Nihat Genç ismini duyduğum zaman şöyle bir durup düşünmüşümdür.
Kimi için solcu, kimi için tutarsız ama benim için gerçek bir aydın. Aydın sıfatı almış insanlar halkımızın ve insanlığın gerçek sorunlarını görmezden gelirken Nihat Genç doğru bildiklerini korkusuzca söylemekten geri kalmayan gerçek bir aydındır. Cuma günleri SKY TÜRK TV'de Serdar Akinan ile beraber yaptığı programları izlerim. Bir keresinde, -öyle sanıyorum ki Orhan Pamuk ile ilgili bir programdı- "bu adamları sevmiyorum, zengin sofralarında zangoç olmuş adamları sevmiyorum ve bu adamlara küfretme hakkım var, ben de yazılar yazdım bu ülkede ve hakkında en çok dava açılan adamım. Tabii ki açacaklar küfrettim kardeşim, hakaret ettim, tipini sevmedim, soygun yaptı söyledim gider de hapsimi de yatarım" diyerek beni kendine hayran bırakmıştı.
Nihat Genç, Türkiye'deki aydın bozması insanların aksine İsrail'in nükleer bombalarından korkmayan, her fırsatta "bizim" medeniyetimizden bahseden, batının bilimine karşı , "batını bilmi varsa bizim de nazar boncuklarımız var. Bizim yağmurun yağacağını önceden kestiren yaşlılarımız var" diyen gerçek bir "yazar." Hele ki Hakan Albayrak'ın hapse gireceği sıralarda "bu toprakların en deli adamını hapse atıyorlar" deyip ağlayan ve aslında çokça duygusal olan biri.
Doğu nedir sorusuna, "batının bombalarının düştüğü her yer doğudur" diye verdiği cevap gerçekten takdire şayandı. Şimdiye kadar bir bilgisayar alacak kadar para bile eline geçmeyen, o yazılarını hala eski daktilosunda yazan, ama asla bunan şikayetçi olmayan, "bari bir evin olsun" diyen arkadaşlarına "onuru olmayan adamaın evi olsa ne olur " diye çıkışan bir şahsiyet timsali.
TGRT'nin satışında, "elbet Enver Ören'in doğduğu yerlerde bir pınar vardır", Lübnan tezkeresinden sonra, "Tayyip Erdoğan çıksın karşımıza bir yüzümüze baksın, bize risk ve menfaat hesaplarıyla konuşmasın, yüzümüze baksın biz onun zor durumda olduğunu anlarız eşşek değiliz ya" diyerek gözyaşı döken, hele ki "Karanlığa okunan ezanlar" kitabında Sırplar tarafından öldürülen küçük bir kız olan Nihada'ya yazdığı yazıyla hepimizi gözyaşlarına boğan bir aydın, yazar,düşünür her ne diyorsanız artık.
O Irak'ta maç yaptığı çocuklardan bahsederken, "Selimiye'yi gördüğüm zaman koca bir medeniyeti görüyorum" derken, Irak'a asker gönderilmesi tartışıldığı sıralarda ağlayıp, ağlatırken asla ve asla methedilmeyi, poh pohlanmayı kendisine yakıştırmazken, konferans programlarının yoğunluğundan dolayı çağırıldığı yerlere gidemeyeceği için insanların kalbini kırmaktan korkup, bizim mahallenin çocuklarının yaptığı gibi "çağırmayın kardeşim" edasıyla değilde "bizim aşkımızı yunus emrenin kapısında yazıyor gidelim ve okuyalım" derken, benim gönlümde taht kurmuştur.
Nihat Genç aslında bizim vicdanımızın sesidir.
Not: Nihat Genç için küçük bir eleştiri, "her ne kadar elinde olmasa da, keşke yayınevleriyele konuşup kitap fiyatlarını biraz indirebilse"
Yorumlar
hızlı yaşa GENÇ ÖL !
Pzt, 11/09/2006 - 11:51 — misafirkendine aydın süsü veren yeni yetmelerin,
bir kaç dergi kapağında yakışıklı fotoğraflarıyla yer alınca üstadlık(!) payesini kendine verenlerin,
Nobel nobel diye diye fellik fellik dolaşanların ve daha bir çoklarının,
daha daha çoklarının olduğu meydanda nihat genç için ne söylense, ne yazılsa çizilse azdır...
öyle ki güzelim ülkem aydınlarının bile birbirine düştüğü (bknz.Hilmi Yavuz -İsmet Özel) bir yer...baş olmak'ın böylesi mücadeleye şahit olduğu başka bir yer var mıdır bilmiyorum...ve bu bilmemelerin çoğalmaya başladığı dönemdeyim...ve aslında halimden memnunum...BİLMEMEK GİBİSİ YOK !
(not.
nihat genç ile hasbihal etmek konusunda şanslıyım; zira ankaradayım...eğer kendisiyle tanış olmak isteyenler olursa adres bellidir : ya VADİ kitabevi ya da BİLİM SANAT...bilginize...)
Nihat Genç'e açık mektup...
Pzt, 11/09/2006 - 19:41 — misafirAydınların birbirine düşmesi söz konusu olduğunda Nihat Genç de bundan nasibini alacaktır...
Zira Nihat Genç'in de İsmet Özel'e ilişkin yenilir yutulur cinsten olmayan kelimeleri varıdır...
Ben de bunun üzerine eğer kendisine ulaştırılılır ise okuyucu sorularına cevap veriği bir yerden aşağıdaki açık mektubu göndermiş bulunuyorum...
"Birçok beyanını takdir ederek takip ettiğim Nihat Genç'e dolaylı yollardan açık bir mektup ile sorularım olacak...
Öncelikle şunu belirmekte fayda görüyorum, yaşı hiç de genç olmasa da Nihada Genç olacak kadar çocuksu ama dev bir yürek taşıyan Nihat Genç, milleti ve gençliği için kaygılar taşıyan, Nihada Genç, Niçin fazlası ile argo ve küfür ifadeleri kullanır... ?
Hattı Müdafa'sını okurken yüzümü, kızarmaktan müdafa edemedim...
Evet kitapta söz konusu eylemleri işleyenlerin bu eylemleri yaparken, böylesine fikirleri taşırken hiç de yüzleri kızarmıyor belki, hak etme dairesine çoktan girmişler, ama onların bunu hak etmesi bizim de onlara bu şekilde argo uslupla küfür etmemizi meşrulaştırmaz sanırım...
Bir aydının elbet küfürleri olmalı, fakat edepten yoksun olmayan edebiyat çerçevesinde, çünkü sizler isteseniz de istemeseniz de örnek teşkil ediyorsunuz bir nesil önünde…
Mesela üç dil bilebiliriz... Üç dille ana avrat düz gidebiliriz... Ama bu kadar açıklama yeterlidir, ana ve avrada nasıl küfür edileceğini anlatmak doğrunun kapsama alanına girmez kanaatimce. Bippppppppppppppppppppppp diye sansürleyeceğimiz ifadeler Nihat Genç' e yakışmıyor... Yani ben Nihada Genç olan Nihat Genç'e yakıştıramıyorum, herkes O'nu öyle kabul etse de...
Uzun beyanımdan sonra, okurlarınızdan gelen soru ve cevaplara baktığımda İsmet Özel'e ilişkin bazı ifadeleriniz dikkatimi çekti. Benim için "kaktüs bir " ve "kaktüs iki" olan ( kaktüsler de çiçektir dikenleri olsa da, ki onlar en güzel nadide çiçekleri açarlar ) siz ve Özel pek çok konuda farklı platformlarda değilsiniz...
İsmet Özel ile ilgili sözlerinizi açmanızı istesek mümkün mü?
Sözleriniz şöyleydi:
"İsmet Özel'e saygım kalmamıştır. Yıllarca milletin beynini düzmekten başka ne yaptı. Böyle büyük bir değeri bu kadar kısacık cümlelerle harcamak istemem, buna hakkım da yoktur.
Ama sizin sorunuza da cevap vermek için, kendi "saygı"sınırlarımı zorluyorum, en iyisi, boşverin, ne siz böyle sorun, ne ben cevaplayayım. İsmet Özel'in saygıdeğer bir kafa taşımadığı konusunda fikirlerim vardır..."
Nasıl senelerce insanların beynini düzdü mesela?
Fikirlerinden nice şiir çıkan, şiirlerinden nice fikir çıkan Özel'in şair ve fikir adamı olma gibi, kimilerine göre ikiye bölünmüş kimilerine göre ikisinin de birbirini tamladığı düşünülen yazara sizin bu çerçeveden bakışınız nasıldır?
Yoksa acık bire soru ile sorayım, arada muhtemel ve Ali Şeriati'nin aşağıdaki yazısına göre okur kitlesi olarak mazur göreceğimiz bir çekemezlik hadisesi mi cerayan etmektedir?
Bu yazı yayınlanırsa, okurlarınızın şu beyanımı dikkatinden kaçmamalarını da istirham edeyim;
" Lütfen benim çekememezlik ifademin geçtiği sorumu güzel Türkçemizin azizliklerine uğratmayınız ..."
Sözü önce Ali Şeriati'ye ve ardından da size bırakıyorum.
Selametle...
"Çekememezlik insanın bir yolda veya değer verdiği bir şeyi elde etmede başkalarının kendisinden daha başarılı ve önde gittiğini görmesiyle kalpte oluşan bir duygudur. Hasedin bir başka şartı da insanın hased etiği kişi ile aynı cinsten ve aynı düzeyden olmasıdır...
.
.
.
Hangi hususta, hangi yolda geri kalırsam kalayım önemli değil.Ben böyle şeylerden anlamam zaten.Hiç kimseyle yarıştığım yok kesinlikle.Ama iyi olma yolunda hiç kimse benden daha iyi olamaz!
Birisinin benden daha iyi olduğunu görürsem dayanamam. Hemen suçlamaya başlarım, söverim, küfrederim ona, ki önceki haline dönsün ve böylece kalbindeki fedakarlık, kahramanlık ve önderlik duyguları yok olsun. Benim İmam'ım, ben Yuhanna'yım. Bir adak adamalıyım, bir adak olmalıyım hatta. Ümmetim için şehit olmalıyım, çile çekmeliyim, kendimi feda etmeliyim... Ben İsa Mesih'im, Müşeylemetül Kezzap değilim. Ben imamım, halife değilim. Ben elçiyim, padişah değilim. Zira hilafet ve padişahlıkta millet acı çeker, zulüm görür, acılara düçar olur..."
