renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Gerçekten "Düğmeye" Basıldı mı?

"Düğmelere" olan dikkat geçenlerde başbakanın "Birileri düğmeye bastı" demesi ile daha bir arttı. Önceden de düğmeleri biliyorduk : Her amerikan filminde bir kırmızı düğme vardı! Ve her zaman aziz amerikanın düşmanları son anda yenilgiye uğrar ve dünyayı yok edecek güce sahip o "kırmızı düğmeye" asla basılamazdı!

Kimi zamanlarda ise biz düğmelerden farklı şeylerin bir kırmızı düğme olarak söylendiğini duyduk. "İrtica hortladı!", "Kominizm patladı", "Laiklik elden gitti", "Savaş yaklaştı"... Bunlar hep bizim kırmızı düğmelerimiz oldu ve ne zaman birileri birilerinin bu düğmelere bastığını imâ etti, sonunda hiç de hayra alamet olmayan şeyler oluverdi.

Şimdi şu son zamanlarda olan olayları şöyle bir gözden geçirelim :

Önce karşımıza APO'nun yeniden yargılanması durumu getirildi. Doğal olarak insanımız buna karşı çıktı. Ama karşı çıkmakla kalmadı, birden bir tereddüte düştü. "Ya salıverilirse?" korkusu sardı. Oysaki en az 30 yıl için APO'nun salıverilmesi mümkün değildi.

Daha sonra Mersin'de iki tane çocuğun eline birileri bayrağı tutuşturdu. Çocuklar bayrağı haşat etti. Derken birden medya bu olayı o kadar büyülttü ki (bu medya daha sonra aman provokasyona uğramayalım demeye başladı) sanki memleket ikiye bölünmüştü.

Ardından Trabzon'da bildiri dağıtmak isteyen gençler linç edilmek istendi. Daha sonra aynı durum bir kere daha oldu. Bundan sonra Sakarya'da aynı durumun benzer aktörlerle gerçekleşmesini yaşadık.

Daha sonra Konya'da ülkü ocaklarının adının karıştığı olaylar oldu.

Bugün ise baktığımızda medyanın normal zamanlarda "çoluk çocuk kavgası" deyip geçeceği ve haber etmeyeceği bir durum haber olarak bize sunuluyor. Lise'de üçbeş tane çocuğun bir arkadaşlarını dövmesi ülkücü olmadı diye dayak yedi tadında bizlere sunuluyor.

Bu olayları izlemek bize bir şaka gibi gelebilir. Ama dikkat ederseniz yapılan tüm devrimler belli bir sıra ile gelişir. Evet.. Belki bu bir devrim değildir (Aksini diyebilir miyiz?) Ama gene de olayların seyri şüpheler oluşturacak bir tada gelmiştir.

Burada aklıma takılan soruları siz arkadaşlara sormak istiyorum :

Acaba bu provokasyonlar doğumuzda, Iran'i ve Irak'ı da içine alacak bir Kürt devleti için nabız yoklamasıdır? Her ne kadar Talabani ve Barzani gibi Kürt liderler böyle birşey yok desede, Türkiye içinde faaliyet gösteren ve Kürt kartlarını oynayan çeşitli siyasi odaklar "Olamaz" dese de, İran "böyle birşey olursa savaş olur" lafını her daim telaffuz etse de; bağımsız bir Kürdistan bir Kürt megalo ideası haline gelmiş bir durumdadır.

Acaba bu provokasyonlar AB gemisine binmiş Türkiye'nin kendi içine kapanmasını ve böylece başka mihrakların kucağına düşmesi için midir? Malum olduğu üzere AKP'nin bu kadar oy olmasında en büyük sebep Avrupalılaşmak yani AB'ye girmekti. 17 Aralık'a kadar herşey umulan şekilde ilerledi. Ancak son 4 aydır işlerde bir yavaşlama gözüküyor. Bu yavaşlamanın 17 Aralık zirvesinde yaşanan ve söylenenlerden sonra bir umutsuzluğun neticesi olduğu düşünülüyor. Ve Türkiye ilk defa inanılmaz bir arzu ile bu gemiye binmişti. Ancak görünen bu isteğin yavaş yavaş azalması. Avrupa'dan uzaklaşmak ise idalini kaybetmiş bir Türkiye doğuracak görünüyor. Bu ise başka bir güç odağına yaklaşmak anlamına gelebilir.

