renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Gitmek Bazen Gitmemektir -1-

KENDİ RÜZGÂRINI KENDİN YAP
1985'in Temmuz'u idi. Motosikletimi (1965 model, BMW 5.90) hazırlamış ilk yolculuğuma çıkıyordum. Anadolu'yu param bitene kadar gezecektim. Otel ve pahalı lokantaların alternatifini; kendim diktiğim çadırım, uyku tulumum ve küçük piknik tüpümle çözümlüyordum. 45 günlük zevkli bir gezi yapmıştım. Aradan otuz sene geçti ve hâlâ yoldayım. Gezi felsefem hiç değişmedi, demir kısraklarım değişti sadece. 2002 yılında yaptığım gezi notlarımı alıntılıyorum:

YENİDEN YOLCULUK

Gezilerimi kesin bir tarih koyarak belirlemekte zorluk çekerim. Belki Karadeniz yöresinin havalarından olacak. Bakmışsın yolculuk sabahı aman vermez bir yağmur kesmiş yolunu. Haftalık hava tahmin raporlarını dikkatle izlemek alışkanlık olda. Daha yolculuğumun ilk günlerinde yakalanacağım yağmur delirtebilirdi beni. Son üç gün içinde belirlemiştim hareket saatini. Harita üzerinde yol saptaması yaptım. Bu yıl yolculuk haritamda Karadeniz'i yalı yalı boyu kat ederek yola çıkmak vardı. Çanakkale boğazından Ege, Akdeniz sahillerini gezerek Hatay'a inecektim. Sonra güneydoğu Anadolu üzerinden sürecekti dönüş yolculuğum.

Hava tahmin raporlarında on gün sürecek yağışlı havanın Karadeniz kıyılarını acayip ıslatacağı söyleniyordu. Yolculuğu tersinden başlatmak en makul hareketti. Güneydoğu güzergâhından inecektim Akdeniz'e. Ben güneyde oyalanırken yağmur kuzeyi terk ederdi vesselam.

2002 ekonomik olarak zorlayıcı bir yıldı. Gezi masraflarını ve çekimlerimi karşılayacak sponsor firma olarak Nakkaş Reklamcılığın kasasını zorlayabildim ancak.

Yıllardır benimle yolculuklarımı paylaşan emektar motorum K 1100 LT'min ön lastiği oyun oynadı. Yarı ömrünü doldurmayan lastiğimdeki kılcal çatlamaları fark ettim. Aşırı sıcakta ağır bir motorla bu lastik üzerinde yol yapmak korkuttu beni. Aradığım bir kaç bayii o ebat lastiğin olmadığını söyledi. Mevcudu kalan bir bayii de yüksek fiyat çekince yeni aldığım Honda ST 1100'mi yol için hazırladım. (1985'ten beni hemen hemen her yıl bütün ülkeyi gezerim, ilk kez BMW haricinde bir motosikletle yolculuk yapacaktım)
Daha sonra Malatya'da yarı fiyatına bulduğum üç lastiği paketleyip Trabzon'a gönderdim. Yeni yol arkadaşımın bir Japon olması bizim gibi eski kafalılar için tedirgin ediciydi.

Ağustosun ikinci haftası, güneşli bir sabah ateşledik. Zigana dağı tırmanışı her zamanki gibi soğuktu. Bir hafta önce Arif, (tek teker) Trabzon'da bana uğrayıp, İskenderun'daki gösterisine yetişmek için bir gününün kaldığını, hemen yola devam edeceğini söylemiş, Almanya'dan tatile gelen Trabzon'lu Mustafa ile (ZX12) soluk soluğa yola devam etmişlerdi. Yol boyu kısa mola ve benzin ikmallerinde motosiklet meraklıları onların aynı güzergâhtan rüzgâr gibi geçtiğini anlatıyordu. ST 1100 Pan Europan ilk gün çok yordu beni. Sonraki günlerde uzun yol rehavetimi üzerimden atmıştım. ST, ayrıcalığını ve sportifliğini kanıtlamıştı. K 1100 LT ile mekanikte yakın benzerliklerinin yanı sıra aksesuar, yıl tutma, sele yüksekliği, sürüş rahatlığı, seri manevra, aydınlatma, sinyalizasyon gibi konularda artı ve eksileri olmasıyla bir birine çok yakın bu iki motosiklet de yolculuk için uzman.

KANGAL BALIKLI KAPLICA DA İLK KAMP

5000 km süren yolculuğumda genellikle daha önce görmediğim ilçe ve kazaları görmek için ara yolları tercih ettim. Bakıyorum da on beş sene önce ana yollar bile stabilize ve yol yapımı nedeniyle çukur çakırken, şimdi kasaba yollarımız bile asfaltla örtülmüş. AB'nin kapılarını zorlarken sık sık yolumuza kesen jandarma ve polis barikatları ve denetimleri can sıkıcılığını sürdürüyor.