Bu sözler Ali Şeriati'nin Yalnızlık Sözleri'nden alıntıdır... "
Salacak'ta Deniz Kaldırım Seviyesindeydi
Pzt, 11/09/2006 - 12:31 — Musab YasirYağmur iplik iplik iniyordu. Gök gürlüyordu. Göğe bakıp da "gerçekten de bu zorlu bir gün" diyorduk. Nihat Genç gemiye çivi çakmıyordu ama, biz bazı keresteleri ve bazı çivileri O'ndan alıyorduk. Elindeki çiçeği yeşertmeye çalışırdı kıyametlerden evvel.
Dua edip, güzel bir ödül olarak, Allah'ın O'na namazı, orucu nasibetmesini, O'nun Halid bin Velid olma sürecini hızla tamamlandırmasını isteyelim.
Ve ayrıca, sokaklardan korsan kitap almayalım. Kitaplarımızı üç arkadaş ortak alalım. Korsan almak feci birşeydir. Kul hakkı bir yana, bu sokak satıcılarının tamamına yakını pkk'nın kasasına giden paraların giriş kapısıdır.
Ey Nihat Genç!
Sözlerin bize dinçlik veriyor. Halid bin Velid olma sürecin sonlanmaya yakındır.
"Gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta"
nihat genç'e mektuba ek ile...
Pzt, 11/09/2006 - 20:03 — misafirbenimkileri de mektubun sonuna ekler misiniz:
bir dost mektubunda birkaç soru sormuş... evet yerindedir sorular... lakin başka sorular da var... atlamayalım istedim... bir nihat genç gerçeği ve hatta burada da başlık atıldığı gibi, "aydın nihat genç" var...
yazıda da bahsi geçen, risk ve menfaat sürecinde nihat genç'in yeri nedir mesela... akşam'da, leman gazetesinde yazmasına dair bazı gerekçeler var... "daha çok kitleye ulaşma!"... bunu da karakutu'dan okuduk...
tabii, bir soru da benim aklıma geliyor... "yazmasan ne olur mesela?", veya "bu mecburi bir kural mıdır?"... "feraset" kavramını nereye oturtmalıyız mesela?... eğer menfaatten bahsediyorsak, menfaat burada iki taraf için de işleyebilir... ismet özel eleştirilerini okudum fakat çok fazla kimlikli bir eleştiri giibi gelmedi bana... daha çok sığ eleştiriler... aydın eleştirisi de böyle bişey olsa gerek herhalde, bilmiyorum... ağzı bozukluk ve küfür konusuna hiç girmiyorum zira, müslim dediğiniz kişi adabı muaşeret ve edeb konularına haiz olmalı... bunu davranışına da yansıtmalı... hele ki, nihat genç gibi bir isimden söz ediyorsak nihat gençte bunu görmek isteriz...
tezat başka olgular da var... bakınız; yine karakutu'dan:
Gönderenin İsmi: Mazlum
"Soru: Selamlar, yeni çıkan bir kitabınızın arka kapağında şunlar yazıyordu “Doğu neresi diye sorduklarında el kaldırdım ve batının bombası nereye düşüyorsa doğu orasıdır” Kabilinden cümleleriniz yer alıyordu inanın harikulade. İnanın diyorumda zaten inanmasanız söylemezsiniz. Size sorum şu olacak “müslümanları nasıl tanırsınız” Hakan Albayrağı mesela, mesela İsmet Özel'i....
Siz küfretseniz de haklısınız, e lazsınız da sizi beğenerek okuyacağım selamlar."
müslümanları nasıl tanırsınız?... ve küfretseniz de haklısınız... küfüre gerekçeler hazır vesselam!... ve mus'ab kardeşin de bahsettiği üzre, namaz kılmayan oruç tutmayan birisine "bir müslümanı nasıl tanırsınız?" diye soruluyor... belki de soru şu olmalıydı, "neden namaz kılmıyorsun, oruç tutmuyorsun kardeşim?"... uyarı, aynı zamanda görevimiz değil mi... el ile, dil ile, kalp ile... kalp ile yapılan da imanın en zayıf noktasıdır... değil mi?... hiç namaz kılmayan, oruç tutmayan birisine müslümanları tanımlayınız sorusu biraz garip kaçıyor... imam-ı azam'a soruluyordu soru yanlış hatırlamıyorsam; "namaz kılmayan kafir olur mu?" diye soruluyor... o da cevap veriyor; "kafirler namaz kılmaz"...
mus'ab kardeşe dua konusunda katılıyorum ve ben de ek yapıyorum... inşallah doğru yerlerde yazmayı kendisine şiar edinir... bir de mus'ab kardeşe sorum olacak... nihad genç'ten halid bin velid rolü beklemek biraz fazla değil mi?... o gömlek bol gelir gibi geliyor bana nihat genç için...
baki selam
Sözüne itibar ettiklerim...
Pzt, 11/09/2006 - 21:38 — Hacı PaşaFen, matematik, coğrafya üzerine konuşanlar için değilse bile, dinim, ülkem, milletim üzerine konuşanlara itibar etmem için hayatlarının İslami olmasına dikkat ederim. Yani bu konularda sözlerine itibar ettiklerim mutlaka İslami hayatı önemseyenlerdir.
Nihat Genç bu kıstasa ne kadar uyuyor bilmiyorum. Yaşantısından bi haberim. Eğer İslamı yaşama gayreti içindeyse düşüncelerini daha çok önemseyebilrim.
her doğru her yerde söylenmez
Pzt, 11/09/2006 - 23:13 — kaan coskunHer doğrunun her yerde söylenmeyeceği hepimizin malumudur.Risale-i nurlarda bu konuya şöyle değinilir:'Her söylediğin hak olsun.Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur.Her dediğin doğru olmalı fakat her doğruyu demek doğru değildir.'
Aslında ben Nihat Genç tarzında kişilere sempati duyuyorum.islam alemenin pısırık cemaatine,üstüne ölü toprağı serpilmiş müslümanlara sözleriyle tokatlar atıp uyandıracak insanlar gerekli.Artık uysal koyun olan,çekmeye de eğilmeye de gelen başlar istemiyoruz.Mehmed Akifler istiyoruz.Hem sızlasın,dertlensin,dertlendirsin müslümanların derdiyle bizi.Hemde meydan okusun kükremiş sel gibi.Cesaret versin istiyoruz artık aydınlarımız.Seyyid kutubu hatırlatsınlar bize.Seyyid kutub ki kendisi işkence görürken işkenceyi izleyen kardeşi acıya dayanamaz ama o dayanır ve özür dilemez ülke liderinden.Yanlız bunları yaparken, yani bir yerleri yaparken bir yerleri yıkmasın.Fetullah Güleni medya önünde eleştirmek kime ne fayda sağlayacak, senle beni karşı karşıya getirmekten başka!
Nihat Genç değil GENÇ olmak lazım
Cum, 13/07/2007 - 18:39 — Nevin CesurMedyûn
İslâm alemi çok genç gördü çok Nihat Genç gördü. bir çok şehit verildi din uğruna. ama mesele her bildiğini söylemek değil, doğru zamanda doğru olanı söylemek! size fikirlerinizden dolayı katılıyorum. neden sempati duyduğunuz malum. evet pısırık bir İslam anlayışı var insanlarda. namaz kıl, oruç tut,zekat ver tamam her şey bitti senden iyi müslüman yok. yok yok olmaz öyle (tabi Rabbim her şeyin daha iyisini bilir) bitemez, hani nerde tavır hani nerde icraat, hani nerde cihat, hani nerde ... evet bu kelimeyi onlarca kez kullanabilirim. çünkü bu anlayış bunalttı artık bizi. mantık, dinini yaşa ama gerekirse feragat et! bizim kesimin mantığı bu. bakıyosunuz eşlere erkek çalışıyo geçim iyi ama daha iyi olsun diye eşininde çalışmasını ve bu uğurda başını açmasını göz ardı ediyo. bir etiket uğruna olmaz bu. ve savundukları şey şu " biz feragat ediyoruz ama niye, biz devlet dairelerinde olalım kendi fikirlerimizi empoze edelim sonra İslam'ı bilen insan çoğalsın ..." vs. yapma ya diyorum böylelerine. bir yerde doğru ama başkalarının fikirlerini yaşam tarzını örnek aldıklarının farkına varmadan yaşıyo bu insanlar. birde bakmşsın makam mevki peşinde koşmaya başlamşlar. yani kardeş Fethullah Hoca talebelerinin mantığı bu. ama çok güzel icraatları var bunu inkar edemem. adamlar tam bir milliyetçi. türk okulu olmayan yer kalmadı dünyada,Allah razı olsun. yani burdan Fethullah Hoca taraftarı kardeşler alınmasın ben sadece feragat etmenin yanlış olduğunu savunuyorum.ve eminim içlerinde çok samimi kardeşler var. yani iyiyken daha iyi olmak mantığı dünyalıktır. mala sevdalı olan insanlar bunu düşünür. ama biz Ebu Zerler istiyoruz. Nihat Gençlerde fena değil, şecaat sahibi olmakta büyük bir erdem bir yerde. dediğim gibi, doğru zamanda konuşmak lazım. çünkü ancak o zaman etkili olunabilir. Kaan kardeşim Mehmet Akif'i sevdiğiniz için ayrıca teşekkürlerimi iletirim.
bizim "biz" tutumumuz!
Salı, 12/09/2006 - 13:58 — cihat yolcuArtık bu düşüncelerimizden sıyrılmamız lazım. Herkesin, her konuda bizimle aynı şekilde düşünmesini bekleyemeyiz. Mesela İsmet Özel'i herkesin sevmesini beklemek/istemek yanlış olur. (Tabi kişiyi sevmemek onun o kişi hakkında gereksiz atıp tutmasını gerektirmez.) Ben Nihat Genç'i o kendisine has dili ile kabul ettim. Herkesi oludğu gibi kabullenmek gibi. Mesela Fethullah Gülen cemaatini.
Savunmuyorum,ama. . .
Salı, 12/09/2006 - 23:55 — S.Setenay ÖzekÖncelikle Nihat genç'in "aydın" olup olmadığını sorgulamak konusunda;her gün köşe yazılarında dini ve ahlaki değerlerimize söven zevat kadar aydın olduğunu kabul etmeliyiz sanırım.
Ayrıca,Nihat genç'in hakkında atıp tuttuğu bir çok şahsiyetten biri olan İsmet Özel'in,ne tür bir dokunulmazlığı var kendi adıma anlayamadım.Herkes İsmet Özel'i anlamak ve dahi sevmek zorunda değil.
