renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Güneşin Oğlu

Güneşin Oğlu

Bir zamanların şiir ortamlarını en sağlam mısralarıyla şaşırtmış olan Ah Muhsin Ünlü’nün Polis ve Çocuk filmlerinden sonra gelen üçüncü filmidir Güneşin Oğlu. Onur Ünlü’nün filmini değerlendirirken şairlik tarafını göz önünde bulundurarak, şiirinde kullandığı dilin kırık döküklüğünü de işin içine katma gerekliliği vardır elbet. Eğer, Onur Ünlü’nün şiirde kullandığı bu kırık dökük dilin çarpıcılığına karşı bir yabancılık çekiliyorsa, bu durum yaptığı filmin diline de yabancılık hissini doğurur. Örneğin Polis filmi Türk sinemasının dil, üslup ve içerik bakımından gelmiş olduğu tıkanıklığa yeni bir açılım getirecek kadar avangard bir anlatım deneyimi olmasına rağmen filmde kullanılan dil ve üslup alışılmışın dışında bir yol izlediğinden film, Türk izleyicisi nazarında “kadri bilinmemişler” arasına çektirilmiştir. Zira Onur Ünlü’nün, bir anlatım imkanı olarak sunduğu bu çapraşık ve kırma dil tutumu ne seyirci ne de sinema eleştirmeni tarafından kabul edilir bir yere konulmadı. Konulmadı, çünkü alışılagelmiş olan anlayışın kırılmazlığına karşı olan sarsılmaz muhafazakarlığımız henüz modern olmanın dışında durarak da bir şeyler ifade edilebileceğinin imkan ve ihtimaline erebilmiş değil. Bu yüzden olsa gerek ki; sinema alanında, dilde kolaycı bir anlatımın yüzünü buruşturmayacak kadar başarılı bir magazinel üslubu içselleştirmiş Türk izleyicisi, alışılmışın dışında bir imkan alanı sunan her görüntüye müstehzi bir dil çıkarma tavrını normalden sayılan bir eleştirel değer olarak kabul ediyor. Diğer yandan, burada, Güneşin Oğlu filmine karşı takınılan tuhaf ve anlaşılmaz tutumun da zikredilmesinde fayda var sanırım. Zira Polis filminden buyana Onur Ünlü, sinema alanında hangi işe el atsa adeta birileri sözleşmişçesine bir karalama ve başarısız gösterme kampanyasını yürütmeye başladı. Film hakkında söylene gelen berbat eleştiriler maalesef seyircinin de zihnini çelebilecek kadar yoğun bir tempoda sürmeye devam ediyor. Öyle ki, Onur Ünlü ağzıyla kuş tutsa kanatları dışarıda kaldı diyecek kadar mükemmeliyetçi kesilmeyi marifet bellemiş bir “dantellientel” tayfası var önümüzde. Ve yine maalesef ki bu “dantellientel” tayfasına çevre olma ezikliğini bir türlü üzerinde atamayan genç sinema takipçisi de aynı kararlılıkta bu janjanlı söylevi devam ettiriyor. Bazı, ailemizin sinema eleştirmenleriyse Onur Ünlün’ün adını bile ağza alma gereği duymuyor. Tuhaf bir görmezden gelmecilik, tuhaf ve anlaşılmaz bir yok saymacılık durumları var ortada.