Acaba bu provokasyonlar yavaş yavaş gücünü toplayan Türkiye'nin bu güçlenişini kesmek için midir? Hepimiz biliyoruz ki Türkiye'nin önünde her zaman bir set çekilmiştir. Cumhuriyet kurulduktan sonra gördüğümüz setlerden şunlardır : Tek parti iktidarı, demokratikleşememe sonucu birinci darbe, Kıbrıs sorunu, ekonominin aşırı bozulması sonucu ikinci darbe, sağ-sol ve alevi-sunni davası, şiddetin tırmanması sonucu üçüncü darbe, kürt sorunu, irtica olayları ve bunun sonuncunda dördüncü darbe... Her sorun ve darbe sonucunda Türkiye'nin daha da geriyet gittiği görülen bir durum. Sonuçta refahın olmadığı toplumlarda ekonominin gelişmesi, demokrasinin gelişmesi ve devlet ve millet ile ideallere sahip olunması mümkün olmayan bir durum.

Acaba bu provokasyonlar altımızı oyan bazı köşe tutucu-tefeci çetesinin kışkırtması sonucu mudur? Kaos ortamı kimileri için her zaman ideal bir rant kapısı olmuştur. Kaos ortamında herkes mevcut soruna odaklandığı için bazıları diğer görünmeyen, daha doğrusu ilgi çekmeyen kanallarda daha rahat bir şekilde köşeleri kapabilmektedir. Acaba ilgi bayrağa hakarete ve olaylara çekilirken birileri devletimizin arka tarafında çeşitli yerleri hortumluyor, çeşitli köşeleri tutuyor olabilir mi?

Sizce; nedir bu son durumların açıklaması?

Gerçekten bir düğme var mı ve birileri canı sıkıldıkça o düğmeye basacak kadar kuvvetli mi?

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

asli menfaatlerimiz ve milliyetçilik

"nedir bu durumların açıklaması?.."
kim bilebilir ki..
ama tabii ki yüksel(ti)len milliyetçilik dalgasına bakıp bişeyler söyleyebiliriz.bence dikkatler yoğun biçimde bu noktaya çekilmeli.
yani şu an, milliyetçiliğin tartışılmasının tam vakt-i zamanıdır diye düşünüyorum..artılarıyla-eksileriyle herkes sözünü söylemeli bu konuda.çevrenize bakıyorsunuz:bir yanda kabile asabiyetinin kaynaklık ettiği, yoğun bir milliyetçi propaganda..öbür yanda sponsorluğunu tamamen belli bir etnisitenin yaptığı kürt milliyetçiliği..adam gibi anarşist bile bulamaz olduk vatan topraklarında..)"Bu sürü kültüründen kurtulabilmemiz için bize göre bir anarşist söylem inşa etmek mecburiyetindeyiz" diyen seçuk küpçük e de selam olsun bu arada)
Türk milliyetçiliği bir kimlik değişimine/dejenerasyonuna maruz kaldı bence:geçmiş yıllarda türk milliyetçiliğinin daha muhafazakar bir görüntüsü/yapısı vardı.Fakat bugün popüler kültür ve küreselleşmenin de etkisiyle milliyetçilik ideolojisi, diNSEL arkaplanından sıyrılıp daha şovenist bir görünüme bürünmenin tehlikeli sinyallerini veriyor.
Bunun da türkiyenin asli menfaatlerine uygun olmayacağı açık..

Oyuna gelmeyelim !

Türkiye, iç ve dış odaklar tarafından milliyetçi cepheye doğru yönlendirilmekte.Düğmeye basıldığı bir gerçek.Bu durum karşısında aklıyla değil de duyguları ile hareket edenler kaybedecek.Türk vurgusu hayra işaret değil.Kürtçülük yapan şaşkınlara karşı Türkçülük yapmak ikinci bir yanlıştır.Yanlışa yanlış ile karşılık vermek ne hazin !

Selam ve dua ile...

Meraklısı için milliyetçilik üzerine bir yazı-"Milliyetçiliğin Alfabesi"-: http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/nisan/15/abayramoglu.html

Mersin-Bayrak-Komplo

(Malum olduğu üzere AKP'nin bu kadar oy olmasında en büyük sebep Avrupalılaşmak yani AB'ye girmekti) buna katılmıyorum...Oyların büyük kısmı tepki oyuydu...Vatandaş ne bilsin AB'yi?AB ekmek mi veriyor, bir sıcak tas çorba mı veriyor ki?

Gelelim yazının geneline..Başbakan düğmeye basıldı diyorsa düğmeye basılmıştır..Kim bastı?Nasıl bastı?
Onu da devlet erkanı bilir..Avam da her şeyi bilmesin değil mi?
Zaten millet olarak kafamız iyi basar böyle şeylere...
Dönelim bayrak yakma muhabbetine...
Ben de şöyle bir komplo teorisi duydum..Bir MHP'li
Mersin'de çocukların eline bayrak verdi..Gerisi malum..
Amaç erken seçim olsun..MHP iktidara gelsin...Ucuz bir siyaset...

Bu vatandaş bayrağını yakmaz....
Ben bu yalanları yemem....
Yiyene bol bol gelecek zaten...

Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...(imza)