Elbetteki;çeşitli yayın organlarında,"Nihat genç'in . . . kişiye verdiği cevap "şeklindeki,genellikle mantıklı ve tutarlı tarafı olmayan,ham,sığ ve seviyesiz üslubuyla yaptığı eleştirilerini savunmuyorum.
Ama ben kendi adıma,her insana -en azından islamı anlamak ve yaşamak konusunda-zaman ve fırsat tanınmasından yanayım.Kendisinden Halid bin Velid olmasını beklememiz haksızlık olacaktır.Yine de,Srebrenica katliamının onuncu yıldönümü münasebetiyle,defnedilen altıyüz elli tabuta omuza vermeye çalışan ve küçük Nihada'nın acısını yüreğinde bu denli hisseden bir adamın samimiyetine inanmak istiyorum.
One Man Show
Salı, 12/09/2006 - 22:44 — Hamit AkçayNihat Genç i 92de bu kitabı ile tanıdım.Aslında halen durduğu yer bu kitaptaki yerdir.Sert söylemlerinin toplumun vicdanında aksülamel bulduğu bir vakıadır.Çok mu üstürüpsuzdur ?.Evet demeden önce Tv5 te 12/09/2006 tarihinde yayınlanan proğramda söylediklerine bir şekilde ulaşıp öyle karar verin.Gerek Abdullah Gül gerekse Tayyip Erdoğan hakkında konuşurken takındığı hassas tavır takdire şayandır.Sert konuşurken aşırıya kaçmamış , hiddetli iken öfkesine yenik düşmemiş ve dahası rikkat ile davranmıştır.Bence bu tavrını koruyabilirse insanların kendisine daha fazla teveccühü olacaktır.Nihat bey tek başına shov yapmaya yazgı giymiş bir adamdır.
Nihat Genç bu topluma küfretmeyi öğretmelidir :)
Sap ile samanı ayırmalı mı?
Per, 14/09/2006 - 00:19 — Yusuf TahaBir zamanlar iyi bir Gerçek Hayat takipçisiydim. Sık sık Nihat Genç ile alakalı haberler ve röportajlar yayınlanırdı. Haliyle bu haberler bende bir merak uyandırdı. Kendi çapımda mini bir araştırma yaptım ve dışarıdan göründüğü kadarıyla iyi birisi olduğuna kanaat getirdim. Daha sonraları denk geldikçe yazılarını ve onunla alakalı haberleri okumaya başladım. O sıralar Nihat Genç dendiğinde aklıma ilk gelen cümle "Gerçekten harbi adam" cümlesi oluyordu.
Bir gün Atatürk'çü düşünce topluluğunun davetlisi olarak bir konferans vermek üzere bizim okula geldi. Üzerinde, aynı Gerçek Hayat'ta çıkan resimlerindeki gibi bir giysi ve o gür sesiyle yaklaşık iki saat bu toprakların hikayesinden bahsetti. Gerçekten etkileyiciydi. Renkli bir konuşma oldu. Yüklendiği ve sağlam küfürler ettiği kişiler ve gruplar oldu. Konuşmanın bir yerinde karikatür kriziyle alakalı şu cümle geçti; "Peygamberimize küfrediyorlar, iki gün sonra AB'ye girdiğimizde bu piçler Atatürk'e de küfrederlerse o zaman ne yapacağız?" bu cümle salonda alkış tufanına, ben de ise ağır bi baş ağrısına neden oldu. Bu cümle aklıma kazındı sanki. O günden sonra ne zaman Nihat Genç adını anımsasam hemen ardından bu cümle çıkıp önümü kesti. Nihat Genç ismi artık benim için hiç bir anlam ifade etmez oldu. Bi müddet böyle devam ettim. Sonraları sırf inancı yüzünden Nihat Genç gibi bir adamın üzerine bir çizik atmanın hiç de adil bir durum olmadığını fark ettim. Ve o andan itibaren Nihat Genç'in kişiliğine ve onun inançlarına farklı pencerelerden bakmayı öğrendim.
Son olarak Nihat Genç için mini bir araştırmanın yeterli olmadığına kanaat getirdim. O'nu takdir edip etmeyeceğime karar vermek içim kitaplarını okumam ve belki de onunla tanışmam gerekecek..
Versiyon
Per, 14/09/2006 - 12:32 — O. Deniz YemenliHakan Albayrak'ın sol versiyonudur...
Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...
Nihat Genç
Per, 14/12/2006 - 23:35 — U.Ali BirkardeşlerNihat Genç’i ilk defa, 5 ya da 6 sene evvel olmalı, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde gördüm. Konferansa giderken zihnimdeki tek Nihat Genç görüntüsü One Man Show’un arka kapağındaki kısa saçlı ve bıyıklı haliydi ve yolda zihinsel kesip-biçmelerim neticesinde ortaya çıkan portresi resimdekinden çok da uzaklara gitmiyordu. Derken, Tarık Zafer Tunaya’ya vardım. Hemen, konferans salonuna bir göz attım ve programın henüz başlamadığını gördükten sonra çıkıp kapının önünde, açık havada, beklemeye karar verdim. Sonra da, vaktin akışına ivme kazandırmak maksadı ile mini bir tura başladım dışarıda. Tam bu sırada bir de ne göreyim: İstiklal Caddesi’nin köşesinde, saçı sakalına karışmış, ağzında sigarasıyla Nihat Genç! Olsa olsa beat kuşağı yazarlarında görülebilecek bir salmışlık görüntüsü ile karşılaşınca çarpılmışa döndüm. İstiklal Caddesi’nde adım başı karşılaşabileceğiniz saçı sakala karışmışlar güruhundan bir kimsenin görüntüsü! Zihnimdekiyle pek de uyuşmayan bu resmi, konferans başlayana kadar kafamda muhafaza ettim. Konferans başladığındaysa herşey değişmeye başladı tabii. Köşe başındaki direğin dibinde sessizce sigara içen adam gitmiş, yerine ülkesine duyduğu sevginin ürünü olan çelikten öfkeli bir adam gelmişti. Ellerini kaldırmış, bu ülkenin en adisinden bir tırmığı bile yurtdışından getirişi karşında duyduğu acıyı elleri havada, müthiş bir heyecan içerisinde anlatıyordu. Zihninde, o güne kadar okuğu kitapların sayfalarını, açılan bir pencereden giren rüzgarın yaprakları hızlıca çevirişi gibi, çeviriyor ve salondakilere naklediyordu. Ülkemiz, atalarımız, insanlarımız, aşk, sevgi… susmuyordu Nihat Genç… O gün çıplak gözümle şahit olduğum bu heyecanı Nihat Genç hala koruyor. Televizyon karşısında dahi olsa -heleki havasındaysa- ben hala alabiliyorum bu elektriği. Nihat Genç'in daha söyleyecek çok şeyi var.
O gün sempozyum'un leitmotiflerinden biri de Cyrano'ydu galiba...öyle hatırlıyorum. Cyrano'nun Genç'in yaşamında önemli bir yeri var. Merak edenlere, Edebiyat Derslerine Giriş başlıklı yazısını tavsiye ederim. Takipçileri iyi bilir...
''Kalk ve doğrul genç yazar!''
Nihat Genç ekrana döndü
Per, 29/03/2007 - 21:11 — Ali DüzKonuyla ilgili haber:
http://www.8sutun.com/node/30474
Değerli Bir İsim
Cum, 30/03/2007 - 14:22 — halim setNihat Genç'i ben bulunduğu ortamın ahvaline göre değerlendiriyorum.
Leman Grubunda genelde belden aşağı ve dine mugayir tasvirlerin bolluğu içinde Nihat Genç gibi bir şahsiyetin güzel yazıları takdire şayandır.
Genel anlamda ise tabi ki her insan gibi hataları olacaktır.
Ben şahsen kendisine bu düşüncelerimi iletebilmeyi isterdim. Ama sanırım buraya da cevap yazmamış olması hasebiyle zor ulaşırız kendisine.
Eğer bu yazıları okuduysa istirhamım bir iletişim kaynağı belirtmesi.
Nihat Genç ve darbeciler
Çar, 11/07/2007 - 20:12 — Ümit DemirNihat Genç'in söylediklerini bugün mesela uzaklardan bir isim Robert Fisk dahi söylüyor. ama Genç'in üslubunun bu ülke insanınca kendini dinletiyor olması büyük etken galiba. o üslub tenkid edilen üstadlarda olsa ne muhteşem olurdu diyen olabilir aramızda sanırım. (üstad dediysem aramızdaki tdk gönüllü elçisine bakarak dedim. imlâsına göre üstat yazması gerekir lakin ne hikmetse o dahi üstad yazıyor. gelişme var diyelim)
neyse... konu Nihat Genç! sivri çıkışlarına şahid olduğumuz mezkur şahsın başörtülüler ile alakalı olumsuz sözlerini okumuştum da bir yerde bana onu tavsiye eden başörtülü kardeşime şaşırmıştım. şimdi de şaşkınlığım darbeci subayların, çetecileri, ulusalcıların, tuncay özkanların hazırlayıp servise sunduğu tandoğan ve çağlayandaki mitinglere övgüler düzmesi oldu.
ya chp ya mhp denilen mitinglerden ne bekliyor Genç! ya da buraları dolduran insanlardan ne bekliyor!
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
aydın kıtlığı duası :)
Salı, 10/07/2007 - 04:04 — Fatih TEZCANNihat Genç'in yolu açık olsun...
"Günümüzün Halid Bin Velid'i Nasrallahtır" diyen ben,
Nihat Genç için ancak "Allah'ım!Bu kuluna hidayet nasib eyle ve onu ateşinden koru.ona namaz ve sağlam bir iman nasib eyle" diyebiliyorum...
Her seyrettiğimde oldugu gibi...
Bana "Bir insana iman bu kadar mı yakışırdı yahu" dedirten insandır Genç...
Allah ona dirilişi bize direnişi nasib eylesin...amin...
"Hak'la Dirilmeyen Batıla Direnemez..."
inşaallah "demişti" dersiniz...
çok yakında...
bu memlekette...
Hakk'ını aramış ve bulmuş ...
ve hakkını da arayan ve bulmak için azmetmiş...
"inadına!" değil "imanına!" yaşayan ve konuşan...
ne uçmuş ne aşmış ama muhakkak kendi olmuş ve kendiyle barışmış...
ve dahi hatta "tek normal insan oluşturabilme yetisine sahip dinin/ideolojinin/hayat stilinin islam kaldığına" canlı ispat olabilmiş...
