstanbul’da, Boğaziçi’nde,
Bir fakir Orhan Veli’yim;
Veli’nin oğluyum,
Târifsiz kederler içinde.
Urumeli hisarı’na oturmuşum;
Oturmuş da bir türkü tutturmuşum:” (sf.66)

İstanbul Türküsü şiirinden alıntıladığım bu mısralarda şairin kafiyeden yararlandığını görüyoruz. Dahası Orhan Veli’nin ve Orhanvelicilerin söylediği gibi şair, geleneği reddetmiyor/reddedemiyor. Geleneksel bir form olan türküye düpedüz selam çakıyor. Ayrıca şiirin tamamında duyulan bir musikiden bahsetmemek, bu güzelim şiire haksızlık olur. Tamam, hazret tedahülü reddediyor; ama bakınız en beğenilen ve bilinen şiirlerinden biri olan İstanbul Türküsü’nde bundan kaçamıyor. Yine o meşhur moro romantico Anlatamıyorum şiirinde de derinden bir musiki söz konusudur.

“Gerin bedenim, gerin;
Doğan güne karşı.
Elinin, kolunun gücünü,
Ele güne karşı.

(…)
Sevin sevinebilirsen,
İnsanlığın haline karşı.

(…)
Küçük hanım, yatağında, uykuda,
Rüyalarına karşı.” (italikler benim, sf.105)

Bu mısralar kafiyeyi reddeden şair Orhan Veli’nin Karşı adlı şiirinden. İstanbul’u Dinliyorum’da da böyle kafiyeler ve ahenk unsurları ve musiki söz konusudur. Şu sonuca rahatlıkla varılabilir ki; şair şiirlerinde teoride reddetteği şeylerden kaçamamıştır ve bilhassa bunu başaramadığı şiirleri ünlenmiştir.

Orhan Veli mısracı zihniyete saldırır: “Şiirde hücum edilmesi lâzım geldiğine inandığım zihniyetlerden biri de mısracı zihniyettir. (…) Sıvanmış, boyanmış bir binanın tuğlaları arasındaki harcı göremeyiz. (…) Tuğla güzel değildir. Sıva güzel değildir. Fakat bunlardan terekküp eden bir mimari eseri güzeldir.” (sf.35-36)

Peki, “Rakı şişesinde balık olsam”, “yazık oldu Süleyman Efendi’ye” gibi mısralar hazretin berceste mısraları değil midir? Okuru mu anlamamıştır onu yoksa?

Orhan Veli, şiirde şekil kaygısından kurtulayım derken şekilsizlik kaygısıyla karşı karşıya kalmıştır. Şiirde yalnızca anlamın önemli olduğunu vurgulamıştır, şiirin insanın duygularına değil kafasına hitap ettiğini(sf.29) düşündüğünü belirtmiştir; lakin eski şekilleri yıkma kaygısından kurtulamamıştır.

Peki, bu adam söylediklerine hep ters mi düşmüş? Hiç mi poetikası kabul edilen Garip önsözünde yazdıklarına uygun şiirler yazmamış? Yazmış, elbet; hem de pek çok! Lakin bunlara şiir demek mümkün müdür? Orhanveliciler yıllar yılı bunları şiir kabul ettiler, buyrun:

“Çayın rengi ne kadar güzel,
Sabah sabah,
Açık havada!
Hava ne kadar güzel!
Oğlan çocuk ne kadar güzel!
Çay ne kadar güzel!”(Ne Kadar Güzel, sf.52)

“Kimimiz Ahmet Bey,
Kimimiz Ahmet Efendi;
Ya Ahmet Ağayla Ahmet Beyefendi?”(Ahmetler, sf.111)

“İlk yemişini bu sene verdi,
Kızılcık,
Üç tane;
Bir daha seneye beş tane verir;
Ömür çok,
Bekleriz;
Ne çıkar?

İlâhi kızılcık!”(Kızılcık, sf.56)

İlâhi Orhan Veli! Ve dahi ilâhi Orhanveliciler, şimdi bunlar şiir midir? İlkokul çağında bir çocuğun eline kalem versek, Kızılcık şiiri gibi şeyler yazmaz mı? Bilmiyorum buraya üç örneğini aldığım Garip’te benzerleri bolca bulunan bu şiirlerin kıymeti nedir? Ağaç şiiri vardır bir de Orhan Veli’nin, ben yine böyle ukalalık ederken, bir dostum o şiirin hikâyesini anlattıydı. Orhan Veli, Ağaç dergisine bir şiir yollamış, şiiri yayınlanmamış bunun üzerine bu şiiri yazmış. “Fevkalade” dedim. Bu kadar ince bir şey, ah ne de güzel bir şiir!

