
Türkiye nüfus oranı olarak en genç olan ülkelerin başında geliyor. Genç nüfusumuz günümüzde sürekli yaşlanan modern batı için tehdit algılaması içinde bile yer alabiliyor. Gençliğin aldığı eğitim, yetiştirilme kalitesi ve kurduğu gelecek tasavvuru çok önemlidir. Geleceğin kurucu kesimi olduklarından yaşam biçimleri ve hayat anlayışları dikkate alınmalıdır. Gençliğin öncelikle nerede olduğuna bakmakta fayda var. Gençlik nerede? Gençlik; statlarda, konser meydanlarında, eğlence yerlerinde, internet salonlarında, kahve köşelerinde, cafe masalarında, popstar yarışmalarında yoğunlukla görülmektedir.
Gençleri buralara aileleri çoğunlukla bizzat göndermedikleri ( bazı ailelerin ilginç bir şekilde çocuklarını teşvik ettiklerini ve yönlendirdikleri de oluyor) ve hatta çoğu kez bu konuda tartıştıkları halde kim götürüyor? Gençlik dönemi karar alma isteğinin en yoğunluklu talep edildiği dönemlerden biridir. Dolayısıyla aldıkları eğitim ve yetiştirme biçimiyle oluşan yapı doğal olarak onları bu tür talepleri olmasına itiyor. İnsanın yapısında bulunan var olma, beğeni toplama, popüler olma, ait olma gibi duygu ve düşünceler haliyle bu yaşam biçimini olumlu göstermektedir. Bu tür ortamlar ağırlıklı olarak 15- 25 yaşları arasında kullanılır. Bunda gençlik döneminde her tür isteğin en aktif şekilde talep edildiği dönem olmasından ileri gelmektedir. Bu yaşlardan sonra iş, evlilik kurumlarının devreye girmesi ve hayat anlayışlarının değişmesi nedeniyle bu talepler nisbeten azalmaya devam etmektedir.
Bugün her şehrin, ilçenin sportif ve ağırlıklı olarakta futbol takımları vardır. Bunun yanında dört büyükler dediğimiz takımlarında ortak taraftarları olunur. Bu fanatiklik düzeyinde yaşanır. Günlük hayattaki tepkisellik, duygusallık, aidiyet duygusu ağırlıklı olarak bu anlayışla tatmin edilmeye çalışılır. Zaman zaman şiddete ve can kaybına yol açtığı gibi zaman ve mal kaybı ve israfına da yol açmaktadır. Zihinsel enerji boş ve hiçbir zaman içi dolmayacak gündemlerle( kim şampiyon olacak, maç nasıl oynandı, hakem hataları, gelecek haftaki maç, derbi maçları) bir hafta boyu doldurulur. Yaz döneminde ise verilen 2 aylık arada transfer gündemi yer alır.
Gençlik idoller yaratıyor. Müzik ve sinema bu anlamda en yoğun enflasyonun yaşandığı alanlardandır. Medya ve piyasanın organizatörleri sanat ve kimlik endişesinden uzak şekilde ticari kaygı ön plana alınarak yıldızlar! piyasaya sürerler. Birinin popülaritesi düşmeye başladığı anda yeni biri piyasaya sürülür. Amerika’da “Holywood” Avrupa’da “Cannes” sendromu nasıl yaşanıyorsa, Türkiye’de “Unkapanı” ve “Yeşilçam” sendromu yaşanır. Nice gençler bu sendrom ile hayal kurmaya ve kendilerine bu hayallerin pazarlanmaya devam edilmektedir. Sanat ve estetikten yoksun, bayağı, basit, ticari ülkenin sosyal-tarihsel geçmişinden uzak, kültür üreten değil tüketen bir anlayışla gençlik popüler kültürün travmatik üyeleri haline getirilir. Bu tür konularda tepki göstermek hemen modernlik zırhına girilerek mahkum edildiği için sağlıklı değerlendirmeler yapılmamaktadır.
Teknoloji kullanım niyetine göre imkanlar sunmaktadır. Kullanım noktasında oluşan bilinç sonuçlarıda etkilemektedir. Şu anda en yaygın kullanıma sahip olunan internet ne yazık ki arzulanan sonuçlara götürmemektedir. Hiçbir denetim ve yasal kontrolun olmadığı ortam her türlü istismara açıktır. İnternet cafeler küçük yaşta çocukların oyun veya ağırlıklı olarak chat ortamı olarak kullandıkları ve sigara, uyuşturucu madde bağımlılığının oluştuğu yerlere dönüşmüştür. Halen var olan kahvehane kültürünün evrilerek cafeye dönüşmesi ile yaş oranı da düşmektedir.
Bu ortamları, programları, organizasyonları hazırlayıp gençliğe sunan büyükler hangi akla hizmet etmekte ve bunların ülke- birey düzeyinde oluşturacağı tahribatın hesabını nasıl vereceklerdir? Kanaatim bu yaşam biçimini seçen gençliğin hiçbir suçu yoktur. Gençliğe güvenmeyelim anlamında değil ama onlara söz verelim, özgürleştirelim diye haykıranlar onları en çok sömürenler durumundadır. Gençliğin düşünceye, ideallere, değerlere ihtiyacı önceliklidir. Onları anlamak gerekmektedir. Gençliğe bu hayatta ki tercihlerini nasıl yapacaklarını ve nasıl yaşayacaklarını gösterip bu ortamları tesis edenler biz büyük!leriz. Bu durumlarda sorun kaynağı olarak, gençliğin tercihleri olarak gösterilir.
Gençlik sınav koşu atlarına çevirilerek dersane lordları zengin edilmektedir. Halbuki büyük ve koca koca adamlar, patronlar masalarında oturup bu süreçten sağladıkları rantları tatlı tatlı yerken, bir taraftan da yeni tercihler üzerinde kafa yormakta, projeler üretmektedirler. Fiziksel olarak ta boğazdan aşağısına hitap eden (yani mide ve nefsani arzuları) merkeze alan anlayışla hayatın esas nirengi noktaları akıl ve kalp ihmal ediliyor. Akıl ve ruh sağlığı ne yazık ki yerinde değildir. Gençliği geçmişteki ideolojik kavgalardan kurtarıp futbol ve kap-kaç teröristlerine dönüştürdük. Zararlı düşünsel saplantılardan kurtaralım derken şimdi de zevkin ve hoyratlığın mahkumu haline getirdik. Mahpushanelerden çıkarıp cafelere hapsettik.
Türkiye gençliği için geleceği için güzel şeyler söylemek zorlaşmaktadır. Büyükler olarak aklımızı başımıza alalım. Gençliği daha fazla harcamayalım.
Yorumlar
gençlik
Per, 21/06/2007 - 16:37 — Fatma Nihan YıldızGençliğin sorunları ;
1- Gayesizlik
2- Kıblesizlik
3- Kimliksizlik
4- Eylemsizlik (amelsizlik)
5- Ruhsuzluk
6- Değersizlik
7- Duyarsızlık
(Ramazan Kayan)
Bu maddeleri bugünün gençliği ile birlikte düşündüğümüzde sorun da cevap da ortaya çıkıyor galiba...
Gençlik Kendine Gel.
Cts, 30/06/2007 - 02:32 — Ali ŞerYazarın gençlik analizi yerli yerinde olmakla beraber, bu kötüye gidişte en büyük paylardan biride, 12 eylül rejimininin dayattığı politikalar ve onun yönetmeni olan emperyalizmdir.
Topluma dayatılan, daha doğrusu büyüklere dayatılan yeni kimlik,bir neslin kendi çocuklarını yani bugünün gençlerini yetiştiren kimliği sahipsiz ve yönsüz bırakmasına yol açmıştır.
Genelde olarak dünyada gençler ve daha doğrusu yaşam kalitesinde kötüye doğru bir gidiş var. Elbet yazarında belli noktalarda değindiği özenme ve popüler kültürü oluşturan burjuvanın toplum değerlerini hiçe sayarak nefsani duyguları okşayan insanları sermaye,hırs, cinsellik, güç,milliyetçilik, gibi kavramları sahiplenme yarışına sokması, insani bir zaaf olmakla beraber 90 lı yıllardaki iletişim araçlarını toplum üzerinde vahşice kullanan burjuvanın, ne denli etkili olduğunu ortaya koyması açısından yeterli bir kanıttır.
Ben Türkiyenin genç nufusunu bu haliyle kendine doğru bir yön çizeceğini düşünmüyorum! (yönsüze güven olmaz) Benim bu algılamam bazılarına ironik gelebilir ama yozlaşan ahlaki değerler materyalist hayat algısı bananecilik ve nerdeyse tüm sorunlara duygusal refleksle yaklaşan yeni bir toplum yapısı ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. burdaki tehlike en basit anlamda şöyle düşünülebilir bir maç sonrası bir grup kendine rakip olarak gördüğü bir gruba elinde imkan varsa bütün saldırı araclarıyla hücüm edip zarar verebilir.bu işin sözde spor (Futbol ve Şiddet Sarmalı) gençleri şiddet üzerinde ortak hareket eden bir piskolojisi içine sokmuştur buna bağlı olarakta linç kültürü ve gelişmesi şuursuzca insanların örgütlenebilmesi (şiddet etrafında) genelde fikir geliştiremiyen düşünce üretemiyen veya açık söylemek gerekirse insani olan değerleri üretmekten yoksun olan gençlerin, şiddet üretmesi kadar doğal ne olabilir.
Buna karşı kendilerinin talep etmesi gerekli olan haklarına veya haklı talepler konusundada derin bir sesizlik içerisinde olmasıda hazin.!!!
.......................................................
Delicesine akan bir nehir, göle dönüşünce,
İçimde sana olan öfkem büyüsün,
Taşsın, öfkemi şehirden sehire aksın
Balıkçıların ağına dolaşsın,
Sevdam bir ateş üzerinde közlesinler,
Kokusu, denize yayılsın,
Delicesine