"imajik" olmanın "islamik" olmadığını söyleyen bedbahtlara takılmadan ama saçına da jöle sürmeden ekranlarda boy gösterebilen...
zamanında necip fazıla oldugu gibi bu günde de kendisine sataşılmaya çekinilen...
sırma saçaklı köşklerde sabahlayan saçmasapan sabetaistlerin ...
veya "çan" çan konuşan "kaya" kafalıların maskelerini evvela muhattaplarına "esselamualeykum" deyip besmele çektikten sonra düşüren...
laikliğin aslında neye layıklığını dillendirecek...
enfüsi tekamülü için göz yaşı dökerken afaki ideallarinden taviz vermeyecek...
ve nihayet ...
imajın ve mesajın bitirici değerde önemli olduğu günümüzde bu emanetleri tam yerine koyarken...
mehmet eygilere...hüseyin üzmezlere...veya kafasının üstünde yumurta küfesi taşıyan nicelerine şükranla da olsa veda ettirecek...
nihat gençlere...ismet özellere...ataollara...uluçlara...reha muhtarlara muhtaç bırakmayacak...
aydının harbisinin , Rabbinin Kitabı ve Resulu'nun "usvetün hasenetün"lüğünden şaşmayan ve asla Allah'a kul olmaktan başka bir şeyde izzet aramayan yiğit oldugunu farketmiş...
gerçek aydınlığın aydınlığı yaratanın tarifinde ve gerçek aydının da ancak ana ve tek kaynak Nur dolu Furkan'ın izinde oldugunu sezebilmiş ...
cevval delikanlılar ...
ve taife-i nisadan yetişmiş ar dolu gözleriyle ateşler saçan mütesettir ve muvahhid hanımlar göreceğiz!...
Rabbim Allah bunu bize çok görmesin!...
Biz de bunu kendimize çok görmeyelim biiznillah!...
amin...
cımbızlamalar sakala kayıyor
Salı, 10/07/2007 - 14:16 — Ümit Demirne demiş fatih tezcan "ona namaz ve sağlam bir iman nasib eyle"
sonra ne demiş "Bir insana iman bu kadar mı yakışırdı yahu"
imânsızlık bu sözlerin neresinde var ki! sağlam imân tâbiri bizâtihi peygamber tarafından en yakınlarına dâhi kullanılmıştır. "ey Ömer, beni nefsinden de çok sevmezsen kâmil imâna eremezsin!"
ilmel yakîn, hakkal yakîn, aynel yakîn...
imânın da dereceleri/şubeleri vardır. yoldaki taşı almak da imândandır.
birbirinizi sevmeden imanınız kemale ermez, kemale ermeyince de cennete giremezsiniz mesela! bizler imansız mıyız peki?
ya da kâmil imân nedir? imânın kemâle ermesi nasıl olur?
böyle bir duayı ben de beklerim mesela fatih tezcan'dan. bu benim imansız olduğum anlamına da gelmemeli...
son olarak aynada kendini görmeye devam galiba... hoş sözler de kendisine aittir kişinin...
vesselam!
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
Öyle saça böyle tarak
Cum, 19/10/2007 - 22:45 — okan şahin"Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın. " (hucurat ,6)
haberin kendisi ile yayanı arasında doğrudan bir ilişki vardır. fasık iftira eder ve kendisine sövüleceğini iftirası ile bilir.
Nihat Genç ortama göre konuşan, bulunduğu ortamda kim varsa ( sanırım duygusal rant alanını kaybetme korkusundan olacak) küstürmemeye çalışan vasat aydıncıktır. büyük rantların adamı değildir belki ama bir şişe biraya ideolojinin duyurmak istediği vaziletleri (devrik bi edebiyatla) ağzından dinleyebilir, kah şoven olur kah cuntaya selam çakar. islamcılık mı? ara sıra uğrar.
bizim köyde bir tabir var: öyle saça böyle tarak!
nihat genç, aydın, müslüman, ismet özel ...
Salı, 10/07/2007 - 19:59 — Fatma Nihan YıldızNeden Nihat Genç'i bu kadar seviyoruz?
Korkusuzca Hakk'ı haykırdığı için mi?
Yoksa neyi haykırdığını anlayamadığımız için " cesur adam yiğit adam helal olsun be!" cümlelerinin öznesi olacak bir MÜSLÜMAN aydın bulamadığımız için mi etrafımızda.
Taksim otobüsüne binerken sesli "selam" vermeye utanan tarafımızdan sıkıldık da hadi coşalım, biz de küfredelim, biz de kızalım cümlelerini kurma zamanının geldiğini mi anladık yoksa. Anladık ama bu yapacak MÜSLÜMAN aydın bulamadık da, Nihat Genç'i bağrımıza mı basmak zorunda kaldık.
Aman sakın Nihat Genç'in imanını sorguluyorum sanılmasın, haddime değildir Allah'ın hüküm alanına girmek. Sadece kendini bu şekilde tanımlamadığından emin olduğum için kullanıyorum Müslüman aydın terimini.
Nihat Genç'i sever miyim bilmiyorum ama cesaretini, korkusuzluğunu, gaza getiren laflarını seviyorum.
Musab Yasir'in dediği gibi "Dua edip, güzel bir ödül olarak, Allah'ın O'na namazı, orucu nasibetmesini, O'nun Halid bin Velid olma sürecini hızla tamamlandırmasını isteyelim."
hadi bir alıntı daha olsun; "Bir insana iman bu kadar mı yakışırdı yahu" diyorum bende aynen...
.... İsmet Özel'in de eleştirilemez olduğuna inanmıyorum.İsmet Özel deyince de aklıma İslamoğlu'nun şu yazısı geliyor nedense İran mı İmtihan mı? .....
Tilkiler ve vaaz
Salı, 10/07/2007 - 20:32 — seyhan sevinçBu sitede bazı yazılanlara ve bazı yazanlara bakınca yıllar önce bir kitapta rastladığım bir Afrika atasözü aklıma geldi.
Aynen şöyle diyorlar Afrikalıların ataları: "Tilkiler vaaz vermeye başladı mı tavuklarınıza dikkan edin!"
Bu sitede bazı yorumlara bakınca ne yapsam da aklıma geliveriyor işte. Yani birileri birilerini vuruyor. Tamam güzel, vurun elbette... Varsa eliniz, varsa vuracağınız bir yanak ve varsa onu yapacak vicdanınız, neden vurmayasınız ki?
Ama bunu sadece ellerinizle yapsanız!?? Kitapları alıp birbirinize vurmakla, birbirinizi bilgiyle ve kılıçtan keskin cümlelerinizle vurmaya ne hacet var, değil mi?
Kavga ederken bile vaaz vermek de neyin nesidir.
Bir stand-upçı, "Biz racon kesmeyiz. Tavuk keseriz!" demişti de aklıma nerden çıtkıysa lisedeyken yaptığımız bir geyik gelmişti.
Neyse yazmayayım.
Sevgili abilerim, ablalarım!
Şu bildiklerinizi, şu güzel bilgilerinizi bir kavga arasında değil de, şöyle hazır sizi dinlemeye hazır benim gibi kişiler varken, neden kavgasız, gürültüsüz bir zeminde anlatmıyorsunuz anlatacaklarınızı. Bu kadar mı zor?
Gerçekten üzülüyorum.
Bir de bazı değerli ağabeylerimizin kavgada bu bitmez tükenmez enerjileri beni fena halde şaşırtıyor.
Ne cengaverler varmış yahu...
Allah'tan aynı sıklette değiliz. Yoksa vay halime...
Kendinize iyi bakın, diye bir laf var ya...
Lütfen ama!
siyah kedi karanlık odayı neden sevmez?
Salı, 10/07/2007 - 21:20 — Sadri Gencoda da yok. Gitmiş olmalı. Ne zaman mı ? Seslerin en dayanılmaz olduğu bir zamanda, kaçışın zaruri olduğu ama korkaklık olmadığı bir zamanda. Sol taraftaki ankete bakıyorum da bunlar bu beş seçenekten hiçbirine uymuyor. Söyleyenden çok söylenenmiş?Söylenenden çok anlaşılabilir olanı da ben ekliyorum. Herkes bir şeyler söylüyor ki bakınız söylediklerimdir. buradan bir arkadaşa bir kaç ay önce çok zor konuşmalar, atışmalar oluyor; ben pek sevmiyorum ve istenmediği muhakkak ki siteden daha önce sırf bu sebeple ayrılanları düşündüğümüz zaman. Can sıkıntısından yazıyorum bunu, kimse kuyruk acısı diye çevirmeye kalkamasın diye iliştireyim bunuda. en kelli felli bildiklerimiz böyle fesini çıkarıp hodri meydan deyince üzülüyor insan. meclis dışı içi farketmez bu söz her yerde geçerli ya da neden üzülsün ki denebilir. doğrudur ama en azından bir şeyler yapıyor o anda mesela başka bir söz arıyor güzel olan.
akademik laflar, beylik laflar, kavgada söylenmeyenler, cemaat' de söylenip durulanlar, uyku kaçıranlar, mide karmaşıklığına sebep olanlar... Çözemiyorum. Eğer bu sitenin üyelerinin yönetime karşı bir isteği olacaksa ben derim ki bu şekilde giden bir işe noktayı yönetimin koymasıdır. Neden insanların başka insanlara karşı böyle bir ego tatmin etme yolu olsun ki burası yada başka bir sanal alan. Gitsin kardeşim derdi varsa "laf" yetiştirileceğine adresin ne senin desin daha iyi !!! Güya edebiyatmış, güya edebmiş. Bence bunu üyeler zevkle izlemiyorlardır çünkü bu tablodan ne çıkarır ki insan. emin olun burada birilerini örnek alıp bu olayı ya da başka birini realize edebilir. Ya da yarın bugün yine bu satırlarda bu hiddeti görebiliriiz başka isimler yazar belki ama içerik aynıdır.
...
bu böyle uzar, yönetim eğer gerçekten engelleme yapıyorsa buyursun bu konu hakkında bir açıklama yapsın.
kapatılmıştır da, şöyledir de, böyledir de.. ama insanlar sakinleşsin sonra.
bu arada kediyi boşverin zaten yoktu...