Bakınız şiir nedir? Nükteli söz nedir? Bilmece nedir? Aforizma nedir? Bunları bilmiyorsak şiirden bahsetmeyelim. Bunların ayrımını yapamıyorsak “Orhan Veli Türk şiirin mihenk taşlarındandır” deyip kafaları karıştırmayalım.

Orhan Veli’nin şiir kabilinden yazdıkları bir elin parmaklarını geçmez, onlar da dillerdedir. (Anlatamıyorum, İstanbul’u Dinliyorum, vs.) Yani artık başta Orhanveliciler olmak üzere herkes anlamalıdır ki Orhan Veli iyi şiirler yazmamıştır, Orhan Veli şiir yazmamıştır. Orhan Veli’nin poetikası kabul edilen Garip önsözünde anlattığı yeni bir şeydir, ama şiir değildir. O söylediklerine uygun olarak yazdıkları ortadadır ve şiir denebilecek metinler değildirler. Ezberciliği bırakmanın zamanı çoktan gelmiştir. Şapkamızı önümüze alıp düşünme vaktidir, tabuları yıkma zamanıdır.

Hiç kuşkum yok ki, Orhan Veli hayatta olsaydı, bu üstte yazdıklarıma benzer şeyleri kendisi kaleme alırdı. Yeniliğe bu kadar aç, yeniliğin bu kadar savunucusu bir şairin böylesine muhafazakâr, kendi şairlerini bile eleştirmekten aciz sevdalıları olması ne kadar ironik değil mi?

Orhan Veli’nin şiiri yeni bir şeydir; ama şiir midir? Şiir olduğu kabul edilse bile iyi bir şiir midir? Ben bugün Orhan Veli’nin Garip’te bahsettiği gibi şiirler yazsam, siz o harika dergilerinizde yayınlar, kocaman yayın evlerinizden kitabımı basar mısınız?

Orhan Veli’nin tek numarası yeni bir şey yapmış olmasıydı. Bu kadar! Bitti! Başka bir şey yok! Orhan Veli, Türk edebiyatına, Türk şiirine başka bir şey kazandırmamıştır. Orhan Veli, köyün delisi gibi çıkıp bağırmış, kahkahalar atmış, olmayacak şeyler söylemiş ve yapmıştır. Kimisi “delidir ne yapsa yeridir” diyerek söylediklerini dikkate almamış ama bu çığlıkların, bu kahkahaların ehemmiyetini düşünerek yeni Türk şiirini kurmuşlardır. Kimisi ise kuyuya atılan taşı çıkarmakla uğraşırken kuyuya düşmüşler, varsa yoksa Orhan Veli, varsa yoksa Garip diyerek ‘garip’leşmişlerdir.

Orhan Veli bir şeyi gösterdiyse şiirin nasıl olmayacağıdır. Orhan Veli’nin önemi ahenksiz şiir kurulamayacağını göstermesinden ileri gelir.Bugün Mehmet Emin’e, Ziya Gökalp’e ve hatta Mehmet Akif’e “önemli bir şahsiyetti ama iyi bir şair değildi” diyebiliyorsak Orhan Veli için de aynı şeyi söyleyebilmeliyiz!

Orhanveliciler arasındaki şair olma sevdalısı genç! Şimdi kulaklarını aç ve beni iyi dinle. Şiir yazmak istiyorsun, yenilikçi olmak istiyorsun, Orhan Veli gibi olmak istiyorsun. Evvela şunu bilmelisin ki Orhan Veli eski Türk şiirini çok iyi bilmekteydi. Birdenbire yenilikçi bir şiir düşünmedi. Eskiyi bilmeden yeniyi kurmak zordur çocuk; yeni eskiye saldırarak hayat bulur, eskiyi bilmiyorsan pek bir şey yapamazsın. İkincisi eskiyi reddederek, geleneği yok sayarak da bir yere varamazsın. Orhan Veli gibi olursun ki yol arkadaşların (Oktay Rifat, Melih Cevdet) bile tali yollara saparlar, yolun ucunu karanlık görünce. Serbest şiir Orhan Veli’nin dediği ve denediği gibi şiir şiir yapan unsurlardan vazgeçerek yapılmaz. Kafiyeyi, ahengi yok sayarak şiir yazılamaz! Bak, büyük şair Nazım Hikmet de serbest şiir yazmıştır. Ama Nazım, tüm materyalistliğine rağmen eskiyi, geleneği reddetmemiştir. Nazım’ın şiirinde iç kafiye vardır, Nazım’ın şiirinde musiki vardır, Nazım’ın şiirinde Divan şiirinden armağan bir azamet vardır. Serbest şiir nasıl yazılır, bunu Nazım Hikmet göstermiştir; Orhan Veli’nin yaptığı hevesli bir çocuğun denemelerinden ibarettir.

