renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Gün Doğacak, Anneler Ne Zaman Doğuracak?

İnsanoğlu rahatına düşkün olmaya devam ederse ne olur? Her rahat son tahlilde içinde bir “rahatsızlığı” barındırıyorsa “rahat olma” olgusuna nasıl bir tanım kılıfı giydirebiliriz? Bitişe, beklenen sona götüren sadece “rahata düşkünlük” müdür? Elbetteki hayır, temel saik insanın narsist olmasıdır. Her kötünün temeline narsist olmayı koymak doğru mudur bilmem ama benim aklıma başka bir sebep gelmiyor. Sorumluluklardan kaçmak, işin içine girmek istememek, elini taşın altına sokmamak, “dünya yansa içinde yorganım yok” sığlığına bel bağlamak, insan olduğumuz için bizi dolaylı da olsa ilgilendiren meselelerde “üstüme vazife değil” bencilliğine sığınmak… Böyle geldi böyle gider, demek.

Almanya’da insanlar çocuk yapmak istemiyor, Rusya’da durum pek farklı değil. Avrupa nüfusunun büyük çoğunluğunu elli yaşın üstü insanlar oluşturuyor. Rusya, doğan her çocuk için on bin dolarlık maddi yardımla ilgili kanunlar çıkaradursun Almanya, Belçika, Danimarka gibi ülkeler yıllardır çocuk yardımı parasını veriyor ailelere. Ama tüm bu olanaklara, desteklemelere rağmen bu ülkeler genç nüfus çıtasını bir türlü yukarıya taşıyamıyor. Artık, “Bir çocuğa bakmak zor, bir köpeğe bakmak kolay” ya da “çocuk büyüdüğü zaman seni terk eder, ama köpeğin seni asla terk etmez” diyen “gelişmiş ülke – çağdaş ülke” vatandaşında artış var. Hükümetler ne denli uğraşırsa uğraşsın genç nüfus artmıyor, bu ortada. Gazetelerde ya da televizyonlarda “bebek çiftlikleri” ile ilgili haberler dolaşıyor. Çocuk sahibi olamayan ya da kendisi bunu göze alamayan ebeveynler için renge, tene, cinse göre bebek satılabiliyor. Mafyanın elinde olan ve sayısı her yıl artan bu bebek çiftliklerinin her ülkeden “alıcı”sı var maalesef. Nesep kavramına önem vermeyen insanlar türüyor.

Yıllarca, “aile planlaması” diye yutturdukları dolmaların sayısı bini geçti. Bize aile planlamasını öğreterek nüfusumuzu kontrol altına almaya çalışanlar kendi ülkelerinde de tam tersini yaparak ülke nüfusunu arttırma adına ellerinden geleni yapıyorlardı. İlahi kudretin yasakladığını devlet kendi eliyle serbest bıraktı. Babası belli olmayan bir dolu çocuğa babalık ve annelik yapan devletin bizzat kendisi oldu.

Avrupa ya da Amerika’nın mevcut genç nüfusundan da bir beklentisinin olmadığı ortadadır. İçki, uyuşturucu ve şehvet düşkünü olan bu gençler kendi ebeveyninden alamadığı terbiyeyi, eğitim sisteminden alamadığı terbiyeyi sokaklardan, çetelerden, ayyaşlardan, keşlerden alıyor. Büyük bir yıkımın ortasında dünyaları. Din, onlar için zaten çok da önemsenen bir şey değil. Bugün kiliseler kendilerine cemaat bulabilmek için akla hayale gelmeyecek kampanyalar düzenliyor. Pazar ayinlerine düzenli bir şekilde katılanlara maaş bağlıyor. Hıristiyan nüfusu arttırmak için dünyanın geri kalmış ülkelerine misyonerlerini göndererek körpe dimağları sapık inançlarına büründürüyorlar. Afrika’da bir devlet başkanının acı itirafıdır: “Bize gözle kapalı bi şekilde dua etmeyi öğrettiler. Onların tanrıları bizimse toprağımız vardı. Dua etmeyi öğrendik. Gözlerimizi açtığımızda onların toprağı bizimse tanrımız vardı artık.” Misyonerlere parasal destek sağlayan, kiliseleri finanse eden insanlar tabi ki bunu dinlerine düşkün oldukları için yapmıyor. Hıristiyanlığın, – bozulmuş, muharref- dinlerinin gereğini yerine getirmeyi öğrenen bu insanlara diledikleri gibi hükmediyorlar. “Biri sana tokat attıysa öbür yanağını da sen çevir” sözüyle uysallaştırdıkları –doğrusu koyunlaştırdıkları- insanlara elbette ki daha kolay hükmedeceklerdi.

Her şeyin en iyisini, en doğrusunu bilen onlardı çünkü. Bütün insanlar ve dahi onların ifadesiyle Âdemoğulları, Havva çocukları itaate mecburdu. Çünkü onlar “güç sahipleri”, iktidar ortakları idiler. Bütün egoist isteklerini, bencil politikalarını tanrının kulları üzerinde uygulamaya yetkiliydi şeytanın uşakları. Onların soyu güdükleşiyor, tükeniyor olabilirdi ama ‘onlar olmayacaksa diğerlerinin olmasına da gerek yoktu’. Bunu bir film karesinden özetleyelim: İşgalciler ülkeyi iyice sarmıştır. Efendi ailesini toplamış ve kendisi gibi “beyaz olan korumalarına köleleri öldürmelerini emretmiştir. Neden? Çünkü onlar bana ait ve ben yoksam onlar da yoktur. B. La Casas adlı misyoner bir rahibin dahi bu insanlık dışı işler karşısında kimden yardım isteyeceğini şaşırmasını görürüz bizler. Yardım istediği İspanya Kraliçesi mi o insanları ölümün elinden alacaktır? Heyhat!

Ve Fil suresi: “Cebir ve azamet sahiplerine ( Ashab-ı Fil’e ) rabbimin ne yaptığını görmedin mi? Onların hile ve düzenlerini boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine ebabili, sürü sürü kuşları salıverdi. Bunlar onlara pişkin tuğladan yapılmış taşlar atıyorlardı. Derken onları kurt yeniği ekin yaprağına çeviriverdi”

Not: “Zalim Allah’ın kılıcıdır. Allah onunla mazlumların hakkını alır ve sonra da döner zalimden de intikamını alır.”

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

aileni planla

fethi serhat;

bu konu üstüne ne kadar yazılıp çizilsede hep eksi de kalıyor değil mi? halkımız da artık inanır oldu aile planlamasının ne denli mühim bir şey olduğuna.

insanlar rahatlığına o kadar düştü ki üç dört çocuğun kahrını kim çekecek der olduk. bir tane yeter dendi bu yüzden. selamlar..

"ateşe su
leyla, leyla.."