renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Gazetecinin Acıklı Gösterisi

Arap kardeşlerin canı acıyor, ülkemizin bir yerleri acıyor, doğu yanıyor, içimiz acıyor, yanıyoruz. Tık yok! Bir küçük parka bile Ahmet Kaya adı verilemiyor, F tiplerinde, arka mahallelerde olan biten duyulmuyor artık. Tık yok…
Gazeteler, medya, entel plazalar; 5. Lale Devrini yaşıyorlar: “Kim kimden daha süper eğleniyor!” Bir de, “lale aldım balık pazarından” dümbürtüsü!...

Ama en zor durumda olanlar gazeteciler, aydınlar ve âlimlerdir inanın bana. Sorumluluk ve görevlerini yerine getirmeyenler; halkın gücünü unutanlar ve halkla bütünleşmeyenler; bilgi, bilinç ve yön vererek ona rehber olmak zorunda olan bu insanlar, bu fonksiyonlarını unutmuş, güçlerini yitirmiş ve yönlendirici özelliklerini kaybetmiş durumdadırlar.
Rehberlik durumunu bıraktılar ve her türlü yobazlığın köleleri haline geldiler.
Halkı aydınlatmak ve özgürleştirmek yerine sistemin sürdürücüsü olmayı seçtiler. Yardakçı olmanın maddi karşılığını alanlar arasındaysa gazeteciler en alt sıralarda yer almaktadırlar. 1980 öncesi aldıkları bütün haklar, sendikal güvenceler, sosyal güvenceler bir bir silindi ve anında kapıya konacak yanaşmalar haline getirildiler. Biner biner işten atılan gazeteci haberlerinin anlamı budur. Onun için de büyük bir güvensizlik içinde köleliklerini ispatlamaya, patrona yanaşarak kişiliklerini deforme etmiş ağabeylerine, ablalarına yaranmaya çalışıp durmaktalar. Çünkü hiçbir şey onları korumuyor. En ufak bir kan uyuşmazlığında işsizliğe mahkûm olacaklarını biliyorlar. Onları koruyacak kimse yok artık. Basın sendikaları, cemiyetleri, gazete patronlarının sadakalarıyla yaşayan bir huzur evi konumundadır. Bunu bilen gazeteci çevresine, şefkatle değil vahşi bir kendini kurtarma güdüsüyle bakmaktadır. Onun için halkla alay ederler, sıradan insanların hayatlarına bodoslama girerler, iktidarlı olmayanı umursamazlar ve genel kabul görmüş olanın şakşakçısı olarak muhalif grupları, cemaatleri, aydınlanmışları itelerler.

Bakın manşetlere, araya porno koyan tv haberlerine, bakın Pazar ilavelerine, bakın kendisini maymun etmiş köşe yazarlarına ne dediğimi anlayacaksınız.
Kimse bu durumdan kurtulamaz. Hepsi aynı iklimin insanıdır. Patronların, sistemin, şehirli sosyetik hayatın, iktidarın ve askerlerin çizdiği dar sınırlar içinde ellerinde kalan bir iki konuyu çiğneyip dururlar: Aile içi şiddet, töre cinayetleri, tinerciler, magandalar.

