renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Güneydoğunun Efes'i Hasankeyf

HasankehfYüz yıllarca önce insan emeği ile kayalara dantel gibi işlenen Günedoğu'nun Efes'i... Binlerce yılın tozu toprağına göğüs germiş, istilalar görmüş bağrı yanık bir kenttir Hasankeyf. Ne haçlı seferleri, ne Moğalların saldırıları ne de Timur'un Anadolu'yu istila etmesi Hasankeyf'i yok edebilmiştir. Ancak bugün yalnızlık mı, terk edilmişlik mi, baraj sularının altında kalacağını bilmenin acısı mı; nedir bir keyifsizlik süzülüyor, Hasankeyf’ten.

Hasankeyf gibi olağanüstü güzellikteki bir yerin gündeme gelmesi ise, baraj felaketi ile gerçekleşmiş. Yani bir sorun, bu bölgenin işine yaramış, tanınmasına neden olmuş. Hasankeyf, insanlığın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Mezapotamya bölgesinde yer alıyor ve çağlar öncesinden günümüze geliyor. İçinden geçen Dicle bir zamanlar ticaret ve ulaşım yoluyken, şimdi yapayalnız akıyor desek mübalağa olmaz.

Bilinen tarihiyle 3 bin 500 yıllık antik kent için Güneydoğu’nun ‘Efes’i diyorlar. Ama Efes kadar kıymeti hiç olmamış. Öyle ki, yapılması düşünülen Ilısu Barajı suları altında kalacak olması bile siyasi bir kavga haline getirilmiş. Mağaralar şehri anlamına gelen Hasankeyf’te yapılan eylemler, gösteriler çoğu zaman siyasi bir platform alanını andırıyor. Geriye ne baraj kaygısı ne de Hasankeyf’in geleceği arzusu kalıyor. Konunun en dramatik tarafı ise, baraj yapılsın mı yapılmasın mı polemikleri arasında Hasankeyf’in hayatî durumunun bu tartışmalardan çok uzakta kalmış olması.

Tarihî bölgede üç yıldır çalışmalar yapan Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülselam Uluçam, Hasankeyf ile ilgili bütün tartışmalara son noktayı koyuyor: “Bunu açık ve net söylüyorum, Hasankeyf bitti.” Uluçam’a göre bu saatten sonra barajın yapılıp yapılmaması o kadar önemli değil. Gündemde hep baraj yapılacak mı yapılmayacak mı sorusu var. Bu yanlış bir durum. Ve bu yıllardır tartışılıyor. Tartışmalar yapıldıkça Hasankeyf ihmal edilmiş, mevcut eserleri kurtarmak için kimse bir şey yapmamış. Baraja gerek yok, Hasankeyf zaten bitmiş, tükenmiş durumda. Hasankeyf alanındaki mevcut eserlere bir de ömür biçen Uluçam, “Böyle devam ederse antik kent 5 yıl içinde tamamen biter. Görülen eserlerden tabir yerindeyse eser kalmaz. İlk inceleme yaptığımda birçok eser iyi durumdaydı. Ama aradan üç yıl geçti ve canlı tarihi oluşturacak ilaç niyetine sağlam tek bir eser yok. Tabii şartlar da bunda etkili oldu ama ağır tahribatı insanlar yapıyor. Koruma adına da bir çalışma olmaması korkunç bir tabloyu ortaya çıkarmış. Mesela Zeynel Bey Türbesi lime lime olmuş. Doğal yapıda da çökme var.” diyor.

