renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Gelenek.. Ah Gelenek!

Doğu KonferansıSiz Hala Annenizin Margarinini mi..?

Doğu konferansı'nı büyük gürültü koparan Suriye gezisinden beri takip etmeye çalışıyorum. Samimiyetinden şüphe duymadığım bir sürü zevatı da içinde gördüğüm bu işin, bölgenin etrafındaki çemberin günden güne daraltıldığı günlerde, eksiği-gediğiyle de olsa, sırf doğunun insanlarının birilerinin dürtmesine ihtiyaç duymadan bir araya gelebileceklerini göstermesi itibariyle bile büyük kıymete sahip olduğu kanaati, bende mahfuz..

Konferansın İstanbul ayağının üçüncü günü ilginç bir oturum vardı: "doğu'nun bir kadın sorunu var (mı?)" konuşmacı da Cihan Aktaş olunca bu deneyimi ıskalamak istemedim.

Sözlerine Mustafa Akkad'ın vefatından duyduğu teessürü belirterek ve sabahtan beri bunun etkisinden kurtulamadığını işaretleyerek başlayan aktaş, bunun müslümanların terörü yeniden konuşabilmesi için bir fırsat olabileceğini belirtmeyi de ihmal etmedi. sonrasında ali şeriati'ye atıfta bulunarak "kişinin gerçek anlamda insan olmasının, şahsiyetini inşa etmesinin, doğduğu andan itibaren kendisini kuşatan çevresel faktörleri aşmasına bağlı olduğu"nu hatırlattı. Yani bir anlamda mevzuya "damardan" girdi.

Şimdi burada araya gireyim: 70'lerde dünyada hakim olan gençlik dalgasının etkisiyle devrimci bir karakter gösteren "islamcılık"ın, bugünlerde yeniden gündeme gelen ve sil baştan kurgulanmaya çalışılan millî söylemin aksine (İ.Özel'in "türklük" üzerine söylediklerini hatırlayınız) daha "enternasyonel" bir hüviyet sahibi olduğunu biliyoruz. solda hakim olan amerika karşıtlığını topyekün batı karşıtlığına çeviren, sermaye ve kapitalizm karşıtlığını aynen benimseyen bu kuşaktan kimilerinin bunlarla birlikte "millî" refleksleri de küçümseyip solla paralel tavır takınmada bir beis görmediklerini hatırlatmaya bilmem gerek var mı? bu cümleden olarak, kendi ailesini ve dindar çevresini beğenmeyen ve "hafif" bulan, bir süre sonra da oluşturmaya çalıştığı "yeni dil"in altyapısı olmadığını görerek toplumdan soyutlanan, yer yer yalnız ve anlaşılmaz fertleri ortaya çıkaran bir kuşağın oluştuğunu gördük/görüyoruz. nitekim Cihan Aktaş bunu itiraf etme cesaretini gösterdi:

"Biz annelerimizin düşünce tarzını eleştirerek kendi stilini oluşturmaya çalışan bir kuşak olduk. Ev ve aile etraında dönen hayatların sınırlayıcı ve bencilce olduğunu düşünüyorduk. Mutluluk 'kamusal alan'daydı. bir cemaate mensup olmasak da kendi cemaatimizi oluşturuyorduk."

Öte yandan, kendisinden sonra söz alan ipek çalışlar'ın "dinin kadınlar üzerinde kısıtlayıcı bir etkisi olduğuna inandığını, İslam'ı kendi toplumunun dini olması itibariyle daha iyi tanıdığından hareketle islam'da bu özelliğin daha baskın olduğunu düşündüğünü" söylemesi üzerine konuşmaların sonunda tekrar söz alan aktaş, öncelikle "aydın olma iddiası taşıyanlar içinde yaşadıkları toplumu iyi tanımalılar" göndermesini yapacak, fakat sonra da eskiden beri çevresinde göregeldiği teorik ve pratik yanlışlıklardan hiçbirini dine mal etmeyi düşünmeyişini etrafındaki "olumlu örnek"lere bağlayacaktı.

İşte şimdi burada yaman bir çelişki var. "gelenek.. ah gelenek!" dedirten yaman bir çelişki.

"Bana Soru Sor Artık/Beni Kurtarma, Konuştur"

"Doğulu kadın hem doğulu, hem kadın olduğu için iki kat aşağılanıyor" diyen Aktaş, "kadın ve başörtülü olarak sürekli savunmadayız, diğer yandan da bitmek bilmeyen bir iştiha ile batılı olduğumuzu ispat gayreti içindeyiz" diyerek ekliyor:

"Özsel-batılı-beyaz kadın.. bu kadının 'tikel' biçimde varoluşu, bütün kadınların olması gereken biçim gibi algılanıyor/dayatılıyor. Sanki böyle olmayan kadınlar 'daha az kadın'mış gibi.."