Sözde kadına yönelik şiddeti kullanarak ne kadar Avrupalı ve gelişmiş olduklarını vurgularlar. Öte yandan kadınlar, bir cinsel köle olarak “yanlışlıkla” açılmış göğüsleri, yat partileri ve televizyonda ünlü olmak için her şeyini vermeye hazır çıplak manken kızların frikikleri ile yer alırlar bu modern denen şeyde!
Kim kimle yatmış, niye yatmış, o ona layık mıymışla dolu entelektüel köşe yazıları gündemimizi oluşturur.
Azınlık diye adlandırılan düşüncelere duyulan öfke, kasten bir intikamcılıkla kinlenen zengin karılarının boşanma davalarına, yatlarına, tuhaf köpeklerine duyulan ilgi ve bütün bu bize gerçek hayat diye yutturulan yapay tiplere benzemeyene, farklı olana, ötekine yönelen garez, nedense bir şiddet olarak algılanmaz.
Siyasi kabullere karşı çıkan bir kızın, bir muhalif grubun, bir özel cemaatin haberi verilirken gösterilen aşağılayıcı taassup, aile içi şiddet yanında lüzumsuz bir öğedir artık.
Midesi biraz hassas olanların geveledikleri düşünceler ise, 90’ların medya taktiğinin bir eseri olarak, biraz ondan –tam işte sahici bir yazar derken- biraz bundan, ne dediği belli olmayan kelime oyunlarına dönüşür.
Artık fikirden değil yazıdan söz edilir. Teknik bir şeyden. İnsan yoktur, yazı pazarlama teknikleri vardır. Siyasi ve kültürel dangalaklığın ideolojik sopaları haline gelmiş bir okuryazar takımının kaya büyüleri…
Yıvış yıvış bir gösteri toplumu…
Aydınlar ve âlimler ise olan bitenin maaşlı danışmanları halindedirler. Tekniklerin, gizli dillerin, ukala dümbelekliğinin bir parçası olmuşlardır. Büyük medya patronlarının, sermaye gruplarının akıl hocası, halka sallanan sopası ve illüzyonu olarak yaşarlar.
Firavunlar gibi düşünürler, asker gibi yürürler, zenginler gibi kibirlenirler, batılı tuzu kuru sınıflarla aynı sabunu kullanmak için kalın “life style” kitapları yazıp, okurlar.
Canımızı sıkmayalım, asi gençleri birlikte susturalım, bir milyon lira için çanta çalıp katil olanları asalım, görevini yerine getirmiş bir yurttaş olarak huzur bulalım.
Aman düzen bozulmasın, fos bir ırkçılıkla, fos bir solculukla, fos bir kelime cambazlığıyla milleti oyalayıp gidelim: “Uyandırma kerizi!!!”
Birbirlerinin özel hayatlarına bakarken, bir şarkıcı kızı aralarına alarak oynarken bu büyük gazeteci yazarlar; İsrail, Filistinlileri cayır cayır yakarken dekolteli bir resmin yayınlanıp yayınlanmamasını tartışan kadınlar, f tipi, q tipi bütün zindanlarda çürüyen insanların feryatları duyulmasın diye aptal pop şarkıların sesini açan eleştirmenler, milyon dolar rüşvet alırken yakalanan “tel-faşo” kırmalarını köşe yazarı yapan reyting kırıkları ve yaptıkları filmlerle, yazdıkları kitaplarla kendi ülkelerinden, kendi kültürlerinden utanan ödüllü yazarlar, yönetmenler…
Bütün bunları beynine çamaşır suyu dökmüş gibi ağzından salyalar akarak seyreden sessiz çoğunluk. O çoğunluğun korkunç hayatı.
Yani sonuçta bu gazetecilerin, aydınların durumu kötüdür. Bizimki daha da kötüdür.
Ama bizler, ölümlü ve de inançlı isyankârlar olaraktan; gazeteci-aydın-danışmanların yalama olmuş vida beyinlerini anlayışla karşılamalıyız. İsyanı çağrıştıran isimlere duyulan korkuyu da olgunlukla karşılamalıyız. Çünkü biliyoruz ki robotta ruh bulunmaz. Biz, Allah onları kurtarsın desek de… Bu teneke yığınlarına Allah, yapacağını yapmıştır zaten ve de müstahaklarını bulmuşlardır çoktan…
Asıl meseleyse şudur: Biz, bu yalandan nasıl çıkarız? Alnımızı güneşe, ışığa doğru ne zaman doğrulturuz?…
Ben işte bunu bilmiyorum? Siz biliyor musunuz?...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Aydının görevi eğri

Aydının görevi eğri duruşlara işaret taşı koymak, hükümeti ve halkı uyarmaktır. Ülkemizde nasıl yürüdüğü malum. Çözüm; paraya önem vermeyen gerekirse hak- adalet için ölümü göze alan Yalnız Rabbinin rızasını arayan insan yetiştirmek. En önde de kendimizi geliştirmek.