Yüzyıllarca nice medeniyetlere ev sahipliği yapan Hasankeyf'te Antik dönemden beri halkın o görkemli mağaralarda yaşıyor olmasını fakirlik belirtisi sayan yöneticiler, insan var ama ev yok deyip, devlet eliyle tarihsel kentin üstüne 40'ar metrekarelik evler yaptırarak pek çok anıtı yok etmiş. Antik taşlar inşaatlara temel taşı olurken halk, devlet yapıyor diye ses çıkaramamış. 1980'lerin başına gelince bölge birinci derecede SİT alanı ilan edilmiş. Edilmiş ama, yağma sürmüş durmuş. Devlet, Hasankeyf'i Hasankeyf yapan eserlerin sayımını yapmadığı gibi, bir görevlisini bile yollamamış. Kaderine terk etmiş Hasankeyf'i.

Hasankeyf'e baraj yapılacağı gündeme gelince terk edip gidivermiş halk. Şimdi geriye sadece ihtiyarlar ve birkaç fakir aile kalmış; bebeleriyle. Sindirmek kolay değil, böylesi bir ihtişamdan Türkiye'nin en fakir dördüncü ilçesi durumuna düşmeyi. Her yıl yeniden ölüp ölüp diriliyor Hasankeyf.

Yüzlerce cami, kilise, saray ve şehir kalıntısıyla günümüze ulaşan Hasankeyf sorumsuz yönetim, eğitimsiz insanlar eliyle asırlardır yağmalanıyor. Halkın mağaralarda yaşıyor olması, fakirlik ve ilkellik belirtisi zannedilerek alelacele küçük beton evlerden oluşan konutlar tarihsel kent üzerine yapılarak pek çok anıt yok edilmiştir. Bunlardan çıkan kıymetli eşya ve sanat eserlerinin hikayeleri hala anlatılmaktadır.
Arkeolojik çalışmalarında yeterince yapılmadığı her şeyi ile üzerimizde bir sorumluluk olarak duran bu şehir restore edilip dünya insanlığına bir kültür mirası olarak sunulmalıydı. İç ve dış turizme açılarak bölgenin canlanmasına sebep olabilir, daha da önemlisi tarihi sorumluluğu yerine getirmenin hazzını gelecek nesillere aktarabilirdik. Bu doğa harikası şehir artık yorgun ve hüzünlü. Hala doğal yapısını koruyan belki dünyanın nadir kentlerinden "Hasankeyf" Ilısu Barajı gölünde intihar edeceği günü bekliyor. Belki de "insanlığın ayıplarını" örtmek için.

Binlerce yılın ihtişamını, binlerce mağarasıyla anıt ve eserleriyle bugüne taşıyan Antik belde Hasankeyf'in feryadına kulak verelim. Her şeyini beraber paylaştığı Dicle'nin kendisini yutacağını duymak onu kahrediyor. Dicle onu yutmadan o intiharı düşünüyor bir ölüm sessizliğinde.

Hasankeyf artık şu veya bu uygarlığın malı olmaktan çıkmış; bir "dünya mirası" haline gelmiştir. Zaten Hasankeyf'in kurtarılması ve Ilısu Barajı inşaatının engellenmesi amacıyla sürdürülen kampanyaların dünyanın belli merkezlerinde görülmesi de bunu gösteriyor.
Hasankeyf'in, yani bir başka deyişle, bin yıllık tarihi eserlerin, salt "kalkınma" veya "enerji" kaygısıyla yok edilmesine karşı çıkalım ve ülkemizin genel olarak tarihi ve doğal değerlerinin korunması için sürdürülen tüm etkinliklere destek verelim...
Şimdi bize düşen bu koca şehri tüm hatıraları ile yaşatmak. Zaman sorumluluklarımızı kuşanma zamanı, Barajdan vazgeçmediğimiz gibi, Hasankeyf'ten de vazgeçmeden.