Gümüşhane, Kelkit, Erzincan, Sivas üzerinden Kangal'a varıyoruz. Kangal Balıklı kaplıcada mola verip çadırlarımızı açtık. Çok kötü bir kamping alanı, taşlı çakıllı, ışıklandırma ve servis hizmetleri vasat. Bir de sabaha kadar çadırımızın etrafında can havli ile havlayan, koşuşturan köpekler yok mu!.. E5 karayolu kıyısı daha sakin ve gürültüsüzdür emin olun.

MALATYA
Hekimhan, Yazıhan hattından Malatya'ya iniyoruz. Malatya'da yarım asırlık motorcu, Derici Yusuf Baran ustayı ziyaret ettik. Gözü gibi koruduğu R60 BMW'siyle sürdürüyor motor serüvenini. Adıyaman'lı Mehmet Devran Usta bir yerlerden çıka geldi. Sacayağını tamamlamak için İskenderun'lu Muzaffer (Açıkalın) abimiz noksandı.

ADIYAMAN
Ara yolları sevmek; virajları, tehlikeli yolları sevmek demektir çoğu zaman. Malatya'yı Adıyaman'a bağlayan Çelikhan hattı motorcu için muhteşem bir güzergâh. Sürüyoruz. Adıyaman'da yıllardır şehri ikiye bölen Atatürk Bulvarı hâlâ toz duman içinde, inşaat halinde. Gece Adıyaman'da Devran ustanın konuğuyuz. Damda yattık, yıldız palasta. Devran usta acılı, umutsuz, sitemkâr: "Yılda 200 tane motosiklet satarken, şimdi tamir etmek için motor bulamıyoruz. Tütün ekimi yasaklandı. Nemrut'a Malatya'dan yol yapıldı, turizmi böldü. Abdulharap gölü Malatya'ya getti, Adıyaman'ın suyu kesildi, Diyarbakır'ı bağlayan köprü su altında, Fırat, Urfa'ya getti, ekili arazilerimiz bitti. Esnaf kapattı getti. 60 ihtilalinde dikilen ağaçların tümü söküldü, yeşil Adıyaman çöl Adıyaman oldu. Virane şehre dönüşen bu beldeyi kaza yapalım olsun bitsin!.." Ülkemin şikayetleri bitecek gibi değil.

TUTUKLANAN MOTOSİKLETLER
Besni, Araban, Yavuzeli hattından Antep'e iniyoruz.
Gaziantep doğunun Parisi derler. Motorcuları cana yakın ve konuksever. Şehri gezmek istiyorum, önümdü trafik ikaz işareti "MOTOSİKLET GİREMEZ"
Haydaaa! Var mı böyle bir şey? M.S.2002 yılında şehre motorlu bir aracın girmesi yasaklanıyor. Mülki amirlerin bu keyfi davranışına nasıl göz yumuluyor. Behçet usta ile motor hapishanesine gidiyoruz. Binlerce motorun çürümeye terk edilmiş halini görmek içler acısı. Bu geri duruşla hâlâ AB sayıklamayalım beyler.. (Bu da güzel! Artık hatalarımızı AB bahanesine ihale edip, işin içinden çabucak çıkabiliyoruz.)

Şayet varsa, gürültü kirliliği yapan motorcuyu cezalandırmaktır kanunun görevi. Ben şimdi yeşil ırktan birini sevmiyorsam bütün yeşil ırkı nasıl cezalandırabilirim? Adalet, mülkiyetin tekeli olmasın diye kurtuluş mücadelesi veren bu halkın makus talihi, keyfi tahakkümler ve yönetimler olmamalı. Keyfi saltanatların hesabı sorulmalı artık!

İnönü caddesinde Antebin tek tekeri Yılmaz ve arkadaşlarıyla keyifli bir gece geçiriyoruz. Şehri gören hakim bir tepede orman içinde kamp yapıyoruz. Sabah güneşle uyanıp yola çıktık. Kilis, Hassa, Kırıkhan hattıyla İskenderun'dayız. Amik ovasında cepheden aldığımız rüzgârla mücadele ederek sürüyoruz. Belen, her zaman ki mağrur duruşunda.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Çok gezen mi bilir?

Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?

Ya hem gezip hem okuyan?

Hem yazan hem ressam olan?

Tanımlamakta güçlük çekiyorum.

Allah uzun ömür, sağlık, sıhhat versin...

Hadi motorunuza kuvvet!

"Gül sunan elde daima bir miktar gül kokusu kalır"

Gezgin sezgin coşkun Nakkaş

Biri Mevla arşı Büyük insanda seyyah ; biri diğer arş kalbin mananın enfüsi kainatında seyreyler, yani hem gezer hem görür, lakin kalp görmezse kulak ta sağır, el de çolak, dil de lal, yürek te katı olur. Göz bakar amma gören gönüldür, dil yakar amma yanan yürektir, kılıç vurur amma kesen eldir, ezan okunur amma uyan kalptir, kulak değil.
Mevlana herkese GEL demiş se ya geleceksin; yada onun ruh ve maneviyatı şeytanlarımızın rağmına beynelkevn dolaşır, dağ gelmezse dağcı dağa gider, vuslat hasıl olur, şebi aruz bayramınız mubarek olur, hayırlı, ibretli, takvadar, tefekküri, zikri seyahatler, afiyeteynler dualarımla.