...mavinin derinlikleriydi gökyüzünde unuttuğumuz...
formatına uydurulan hakaretler
Salı, 10/07/2007 - 23:16 — esma gunesmerhaba
Fatih Tezcan'ın "neye benzetiyorum onu düşünüyorum" başlıklı yazısı yayımlandıysa bu sitede, artık her yazı yayımlabilir.Şu saatten sonra kaldırılsa da birşey farketmez.Gecikmiş adalet adaletsizliktir derler malum.Duruşunu,üslubunu eleştirdiğiniz birine eleştirilebilir bir tavırla yaklaşmak da neyin nesi? Formatına uydurulmuş hakaret sizinkisi.Ben bunca zamandır böyle bir yorum okumadım.Kimse hiçkimseye bu şekilde yaklaşamaz.He yaklaşır da bu sefer malayaniyat maslahat ayrımı kişinin kendi aleyhine işler.Günahtır ya.
Bir insanın bir diğerini muhatap kabul etmesi için önce sınırlarını bilmesi,neler söyleyip söylemeyeceğini bilmesi gerekir.Sınırlar konusunda endişeliyim ben şimdi.Yarın bir gün apaçık küfür dolu yazı yazmayacağınızın garantisi yok çünkü.Benim büyüklerime tavsiyem sınırlarını bilmedikleri kimselerden uzak durmalarıdır.
ihtilaf/muhalefet
Salı, 10/07/2007 - 23:09 — Mustafa Burak Sezer"Ümmetin ihtilafında/muhalefete düşmesinde hayır vardır" enfes bir hadistir bu.
Güzel yani. Çokta kırıcı değil aslında muhabbetler. Ben bu dialogları okurken bile müthiş zevk alıyorum. Başka yerde insanlar , başka mahallelerde, mesala arnavut kaldırımlı yerlerde iki saniye duramazlar bu tür muhabbetlere karşı.
Tabii yazın, saldırın, savunun, sizi yine de seviyorum :)
hürmetler
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-
Vallaha pes diyorum...
Salı, 10/07/2007 - 22:10 — Neslihan DuranSon bir haftadır cemaate hangi konunun altına baksam bir kavga, bir kıyamet, bir anlaşamamazlık, bir gövde gösterisi acaba kimin kalemi kimden daha keskinmiş okusunlar da görsünler bakalım havası esiyor. Seyhan Sevinç'e sonuna kadar katılıyorum. Ve ayrıca kimin "biz"den olup olmadığı değil o "kimse"nin neyi dillendirdiği önemlidir. "Asıl özgürlük ötekinin özgürlüğüdür" der Rosa Lüksemburg. Tırnak içinde bizden olmadığını düşündüğümüz kimselerin ifade özgürlüğüne ket mi vuralım yani? Ki son dönemde "bize" yapıldığını düşündüğümüz en büyük haksızlık değil midir bu?
Ez-cümle diyorumki, hele de bir kaç gün önce bu sayfalarda yazan çok genç bir okurumuzuda Hakk'a uğurlamışken. "Bu dünyada ölümden başkası yalan"...
Selamlar...
Çok olunca zul geliyor artık..
Çar, 11/07/2007 - 02:43 — Selim SevkiogluBu zamanda ve özellikle bu ülkede aydın olmanın baş şartlarından birisi ve belki de en önemlisi bu toprağın çocuğu olarak lazım olduğunda, yine lazım olanı söyleyebilmektir. Nihat Genç bu vasfıyla parmakla sayılacak isimlerden biridir.
Nihat Genç’den her bahsolunduğunda imanı neden gündem edilir anlamak mümkün değil. O’nu mevzu eden aydın fonksiyonundan bahseder, diğeri imanından. Konu imanı değil ki, aydın olarak ne yaptığı !? İmanıyla alakalı meseleni kendisiyle hallet. Sol cenahtan ne de güzel işler yaptığından bahsediliyor burada. Vazifelerine çok düşkün biriysen yaz bir tebliğ mektubu postala. Aydın olmanın şartı İsmet Özel’i sevmek de değil ayrıca. Zor zamanda konuşmaktan bahsediliyor belki ama İsmet Özel’le olan çekişmesinden değil.
Küfür iyi bir şey değil elbet. Konuşması gerekirken susanların yanında yine de bundan çok fazla şikayet etmemek gerek.
Bunca aydın geçinen adamın yapamadıklarını yaptığı için sadece.. ne olurdu sadece bu hususunu taltif etmekle yetinivereydiniz? Günaha girmezdiniz arkadaşlar, sorumluluğunuzun gereğini yerine getirmemiş olmazdınız. Bunu fazlasıyla hak ediyor o. Kıymeti olan her şeyin yerli yerince kıymetini bilmek değil midir doğru ve güzel olan. Kıymeti harbiyesi olan yanı gündeme getirilmiş işte.
Ya bu iyi bir fotografçının, sanatında başarılı olduğunu söylemekten farklı bir şey değil ki. Beni beğenmese de olur. Çok önemsiyorsanız, siz de başka bir forum açıp aydın yönünden değil de, İsmet Özel husumetinden, imansızlığından bahsedin. Aç bir blog hatalarını konu et.
Ya Hu kaç tane Nihat Genç var bu memlekette. Lazım olduğunda çıkıp konuşmaya cesareti olan kaç tane adam var? Ama şu şu kusurları var. Vardır ya Hu! Bu adamlar size lazım olmayabilir, bize lazım.. ve kıymetlidir. Kıymeti olduğu yanıyla kıymetlidir. Güzel yaptığı işler kadar güzel insandırlar. İyi bir hatiptir, heyecanlıdır ve bunu karşısındaki kesime yansıtır. Tedirgin olması gerektiği kadar tedirgin, endişe etmesi gerektiği kadar endişelidir. Sapını beğenmek suçmuş gibi davranmayın. Sapının anlattığı yere hemen samanını karıştırmayın. Bardağın boş olan tarafının bize zararı yok ki, mevzu edesiniz. Dolu tarafı da öylesine bir sıvı değil. Durduğu cenahta kuraklık var. O’nun ki ise maya hükmünde adeta.
Sayın bakalım söylediği sözü yankı bulması gereken yere ulaşan kaç tane adam var. Kendi konuşup kendi dinleyenlerden bahsetmiyorum. Kendi gurubuna, gurusuna seslenenlerden bahsetmiyorum. Onların kıymeti de ayrı elbet.
Evet bunlar ağzı bozuk adamlar.. bazen küfrediyorlar. Çünkü dolular ve sizin kadar dindar değiller. Ama bulundukları yerde yapılması gerekeni de en çok onlar yapıyorlar. Ahmet Kekeç yapıyor, Nihat Genç yapıyor, Hakan Albayrak yapıyor ve hatta Tarık Tufan yapıyor. Günahlarını konuşmuyoruz, durdukları yerde yaptıkları işi konuşuyoruz.
Bunu konuşmak suç değil, takdir etmek günah değil, günahlarından bahsetmemek eksiklik değil ve çoğu kere belki fazlalık. Ahmet Kekeç’in kitaplarını okumam, Nihat Genç’in kitaplarını okumam ama bir aydın olmanın gereğini yerine getirip getirmeleri hususunda haklarını eda etmemekten Allah’a sığınırım. Bu ülkedeki bir avuç deli yüreğe hepimizin en azından bu kadarcık vefa borcu yok mu? Bir araya gelsek yarım saat tahammül edemem belki. Bu başka bir şey. Ama demeyin sakın. Her şeyi yerli yerince değerlendirelim lütfen. Ümitlerimizi kaybettiğimiz zamanlarda ortaya çıkıp onları yeşerten adamlar bunlar. Günahlarının hesabı Allah’a. Aydın kimliğinden bahsediliyor burada. Cami kürsüsünden değil.
Belki bazılarınızın incir çekirdeğini doldurmayacak ihtilaf ve çekişmelerle vakit katlettiği zamanlarda lazım olanı konuşan adamlardır onlar. Takdir edin ve susun lütfen. Emretmiyorum, üst bir yerden konuşmuyorum. Kızgınım sadece. Yersiz ve gereksiz eklentilerden, tartışmalardan sıkıldım. Ortalamanın birh ayli üzerinde olan bu yerde dahi bu tür yaklaşımlar canımı sıkıyor iyice. Meselem aydın kimliğinin eleştirilmesi değil. Olan bu değil. Anlamayana söyleyecek bir sözüm yok. Bir şey söylediğim de yok zaten. Sadece kızgınlığımı dile getirdim.
say say bitmez...
Çar, 11/07/2007 - 04:01 — e. zeynep ozbir televizyon dizisinin setine giden ve kamera arkasında yaşananlara şahit olan o teyzenin lafını hatırlıyorum hep: "artık izleyemiyorum çünkü inandırıcı gelmiyor!"
iddialar üzerine dişe dokunur laflar edilmeli belki, ağzımı açıp gözümü yummamam da gerekebilir. lakin mevzu, o kadar basit algılanıp birkaç muhavere ile atlatılabilir düzeyde değil. öyle böyle değil yani, temelde sorun var. bazılarının kanalizasyon boruları pek de sağlam sayılmaz ve sızan su temele gidiyor, yani ki ne konuşursak konuşalım, anlayamayacak kalemşorlar var.
samimi olabilirler, buna inanırım ama karşıma alıp konuşmayı da bir noktadan sonra tercih etmem. bunu görüp bildikçe, ha nihat genç, ha ismet özel, ha sezai, ha ping-pong masası... taraf olmak ve had beyanında bulunmak elzemse de, aslında kim ne konuştuğunun pek farkında değil. çekici olan çivi ararmış derler, burada maşaallah herkes takım çantasıyla dolaşıyor. yine de ortada ne köy var ne kasaba, ne külube ne bir tahta kaşık.