Kızgınlığım Orhan Veli’den çok Orhanvelicilere; zira bakınız, şair Garip’in önsözünde neler söylüyor:

“Bir insan kurduğunu mükemmelleştiremeyebilir. Fakat kendisini hemen takip edecek olana kıymetli bir temel tevdi eder. Ya bir yol gösterir, yahut bir yolun yanlış olduğunu söyler.” (sf.28)

Orhan Veli, şiirde bir yenilik yapılması gerektiğini ve bu yeniliğin nasıl yapılamayacağını göstermiştir. Bunun kendisi de farkındadır, pişmanlık duyduğunu kendisi de ifade eder:
“Şiirdeki Garip mefhumu üzerinde bugün bir yazı yazmağa kalksam herhalde aynı şeyleri yazmam.” (sf.20)

1947’de kendisiyle yapılmış bir röportajdan şu bölüm söylediklerime dayanak olacaktır:

“— Şimdi o şiirlerinizi beğenir misiniz?
— Şimdi onları beğenmiyorum. şekil bakımından zayıf buluyorum. Şiirin bir de ustalık denen şeye dayandığını o zaman bilmiyormuşuz demek. Bugün bu şairlerden ayrıldık. Halk edebiyatından istifade ediyoruz. ama bir hamle yapabilmek için, eskilikten silkinebilmek için o şiirleri de yazmak lazımdı. (Yeni Gün, 2 şubat 1947)

Bre Orhanveliciler! Bakınız yarım asırdan fazla zaman geçmiş, şairiniz kendisi bile yaptıklarının yanlış olduğunun farkında. Daha doğru bir ifadeyle yaptıklarının bir deneme olduğunun, o dönem için belki doğru ama şimdi için kabullenilmesi zor şeyler olduğunun farkında.

Hasılı:
Orhan Veli Türk edebiyatında önemli bir isimdir; çünkü şiirde bir yenilik yapılması gerektiğini bağıra bağıra söylemiştir.

Orhan Veli Türk edebiyatında önemli bir isimdir; çünkü yeni şiirin nasıl olmaması gerektiğini göstermiştir.

Ve Orhan Veli iyi bir şair değildir; çünkü estetikten, ahenkten uzak sözlere tarih boyuna şiir demedik biz.

Sunay Akın anlatır, şairin Aşiyan’daki mezar taşında şöyle yazıyormuş:

“Orhan Veli
1914—1950”

Hayatı boyunca kafiyeden kaçan şairin mezar taşında yazanların kafiyeli olması üzerinde düşünülmesi gereken ironik bir vaziyettir.

*Orhan Veli, Bütün Şiirleri, Adam Yayınları, kırk altıncı basım, 2002 (Alıntılar bu kitaptandır.)

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Orhan Kuşkulu'dan daha çok Osman Özbahçe okudum ben!

Merhaba

"Garip şiiri diye bir şiir tanımadığımı ve Garip şiiri sözünden Orhan Veli şiirini anladığımı imledikten sonra, diğer meseleler üzerine konuşabiliriz."

Bu görüş Osman Özbahçe'nindir. Ortalıkta yetişen ya da konuşan bir "garip eleştirmeni" olmadığı için "garip akımının" olmadığını savunur, "Şiir Yazmak Savaşmaktır" başlıklı meşhur ve namlı yazısında.

"Orhan Veli'yle Sezai Karakoç arasında zaten yazacak adam yok! Bundan dolayı ortada Garip hareketi veya şiiri de yok! Peki ne var? Orhan Veli akımı var! Sadece bu! Ben, "Orhan Veli akımı" ibaresini şimdiye kadar iki kişide gördüm: Sezai Karakoç ve Hüseyin Cöntürk." der Özbahçe.

"Bu mısralar kafiyeyi reddeden şair Orhan Veli’nin Karşı adlı şiirinden. İstanbul’u Dinliyorum’da da böyle kafiyeler ve ahenk unsurları ve musiki söz konusudur. Şu sonuca rahatlıkla varılabilir ki; şair şiirlerinde teoride reddetteği şeylerden kaçamamıştır ve bilhassa bunu başaramadığı şiirleri ünlenmiştir."

