renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Gerçekten

Bana denizi ısıtacaklarını söylemişlerdi. Daha önce hiç deniz görmemiştim. Denizi bilmiyordum. Irmakların denizleri beslediğini de şimdi öğrendim.

Dişlerim takırdadıkça, benzim karardıkça söylenenlerin bir aldatmaca, hem de arsızca bir aldatma olduğunu anlıyordum. Anlayışım git be git keskinleşiyor. Anam olsa “ferasetin artıyor!” derdi. Üşüdükçe ferasetim artıyor. Feraset için üşümek gerekmiş meğer. Bari şu bornoz dedikleri şeyi verseler ona sarınsam. Üşüyorum. Biraz daha böyle kalırsam bayılacağım. Söylemeye utanıyorum. Oysa utanacak ne var? Nihayetinde ben de bir insanım. Dağlı olsam da üşürüm. Üşüdüğüm çok olmuştur.

Üşürüm! Demiştim. Gülmüşlerdi. Gülerek;

“Sen merak etme denizi ısıtacağız!” Demişlerdi. İnanmıştım. İnanmamam için hiçbir neden yoktu. Koca koca adamlar ne diye yalan söylesinlerdi ki? Hem işlerini öyle ciddiye alıyorlardı ki. Fotoğraflarımı çekeceklerdi. Bir dergiye basacaklardı. İnanılmaz bir görüntüm varmış. Bir sağa, bir sola çevirdiler bedenimi. Oyuncak bir bebek gibiydim ellerinde. Başımı yukarı aşağı, sağa-sola çevirdiler. Güneşe tuttular yüzümü. Ayaklarını aç! Dediler açtım. Şimdi de kapa! Kapadım. Ellerini yukarı kaldır! Kaldırdım. Gül! Güldüm. Ciddi dur! Durdum. Hafif tebessüm! Tebessüm ettim. Dişlerin görünmesin, sapsarı dişler! Utandım. Dişlerimi göstermedim. Sıktım dudaklarımı. Isırdım bile. Gevşe! Dediler. Gevşedim.

Aradığımız sensin! Dediler.

Aradıklarının ben olduğuma dair aralarında münakaşa ettiler. Bir birlerini onayladılar. Birbirlerini kutladılar. Beni de kutladılar. Devlet kuşu konmuş başıma. Bunu şimdi anlamasam da resimlerim basılınca anlayacakmışım. Üşüdüğüme değecekmiş. Ben çok şanslı biriymişim. Sevindim. Bir hoşuma gitti ki. Ama işte üşüdüm. Hem de ne üşüme! Elimde değil. Zangır zangır titriyorum. Titreme! Dediler gibi geldi. Omuz silktim.

Ben hiç deniz görmemiştim. Denizi ırmakların beslediğini de şimdi öğrendim.

Irmakları bilirim. Çayı, dereyi bilirim. Kış kıyamette düşmüşlüğümüz olmuştur buz gibi sulara. Hatta bir keresinde köyden epey uzaktaki serçeme deresini, kışın o en soğuk zamanında, donduğu bir vakitte geçmeye kalkmıştık birkaç arkadaş, derenin buzu taşımamıştı bizi. Az kalsın boğularak değil de donarak öle yazdık. Ateş yakmıştık. Ateşte kurulanmıştık. Kurutmuştuk bedenimizi, giysilerimizi. Hem gülmüştük. Dişlerimiz takırdasa da güle oynaya ateşin çevresinde bir olmuştuk. Hem bir birimize yalan da söylememiştik. Hiç birimiz bir diğerine “senin için dereyi ısıtırız!” dememişti.

Bilseydim derelerin denizi beslediğini kabul etmezdim tekliflerini. Serçeme burada da buldu beni. Burada da dişlerini geçirdi vücuduma.

İnanmazdım. İnanmazdım da güneş aldattı beni. Hem ateş yakmışlardı. Ateşin üstüne kocaman bir demlik koymuşlardı. Ben ağzımı açmaya fırsat bulamadan olup bitti her şey. Denizi o küçücük –denizin yanında küçücük, yoksa kocaman bir demlik- kabın içindeki suyla ısıtmak hiç akıl kârı değil elbet. Söylemek istemiştim. Söyledim belki de. Belki söyledim de o yüzdendi gülüşmeleri.
Uzun kuyruklu elbise giymiş birini gemiye çıkardılar. Öyle de asıktı ki suratı. Elinde sıcak suyla dolu demlik, geminin burnu dedikleri yere kadar yürüdü kasılarak. O komik elbise içindeki kasılışına gülemedim bile. Üşümesem gülerdim. Her bir yanım buz kesmemiş olsa yine gülerdim. Hele demliğin içindeki sıcak suyu ciddi ciddi denize boşaltışı ne gülünçtü. Güler gibi oldum dudaklarım, yanaklarım yandı, zor tuttum kendimi. Gerçekten denizi ısıtacağını mı umuyordu? Hepten aklını yemiş olmalıydı. Hepten akıllarını yemiş olmalı bu deniz görmüşler!

Bir bana sesleniyorlardı bir uzun kuyruklu elbise giyene. Biraz daha dik dur! Diyorlardı ona. Dikleştiriyordu vücudunu. Ben ona bakarken; “ Sen ne diye bakıyorsun, ufka bak!” ufka bakıyordum. Dişlerim takırdayarak.

Bir poz daha! Evet! Harika! Mükemmel! Bir daha! Diyen adam yok mu? Ah O! Gücümün yeteceğini bilsem.. Gücüm yetse gırtlağını sıkarım. Sıkarım da ellerim titriyor. Tüm vücuduma binlerce iğne batırıyorlar sanki. Ayazı bilirim. Ayaz az geçirmemiştir dişlerini ayaklarıma, ellerime, kulaklarıma.. bornoz dedikleri şeyi niye vermiyorlar? Halimin yabancısı da değiller. Ah o ne iştah! O ne cüret!

Demliğin içindeki su bu deryayı mümkün değil ısıtmaz. Bunu anlamamak için ne denli aptal olmak gerek? Buna inanacak kaç insan çıkabilir? Hadi ben hiç deniz görmemiştim. Denizi bilmiyordum da inandım. Denizi besleyenin ırmaklar, dereler, çaylar olduğunu söyleselerdi inandırabilirler miydi ısıtacaklarına? Asla!

Peki ya denizi bilenleri nasıl aldatmayı umuyorlar ki? Hem de gazetelere basacaklarmış! “Biz denizi bile ısıtırız sizler için!” diyecekmişler. Bu söze inanılacağına nasıl inanırlar ki? İnanan çıkar mı acep? Ben inandığıma göre! Ben inandım evet ama ben hiç deniz görmemiştim, denizi besleyenin ırmaklar olduğunu da yeni öğrendim. Hem herkes ben mi? Hele bu koca şehirliler! Bu deniz görmüşler.. Onların inanacağını nasıl düşünebiliyorlar? Böyle bir şeyi düşlemek bile zor. Bundan önce inanır gibi olmuştum, şimdi düşlemenin bile ne denli ağır olduğunu görüyorum. Bunca çırpınmalarının beyhude olduğunu münasip bire lisanla anlatmalı.. ama nasıl? Bunların dilleri farklı.

“Pörfekt vizyon” diyor biri ötekine. Dudak büküyor biri diğerine. Hımm! Diyen başını da sallıyor. Bu konuşmaları işittikçe yüreğim ağzıma geliyor. Her hal iyi bir şey olmalı. Umarım “olmamış, yeniden çekmeli!” anlamında değildir bu “pörfekt vizyon”. Umarım “oldu” anlamındadır.
“ Korkunç güzel!” ne demek şimdi bu? İhtimal olmamış. Korkunç bir şey güzel olur mu? Gerçi suratlarındaki ifade hoşnutluk ifadesi ama ben bunların dillerini anlayamıyorum ki görünüşlerini anlayayım. Bakışlarından kendime pay çıkarayım.

Benden bu kadar ama! Söyleyeceğim. Suratımı bilmem ama ellerimin morluğu ne halde olduğumu az biraz anlatıyordur, gören bir göz için anlatır.. Artık daha fazla dayanamayacağım. Bayıldım bayılacağım. Hem de derya içinde. Gerçekten.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Serçeme

Bu Serçeme Şaban Abak'ın "bal sarısı bir ırmak yavrusu" olan Serçeme'si mi?

sanırım

evet.. erzurum serçeme..
cemal çalık