çünkü haddini aşan bu kelamların TEK bir sebebi var, o da aynı dili konuşmuyor olmak... siyahtan bahseden birine "sen nasıl olur da siyah zeytin yemezsin" demek gibi bu da. alakasız, tepeden inme, ne sakal ne bıyık, sadece tükürük! misal, sözümün kastettiğinin dışında bir iddia ile karşıma dikilen ve beni bu olmadık mana ile suçlu göstermeye çalışan birine verdiğim cevap, harcadığım mesai, biriktirdiğim sinir, bana yol, köprü, hastane olarak dönecekse, yine seve seve vereyim o cevabı. ancak hiç umut yoksa bazı çabalar sonuçsuz kalacak ve en fazla polemik malzemesi olarak tarihe geçecektir.
lafı bir taraflara çekecekler için hemen belirtelim; bireysel iddialar peşinde değilim. ancak doğru anlama ve anlatma konusunda muhatabından daha zor durumda olan ve bunu ısrarla fark etmeyen birine "hadi canım hadi, çocuk parkına!" deyip migrenimi yatıştırmayı tercih ederim. doktorlar bile bunu tavsiye ediyorlar, "anlayamayana fazla yükleme yapmayın, basit ifadelerle konuşun, iletişimsizlik ihtimalini kabullenin"
işte bu nedenlerle "artık muhavereyi sürdüremiyorum, çünkü bazı sözler önemsenmeyecek kadar saçma", "artık izleyemiyorum çünkü inandırıcı gelmiyor." kısaca, lambaya püf, hak edene mülahaza.
unutmadan, şu, site yönetimini -orduyu göreve çağırır gibi- sansüre çağırma seansları da oldukça ilginç aslında: "e artık görevliler bir şey yapıp sustursun şunları!", "benimki silinmişti, onunki de yakılsın", "şunlar atılsın, bunlar sürülsün, şu kelimeler pembe fosforlu kalemle çizilsin, falancaya vesika, filancaya hayat dersi verilsin" muhabbeti hiç sınır tanımıyor. "mümkün mertebe adalet" beklemek herkesin hakkı ama bunlar, "baba! ahmet beni dövdü!"nün türevlerine dönüşebilir kimi zaman. verebilen kendi versin o dersi, herkesin elinin altında klavye, kafasının içinde bir yerlerde akıl var, veremeyenlere ise geçmiş olsun.
incir çekirdeğini doldurmayan mevzular için bunca ter dökmeyi gereksiz bulsam da, şen kahkahalar atmaksızın, ciddiyetle yazanlar bir yana, bir de tüm bunlardan elinde çekirdek ve altında çizgili pijama ile magazin zevki alanlar olduğunu da hayretle öğreniyoruz bu arada! "entelektüel zevk alan ümmet sakini" görünümlü çekirdekçilere kabukları yere atmamalarını öğütleyebiliriz belki, ne de olsa herkesin "zevki ve rengi" ayrı.
not: son olarak, "blogun yoruma kapatılması" gibi bir ihtimalin akıllara gelmesi bile esef verici. burası o dikta yöntemlerinin yeri olmasa gerek. herkes akl-ı selimi ile ne yazıp yazmayacağını ölçüp tartsa, doğru anlasa böyle bir bahis bile olmazdı ya, böylece yine başa dönüyoruz.
ve dikkat ettiyseniz, daha mevzu bahis edilen konuya bile girmedik...!
selamlar
...söylediği
Çar, 11/07/2007 - 13:58 — Sadri Gence.zeynep oz: "unutmadan, şu, site yönetimini -orduyu göreve çağırır gibi- sansüre çağırma seansları da oldukça ilginç aslında: "e artık görevliler bir şey yapıp sustursun şunları!", "benimki silinmişti, onunki de yakılsın", "şunlar atılsın, bunlar sürülsün, şu kelimeler pembe fosforlu kalemle çizilsin, falancaya vesika, filancaya hayat dersi verilsin" muhabbeti hiç sınır tanımıyor. "mümkün mertebe adalet" beklemek herkesin hakkı ama bunlar, "baba! ahmet beni dövdü!"nün türevlerine dönüşebilir kimi zaman. verebilen kendi versin o dersi, herkesin elinin altında klavye, kafasının içinde bir yerlerde akıl var, veremeyenlere ise geçmiş olsun."
ifadelerin bir kısmı söylenen ile örtüşsede söylemek istediğim birilerinin elinde silahlarla ortaya çıkıp "hyatt burada benim borum öter" demesi değil elbette ki burası bir tartışma platformu ise oturumu yöneten bir "yönetim(ordu!)" dan bahsetmek pekala mümkündür. Kimsenin hakkını, kimsenin gözüne yediği yumruğu kimseye şikayet ediyor değildim. Yönetim herşeyi görüyor, yorumlar onaylanıyor/onaylanmıyor orasını bilmiyorum/bilmiyoruz. Sansürlemek çare değil efenim, zaten öneri de o değildir. Ders verme hususunda bir şey söylemek zor, ben zannetmiyorum ki birileri olsun dur şunlara okkalı bir tokat niyetine iki klavye çakayım desin. Bir daha bak bakalım kullanıcı girişinden mi acilden mi giriyorlar diye..
...mavinin derinlikleriydi gökyüzünde unuttuğumuz...
dedik dedi
Per, 12/07/2007 - 22:22 — e. zeynep ozmerhaba sadri genç,
yönetimin istivasına yeşil ışık yakan yorum sahiplerinden biri olarak kendinizi muhatap aldığınız ve cevap verdiğiniz için teşekkürler. yorumumu sizin yorumunuzu okumadan yapmıştım, yazdıklarınıza göz attım şimdi. ancak elbette olaya dahilsiniz.
"kullanıcı girişi-acil" ifadesi zekice olmakla beraber kastettiğim şeye cevap olamayacak denli abartılı ve alakasız. ben haddi aşan konuşmaları tekzip edip, "hayat dersi" verme hevesindekileri akıllı olmaya davet ederken, siz beni ders verme meselesinin mimarlarından sayıp, insanların birbirini kafa göz yararak eleştirmesinin -ki bu sitede zaman zaman şey yapılan kesinlikle budur- destekçilerinden olduğumu düşünüyorsunuz sanırım. herneyse.
ben insanların yöneticileri devreye sokmadan da iletişim kurabilmesinden ve ifadelerin -yönetim sansürlemesin diye değil, düzgün konuşma çabasında olunduğu için- dikkatli seçilmesinden yanayım. demem budur.
yani otokontrol.
yani herkesin kendi dağınıklığını toparlaması.
yorumumdan çıkarılabilecek yegane anlam da bu olsa gerek.
selamlar
Sanal ortamın efendiliği/tebeşirle mürekkep dağıtmak
Cum, 13/07/2007 - 22:08 — Sadri GencYa yoksa diye bakıyorum olaya ben, yani otokontrol olaki yok. Hani her zaman vardır ama bardağın taşması an meselesidir, gül yaprağı koysanız şeker kaymakla besleseniz taşacak, kaçarı yoktur ya hani; belki o anımın verdiği kızgınlık/sıkkınlık karışımı kafamı nereye çevirsem karşıdaki dağların yıkıldığı bir anda yönetim sözcüğünü ağızlara sakız yapacak bir itham anlaşıldı ise hemen düzeltmek isterim yönetim bu konuda itham edilecek taraf kesinlikle değildir. Aslında bu kadar çok yönetim lafının geçmesi bile okurları farklı düşüncelere gark edebilir, ben burada yönetime bir neyse deyip acilden çıkmak istiyorum.
Söylemek istediğim bir "B" planının varlığı söz konusumudur değil midir? Hani oluryadan söz açmıştım.
Ben sizi elinde tebeşir mürekkep dağıtan biri olarak gördüğümden değil sadece bilginin keskin tarafı ile bu kadar burun kaldırmak-ders vermeye varacak kadar- ki kimse buraya ders almaya gelmiyor, memleketin okulları var. Ben yine de böyle bir ortamda kullanıcı girişinden zamanında girip zamanında çıkmasını bilmekten yanayım, sanırım aynı frekanstayız ama titreşim dalgaları henüz yetişmiş bulunacak.
Sanal ortamın efendiliği diye bir başka yazıda bu konuyu daha detaylı yoklamak güzel olur.
...mavinin derinlikleriydi gökyüzünde unuttuğumuz...
Yorumlarla Yorulmayalım!
Çar, 11/07/2007 - 11:27 — Turan ÇetinNaçizane fikrimi beyan etmeden duramayacağıma karar verdim nihayetinde, ki sabahtandır oku oku yorumları yeni bitirebildim, bazı yorumların bir kısmını atlamak zorunda kaldım.
Cemaat Dostlarım;
Hepinizin bildiğine inandığım üzere, kişisel yorumları karşımıza alıp, tek tek cevap vermek zorunda değiliz hiçbirimiz diye düşünüyorum, lâkin anlama açısından el-cevap olarak yorum yapabiliriz –bunu anlayabilirim- Baktık ki iş anlamanın ötesine varıyor, nokta koyabiliriz kendi açımızdan, zor olmasa gerek…
Nihayetinde olur da bir gün her hangi bir yerde her hangi bir cemaat ferdiyle karşılaşırsak eğer –ihtimalin yüksek olduğunu düşünüyorum- birbirimizin yüzüne bakabilecek yüzümüz olsun.
Sırf bu yüzden de değil, yazdıklarımızın ve konuşacaklarımızın çok farklı olacağına inanıyorum… şunu çok merak ediyorum, bir insanın yüzüne karşı konuşmak ile yazdıklarına karşılık yazmak arasındaki fark ne kadar farklı olabilir…
Konulara odaklanmış yorum yerine kişilere odaklanmış yorumlara yorum yapmayalım da yorulmayalım diyorum sadece.
Yorgunum dostlarım, yorgunum…
"Sessizlik; anlamın demlenme vaktidir."S. Yalsızuçanlar
aklın yolu...
Salı, 07/08/2007 - 00:41 — Ümit Demirbiz yazınca ukala denilip burun kıvrılıyor belki ama gelgör ki aklın yolu bir galiba;
"Mayıs ayında Nihat Genç'i bir konferansa davet ettim. Konferans o gergin Mayıs ayında gerçekleşiyor. Hani şu mitinglerin, bildirilerin uçuştuğu bir zamanda. Nihat Genç şöyle böyle de olsa liseden beri okuduğum bir yazar. Hakan Albayrak'ın arkadaşı olduğu için gözümde artı bir yer kazanmış bir yazar.
O konferansta tuttu fıkra mahiyetinde başından geçen bir olay anlattı. Her gittiği yerde Nihat Genç için "Küfreden yazar geldi" diye ilgi gösteriliyormuş. Son gittiği yerde de demişler ki "Burada da küfreder misin" O da Yok demiş, "artık para ile küfrediyorum. Mesela muhtara küfretmek şu kadar, kaymakama şu kadar, ilçe garnizon komutanına biraz daha yüksek, valiye şu kadar, milletvekiline bu kadar" derken oradan biri "Tayyip Erdoğan'a ne kadar?" demiş. Nihat Genç de "Ona bedava, o bizim ikramımız olsun" demiş. Bunu tuttu o mekanda anlattı. Mekan da böyle şeyleri anlatması için uygunsuz bir yer. "Peki ....'ya kaça küfrediyorsun?" diyecek oldum, diyemedim. Hem adamı ben davet etmişim hem de benim de bunu söylememin darbe hazırlıklarının yoğun olduğu o günlerde sıhhat ve selametim açısından uygunsuz kaçacağı bir yer. Onun uygunsuzluğuna düşmek hiç doğru olmayacak idi.