"Doğu'daki kadın telakkisinden bahsederken pederâne bir tavırdan söz etme ihtiyacı içindeyiz." Cihan Aktaş diğer yandan "doğulu kadının net bir tanımı yapılabilir mi" sorusunun hala câri olduğunu da belirtme ihtiyacı duyuyor: "Sözgelimi rus kadını da itaatkârlığıyla doğuludur."

"Bir taraftan dini çağdışı ilan eden zihniyet, öte yandan temel değer kabul ettiği laiklik üzerine bir ahlâk sistemi kuramadı" dedikten sonra ise (İ.Paşalı'nın kulakları çınlasın. "Laik bir tuvalet âdâbı mı var?" m.h.), benim için yine önemli olan bir başka noktanın da etrafında şöyle bir dolanmakla yetinecekti: "Başka ülkelerde, örneğin Hindistan, Pakistan, İran'da şekillenen islamcı-feminist kadın tipinin türkiye'de neden daha silik bir görüntü verdiği üzerine düşünüyorum. Acaba bu, cumhuriyetin sağladığı imkanlarla mı alakalı?" Konuşmacımızın dilimin ucuna geliveren kelimeyi (gelenek) artık söyleyeceğini sandım ama o bunu yapmadı. Aktaş söz konusu durumu türkiye'nin konumuyla açıklamayı daha yerinde bulmuş..

Doğu'daki kadınlar üzerine konuşulan, üstelik de katılımcıların ezici çoğunluğunun müslüman ülkelerden geldiği bir toplantıda sözün umumiyetle "müslüman kadın" etrafında dolaşacağını tahmin etmek kehanet olmasa gerek. Nitekim öyle oldu, ve tartışmaların odağı müslüman kadınların meseleleri, bu meselelerin inanç ve geleneklerle ilişkisi etrafında şekillendi. Cihan Aktaş bunu, beni de şaşırtan bir biçimde "doğulu kadın tartışmaları müslüman kadın (ya da muhayyel müslüman kadın) üzerinden sürdürülüyor" biçiminde açıklayacaktı. Acaba? Yoksa tam tersi mi geçerli? Bütün bu olan-biteni "müslüman kadın" üzerine söz söyleme cesaretini kuşanamayanların, artık fazlasıyla mide bulandıran bildik oryantalizm söylemiyle "doğulu kadınların sorunları"nı gündeme taşıması biçiminde açıklamak nedense bana daha mantıklı geliyor. Bu sözlerin muhatabının doğu konferansı organizasyonu/tertipçileri olmadığını belirtmeye sanırım gerek yok.

Diğer yandan herkes çıkmazın farkında görünüyor. "İzin verilmiş konular üzerinden konuştukça kendi konularımızı (gündemimizi) açığa çıkaramıyoruz" diyen Cihan Aktaş, yunan mitolojisinden bir figürün, yolda yakaladığı yolcuları kurtardıktan sonra, onların kol ve bacaklarını dinlendirmek üzere yatıracağı yatağa uydurmak için kesişini hatırlatarak "biz kendi tanımımızı kendimiz yapmadığımız sürece kolumuzu-bacağımızı keserek bizi kurtarmaya devam edecekler" demekle sözlerini bence zirveye taşıdı.

Ben Sana İslamcı Olamazsın Demedim..

Sözün özü: esasında benden çok mukabil cinsten arkadaşlarımı ilgilendiren (Öyle mi gerçekten? Pek çoğunuzun bu eleştiriyi yükselttiğini duyar gibiyim) bu konferans deneyimi bana bir kez daha öğretti ki, nazarların çevrilmeyi beklediği "esas nokta" gözden ırak tutulduğu müddetçe ister solda olalım, ister sağda, herşeyi batının gözüyle okumaya devam edeceğiz. İnancı merkeze almayan "islamcılık"ın oryantalizme yardım-yataklık suçundan yakasını kurtarabileceğine inanmıyorum. Kendimizi zerrelerimize kadar doğulu hissedebiliriz, ama dünyayı bu gözle okumaya kalktığımızda, yani bir kere küreyi doğu-batı diye ayırmaya kalkıştığımızda her durumda batının "anti-tez"i olacağımızı, aksiyon açlığı içinde daha uzun yıllar reaksiyon fişekleri ateşleyeceğimizi, ve böylece sadece cevaplarımızın değil, sorularımızın da öncelikle onların kurnalarında yıkanarak bize öyle geleceğini hesapta tutalım.

"Olumlu örnek"ler, evet.. onlar bizim herşeyimiz.

..........

Editör'ün Notu:Bu yazı 14/11/2005'te yazarın kendi sitesinde yayımlanmıştır.