Mesala İngiliz Romantik Şiir hareketinde Wordsworth'da "preface to lyrical ballads", -lirikal baladlara önsözünde- şiir üzerine, yazılması gereken şiir üzerine teorilerini sunmuş/söylemiştir. Fakat arkadaşı daha sonra yollarını ayıran Samuel Taylor Coleridge, "Biographia Literaria" -Edebiyat Biografisi-nde Wordsworth'un getirdiği teorik önermelere karşı çıkar ve Wordsworth'un şiir pratiğinde savunduğu teorileri, pratikte uygulamadığını/uygulamadığını söyler/ispatlar.

Zaten pek çok şiirinde avam(commons) dilini -şiir dili(poetic diction) yapma taraftarı olan Wordsworth en iddalı şiirlerini avam (common) dilinden uzaklaşarak entellektüel bir dille kurmuş/yazmıştır.

Bu babta Orhan Veli'yi ve Wordsworth'u birbirlerine benzetebiliriz. İkiside teori üretiyor ve zamanlarında ilgi çekiyor ama pratikte kendilerini yalanlıyorlar.

Mesala Hakan Arslanbenzer, Türk Şiirinde, hiç bir zaman Romantik Akımın olmadığından, hiç bir zaman romantik şiir yazılmadığından bahsetmişti. Fakat burada, yani Orhan Veli duruşunda biraz Wordsworthvari bir duruş var sanki! Yani teoride okey, pratikte pişti.

Son olarak, buradaki,

"Orhanveliciler arasındaki şair olma sevdalısı genç! Şimdi kulaklarını aç ve beni iyi dinle. Şiir yazmak istiyorsun, yenilikçi olmak istiyorsun, Orhan Veli gibi olmak istiyorsun. Evvela şunu bilmelisin ki Orhan Veli eski Türk şiirini çok iyi bilmekteydi. Birdenbire yenilikçi bir şiir düşünmedi. Eskiyi bilmeden yeniyi kurmak zordur çocuk; yeni eskiye saldırarak hayat bulur, eskiyi bilmiyorsan pek bir şey yapamazsın. İkincisi eskiyi reddederek, geleneği yok sayarak da bir yere varamazsın. Orhan Veli gibi olursun ki yol arkadaşların (Oktay Rifat, Melih Cevdet) bile tali yollara saparlar, yolun ucunu karanlık görünce. Serbest şiir Orhan Veli’nin dediği ve denediği gibi şiir şiir yapan unsurlardan vazgeçerek yapılmaz. Kafiyeyi, ahengi yok sayarak şiir yazılamaz! Bak, büyük şair Nazım Hikmet de serbest şiir yazmıştır. Ama Nazım, tüm materyalistliğine rağmen eskiyi, geleneği reddetmemiştir. Nazım’ın şiirinde iç kafiye vardır, Nazım’ın şiirinde musiki vardır, Nazım’ın şiirinde Divan şiirinden armağan bir azamet vardır. Serbest şiir nasıl yazılır, bunu Nazım Hikmet göstermiştir; Orhan Veli’nin yaptığı hevesli bir çocuğun denemelerinden ibarettir."

cümleleriniz parodi ve pastişten öte çok sırıtan bir Osman Özbahçe üslubu ve söylevi olmuş. Evet edebiyat ve şiirde mimesisler vardır, birilerine illaki öykünürüz, esin alırız ama bunu gösterirsek/göstererek edebiyat ve şiirde tabiri caizse "elitler" arasında yer alamayız.

Mesala siz "Orhanveliciler arasındaki şair olma sevdalısı genç! Şimdi kulaklarını aç ve beni iyi dinle." diye başlıyorsunuz, Özbahçe de,

"Şimdi! Şiir yazmak isteyen züppe!

Kulaklarını aç da beni iyi dinle!

