helal organik tavuk





Gül Yetiştiren Adam

17 Şub 2006
Yazan: Murat Soyak

Yeni ŞafakRasim Özdenören’in “Gül Yetiştiren Adam” isimli romanını okudum. Bir yazısında bu romanla ilgili şaşırtıcı bir olayı anlatmıştı Rasim Özdenören: “Bu kitabımı alan bir bayan, bir süre sonra hemen kitapçıya teslim etmiş. Açıklaması ilginç. Ben bu kitapta, gülün nasıl yetiştirileceği, bakımının nasıl yapılması gerektiği konusunda açıklamalar bekliyordum. Ama gül yetiştirme bilgisi yok. Hem okuduklarımdan bir şey de anlamadım. Alın bu kitabı alın !” demiş.

Kıssadan hisse: Kitabın ismi, o kitap için yeter bilgi olamaz. Kitap isimleri yanıltıcı olabilir. Alınacak kitap için ön bilgi sahibi olmak gerekir. Bilinçli, dikkatli bir okur elbette böyle bir hata yapmaz. Ama hayatında yemek kitaplarından, pembe kitaplardan başka kitap tanımamış olanlar böylesine gülünç duruma düşebilirler. Okumayı gündelik hayatında gereksiz bulan ama sorulduğunda vaziyeti kurtarmak için “Boş zamanlarımda kitap okurum” diye cevap verenleri çok gördük. Bazıları için okumak bir ihtiyaç, bazıları için boş zaman eğlencesi...

Sözü tekrar “Gül Yetiştiren Adam” romanına getirmek istiyorum. Bu romanda, düşmana karşı mücadele vermiş bir neslin son temsilcisi ile sonraki neslin durumu gözler önüne serilir.

Mücadele sonrasında olup bitenler çok kişiyi üzmüş, yaralamıştı. İşte o kişilerden biri olan “Gül Yetiştiren Adam” susmuş, kendisini adeta evine hapsetmiştir. Dışarıdaki hayatı, değişimi kabullenmemiş ve bundan dolayıdır ki dışarıya elli sene hiç çıkmamıştır. Bahçesinde çeşit çeşit güller yetiştiren bir adam ve dışarıda çılgın, arsız, maddeci bir hayatı soluyan insanlar. Değişim, bir sel gibi gelmiştir: “Kentin özeti: Otel ve banka.”

Gül Yetiştiren Adam, evinin bahçesinde yapıp ettikleriyle bu değişimi “evine” sokmaz, direnir. Gülleriyle beraber günlerce, yıllarca devam eden bir protestodur bu.Gül kokusu, peygamber kokusu… Güzel kokuyu peygamberimiz severdi diyerek bahçesinde güller yetiştirir. “Siz kimsiniz ?” sorusuna cevap arayan ihtiyar, hemen tutuklanır.

Gül Yetiştiren Adam, romanın bir yerinde kendisini de eleştirir: “Bunca yıl kendimi hapsetmeyecektim” der. Yanlış yaptığını, dışarıyı ihmal ettiğini söyler. Sitareler, Çarliler, Zeldalar, Tanseller, Yavuzlar ve köpeğine arkadaşının ismini vermek isteyen tipler. Kelimenin tam anlamıyla bir “yabancılaşma” yaşanmaktadır. Tanzimatın ilanıyla (1839) resmen başlayan batılılaşma süreci, beraberinde “kültür değişimi”ni getirmiştir.

Rasim Özdenören, yaşanan kültür değişimini romanda çarpıcı sahnelerle anlatmış. Yazar, dili doğru ve güzel kullanıyor.Dikkatli bir bakış, özenli bir anlatım. Çevre tasvirlerine sıkça başvurulmuş. Diyaloglar kişilerin ruh hallerini ele veriyor.

Kaybettiklerimizi hatırlayalım. Yabancılaşmanın doğurduğu kültür, gün akşam sokakta ve evimizde.Oğul, dedesinin hatta babasının kullandığı kelimelere yabancı. Babalar ve oğullar arasında uçurum var.

Romanlarda toplumun hastalıklarını açık bir şekilde görebiliriz. Cemil Meriç’in ifadesiyle: “Roman, hasta toplumların malıdır.” Bizde “Felatun Beyle Rakım Efendi” ile başlayıp “Araba Sevdası”, “Sergüzeşt”, “Aşk-ı Memnû”, “Yaban”, “Fatih-Harbiye”, “Huzur”, “Aynadaki Yalan” ile devam eden roman dizisi kültür değişiminin, nesil çatışmalarının, yabancılaşmanın şahitliğini yaparlar.

“Gül Yetiştiren Adam” romanında anlatılanlar dünü ve bugünü anlamamız için birer ip ucudur. Yaşanan sıkıntıları, bunalımları bir de bu romandan okumak gerek.

*“Gül Yetiştiren Adam”- Rasim Özdenören, İz Yayınları

Tags: