/karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında/öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan/saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda/
geceyi ve susayışları tanıyan kalbim unutulması gereken yüzlerce dizeyi kapıp getiriyor korbaşıma. nedenliğe dalmak için vakit geç. ama ömrün varsayımı eğer çalakalem çetniklerden, bağbozumlarından, kirlenmiş evraklardan sonra tek başına geçirilmiş zamanların heyûlâsına varmak idiyse, yana yakıla onca zaman onca günahı/gülümserliği heybede taşımak nedendi? uykusuzluğa nâmeler dizmeye başlayalı uzun zaman oldu belki. ben de geçtim sulardan, terleyişlerden, zamanı ağırlamaktan. hatırladım şimdi, karşı komşumuzu tahtadan bir elarabası ile gömmeye götürdükleri gün düşünmüştüm bütün bunları. bunca eyleyişin sona erdirildiği bir ânın havsalamda yer etmesi bundan olsa gerek. oysa çocuk olmak için bile çok küçüktüm. yeni yeni anlıyorum bütün bu kaybedişi çok daha evvel anlamlandırmış olduğumu. hayret diyorum, hayr olsun.
önüme çıkan yolların, önümü kesen çıkmazların, çıkınında yara açmaya meyyâl ufuklar taşıyan kadınların, dostların, dostların kanlarının, gömülerin, en çok gömülerin hesaplarını tutuyorum. tütünü öylesine seviyorum, /tütün/arguvan/gece/
insanoğlu haddin bilir/bilmelidir. ansızın çıkıp gelen olmakla kaybettim haddimi bilmeyi. daha biçilmemiş donların hesabı yapılıyorken, hesapları altüst etmemden bilinmeliydi dünyaya köşeleri belirlenmiş bir hayat ile veda edemeyeceğim. uyarılmalıydım bunun için. vakit geçti. belki adım vâhid konulmalıydı ve sırf bu yüzden bilmeliydim ölümlülere saplanmamam gerekliliğini.
dizeler geçiyor geceden, aklımı ve henüz ne işe yaradığını bile bilmediğim kalbimi eze eze. tutanakları sanki ömrümün. başkaları tarafından tarif ediliyor olmaktan kendime soylu bir akrabalık peydâ ediyorum. yüzümün, şairlerin yüzüne benzeyen yanlarını daha çok seviyorum. yolculuğa hazırlanır gibi giyiyorum kelimelerini üst üste. dönüp kendime bakıyorum uzak aynadan. hatırlamalıyım diyorum. hayr olsun.
daha pancar köklerinden yaptığım arabaların kokusu gitmemişken burnumdan, kızılçamurun yapışkan şekillendirilmelerini tırnaklarımın arasında kalan izlerden anlıyorken, vuslata gün saymayı hangi kasım ayının cuma gecesi kazıdım aklıma biliyorum. kamburumun bana vaadettiği yakınmaları biliyorum. yüzümün izleri çoğalıyor işte bu yüzden. işte bu yüzden seviyorum al almayı dişlemeyi. delikkaya'nın suyu ilen yüzümü yıkamayı seviyorum bu yüzden.
dizeler, sandallarla geçiyor geceden. şu uzakta parlayan fener midir? vaadedilmiş yakınlamalarım mı parlamakta yoksa? içine belki düşen her cümle biraz daha yaklaştırıyor yorgunluğun mor izlerini. oysa eğriköprü'den kızılırmağı seyretmek istiyorum daha. bahçedeki lâle soğanının açtığını görmek istiyorum. babamın doğduğu, enkazı bile kalmayan taştan evin avlusunda sabahlamak istiyorum. sabah olsun diyorum. hayr olsun.
döküntülerimi toplayacak bir sabah ayracında/
hilâfsız adımlar toplansın kapı önünde/
yine gülümsesin bulduk teyze/
muştu olsun/
hayr olsun/
medet/
Yorumlar
hep aynı mı dır?kaderi?
Per, 13/04/2006 - 17:39 — Ali GriGeceye çöreklen, gecede sana çöreklensin ki ağır olsun uykusuzlukların,
zifiri tütüne banan ciğerlerin -nedenleri- yanan sigara bitimine kadar ertelesin
ve
sen ertelemek için bir tane daha yak....