Şimdi 46.7'den sonra merak ediyorum, Nihat Genç hala Mayıs ayının o ulusalcı dolduruşlarının etkisi altında mıdır, hala içinde Tayyip Erdoğan'a bedava küfretme isteği var mıdır?"
Asım Gültekin-Gerçek Hayat
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
Nihat Genç küfrettikçe
Çar, 08/08/2007 - 12:07 — Cihat ArpacıkNihat Genç'in kendi doğruları vardır!
Nihat Genç'in doğruları insanlık çerçevesindedir... Tayyip Erdoğan tezkereyle uğraşırken de Nihat Genç küfrediyordu, iğrenç karikatürler yayınlanınca da!
Ne güzel diyor Nihat Genç:
"Küfretmeyip te ne yapacağız? "
Sebbab
Çar, 08/08/2007 - 13:40 — Ercan HüseyinoğluKüfretmek, sövmek anlamına Arapça'dan dilimize geçmiş bir kelimedir ve yanlış kullanılmaktadır. Aslı "sebb" kelimesidir ki sövmek anlamına gelir.
"Sebb", küfretmek, hakaret etmek, beddua etmek, lanetlemek, kaba söylemek, sövmek gibi her çeşit kötü sözü ifade eder. Sebbab ise çokça söven, küfürbaz anlamına gelir. Sebb, kızgınlık ve hiddet anında başkasına kötü sözlerle hakaret etmek ve sövmek demektir. Sövmek, gazabın, hiddet ve şiddetin birinci silahıdır.
Abdullah İbnu Mes'ud (r.a.)’tan nakledilen bir hadiste Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Müslümana sövmek fısktır, onunla çarpışmak da küfürdür.” (Buharî, Fiten 8, İman, 36, Edeb 44; Müslim, İman, 116; Tirmizî, İman, 15)
Resulullah efendimizin hayatında her türlü hakaret, aşağılama, yüzüne karşı sövme fiillerine maruz kalmasına rağmen, hiçbir şekilde peygamber ahlakı çerçevesinden çıkmadığını görüyoruz. Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v.)'a: ‘Ey Allah'ın Resûlü! Müşriklere beddua et, onları lanetle!’ denilmişti. Şu cevabı verdi: “Ben rahmet olarak gönderildim, lanetleyici olarak değil!” (Müslim, Birr, 87.)
Nihat Genç ve benzerlerinin hakkı söylemek adına bile olsa kullandığı küfürbaz üslup malesef aramızda da taraftar bulmakta ve yayılmaktadır. Ancak unutmamamız gereken husus; "bizim rehberimiz sebbablar değil rahmet peygamberidir" !...
? anlayamıyorum
Çar, 08/08/2007 - 13:51 — Cihat ArpacıkMekke'ye giremezsiniz diyenlere Ebubekir'in cevabı neydi?
Bu bir araştırılsın hele...
Ya hû kavanozda değil, İstanbul'un sokaklarında büyüdük bizler. Yoksa sterilizemizin ortalaması çok çok yüksek de bizim mi haberimiz yok!
İsmail Kılıçarslan ve Nihat Genç yetiyor, zaten rehber, önder beklemeyi bırakalı yaklaşık 1400 yıl oldu!
Amerika sen busun / Orospu çocuğusun
Not: Ki zaten kimse Nihat Genç'e 'rehber, önder vs.' demiyor.
Genç mevzu
Çar, 08/08/2007 - 16:14 — emre şimşek (doğrulanmadı)Küfür mevzu konusunda daha önce çok tartışmalar yaptım. Tekrar etmek istemem. Herkesin yolu farklıdır. Ama bu ülkenin Başbakanına kimse "Tayyip" diye hitap edemez. Had meselesi. (Bkz.SkyTurk'teki programları)
Not.
Hoş, Başbakan'ın dil ayarının düzgün olduğunu da söylemek zor.
İki Karadeniz'li böyle anlaşıyor demek ironinin ötesine
geçmeyen bir yaklaşım olur. Biraz dillere ayar. Bari, biraz...
"Piç Kemalistler" (!) öyle mi?
Cum, 19/10/2007 - 16:25 — Eray MertDemek Nihat Genç rehber değil öyle mi? Peki bu kepazelik nedir böyle?"
Kötü bir Nihat Genç taklidi bu üslubu nereden buldunuz? Siz onlara küfrederken onların da size ve dininize küfredeceği aklınıza gelmiyor mu?
“Ey Ebû Talib,” dediler, “yeğenin putlarımıza sövdü, dinî inançlarımızı kötüledi, akılsız olduğumuzu, babalarımızın, dedelerimizin yanlış yolda gitmiş olduklarını söyleyip durdu. Şimdi sen, ya onu bunları yapmaktan ve söylemekten alıkoy veya aradan çekil.” (İbni Hişâm, Sîre: 1/283-284; İbni Kesîr, Sîre: 1/473)
Bu çeviride müşriklere göre Peygamber (a.s) onlara sövmüş oluyor. Senin bu konuda bir araştırman var mı?
Hz. Ebubekir(r.a) konusundaki araştırmalarından nasiplenmeyi bekliyoruz.
Evet aynen öyle!
Çar, 08/08/2007 - 17:06 — Cihat ArpacıkBeyfendi!
Tartışmanın mahiyetinden bihaber olduğunuz halde böylesi bir yorumla bizi ters köşeye yatırmak istemenize bir anlam verebilmiş değilim!
Nihat Genç taklidi değil yılların birikiminin dışavurumudur!
Söz konusu şahısların, -ki yazının hitap ettiği güruh kemalistler değil, piç kemalistlerdir- bir takım kavramları kendi ağızlarında sakız yapıp değerlerimize saldırdığı aşikar iken!
Bize mail yoluyla destek bildiren Kemalistler çoğunlukta olduğu gibi, kapı numaramıza kadar öğrenip bizi mahkemeye veren piç kemalistler de mevcuttur!
Kavgayı onlar başlattı, biz de kaçacak değiliz! Yoksa kimsenin ilahına, değerine, kutsalına küfredecek değiliz, halimiz de hakkımız da yok!
nihat gençle irtibat
Per, 18/10/2007 - 21:24 — hasan cinözHerkese merhaba
Burdaki sorular gerçekten ilgi çekici. Artık yeni bir nihat genç sitesi var. Kendisi de buraya üye.
Düzenli olarak soru cevap alışverişimiz var.Sizleri de orada görmekten mutlu oluruz
www.nihat-genc.com
Aydın Mıymış?
Cum, 19/10/2007 - 22:01 — yusa ırmakGünümüzün sinirli hacıamcaları gibi Nihat Genç, işi gücü söz balonunu şişirip sonra patlatmak...Tabi birtek o değil bu şekilde pinekleyerek yaşayıp dar çerçeveden dünyaya bakıp konuşansözde müslüman aydın... Bu balona yeryüzünün herbir kıt'asından farklı nefes üfleniyor. İşte bana göre Nihat Genç'te bu zümrede o balonu şişirmek için çalışanlardan... Hem o balona körük gibi çalışıp, nefes nefese konuşan sözde aydın... O balon şimdi dünya kadar oldu ki Hafizanallah bir gün gümleyecek yani... Şimdi ne yapmış Nihat Genç? Müslümanlar için fiili olarak ne yapmış. Ben hiç birşey yapmadım çünkü aydın değilim. Ama aydın kendisi SKY TV deki o demeçlerine baktım. Allah'ım bir insan bu kadar mı dar olur ya... İki küfür edip aydınlığını pekiştirmiş.. Başgarib'in dilinden “Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez” sözünü yabana atmış Genç evet, devlet resmiyetinde yeknasak çözümsüzlük fikirleri üreten ve bir programında "devlet memuru olan dana" hikayesi gibi Nihat Genç'te bana göre öyle bir memur işte. Bir kere Muslih Olacaksın Nihat Genç! Muslih olmak için ise, önce salih olmak gerekir. Muslihler topluluğu, salihler toplumunu mayalar. Gönlünü konuşturan erbab-ı dil, 'gönüllüler hareketi'ni oluşturur. Zira her harfin hesabının mahşerde verileceğini bildiren bir semâvî dinin terazisinde ahir zaman insanlığının kelam defteri nasıl bir sonuç ortaya çıkarır bilinmez? Tek tek dünyaya gelen insanoğlu tek başına hesaba çekileceği inancına göre bir muhasebe ve murakabede bulunmalı ve kendisine “Nereye gidiyorum?” sorusunu sormalı....Madem öyle sen zahmet etme biz soralım bakalım küfürlerinle nereye gidiyorsun sen!
“Ben yokum, Biz’i sizlerden öğrendim. Şimdi sizlerde her bir ben ile biziz.”
Çok Yaşa Argo Cumhuriyeti
Cum, 19/10/2007 - 16:40 — Taha MansurOlur mu yuşa abi. Küfür ve argo kullanarakta İslam'ı yürütmeye çalışıyoruz. Küfür edeceksin zamanı gelince. Bazen küfür ve argo o kadar yakışır ki şiire, yazıya ya da konuşmaya. Cuk diye yerine oturur. Böyle düşünüyor sitedeki birtakım abiler ablalar. Gerçekten biz nereye gidiyoruz? Küfürü ve argoyu İslam'da oturtacağımız tek yer dahi yokken nasıl caiz kılma çabasına giriyoruz? Anlayamıyorum. Bu abiler ve ablalar aile ortamında ya da saygın platformlarda yeri gelince bu küfürleri ya da argo kelimeleri kullanabiliyorlar mı merak ediyorum. Küfür ya da argo kelamları kullananı ayıplıyorlar mı ya da tam yerine oturttun diyip onore mi ediyorlar. Yoksa Mevlana halet-i ruhiyesine bürünüp yeşil körebe oynuyormuşçasına al tekke ver gülüm mizansenine mi başvuruyorlar.
Ne kadar fundamentalist ve ne kadar cahilim ben öyle. Eğer modern dünyanın treni buysa, ben binmiyorum arkadaş. Bu trenin altında kalıp demiryollarının ölümcül yavuklusu olmayı evetliyorum!!!
Fussilet 33 ve 34, sana kurban olayım! En büyük delilimsin!
"Cinayete tarafsız kalmak katilin tarafını tutmaktır."
/No Man's Land/
her kulağa bir nihat genç gerekliliği.
