Tatlı bir heyecan var üstümüzde. Sanki doğumu bekleyen bir baba gibiyiz. Annesi güneş olan şu bebeğin. Tıpkı kendi gibi birşey meydana getirecek az sonra ve beraberinde bir çok şey daha: Yepyeni bir gün.. Toprak; tüm gece uyumuş, gevremiş toprak, yeni bir heyecanla yumuşuyor, selam veriyor güneşe hasretle.. Her geçen saniye daha da aydınlanıyor yer kabuğu sıcacık. Ormanlar gölgelerinden sıyrılıp, kucağındaki tüm yavruları uyandırıyor özenle.Şu dalda erkenci bir kuş tünememiş mi? Aşkla başlıyor zikrine herkesten evvel. Sonra tüm bir silkiniş.. Sabah vaktinin armağanı taptaze bir çiy ile yıkanmış; üşümüş, ısınmış, canlanmış,gevşemiş tüm bedenler, yalnız kendine özgü ibadetlerine başlamak için abdestlerini alıyor. Bütün bir günün hengamesi başlamadan önce selama duruyorlar O'na. Şükür.. Zikir.. Sonra selamlar birbirlerine dönüyor. Ağaç kabuğuna tutunmuş karınca, balözüne selam veriyor. Kökler derinleri okşuyor iradeli bir şefkatle.Herşey Tek olanın hatırına, O'nun hatırası için..
Biz neden bekledik tüm gece, gözkapaklarımıza inen yumrukla savaşarak? Bedenimizin ağırlığını umursamadan? Sabrettik heyecanla.. Şu ağacın ardındaki tepenin arasından göz kırpan kızıllığı görmek uğruna değil mi? Doğrusu tüm bu serpilme, silkinme seanslarını farkedemeyecek kadar kızıllık arıyordu doymamış gözlerimiz.. Aslına bakılırsa bu muhteşem sahne karşısında, bulutların batıp çıktığı binbir türlü rengi de bilmiyor değildik. Yalnız bu tablonun sebep olduğu ihtişam bizi garip, bambaşka hallere sokuyordu. Adeta derimizin altından giren bir tatlı meltem, tüm tüylerimizi ürpertmiş gibiydi. Ellerimiz ve ayaklarımızın buz kesişi, soğuktan değilmiş gibi geliyordu. Karşı dağın eteğine inmiş, bir yığın pamuk tarlası görüntüsü veren bulutlar, ormanın koyuluğuna inat bembeyaz süzülüyordu. Ve işte paletteki tüm renkler de kendini günün taptaze gök renklerine bırakma telaşı içindeler..Mai ve beyaz.. Yine de bir pusula hassasiyetiyle tamamen doğuya dönsek yüzümüzü, orada hala parlak bir turuncunun hakimiyetini sürdürdüğünü göreceğiz.
Kendimizi yavaş yavaş orman halkının ahenkli salınımına, yalnız zikrettiği tek bir sözcükle, evrenin aşkla deveran ettiği merkezin çekimine bırakıyoruz. Ve sonunda tüm bu zikri yöneten, bir parçası olan,ve enerjiyi bünyesinde oluşturup bu aşkla tüm zerreciklere yayan bir şeyh edasıyla güneş yüzünü gösteriyor. Gösterinin tüm renk ve cümbüşü kayboluyor. Yalnız derinlik ve asalet nişanesi sade gün kalıyor ortada.. Güneşe direkt bakmanın zararlarını söyleyenlerin gözüne sokarcasına, tam güneşin gözlerinin içine bakıyorum. Gözlerimin etrafı hiç bir kırışık kreminin bozup kirletemeyeceği güzellikte kırışıklarla doluyor. Bastığımız her zerresinde çatlayıp, gebe kaldığı tüm yaşamı doğuran toprak, kendi abdest suyunu bizimle paylaşıyor. Buz gibi suyla ayaklarımız sıcacık oluyor. Hiç bir musluk suyunun veremediği bir temizlik ve ferahlık duygusu sarıyor bedenimizi, tırnak uçlarımıza değin.
Bizdeki yalnız sessiz bir bekleyiş ve hiç imkanı olmayan tefekkür hali, uzaklardan çınlayan bir "motorlu testere" sesiyle dağılıyor. Ve işte tüm bu şuurun, bu ahengin dışında bir yerlerde, insanoğlunun macerası da başlıyor. Katliamı yaşam kavgası olarak gören irade sahibi,iradesiz bir topluluğun..
Eve dönüş yolumuz biraz daha büyümüş ve büyülenmiş iç dünyamızın, o topluluğun bir üyesi olmanın verdiği ezilmişliğinin ve bastığımız her noktadan sağa sola kaçışan tüm bu mahlukata karşı duyduğumuz utancın tesiriyle sessizlik içinde geçecek..
Yorumlar
Hoş bir yazı.Yüreğinize sağlık.
Çar, 05/09/2007 - 11:26 — Zübeyde KavakHoş bir yazı.Yüreğinize sağlık.
Tabiat'ın yeni güne hamd ile başlaması, kimi bayat yürekler için ibret verici bir sahne.Tabiat, kendini, yaratıcısına olan bağlılığı ve teşekkürüyle tazeleyip,bu yenilenmişlik haliyle daha nice yüzyıllar insanoğluna ev sahibliyle yapacakken,yücesini unutmuş ya da bilincini başka algıların dikkatçisi yapmış, otomot 'dünya da dünya' diyen bir varlık daha ne kadar kendini devam ettirebilir.
Samimiyetini yitirmiş bizler, kendimizi kandırarak ''Allahım allahım' diyerek daha ne kadar etkili görünmeye çalışıyoruz ona? Yenildiğimizde,incitildiğimizde,sömürüldüğümüzde,gasp edildiğimizde......... ona koşup da '' yardım et lütfen'' feveranları reva mı yoksa bize?
Baştan başlayalım......
Bugün doğuşumuz olsun tıpkı yen bir gün gibi..
O iksiri hiç kaybetmeyelim...
Sevgi ve dua ile....
Kalpler ancak Allah'ı andıkça huzur bulur
Cum, 08/02/2008 - 16:39 — Mehmet ALTUN"Kalpler ancak Allah'ı andıkça huzur bulur"
Kendi yitirilmişliğimizde kaybolan huzurumuzu hep sanal varlıklarda, olaylarda, aramaya başladık. Ve asla bunu başaramıyacaz. Ne zamanki atlas okyanusunda hareket eden gemimiz bir buz parçasına değip su aldığında ve batışın artık kaçınılmaz olduğunu gördüğümüzde farkediyoruz hakikati, o zaman olan olmuştur artık. Zamanı gelmiştir kendimizin içinde bulunduğu durumdan koparıp gerçeğe uzanan güneşli yollara dönmenin, son dem gelip kapımızda durmadan. Bizden kopup giden zaman parçası bizlerde izler bırakarak kaybolup gidiyordur ellerimizden. Her diriliş sancılıdır, dirilişi doğuran çekilen sancılardır. Vakti gelmiştir artık kendi dirilişimizi gerçekleştirmenin. Güzel yazın için teşekkürler