Besbelli haksızlık ettim. Yine de içim rahat. Beni orda bulamazsa merak etmemesini yazmıştım mektupta. Olamayacağım olasılığına hazırlamıştır kendini. En azından anlamıştır gecikebileceğimi. Hem hiç ummadığı bir yoldaş da bıraktım ona. Kim bilir belki de henüz gelmemiştir. Bu olası! Bu olasılıktan hareketle yürüyüşümü ağırdan mı aldım yoksa? Değil. Köyün çıkışında rastladığım koca karı kesmemiş olsaydı önümü.. alı koymasaydı yolumdan, hem kara yakalanmazdım hem de çoktan varırdım. İçim el vermedi. Gözyaşları kadar vahşi olan nedir? Göz yaşları kadar eşkıya kim vardır? Hiçbir eşkıya onun eline su dökemez. Önüme aşılmayacak dağlar dikilse aşardım. İşte acuze birinin döktüğü göz yaşları alı koydu yolumdan. Kalakaldım. Gelmemiştir.. belki mektup eline bile ulaşmamıştır. Yok ulaşmıştır. Kesin kez ulaşmıştır. Evet çoktan ulaşmıştır. Okumuş, avurtlarını şişirmiş..bir daha, bir daha okumuştur. Başını sallamış, dudaklarını ısırmıştır. Bir süre mektuba bakmıştır oturduğu yerde. Belki sobanın yanında sallanır bir sandalyede okumuştur. Sallanarak. Kendi beşiğini sallamıştır. Satır aralarında bir şeyler bulmaya çalışmıştır. Bir muziplik ummuştur. Muziplik ummuştur çünkü karda kışta, karın çoktan egemenlik kurduğu dağlara çağırışımda olsa, olsa bir muziplik olabilir.. bir şaka. Aramıştır her bir satırda. Her bir sözcüğü tartmıştır. Bir daha.Bir daha. Başını sallamıştır. Çağrı düpedüz çağrı işte. Hiçbir hile, hiçbir oyun yok. Acaba demiştir, yeniden okuyup. Ve hatta “sulu bir şaka” demiştir pencereden dışarı bakarak. Öyle ya işte kar yağıyor. Her kes evine, barınağına çekilir kışın. Kimi canlılar uzun kış uykularına yatar. Kışın göç olmaz ki. Zorunluluklar dışında kim niye göç etsin? Hayır anlamında sallamıştır başını. Tümcelerdeki vurgulara dikmiştir gözünü. Yok demiştir. Yok, bunda kesin bir tuhaflık var. Beni sınamaya kalkıyor. Bir ihtiyaçtan değil de..meraktan. sonra bu akıl yürütmeye “hayır!” anlamında sallamıştır başını. “üşengeçtir o!” demiştir. Üşengeçliğinden gerekçesini belirtmemiştir, yada benim çıkarabileceğimi ummuştur, diye fikir yürütmüştür. Fısıltıyla şöyle demiştir içine “ Önemli olmalı! Gerekçesini belirtmediği için önemli olmalı!” Ve çıkmıştır yola. Çoktan çıkmıştır. Belki de okur okumaz. Kimseye bir şey demeden –kendine bile- kışlıklarını giyinip çıkmıştır yola. Ve şimdi kulübededir. Şömineyi yakmıştır. Gözlerini dikmiştir kuru odunların alevlerine. Sorgulayan gözlerle bakmaktadır. Bir işaret arıyordur şöminede, atta, kulübede.. odun istifinden bir anlam çıkarmaya bile çalışmıştır. Dudak bükmüştür. İstifin biçimine takılmıştır. Neden uçlarının kendisine yönelik olduğuna dair bir şeyler kurmuştur. Ve her sabah çıkıp üç kez bağırmıştır;
“ Nerdesin! Nerdesin! Nerdesin!” sesinin yankısını beklemiştir bir süre. Sonra yürüyüşe çıkmıştır atla birlikte. Acaba gelmiş midir?
Geldiğini adım gibi biliyorum. Kızdığını, öfkelendiğini ve beni suçladığını biliyorum. Sonra tövbe ettiğini. Pişman olmuştur içinden geçirdiklerine. Severim onu. Nazımı çeker. Somurtsa da çeker. Bir an gırtlağıma sarılmayı diler. Ve azıcık cesaret etse sarılır da. Sıkar. Sıkar. Ben “Gık!” bile demem. Elimi kaldırmam. Ellerini tutmam. Gözlerimin dönüşü aldatmaz onu. Yüzümün siyaha dönüşü, çıkardığım seslerin hırıltılı oluşu bıraktırır onu. Boynumu ovalar. Ben öyle dururum. Nefes alış-verişim düzene girer..yanında dururum. Yürürüz. Merak eder. Sorar, üstelemez. Benim onun bilmediği nem vardır ki anlatayım? Bilir. Hınzırlığından sorar yine de. Yanıtlarımın kendisini doyurmayacağını bile bile.
Çoktan varmıştım aslında. Bu kadar gecikmezdim. O yaşlı kadın ve torunları olmasaydı çoktan varırdım. Evet bir de kar yağışı. Sanırım biraz da korkuttu konuştukları. Ne korkak yüreğim varmış! Belli etmedim ama o;
“Bir kuş, evet bir kuş bile kanat çırpsa yeni yağan karın ardından çığ kopar. Bir dağa dönüşür örter üzerini oğul! Bekle..bir iki gün sabret. Eğer arkadaşın gelmişse zaten o da bekleyecektir. Aman yavrum.. pek dikkat et! Soluk alırken bile gürültülü alma. O geçit çok insan yuttu..çok canlı yuttu bu mevsimde. Buraları bilen kar yağışından en az bir hafta sonra geçmeyi göze alır.. korkar yinede. Dikkatli ol! Sağ olasın..odunlarımızı yardın. Ocağımızı aydınlattın.. şuncacık bir yardımımı kabul et!” diye konuşurken ürperdim.