Cum, 19/10/2007 - 17:01 — mehmet fatih k.zaten kimse kimseden nihat genç'i onaylamasını beklemiyor.
evet, hazmı zor bir insandır kendisi ve dişe dokunur yanıda budur işte:
hazmedilemeyen 'söz' sahibi olması.
doğruları söylemesi.
kimse bu ülkenin başbakanına 'tayyip' diye hitap edemez.
o niye o?
eleştiri yaparken eleştirdiğinin makamına mevkiine bakarsan senden 'yukarda' oturan bir insanı kesinlikle eleştiremezsin.
eleştiri aynı düzeyde olmayı gerektirir.
ve kendi üslubunca eleştirilir.
nihat genç'ten 'sayın' falan feşmekan demesi beklenmiyor herhalde?
yok öyle bir şey.
ismail kılıçarslan meseli ise bence ziyadesiyle karışık; nihat genç ile yanyana anılmasa ismi bence daha sağlıklı bir diyet programı uygulamış oluruz.
heba olmasın!
Yürüyün be kim tutar sizi!
Cts, 20/10/2007 - 17:22 — Cihat ArpacıkÖmrü boyunca işe yarayan, dişe dokunan tek bir iş yap-a-mayan insanlar, şimdi Kur'an Kursu Hocası gibi dillerinden düşürmedikleri uhrevi kavramlarlarla, kendileri gibi yürümeyen, kendileri gibi düşenmeyen ama inadına sağlam insanları eleştirirler.
Böyle bir güruh hep vardı adına İslamcı denilen camianın içinde.
Hep te olacak.
Tayyip Erdoğan Amerika'yla kol kola girmiş bir İslamcılık'ı bize tahakküm ederken nerelerdeydiniz beyler.
Bu işler böyle 'steril, steril' konuşmakla olmuyor. Dünyayı romantik devrimciler değiştirecek.
Tek bir yumuşak karın satırınızla Nihat Genç'i biteremezsiniz insanlık nezdinde. Hele ki Nihat Genç'in imanını konun edinip te, süslü kelimelerle birilerine ayar vermeye çalışanları görünce midem bulandı. Ne terbiyeli, ne ahlaklı ne cici çocuklarmışız be abi! Gözlerimi yaşarttınız!
Bir durup düşünün, neden yıllardır Nihat Genç tadında bir yazar bulamadık. Bunu düşünün, düşünün ki yola gelin, hizaya gelin.
'Toparlanın gitmiyoruz'larla olmuyor... Birilerinin çıkıp yeri göğü inletmesi lazım.
İnletenler de vardı. Siyaset sahnesinde hani, hatırlar mısınız? O insanları ne hale getirdiğinizi düşünün de utanın biraz.
Amacım kimseyi kırmak değil. Gerçekten değil... Ama sadece konuşmuş olmak için konuşan ve saçmalayan insanlar var bu 'cemaat'in içinde. Bu yüzden öteki olduk birilerinin gözünde.
nihat genç
Pzt, 26/05/2008 - 08:59 — Bahaddin Geylaninihat ilk başta insana çok şey biliyomuş bişeyleri aşmış insan izlemeni verir fakat biraz dikkatli dinlediğinizde anlarsınız sürekli aynı şeyleri tekrar eder amerika yahudi akp üçgeninde boğulmuş gibidir bir kere kemal in gerçek yüzünü görmekten çok uzak birisidir Fethullah Hocayla ilgili ileri geri konuşmuşluğu var yanlış hatırlamıyosam ama orhan pamuk ilgili söyledikleri takdire şayandır
Nihat Genç ve ergenekon!
Salı, 01/07/2008 - 16:02 — Halil ErdemNihat Genç'i Gerçek Hayat Dergisi sayesinde tanımış ve sevmiştim.Yerli antiemperyalist bir çizgisi olduğu için.
Refah Dönemindeki köy köy kasaba ksaba dolaşan milli görüş hatipleri gibi mesela Şevki Yılmaz'a benzeyen bir üsluubu var.
Fakat 27 nisan muhtırasından sonra adeta ulusalcı çizgiye kayar gibi bir görünümü var.
İslamı bir hayat nizamından çok bir kültür gibi görüyor.
veya konuşmalarından bunu çıkardım.Özellikle Fethullah Hoca'ya hakaret derecesine varan sözler sarfetmesi...
Milli Görüş gençliğinden ümdimi kestim demesi...
Müslümanlar sözkonusu olduğunda olanca sert şekilde konuşuyor olmasına ağmen Ergenekon mevzuunda ulusalcılara "
13 yaşındaki başörtülü ilahi okuyan kızları tehdit gören 27 nisan muhtırasının anlayışına keskin laflar etmemesi ilginç geliyor.
Sanırım Nihat Genç'in de kafası karışık gibi geliyor son dönemdeki girift olaylardan dolayı!
Nihat Genç'te bir ciddi Mustafa Kemal eleştirisinin de olmaması da gözden kaçmıyor.
Bir arkadaş yorumlarda Nihat Genç gibi dobra dobra haykıran bir müslüman aydın yok diyor...Aslında vardı varlardı ama şimdilerde antiemperyalist geçinen ulusalcı güruhun baskıları bizim Şevki Yılmaz'ları Bülent Arınç'ları değiştirdi dönüştürdü.
Nihat Genç de gerçekten islami şuur olsa patlamaya hazır bir volkan olurdu!Niye olmasın...
Özledik öyle hatipler dinlemeyi.Varsa söyleyin oturalım dizinin dibinde.
Bize "Avrupa Birliğine girmek üzere olduğumuz bir süreçte..." diye cümlelerle başlamayan,
İslam medeniyetiden,dirilişten bahseden...özledik
Hakan ALBAYRAK'ın yazılarında bu tad bu diriliş ruhu gerçekten var.Ama Üstad Necip Fazıl gibi meydanları titretecek hatipler nerede?
"Hayat iman ve cihaddır."
genç yine zırvalamış
Cts, 05/07/2008 - 12:44 — Ümit Demirateist ece temelkuran da yazmış, "darbeci arıyorlarsa kenan evren'i yargılasınlar" diye. muhteşem muhalif de aynen bunu demiş.
yaşı sebebiyle ilhan selçuk gözaltına alındı deyip nasıl yaygara kopardıklarını unuttular galiba. kaldı ki benim bildiğim cunta anayasası olan 82 anayasasındaki maddelere göre darbeye ilişkin olumsuz beyanda bulunmak dahi suç! hukukçular daha iyi bilir elbet ama böyleyken kalkıp darbeyi yapanları yargılayın demek şu aşamada ancak şeytan mantığı ile hedef saptırmak/insanları şaşırtmak/kafaları bulandırmaktan öteye gitmez.
uygun zamanda verin madem toplu destek, değiştirsinler anayasayı, yargılasınlar darbecileri! öküz arabası devrildikten sonra yol göstermekle olmaz bu işler!
geçenlerde muhteşem muhalifimizle beraber akp karşıtlarını öven neoconlardan rubin, şimdi de ergenekon'u yok saymış. chp başkanı baykal da aynısını yapıyor. -gerçi ben de biraz mesafeliyim taraf'a- ama muhteşem muhalife göre ise "taraf gazetesi" "ergenekon"! nasıl, güzel di mi!
ben küfrederim arkadaş, deyip kendini kusurdan münezzeh tutan muhteşem muhalifimiz, mir fırat'a da çatmış; "Dengir Mir Mehmet Fırat’ın konuşmaları, üslubu Adana’nın bir pavyonundan fırlamış ve gelmiş gelmiş gibi... Racon keser gibi siyaset yapıyor. Dayılık yapıyor. Siyaset kimlerin elinde diye düşünüyor insan"
biz de işte bunu anlatmaya çalışıyoruz; senin gibi ağzı bozuk, tutarsız, cingen mahallesi delikanlısı gibi sağa sola küfreden, yeri geldi mi beğenmediği hocaefendi gibi salya sümük ağlayan birinden de aydın olmaz!
aydın olmak kimlerin eline düşmüş üzülüyor insan!
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
genç aydın
Salı, 23/09/2008 - 15:16 — Hasan KESKİNNihat genç"i zaman zaman tv programalarından takip ederim. Ancak Genç; Cihat Yolcu arakadaşımızın yüceltiği kadar bir aydın değil. Bir defa "Batı Bilimine karşı Bizim Nazar Boncuklarımız var" demesi doğu bir yaklaşım tarzı hiç değil, olsa olsa naif bir tesselli yada öğrenilmiş bir çaresizlik belki, sonra hemen her konuyu asi bir genç yaklaşımı ile elle alması aydın bir kişilik ile bir arada durmuyor. Aydın (münevver) kişi tevazu sahibi olur. N. Genç böyle bir haslette sahip değil. Hakan Albayrak'ı övmesi ona yine Aydın (Entellektüel)payesi vermez. Ancak şu anlamda Genç'e hakkını teslim etmemek vicdansızlık olur. Okuyan Hitabı güçlü karşıdakini etkileme kapasitesine sahip bir yazar olarak nitelendirilebilir.
tek kelimeyle Nihat Genç
Çar, 24/09/2008 - 00:03 — yusuf baybarsTürevlerinin aksine renkten renge bürünmeme avantajına malik olan ama bunu tükürük bezlerinin fazla çalışmasıyla dezavantaja uğratan yeşil sevdalısı bukalemun!
Deli bir adam size kendinizden utanmanızı söylüyorsa, ne biçim bir dünyadır burası!
Andrei Tarkovsky ( Nostalghia )
Kelin tarağı olsa!
Çar, 24/09/2008 - 14:48 — Mehmet Demirciİslam'la ilgilenmeyen,buna karşın hasbelkader müslümanların yaşadığı bir coğrafyada dünyaya geldiği için arada sırada müslümancılık taslayan bir insan Nihat Genç.
Kader başka türlü tecelli etseydi de,hristiyan bir memlekette yaşasa idi,muhtemelen Hristiyancılık oynayacaktı.
Tevhidle,kullukla alakası olmayan bir insana müslüman gençlerin verdiği öneme şaşıyorum.
Hayatında Allah'a yerolmayan bir insanın müslümancılığını niye bu kadar büyütüyoruz ki?
Bu insan müslümanları kendi dünya görüşü doğrultusunda terbiye etme konusunda liberallerden çok farklı bir yerde durmuyor.
İslam'ı merkeze almayan hiç bir anlayış müslümanlara deva olamaz.
İslam'ın neremize düştüğünü düşünebilsek daha önemli açılımlar yakalayabilirdik.Ama nerde?Kel gelecekmiş,saçımıza tarak sürecekmiş,diye bekliyoruz.Ondan sonra da saçımız neden dökülüyor,diye şikayet ediyoruz.
Ah kabahatin tarakta olduğunu bir anlayabilsek!
http://www.karakalem.net