Türk sineması bu güne değin kullandığı dil itibari ile kendini pazarlayacak [elbetteki sinema toplu gösterimlere dayalı bir sanattır ve burası kabulümüzdür] bayat içerik ve ucuz söylevli işlere talip olmaya hevesli bir kitle peşinde koştu. Bu kovalamacı hedefçiliğin şaşmaz bir belirtisi olarak da işin ucuzuna kaçtı hep.. İşin ucuz olana denk gelişi, kullanılan dilin de tüketim kültürüne paralel bir bayağılıkta olmasını kaçınılmaz kıldı bir yerde. Bu yüzden çok seyredilmenin ya da sanal olarak en çok “tık almanın” formülü oldukça basit ve sade olarak formülize edildi : Ne kadar ucuz dil o kadar müşteri çokluğu… Bu ucuzluğa denk gelen çokluğun frekans ayarı bugüne değin hep en alt seviyede tutulduğundan olsa gerek ki; bu kalabalık izleyici kendi zihinsel ayarının üzerinde olanlara karşı soğuk ve aldırışsız bir davranış biçimi geliştirdi: karalamak. Yapılan işi anlamayan ve anlamadığı gibi de kullanılan dilin ne alt metnine ne de üst metnine çıkamaya yönelik küçücük de olsa bir çaba sarf etmeyen “tembelobur” bir izleyici kitle var önümüzde. Dolayısıyla bu kitle, kendi ucuzluğuna eyvahlar edeceği yerde algı performansının altına düşen her durumu ya yok sayıyor ya da zevahiri kurtarma adına gülünç bir karalama kumpanyası tertip ediyor. Şimdi bu söylenenleri üst perdenin teranesi olarak kabul edenler de olabilir. O zaman birileri bana şu sorunun cevabını verse fena olmayacak hani :

- Bir yönetmen düşünün ki; filminde rol verdiği Haluk Bilginer’e “Onur Ünlün’ün her filminde zevkle oynarım” cümlesini kurdurtuyor ve ardından Özgü Namal’a da “Onur’un filmlerinde kendimi daha zeki hissediyorum” dedirtiyor. Öyleyse nasıl oluyor da böyle bir yönetmenin imza attığı filmler haddinden üç fazla cimrileştirilmiş bir eleştirinin altında silinmeye çalışılıyor?

- Ayrıca yine bir film düşünün ki; başrollerini Haluk Bilginer ve Özgü Namal gibi isimler alsın ve bu film, popileritesi tavan yapmış bu kişilere rağmen hiçbir gazetenin kültür sanat ekinde ya da sayfasında konu edinilmesin. Ve yine bu film izlenme oranlarının en alt yüzdelik diliminden pay alsın. Bu olabilecek bir şey midir ya da böyle bir tezatlığa kapı aralayacak denli kör bir medya ahmaklığı var mıdır bu ülkede sizce?

Sanırım yoktur ve olmayacaktır da. O zaman bütün fitne fesat fetbazlığımızın referansına dayanarak, bu işin içinde bir iş var sorusuna volum vermek gerekiyor sanırım! Hadi diyelim ki; Polis filmi için sırf Kur’an okundu ve üstelik Türk sinemasında hiç yapılmayan bir iş olarak okunan Kur’an’ın anlamı da altyazı olarak geçildi diye filmi bir çırpıda eledin! Sırf bu yüzden politik görüşüne, seni tu kaka edecek bir boncuklu kulp takılmasın diye onca emeği bir klavye kahramanlığıyla paralayıp harcadın! Hadi yine diyelim ki; Çocuk filmini de başarısız bir fantastik kurgu olarak gördün ve bahse değerlikten uzak tuttun. Peki bu son filmi hangi nedene dayanarak yok sayacaksın sayın eleştirmen takipçisi seyirci? Bu filmde oynayan hangi oyuncunun performansında bir aksilik göstererek filme vurmaya kalkışacak ve o katlanılmaz alaycılığınla dil çıkarmaya yelteneceksin?

Lafı uzatmanın bir anlamı yok. Güneşin Oğlu hakkı yenemeyecek kadar güzel bir film. Filmde rol alan her oyuncu rolünün gereğini hakkıyla yerine getirmiş. Senaryoda kopukluk yok ve izlenme sürekliliğini sekteye uğratacak bir ritim aksaklığı da görünmüyor. Film, eğlenceli kısımlarını bazen didaktik bir söyleve büründürerek seyirciye ölüm ve kibir üzerinden bir takım vurgulamalar yapıyor. Burada ritimdeki akış biraz daha hızlandığından, ve sanırım biraz da sanki bile isteye yapılmış bir şey olarak, anlatımın takibinde izleyici biraz zorlanıyor. Filmin zekice kurgulanmış bir bütünlüğü var ve diyaloglar abartıya kaçmadan ayarlanmış bir dil işçiliğiyle bezetilmiş. Bu haliyle de işin içinde bir şair elinin sürekli olarak varlığı kendini gösteriyor. Öyle ki Haluk Bilginer’i bir Ülkü Tamer şiiri olan Konuşma şiirini o gür sesiyle okuması hem bu şiir işçiliğini doğruluyor hem de filmin havasına ayrı bir güzellik veriyor [ hem dersini bilmiyor hem de şişman herkesten]*. Film, biraz da bazı göstergeler üzerinden Polis filmine göndermeler içeriyor ve teknik olarak Murat Menteş’in Dublörün Dilemması romanına yakın bir anlatım tekniğini izliyor. İçinde argonun yerine göre kullanım sıklığı olsa da keyifle kendini izleten bir film. Keyifli, eğlenceli ve kaliteli esprileriyle hayli iyi bir film. Uzun zamandır böyle bir keyifle sinemadan çıktığımı hatırlamıyorum.
Ben derim ki gidin izleyin, kaçırırsanız bulun izleyin.