Bu sözler öylesine korkuttu ki.. titredim. Evet titredim. Bir üşüme geldi içime. Çok canlıyı yutmuşmuş! Daha neler! Hem de bir kuşun kanat çırpmasıyla bile.. bir süre nefesimi bile tutmalıymışım.. tam merkezinden geçerken! Bunlar kocakarı korkuları. Yazık o parmak kadar torunları da onun korkularıyla büyüyecek.. Allah vere de ben tam merkezden geçerken bizim ki bağırmaya! Öyle ya bir kuş kanat çırptığında çığ kopuyorsa eğer..o zaman onun haykırışları tüm dağı kaldırmaz mı? Durur beklerim.. dinlerim.. ve öyle geçerim. Ama o sabahın ilk ışıklarıyla bağıracak. Bir de günün ışıkları kaybolurken.. oysa öğleyi bile aştım. Birazdan ikindi olacak. Yani akşama daha çok var.. ama ya canı sıkılıp da dışarı çıkar ve avazı çıktığı kadar bağırırsa.. en iyisi tam geçidi geçerken durup etrafı dinlemek. Korkudan değil. Çığ altında kalıp ölmekten korktuğum için değil..onu bekletmek.. ona verdiğim sözde durmadığımı düşünecek olması.. o beni sever. Ben onu severim. Nazıma katlanır. Beni şımartmayı sever..ben de onu.. işte geçit. Ve sessizlik umduğumun da ötesinde. Ayaklarım bile pusarak hareket ediyor. Öylesine sessiz işte her şey. Bu dağ başına kanat çırpacak kadar deli bir kuş olabilir mi? Bir kurt uluması deseydi anlamı olurdu. Nasıl da boşuna yüreğim ağzımda yol aldım. Ne korkakmışım!
Yorumlar
eğer geçit, geçit vermedi ise...
Salı, 16/06/2009 - 16:12 — Ümit Demirgeçitten geçmiş midir usta! neden korktu geçmeye! korkmasa da geçerdi belki... korktu da daha mı kolay geçti? peki, sahiden geçti mi! ya geçmediyse... ya beyaz kirpiklerle ve de buzları saçaklanmış gözlerle son bakışın son hayal cümleleriyse bunlar? kalakaldıysa orada... aklına nazına katlandığı düşende, yüreği pırpır olanda... kuş gibi çırpınan yüreğin bu sesine de bir kar tanesi başkaldırmışsa eğer! hüzünlenmişse, kırılmışsa dökülmüşse... koyun psikolojisi var usta bizde! düştük mü yola hepimiz düşeriz ya! ya bir kar tanesi bin kar tanesi oldu ise? ya geçit, geçit vermedi ise... üşür mü orada nazına katlandığı? büker mi boynunu... elleri kendi boğazına gider mi korkmadan! sıkar mı hayatın en ince noktasını kopsun diye... nolcaksa olsun der mi; geçit, geçit vermeyince? ya bilir mi neden asla gelmeyecek olduğunu... eğer tutunursa hayata, hep ah mı eder ömrü boyunca nazını çektiğine? kalbini kasvet mi basar hep, ardından beddua mı eder bilmeden! halbuki bir kar tanesi hissetmeseydi bir yüreğin sıcaklığını ve uymasalardı diğer arkadaşları... yol verselerdi bir sözün hatrına! sözden dönülmez bizim memlekette usta, ölüm de olsa sonunda değil mi? üzülürüm yine de eğer geçit, geçit vermedi ise...
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
teşekkür
Cum, 19/06/2009 - 11:54 — cemalcalikselam ve dua ile;
bu öykü bir üçlemenin ilkiydi.. sanırım sorunuzun cevabı "çığ" adlı olanında..
ilginize şükranlarımı sunar, sağlık ve afiyet dilerim.
c.ç
çığ
Cum, 19/06/2009 - 21:45 — Ümit Demirçok özür dilerim o zaman üstad...
şöyle ki; bendeniz de sizin hikayenizden etkilenip "çığ" adında bir hikaye yazmış idim. mahcub oldum şimdi...
güzel o ki kendine çekmeli/sürüklemeli bir lahza bakanı, düsturuyla yazılmış bir şeydi bendenizin hikayesi... cemaat editörleri yayınlamazsa sizin hikayenize saygısızlık olmasın diye, derim anlar saygı duyarım. eğer yayınlarsa da siz benim kusuruma bakmayın.
devamını bekliyoruz o halde!
saygılarımla,
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
estağfurullah
Cts, 20/06/2009 - 12:18 — cemalcalikselam ve dua ile;
estağfurullah mirim.. hissel kablel vuku deriz buna.. yayınlanmasında kendi açımdan hiç bir beis görmüyorum.. hissiyatınız için de ayrıca şükranlarımı kabul buyurun.. sevgilerimle..
c.ç
varamadık
Cts, 20/06/2009 - 19:18 — Rüçhan Temurçok geçitlerde kaybolduk, geçemedik. hep "O yaşlı kadın ve torunları" çıktı karşımıza. sağımızdan solumuzdan üstümüzden altımızdan geldiler. durduk. korktuk. beklemenin en iyi karar olduğunu anlattılar. bekledik. gelmesini beklediklerimize gitmektense, bekledik. hepimiz birbirimizi. hiçkimse gelmedi. duraklarımız sılamız oldu, sılamız gurbet oldu. varamadık.
nedense yazınız bende bu hisleri uyandırdı. "o yaşlı kadın ve torunları" ile onların versiyonları değilmi bu halde oluşumuzun müsebbipleri?