İnsanların bütün iş ve ilişkilerinde kupkuru bir maddecilik ve çıkarcılık hakim. Böyle olunca da kalplerde ne sevgiden, ne saygıdan ne de sıcaklıktan eser yok. Bu halleriyle insanlar yalnız yemek için yaşayan ve avlanmak için dolaşan, gözü aklı dikkati hep midesinde olan, başka bir şey görmeyen ve gördüğünde de aldırmayan kurt, tilki, çakal ve benzeri yaratıklar durumundadır.

Dinimiz bütün işlerimizi Allah ‘ü Teala ‘nın rızası, sevabı ve hatırı için yapmamızı emretmişken gelinen bu nokta nedir? Gerçek kullukta özgürlüğe ermek yerine paranın-maddenin kölesi olmak niye ?

“Bundan kaç gr yağ çıkarırım?” “Bundan bana ne fayda gelir?” “Ondan bana bir fayda gelmezse ne ben onu tanıdım ne o beni tanısın”ne dini ve insani değerleri takıyoruz, ne ilme önem veriyor , ne güzel ahlakı ve karakteri beş para sayıyoruz. Şikayet faslına gelince de bu kahredici maddecilik ve çıkarcılıktan yakınıyor çıkarcıları lanetle kınıyoruz. Muamele ve münasebette yine aynısını yapmaktan geri kalmıyoruz. O hep şikayet ettiğimiz yalan, dolan, sahtekarlık, kapkaç, hortumculuk, hırsızlık, adam öldürme ve terör gibi çevremizde gördüğümüz tüm o çirkin olayları yapanlar kim peki ? Bu olaylar bizim eserimiz değil midir ? Kişi önemsemediği o küçük gördüğü çıkar hesaplarında bile tüm bu olaylara katkıda bulunmuş olmuyor mu ?

Eğer bu ülkede hatta ve hatta dünyada bir şeylerin değişmesini huzurlu ve barış içinde yaşamayı istiyorsak Allah ‘ü Teala ‘nın rızasını ve ahiret sevabını önde tutmayı emreden bir dine mensup olduğumuzu hatırlayalım .

Toplumların ıslahı önce bireylerin ıslahı ile mümkündür. Herkes en önde kendini kötü bilmeli. Olup bitenlerden kendi nefsini sorumlu tutarsa kendi kendinin ıslahına çalışırsa toplum düzelir. Herkes kendini sütten çıkmış ak kaşık görürde başkalarını suçlamakla vakit geçirirse “Böyle gelmiş böyle gider” demeyi bile ararız. Çünkü gidişat daha da kötüyedir. Tıpta da bu böyledir. Tedaviye başlamak için önce hasta olduğumuzu kabul edeceğiz.

Allah Resulü Aleyhisselatü Vesselam şöyle buyurmuştur; “Kim (kendi nefsini tezkiye eder mahiyette ) “insanlar helak olmuşlardır” derse , kendisi onların en çok helak olanı olmuş olur.”

Allah ‘ü Teala bizleri yeryüzünün halifeleri olarak yaratmış ise bize düşen bu görevi yerine getirmek ve O’na layık kul olmaktır. Hadi öyleyse İmana yakışmayan , fıtratımızın da sevmediği bu davranışları kovalım dünyamızdan. Ne dersiniz, zor bir teklif mi yaptım ?
Ya da demek ki bizler o ahlaksız kesimden daha baskın olamıyoruz. Onlardan daha baskın olmaya ne dersiniz?

Selam ve dua ile ...