Senin, şiirimizi yatay bir çizgi kabul edip bu çizgiye dört tane dikey çizgi çizmen gerekmektedir. İşbu çizgilerin önemi şudur: Bu çizgiler birer milattır; bu çizgilerden öncesiyle sonrası arasında bir fark vardır. Birinci çizgi Mehmet Âkif'tir. İkinci çizgi Orhan Veli'dir. Üçüncü çizgi Sezai Karakoç'tur. Dördüncü çizgi İsmet Özel'dir. Bu dört büyük şair şiirimizin demirbaşıdır. Her yangında öncelikli olarak kurtarılması, sahip çıkılması gereken biricik vesikalarımızdır. Tarih, birikim, gelmiş geçmiş mi diyorsun? Al sana Mehmet Âkif! Mehmet Âkif'le Orhan Veli arasına canının istediğini yaz ya da yazma! Bundan bana ne! Orhan Veli'yle Sezai Karakoç arasında zaten yazacak adam yok! Bundan dolayı ortada Garip hareketi veya şiiri de yok! Peki ne var? Orhan Veli akımı var! Sadece bu! Ben, "Orhan Veli akımı" ibaresini şimdiye kadar iki kişide gördüm: Sezai Karakoç ve Hüseyin Cöntürk. Sezai Karakoç'la İsmet Özel arasına ilk başta Turgut Uyar ve Cahit Zarifoğlu'nu yaz. Bu iki şair en az Sezai Karakoç ve İsmet Özel kadar önemlidir. İkinci olarak Sezai Karakoç'la İsmet Özel arasının, Mehmet Âkif'le Orhan Veli arasına benzemediğini, hem de hiç benzemediğini asla unutma; bu arada canının istediği istemediği kuralı işlemez ve Ece Ayhan, Cemal Süreya, Edip Cansever ve özel bir durum olarak Metin Eloğlu başta olmak üzere bu arada yaşamış, yazmış bütün şairleri oku! İsmet Özel'e gelince, İsmet Özel'den sonrası hâlâ devam etmektedir, canının istediğini oku, istemediğini okuma! Hiçbir şey kaybetmezsin!"
diye başlıyor.

Yazının tamamını yeniden (çünkü evvelden cemaat'te pastlamıştım) şuradan okuyabilirsiniz: http://prisonhouse.blogcu.com/414951/

Zevk aldığım bir yazı yazmışsınız. Ama daha çok Osman Özbahçe okudum ben. Orhan Kuşkulu arada kaynadı. Yinede teşekkürler.

Muhabbetle

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

osman kuşkulu

selamlar,
kuşkusuz söylenecek söz yok. mustafa kardeşimiz ortaya koymuş her şeyi.
evvela özür diliyorum.
ardından mazeret olamaz elbet ama açıklamasına girişeyim:
sizi bilmem ama ben internette hız sınırını aşarak süratli bir gezi yaparım her zaman. işte bu süratli gezişlerimde ihtimal ki özbahçe'nin yukarda bahsi geçen yazısını okumuşum ve hemen geçmişim, öyle hızlı geçmişim ki yazarı kim diye bile bakmamışım; ama bu benim hafızama bir şekilde kazınmış ve orhan veli üzerine söz söylerken kendi kelimelerimmiş gibi dökülmüş.
ben de şaşkınlık içindeyim. bu saatten sonra yapılacak iki şey varsa özür dilemek ki diledik; ikincisi de eğer gerekiyorsa cemaat.com yetkilileri yazıyı yayından kaldırırlar.

demek ki!

selam ve dua ile;
hiç bir yargının hikmetinden sual olunmaz zamanlardayız.. sanırım türk şiirinin dört dikey çizgiden ibaret oluşu yargısı da böyle.. yine de ben kendi kendime acaba şu dörtlükten ötürü mü necip fazıl yatay çizgi de değerlendirilmiş (belki yatay çizgide bile kabul edilmiyordur kimbilir.. solcu taife "kaldırımlar"dan sonra yazdıklarını şiir kabul etmedi)
"kaçır beni ahenk al beni birlik
artık barınamam gölge varlıkta
ver cüceye, onun olsun şairlik
şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta"
cemal çalık

Garip üzerine

Yıllardır Orhan Veli Şiiri’ni tanımlama çabalarına tanık oluyoruz. Garip Poetikası çok konuşulup üzerine çok yazılmış bir konu. Dadaizm’le, Sürrealizim’le ilişkileri , şiir dilinden bilinçli olarak kopmaları vs. Kurma bir şiir kuşkusuz, olmasa da Türk Şiiri pek bir şey kaybetmezdi. Ancak Türk Şiir Tarihi’nde önemli bir boşluk oluşacaktı o zaman. Orhan Veli’nin çok iyi bir şair olduğunu biliyoruz. Okay Rıfat da öyle; Melih Cevdet de… Oktay Rıfat ve Anday’ın, Garip Şiiri’ni terk ettikten sonra yazdıkları çoğu kez hayranlıkla izlendi. Maddeci olarak tanımlanmalarına rağmen Anday, Cansever’le birlikte şiirin en önemli burçlarından ikisini işgal ediyorlar kanımca. Orhan Veli’nin ömrü yetseydi Rıfat ve Anday gibi Garip Şiiri’nin bugünkü etkilerini iyice belirsizleştirecek şiirler yazabilirdi.