Konuşma
Ülkü Tamer

- aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.

iyi nişan alırdı kendini asan zenci,
bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci...
-çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Bir süper , iki normal , üç?

Selamlar ,

Öncelikle yazınızda belirtmiş olduğunuz birçok görüşe harfiyyen katıldığımı belirtmek istiyorum.Gerçekten dindar sıfatını kendine hayat tarzı bellemiş sinemacılara yapılan haksızlık aşikar.Fakat bu yeni bir uygulama da değil , malumunuz Mesut Uçakan'dan bu yana alışık olduğumuz birşey.Her neyse.

Bu düşüncelerinizi keşke "Güneşin Oğlu" başlığı altında açıklamasaydınız .Zira ; Onur Ünlü bu filmi ile hem sanatsal açıdan , hem de bulunduğu kesimin değerlerine göstermiş olduğu saygı açısından beni büyük bir sükut-u hayale uğrattı.Başlığınız "Güneşin Oğlu" fakat filme dair neredeyse "hiç" yorumunuz yok.Güzel diyorsunuz , gidin diyorsunuz fakat bunu açıklamadan kesip atıyorsunuz.Bunun hoşuma gitmediğini de belirtmek isterim.

Kendi düşüncelerimi belirtmek istiyorum."Polis" filminin uğramış olduğu 'baskı' , maruz kaldığı 'haksız aşağılama' karşısında daima dik durdum.Sinemalar.com da yazmış olduğum yorumlar olsun , Sinematik dergisinde yazmış olduğum kritikler olsun Ünlü'nün fikrini ve emeğini desteklediğimi , takdire şayan bir eser ortaya koyduğunu belirttim.Ünlü'nün Çocuk filminde sıradışılığı da seyirciye gayet iyi empoze ettiğini yineledim.Fakat Güneşin Oğlu için aynı fikre nedense bir türlü sahip olamadım.Ekranda Onur Ünlü değil de başkası vardı sanki.Ayet görüntüsüyle başlayan filmin devamında , devamlı Özgü Namal'ın bacaklarını görmekten ya da erotik film afişi görmekten sıkıldım.Ünlü , bu değildir.Ünlü'nün tarzı bu değildir.Ünlü , diğer iki filminde "sıradışı olmak için çalışmamıştır".Bu filminde ise sıradışı olmak için çalışan ve gayet sıradan bir bağırtıya sahip olan Ünlü var karşımızda.

Sanatsal açıdan yaratıcı evet.Gayet usta oyunculuklarla bezenmiş evet.Gayet de komik evet.Tüm bu evetlerden sonra bol da küfür ve cinsellik var içinde .Dini değerleri aşağılama sözkonusu.Dini karaktere yüklenen "tüftüf tövbe subhanallah" diyen cinli karakteri çok mu güzel?Bu dalgalar Yeşilçam da kaldı zannediyordum.

Üzüldüm ben açıkçası.Onur Ünlü de bunu yapacaksa ..
Sen de mi Brütüs meselesi ...

"haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" Hz.Muhammed (s.a.v)

bacak meselesi

şimdi şöyle sevgili seyirci;

en başında Onur Ünlü'nün islamcı olduğunu sanmak abesle iştigaldir. bulunduğu kesimi renci de etti derken islami kesimi kastediyorsan burda bir yanılma var doğrusu, çünkü Onur Ünlü bildiğim kadarıyla islamcı değildir. işini iyi yapan bir şair ve yönetmen. diğer yandan Onur Ünlü'yü Murat Menteş'le takılıyor diye islamcı zannetmek büyük bir hatadır. islamcı değildir ama islam düşmanı da değildir. harbi, samimi, babacan ve hakkaniyetli bir adamdır Onur Ünlü.

bir diğer yandan Onur Ünlü'yle Mesut Uçakan'ı karşılaştırmak ve bu ikisini bir kefeye koyarak tartmaya kalkışmak hem sinemaya olan ilginizin uzaklığı gösterir hem de elmalarla armutları aynı küme içerisinde toplama yanlışlığına kapı aralar. Mesut Uçakan başka bir alanın adamıdır. iyi ve ya kötü demiyorum ama benim sinema kültürü içerisinde tercihlerim arasında ismi geçmeyen biridir.

bacak meselesindeki erotizm vurgusuna gelince orası ise bambaşka bir yanılgı noktası. Özgü Namal'ın üstlendiği karakter tam da filmdeki kırmızı elbiseli kadına işaret eder. zampara ve evli olan ve kötü şiirler yazan bir şairle takılan bir karekterden ancak bu kadar aşuftelik beklenir. yoksa senin sinema anlayışında orada orlon çoraplı bir kadın mı olmalıydı. absürde varan ve çıplaklığı teşhir eden bir şey yok filmde. sadece herkes olması gereken rolde...

filme biraz daha insaflı yaklaşılmasını rica ederim..

Anlatmak ve anlamak ...

selamlar ,
öncelikle vermiş olduğunuz cevaptaki "sen ne anlarsın sinemadan!" üslubu beni fazla memnun etmedi .. ama rahat olun , söylediğiniz şeyleri cevapsız bırakmayacağım ..

şimdi efendim ben belli bir kesime ait diyerek kesinlikle ama kesinlikle "islamcı" kesimi kast etmedim .. islamcı kelimesini gayet sert ve samimiyetsiz bulurum , dindar kelimesi daha uygundur .. onur ünlü'nün murat menteş ile takıldığını sizinle öğreniyorum ve yine ayrıca asla menteş ile takılıyor diye dindar yaftasını da ünlü'ye yapıştıracak değilim ..

benim anlatmak istediğim şu : "ünlü , gerçek manada kaliteyi tutturdu fakat marjinalliği gereksiz bir alanda , kendisine yakışmayacak laubalilikte harcadı" .. siz şimdi bu filmi öneriyorsunuz fakat bu filme insanlar gittiğinde o kadar küfürün vebali ne olacak .. aynı filmi farklı bir yönetmen , misal çağan ırmak ya da demirkubuz yapsa eyvallah fakat ünlü'nün tarzı değil bu ..

erotizm , bacak vurgusu da benim şahsi kanaatimden çok dini açıdan meseleyi ele almaktır .. şahsi kanaatim sorulsa , bu filmi sanatsal açıdan irdeleyip dört üçlük nitelendirebilirim ama türk seyircisinin durumu aşikar yeterince .. yani bu filme sizin gözlüğünüz ile bakacak kişi sayısı çok az .. ve bundan da öte kültür-sanat sayfaları onur ünlü'ye bu film sayesinde açılacaksa hiç açılmasın daha iyi ..

mesut uçakan konusuna hiç girmiyorum .. "biz bizi beğenmeyiz kompleksi" ..

muhabbetle..

"haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" Hz.Muhammed (s.a.v)

"Bankası"

bu vakitten sonra söyleyeceklerimin bir alınganlık ağına takılabileceğini endişe ettiğimden işi yokuşa sürür bir vaziyette devam ettirmeniyi lüzumsuz buluyorum. ama en azından elin vicdanda durarak konuşulması gerektiğine inanıyorum..

diğer yandan 2009 un yazında Onur Ünlü'nün kültür bakanlığından onay ve destekli yeni bir filmiyle buluşacağımız söyleniyor. filmin ismi "bankası".. bakalım ve şimdiden hayırlı olsun diyelim.