Hasankeyf’e gidip de, görmeden gelmek istemeyeceğiniz mekanlar;
* KALE
* KÖPRÜ
* EL-RIZK CAMİİ
* SULTAN SÜLEYMAN CAMİİ .
* KOÇ CAMİİ
* ZEYNEL BEY TÜRBESİ
* KALEDEKİ ULU CAMİ
* KÜÇÜK SARAY
* BÜYÜK SARAY

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Davet

Şimdi Bize Düşen Hasenkeyf'e Gitmek Diyenler, Davetlisiniz... Hasankeyf'e otuz km. uzaktalıktayım.
Birkaç yıldızlı oteller yerine yıldızsız evimde konaklayabilirsiniz, üstelik size rehberlik de ederim. Görmek isteyenler toparlanın ve gelin, hem tanış oluruz, hem Hasankeyf'i görmüş oluruz.
Çayları koydum... beklerim.

Hasankeyf'ten geçmek!

Geçtiğimiz yıl Nisan ayında Midyat'a giderken, yolum Hasankeyf'ten geçti. Batman Havalimanı'ndan beni alan ticari taksiyle seyrederken dalıp gitmiştim öylece. Birden gözüme takılan bir görüntüyle irkildim. Önce düş gördüğümü sandım, sonra gözlerimi ovuşturup bakınca... Evet, Hasankeyf az ileride işte. Müthiş bir heyecan kapladı içimi, sonra ağır bir hüzün çöktü.

Hasankeyf nedense bana acıklı bir türkü gibi gelir hep. Kavuşma sevinci ve ayrılma acısının aynı derecede insanın içini yaktığı o doğu türküleri gibi, söylendikçe size acı veren, acı çektikçe mutlu olduğunuz o türküler!

Hasankeyf'e, içime oturan o karanlık hüzünle dalıp gittim. İzledim ve içime çektim havasını! Şoför anlatmaya başlayınca o ezbere turistik bilgileri, "Sus!" dedim, "Lütfen sus!" Burası birkaç yıla kalmaz suların altında kalacak, öyküsünü bilsem ne olur, bilmesem ne!

Hava kararmak üzereydi. Hüzünlü bir türkü eşliğinde güneşin doğduğu yere gitmek için yola koyulduk. Güneşin doğduğu yere gittikçe havanın kararması, karanlığın çökmesi ne kadar da ilginç geliyor düşündükçe!

Ve birkaç dakika sonra Midyat'taydık. O gün Midyat'ın tek iki yıldızlı otelinde konaklayıp, ertesi gün ömrümün en egzantrik gezisine çıktım. Tekbaşımaydım, önce süryanilerin olduğu bir köye gittim, sonra da süryanilerle müslümanların kardeş kardeşe yaşadığı başka bir köye.

Midyat evleri dışardan bakıldığında birer taş yığını gibi gelir insana, ruhsuz ve soğuk... Ama ayağınızı içeriye attığınızda apayrı bir hayat karşılar sizi.

Sonra Mardin'e gittim. Ve bir yıl geçtiği halde hâlâ Mardin'den dönmemiş gibiyim. Ruhum ve kalbim orada!

Gündüz mezarlık, gece gerdanlık!

Gitmeyenlere bir öneri: Eğer hâlâ gitmediyseniz Hasankeyf'e gidin. Eğer hâlâ gitmediyseniz Midyat'a gidin. Eğer hâlâ gitmediyseniz Mardin'e gidin. Ve mutlu olmak istiyorsanız da, gelirken yüreğinizi orada bırakıp öyle gelin!

seyhan sevinç

hasankeyf

hasankeyf güneydoğunun efes'i mi? peki efes'te kaç cami türbe kervansaray varmış ki...

ve gale yevmün asibün

Orası aşikar... Ama...

Orası aşikar... Ama her bölgenin bir hatırı sayılır mekanı vardır. Egenin ki de efestir... Bunu burada söyleme amacım güneydoğunun da hatırı sayılır mekanının HASANKEYF olduğu... Teşbihte hata varsa özür dilerim... SELAMETLE

Gölgeler Dergisi

Bu yazıya MGV KONYA İLETİŞİM FAKÜLTESİ ÖĞRENCİLERİ nin çıkardığı "Gölgeler" isimli dergiden de ulaşabilirsiniz.

Duyrulur...